#Vatan🇹🇷🇹🇷🇹🇷
#Yardımistenmeyeceğitaahhütedilmiştir🇹🇷🇹🇷🇹🇷
#BalkanGöçmenleri🇹🇷🇹🇷🇹🇷
"Yardım istemeyeceği taahhüt edilmiştir."
Ne acı değil mi..
Herşeyinizi Vatan için bir kenara atmak,sadece çolugunuzla,çocuğunuzla bilinmeyene,hem de anavatanınız size yardım etmeyeceğini size
Aliyev’den sert açıklamalar sürüyor
- Azerbaycan’da herhangi bir iç riskimiz bulunmuyor. Potansiyel risklerin tamamı sınırlarımızın dışından kaynaklanıyor.
- İdeolojik riskler de fiziksel riskler kadar tehlikelidir. Bu nedenle her zaman tetikte olmalı; kimliğimizi, devlet yapımızı, bağımsızlığımızı ve yaşam tarzımızı korumaya büyük bir bağlılık göstermeliyiz.
- Çifte standart, birilerinin size nasıl yaşamanız gerektiğini öğretmeye çalışmasıdır.
- Oysa bunu yapmadan önce aynaya bakmalı ve kendinize şu soruyu sormalısınız: Başkasına akıl vermeye, bağımsız bir ülkeye nasıl yaşaması gerektiğini, ne yapıp ne yapmaması gerektiğini dikte etmeye gerçekten ahlaki hakkınız var mı
- Biz bunu hiçbir zaman yapmıyoruz. Dikkatimizi kendi iç işlerimize yöneltiyoruz. Başka ülkelerde yaşananlar, o ülkelerin halklarını ilgilendiren meselelerdir. Bu bizim işimiz değildir. Biz de kendimize karşı aynı yaklaşımın gösterilmesini bekliyoruz ve bunu sağlamayı başarıyoruz.
- Herhangi bir saygısızlık belirtisi, temelsiz üstünlük duygusunun her türlü tezahürü ve birilerinin bize bir şeyler dikte edebileceğine ilişkin yersiz düşünceler, tarafımızdan dirençle ve son derece kararlı bir tutumla karşılanmıştır ve bundan sonra da aynı şekilde karşılanacaktır.
- Uluslararası toplumun uluslararası davranışın bu temel kuralları üzerinde uzlaşması hâlinde çatışmaların ve sorunların sayısının azalacağını, karşılıklı iş birliğinin ise genişleyeceğini düşünüyorum.
- Biz en azından meseleye böyle yaklaşıyoruz. Ayrıca size daha kapsamlı bir fikir vermek amacıyla şunu da belirtmek isterim: Azerbaycan’ın bu 35 yıl boyunca elde ettiği bütün başarılar, Azerbaycan halkının kendi emeği sayesinde mümkün olmuştur. Hiçbir uluslararası yardım almadık. Yıkımdan, işgalden ve yaygın yoksulluktan ilerlemeye, kalkınmaya ve başarılara uzanan bir yol katettik.
- Bugün Azerbaycan’ın dış politikasına, ekonomik göstergelerine, küresel enerji ve ulaşım piyasalarındaki rolüne bakarsanız, ülkemizin öneminin son derece hızlı bir şekilde arttığını görürsünüz.
- Azerbaycan, birçok durumda istikrarsız bir bölgede istikrarın dayanağı olarak kabul edilmektedir. Aynı zamanda bağımsız politikamız ülkemize büyük saygınlık kazandırmıştır.
- Size yalnızca birkaç örnek vermek isterim. Uluslararası temaslarımız, uluslararası toplumun güvenilir ve saygın bir üyesi olduğumuzu gerçekten ortaya koyabildiğimizi göstermektedir.
- Artık iki süper güçle stratejik ortaklık ilişkilerimiz bulunmaktadır. 2025 yılında Azerbaycan ile Çin arasında Kapsamlı Stratejik Ortaklık Bildirisi imzalanmıştır.
