Deniz Zeyrek: “Suudi Arabistan ile Türkiye arasında imzalanan bir anlaşma metni onay için TBMM’ye sunuldu.
Suudilerle imzalanan bu anlaşma “yatırım teşviki” değil, düpedüz kapitülasyon gibi “ayrıcalıklı yatırım” içeriyor.
Anlaşma gereğince Suudiler Sivas’ta ve Karaman’dan güneş enerjisi santrali kuracak. Türkiye de bu yatırım karşılığında Suudilere şu avantajları sunacak:
• Vergi muafiyeti: Yatırımın tüm maliyet kalemleri vergiden arındırılmış. Yani herhangi bir teşvik belgesi dahi almadan çok geniş bir vergi muafiyeti sağlanacak.
Kurumlar, Gümrük Vergisi, KDV, ÖTV tamamen muaf olacak. Yurt içi alımlarda dahi KDV muafiyetinden yararlanacak. KDV indirimi için 10 yıl süre sınırı yok. Yatırımcı damga vergisi de ödemeyecek.
• İhracat/İthalat serbestisi: Her türlü ekipman ve malzeme için ithalat, ihracat, yeniden ihracat hakkı tanınmış. Gümrük rejimi açısından neredeyse serbest bölgeye yakın bir esneklik verilmiş.
• Bütün işlemleri devlet yerine getirecek: Yatırımcı kamulaştırma, imar, izin süreçleriyle uğraşmayacak. Bizim devlet araziyi hazırlayacak, mevzuatın gerektirdiği bütün işlemleri tamamlayacak, araziyi yatırımcıya inşaata hazır halde teslim edecek.
• Alım garantisi: Türkiye, 30 yıl boyunca o santrallarda üretilecek enerjiyi alma garantisi verecek. İki santraldan da ilk beş yıl boyunca 47,5 euro/MWh, beş yıldan sonra ise 23,415 euro/MWh -KDV hariç- fiyatla alım yapılacak. Suudi şirketlere ödemeler euro olarak yapılacak. Yatırımcının kur riski olmayacak, piyasa riski olmayacak, talep riski olmayacak. Yatırım adeta “risksiz getiri modeli” olacak.
• Yabancı istihdamı: Suudiler bu santrallarda yabancı personel çalıştıracak.
• Uluslararası tahkim avantajı: Yatırım, Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi (ICSID) Sözleşmesi kapsamında hayata geçirilecek. Yani Türkiye’yle Suudi şirketler arasında bir anlaşmazlık yaşanırsa sorun uyuşmazlıkların tarafsız bir tahkim yerinde uluslararası tahkim yoluyla çözümü sağlanacak.
Şimdi gelin kritik bir soru soralım; Türk yatırımcı aynı avantajlara sahip mi?
Maalesef değil.
Suudilere sunulan avantajlar, Türkiye’deki üreticilerin rekabet gücünü de bitiriyor. Yerli yatırımcı dezavantajlı hale geliyor.
Türk yatırımcılar ticari riskleri yüklenirken Suudi yatırımcı devlet garantili getiri sahibi oluyor.”
@muratagirel Yaa siyaset böyle yapılıyor zaten ,