- Çin ile söz konusu bildiri nisan ayında imzalanırken, Ağustos 2025’te Amerika Birleşik Devletleri ile Stratejik Şart imzalanmıştır. Böylece Azerbaycan, iki süper güçle stratejik ortaklık formatına sahiptir.
- Avrupa Birliği’nin 10 üye ülkesiyle de stratejik ortaklık bildirimiz veya anlaşmamız bulunmaktadır.
- Gelecek yıl İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi’ne ev sahipliği yapacağız ve yaklaşık 60 ülkeyi bir araya getiren bu saygın uluslararası kuruluşun dönem başkanlığını üstleneceğiz. Bunu, politikamıza, dinimize, geleneklerimize ve değerlerimize duyulan saygının bir göstergesi olarak değerlendiriyoruz.
- Azerbaycan toplumu, çok kültürlülük anlayışına dayanan devlet politikası ve duvarlar değil köprüler kurma yaklaşımı, gerçekten de bu önemli gelişmelerin önünü açmıştır.
- Haritaya baktığınızda Azerbaycan’ı devre dışı bırakmanın ne kadar zor olduğunu görürsünüz. Özellikle altyapıyı, yatırımları, modern ulaşım ağlarını ve siyasi altyapıyı da hesaba kattığınızda bu durum daha açık biçimde ortaya çıkar. Çünkü bağlantısallık alanında herhangi bir rol üstlenebilmek için komşularınızla ve komşularınızın komşularıyla iyi ilişkilere sahip olmanız gerekir. Biz de bunu başardık.
https://t.co/jlvodleuEZ
Bir kuzgun hasta hissettiğinde, bir karıncayuvağına gider ve onu bilerek rahatsız eder.
Karıncalar sinirlenir ve kuzgun üzerine tırmanmaya başlar.
Ama karga kıpırdamaz; hareketsiz kalır, kanatlarını açık tutar. +
Şöyle bir etrafınıza bakın. Mutfakta, çamaşır odasında ya da evlilik hazırlığı yapan bir yakınınızın çeyiz listesinde... Türkiye’de her üç evden ikisinin kapısından içeri girmiş, sanayimizin bayrak taşıyıcılarından kabul ettiğimiz bir dev var: Arçelik.
Geçenlerde şirket son bilançosunu açıkladı: Tam 6,2 milyar TL net zarar!
Manşeti okuyan çoğu kişi "Kriz var, millet ürün almıyor, satışlar çöktü" ezberini tekrarlayıp geçiyor. Oysa bilançonun detaylarına indiğimizde karşımıza bambaşka bir gerçek çıkıyor:
Arçelik satamıyor değil; sattığını finanse edemiyor
Arçelik’in bilançosunda 6,2 milyar lira zararı gören çoğu kişi, fabrikaların durduğunu veya hiç mal satılamadığını sandı. Oysa işin aslı tam tersi.
Bu durumu dev bir mahalle mağazası gibi düşünün:Mağazanın kapısı vızır vızır işliyor, kasaya sadece 3 ayda 139 milyar lira para giriyor. Yani satış tarafında devasa bir hacim var. Ancak sorun şu ki; o devasa satıştan çalışanların maaşı, hammadde ve fabrika giderleri çıktıktan sonra dükkanın ana işinden elinde kalan kar, geçen yıla göre yarı yarıya erimiş durumda.
Dükkanın kendi karı zaten erirken, arkada bekleyen çok daha büyük bir dert var: Bankalardan alınan devasa borçların faizi.
Nitekim şirketin resmi bilançosu da bunu doğruluyor: Arçelik, ürettiği malın satışından 5,8 milyar lira operasyonel kar elde etmesine rağmen; tek bir çeyrekte tam 9,5 milyar lira net finansman gideri (faiz ve kur yükü) ödemek zorunda kaldı. Yani dükkanın tezgahı çalışıyor, kasaya para giriyor; ancak kazandığı karı, banka faizleri saniyeler içinde yutuyor.
Şu an şirketin toplam net borcu 218 milyar lirayı aşmış durumda. Bu da demektir ki; ortada çalışmayan bir fabrika yok, kazandığı kardan çok daha fazlasını borç faizine yediren devasa bir çark var.
Karsız büyümek: Tüketici alıyor ama üreticiye neden kar kalmıyor?
İşin en ilginç tarafı ise Türkiye'deki tüketici davranışı.
Şirket verilerine göre Arçelik’in Türkiye’deki beyaz eşya satış adetleri %16 büyüdü.
Peki, satılan ürün adedi %16 artarken şirketin kasasına giren para ne olmuş? %4,5 azalmış!
Tüketici beyaz eşyadan vazgeçmedi. Sadece bir alt rafa indi.
Dün üst segment makine alan müşteri bugün en ucuz modele yöneliyor. Çamaşır makinesi bozulan adam alımı erteleyemiyor ama şirkete kar bırakmayan en temel ürünü seçiyor.
Sonuç mu? Fabrikadan çıkan ürün sayısı artıyor ama şirketin cebine kalan kar küçülüyor. Tüketici tüketmeye devam ediyor; ancak mevcut şartlar altında bu tüketim üreticiye kar bırakmıyor.
Borçla alınan Avrupa ve Çin fırtınası
Arçelik, Whirlpool’un Avrupa operasyonlarını devralıp Beko Europe’u kurarken amacı şuydu: "Ölçek büyütelim, küresel devlerle yarışalım."
Stratejik açıdan anlamlı görünen bu hamlenin zamanlaması, küresel faizlerin zirve yaptığı döneme denk geldi. Böylece 218 milyar TL'yi aşan borç yükü, paranın en pahalı olduğu dönemde bilançoya taşınmış oldu.
Üstelik Arçelik'in karşısındaki rakip artık yerel üreticiler değil. Ölçek, maliyet ve fiyat avantajıyla Avrupa pazarını zorlayan Çinli üreticiler. Haier, Midea, Hisense gibi devler ucuz fiyat politikasıyla Avrupa pazarını silip süpürüyor. Batılı devler bile Asya maliyetleri karşısında zorlanıyor. Nitekim İsveçli dev Electrolux bile Avrupa’daki bu fırtınaya dayanamayıp İtalya’da işçi çıkarmaya başladı, bazı hatlarını Çinli üreticilere devretti. Dolayısıyla ortaya çıkan tabloyu yalnızca Arçelik'e özgü bir sorun olarak okumak eksik kalır. Benzer baskılar Electrolux gibi Avrupalı üreticilere kadar dayanıklı tüketim sektörünün önemli oyuncularında da hissediliyor.
Peki bundan sonra ne belirleyici olacak?
Arçelik açısından asıl belirleyici olacak konu satış hacmi değil.
Arçelik'in bugün yaşadığı sıkışıklık aslında modern bilançoların en temel gerçeğini hatırlatıyor: Şirketler yalnızca ürünleriyle değil, bilançolarıyla da rekabet ediyor. Güçlü satış rakamları, yüksek finansman maliyetleri altında tek başına yeterli olmayabiliyor.
Borç yükünün hangi hızla azaltılacağı, Avrupa operasyonlarının ne kadar hızlı entegre edileceği ve finansman maliyetlerinin ne ölçüde gerileyeceği olacak.
Şirketin önündeki en büyük sınav ise 218 milyar TL'yi aşan borç yükünü, yüksek faiz ortamında yönetebilmek.
Çünkü mevcut tabloda temel sorun yalnızca talep eksikliği değil, bilançonun taşıdığı yük.
Önümüzdeki dönemde belirleyici olacak unsur kaç adet buzdolabı satıldığı değil, yaratılan nakdin ne kadarının borç yükünü hafifletmeye ayrılabildiği olacak.
Bu sadece Arçelik'in hikayesi değil
Arçelik’in bilançosunda görülen 6,2 milyar liralık zarar, tek başına iç pazardaki talep dinamikleriyle ya da sadece "kötü yönetim" söylemiyle açıklanamaz.
Bu zarar; yüksek faizle, yüksek borçla çarklarını döndürmeye çalışan tüm Türk sanayisinin özetidir.
Fabrikalar çalışıyor. Üretim ve satış devam ediyor. Ama üretilen karın neredeyse tamamı üreticiye değil, finansman maliyetlerine ve banka faizlerine gidiyor.
Şirket hem ana işindeki karlılığın erimesiyle yüzleşiyor hem de devasa borç yükünün altında eziliyor.
Sorun, borcun ve paranın maliyeti.
Arçelik'in bilançosu tek bir şirketin karnesi değil. Türkiye sanayisinin MR görüntüsü.
Ve o görüntü bize üretim sorununu göstermiyor.
Finansman sorununu gösteriyor.
#Arçelik #ARCLK
Mehmet Ali Aydınlar ve Hakan Safi arasında muazzam bir seçim yarışı izleyecektik, ama Fenerbahçe başkanlığı Alex De Souza’nin efsanevi performansı sayesinde devam eden bir bunak adam araya girip Fenerbahçe’nin bir senesini daha yerle bir etti.
Yedeğimiz Lewa olmasın tartışmalarından gelinen nokta orta saha da bartug mu, mert hakan mı oynasın a oy veren 17 bin namussuz Fenerbahçe yi bir sene daha hasret gemisine hapsetti.
Fenerbahçe bitti, emeği geçen herkesin anasını s2m..
Kurtlar vadisi editiyle, puro yakmakla kimse lider olmaz. Lider dediğin böyle olur!
azizin korkudan gelemediği Rams Park'ı Ali Koç tek başına basmıştı. başkanları tuvalete kaçmıştı hocaları soyunma odasına :)
“CAS DAVASI ÇEKENLER HESABINI VERSİNLER!”
“CAS davası çekilmeseydi çok şey değişecekti. Çok! O yüzden zorla çektirdiler! Çekenler açıklama yapmak zorunda. Fenerbahçe yöneticisi Batuhan Özdemir babasından rica etsin. Nihat Özdemir bize bir açıklasın. Hani Fenerbahçe'ye bir daha UEFA'dan ceza gelmeyecekti, CAS davasını çekmesi karşılığında! Ama ceza geldi. İkinci kez ceza geldi. Fenerbahçe Başkanı sesini çıkarmadı. Hiçbir şey söylemedi. Gidip Ankara'ya, ‘Bir dakika, bize böyle dememiştiniz. Biz davamızı çektik. Hani bir daha ceza almayacaktık. Bize destek olmayacak mısınız? Aramayacak mısınız Platini'yi, Infantino'yu?’ demedi. Dediyse anlatsın, bilelim..”
Tamam muz kralı (çikitacı mahmut) @hbkhbk haydi 5 kişi birleşip 70 milyon euro'yu toplayın. Topladığınız parayla Maltepe tesislerini bitirin.
Hani uçup kaçıyordunuz ya, şimdi bakıyoruz da ortada yoksunuz.
Hakan Safi’yi başkan Maldini’yi futbol aklı olarak seçmeyip Aziz Yıldırım’ı başkan Oğuz Çetin’i de futbol aklı seçen 17.245 kongre üyesi üzülsün ben ne üzüleceğim amk.
Yaşım 46.. İzlediğim en kötü F.Bahçe kadro kurgusu, en kötü teknik direktör hazırlığı, en kötü yönetimi.. Oy veren 17 bin süperzeki kongre üyesine sevgilerimle..
Sadece bu video yeterliydi halbuki, neye dönüştüğünü anlamanız için ama bile bile görmediniz! Şimdi Kadıköy’ü de Nihat dostunuzun servetine servet katmak için peşkeş çekin, siz sağ biz selamet!
Bugün Genel Kurul salonunda Av. Atakan Selanik isminde bir rüzgar esti. Adını yazın. İleride sık duyacaksınız. Bir gün İstanbul Barosunun Başkanlığı dışında başka seçimlerde de karşılaşabilirsiniz. Arkadaşlarımla bana 15 yıl önceki hal ve enerjimizi hatırlattı. Rumeli Türkü böyledir. Konuştu mu lafı eğip bükmez. Öyle ufak tefek dokunuşlarda bulunmaz! Nasıl ki Kocasakal konuşmasında İbrahim Kaboğlu’nun içinden geçti hemen üzerine kürsüye çıkan vatansever meslektaşımız da Kaboğlu’na dönüp; Türk avukatlardan özür dileyeceksiniz diye çıkıştı. Devamında “Bizim tavrımız net: PKK, bir terör örgütüdür. PKK eli kanlı, Apo bebek katilidir.”dedi. Yolun açık olsun meslektaşım 🇹🇷 @avatakanselanik
Sn Vekilim,
Saadettin Hocanın kızı bir üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışan başı açık oldukça modern giyinen, insan ilişkileri sıfır, eşinden ayrılmış özgürlüğüne düşkün bir bayandı. Yani Erdoğan'ın kriterlerine hiç uymuyordu. Birden tesettüre girdi ve üst düzey bürokrat oldu... Diğer iki erkek kardeşi de hızla sınıf atladılar.
El değil, etek öperek bu hale geldiler. Bu ilim sahibi bir insanın hikayesi... at izi_ it izi meselesi....
Fenerbahçe’nin yeni stadıyla birlikte elde edeceği ayrıcalıklar;
✅ yıllık stat geliri, 80 milyon dolardan 200 milyon dolara çıkacak
✅araç otopark kapasitesi 1000’den 10 bine yükselecek
✅stat etrafında işletmesi Fenerbahçe’ye ait otel tahsis edilecek
✅Stat kapasitesi 50 binden 75 bine yükselecek.
✅Loca Sayısı 87’den 300’e yükselecek.
İskoç tarihçi Norman Stone, 1915 ile 1922 yılları arasında meydana gelen olayların Ermeni çetelerinin suçu olduğunu savunan ve bu grupların işlediği katliamlara dikkat çeken bir tarihçi olarak, Türklerin propaganda konusunda ne kadar yetersiz olduğunu şöyle tarif ediyor.
"Propagandada beceriksizsiniz ve propaganda becerisinden yoksun insanlar için üzülüyorum —çünkü bu, yalan söyleme yeteneğine sahip olmadıklarını gösteriyor."
"Bakın; Batı kamuoyu, Kıbrıs konusunda Türklerin haksız olduğuna inanmaya başladı. Oysa sahada bulunan herkes, durumun tam tersi olduğunu bilir."
Stad konusu şu şekilde gelişiyor. Hatırlayalım lütfen (hafıza sen ne güzel şeysin);
1- Aziz Yıldırım stadı yerinde yenileyeceğini hatta bu Mayıs’a yetişeceğini kongre öncesi dile getiriyor. Hakan Safi “imkanı yok yetişmez ancak seneye” diyor.
2- Aziz Yıldırım “stadı ben yaptım yine ben yaparım” diyor ve ilk kez oy kullanan 9.000 (dokuz bin) üyenin oylarının büyük katkısı ile başkan oluyor.
3- Sonra hemen stad projesine başlanıyor❗️
Divanlarda konuşuluyor, “sağolsun Nihat Özbağı arkadaşımız masrafı üstlenecek” deniliyor ve divanda Nihat bey alkışlatılıyor ❗️
Sonra Nihat bey “ben proje masrafını üstleneceğim ne diyorsunuz siz kardeşim” minvalinde açıklama bile yapıyor ❗️
4- İzinler alındı deniliyor. Ankara’ya gidip geliniyor, proje onaylatıldı deniliyor ❗️❗️❗️
5- Sonra medyadaki troller ve “küçük Alaattin Metin” ler ile Maltepe stadı promosyonu alttan alta yapılmaya başlanıyor.
6- Bunca Ankara gidiş gelişinde devlet, yöneticilere hiç Maltepe’de yapılacak stadtan bahsetmiyor ❗️
“Yahu ne yenilemesi biz size Maltepe’de cillop gibi stad yapacağız” demiyor devlet. Hatta yerinde yenileme projesini onaylıyor ❗️❓
Nedense devlet bunu Fenerbahçe’den gizleyerek yapıyor ❓ (İnanana elimdeki köprülerden birini satabilirim)
Neden?
Devlet Fenerbahçe’den mi çekiniyor❓
Hayır, bunu eminim açıkyüreklilikle de Aziz beyle paylaşıyorlar.
O “aman şimdi sırası değil, biraz daha pişirelim. Zamanı gelince ben konuşur ikna ederim. Ben neticede Fenerbahçe’nin kendisi değil miyim” demediyse ne’yim ❓❗️
İspat edemem ama kesin böyledir.
7- Projeler çiziliyor hatta 3D animasyon stad videoları hazırlanıyor. Elde tutuluyor. O gün bekleniyor ❗️
8- Belki de Fenerbahçe stadının yerine yapılacak proje de hazır. Belki değil yine bence kesin hazır da ispat edemem tabii ki.
Hatta belki de parası bile alındı, alınmak üzere anlaşıldı.
Kim bilir? “Ben Fenerbahçe’nin kendisiyim” bilir ancak ❗️
9- Dün divanda “o gün” geliyor ve aylardır kopan fırtınalara karşı susan; Mhk, Tff, Gs yöneticilerinin mahkemeleri, Lütfi vs konularında çıt çıkarmayan “Fenerbahçe’nin kendisi” kürsüye çıkıyor ve tek bir gündem veriyor camiaya “stadın taşınması” ❗️
10- Hemen konuşmanın ertesinde operasyon kanalı Oda TV ve diğer troll hesaplardan hazırlanan “muhteşem Maltepe projesi” servis edilmeye başlanıyor.
Neredeyse “Fenerbahçe’yi kurtarıyoruz o Kadıköy çöplüğünden” havası yayılmaya başlanıyor ❗️
11- Derbi öncesi Fenerbahçeliler yine karpuz gibi ikiye yarılıyorlar; Kadıköybahçeliler vs. Maltepebahçeliler.
Bunu da kim yapıyor ?
“Ben Fenerbahçe’nin kendisiyim” yapıyor ❗️
Halbuki aylardır bu konu medeni medeni, dışarıdan enjekte edilmeden camia içinde konuşulabilir ve tartışılabilirdi.
Ben buna varım.
Her konu konuşulmalı, tartışılmalı.
Yazan, söyleyen de benim.
Ama bu yolla değil ❗️
Yol olarak bu seçildiğinde herkesin kafalar karışıyor.
Herkes başlıyor delirmeye.
Gs maçı öncesi hem de ❗️
Bugün bu gündemi medyadan birisi açsa anında linçlenirdi.
Konuyu açan “Ben Fenerbahçe’nin kendisiyim” olunca iş buralara geliyor.
Sen “Fenerbahçe’nin kendisi falan değilsin” ❗️
Senden dönememek üzere kurtulduğu gün;
“Fenerbahçe’nin kurtuluş günüdür” ❗️❗️❗️
@Fenerbahce
📌 Emir verememiş yatırımcılar hocam niye PBLK'lıları savunuyorsunuz diye mesaj atıyor.
👉 Ben 15 Ekim'de attığım tweette herkesin Anapara+TÜFE şeklinde paralarını almasını gerektiğini söyledim. Bu olayda kimse zarar görmemeli. Çünkü denetleyici kurumların çok büyük ihmalkarlığı var. Hatta anapara ödemelerinin nasıl olacağını kendimce yöntemini de açıkladım.
📌 Takasın kesinliği ilkesini neden savunuyorum?
👉 Bu ilkeyi bir başka kanunla iptal edersek (ki iptal ettik) sermaye piyasalarına güven sıfıra iner. Yatırımcı gelmez. Uzun vadede bunun cezasını çok çekeriz.
👉 Çünkü "Takasın Kesinliği İlkesini" sermaye piyasalarının omurgasıdır.
👉 Kanunlar menfaate göre değiştirilmemelidir. Hukukun evrensel ilkelerine göre kanunlar; genel, objektif ve sürekli olmak zorundadır.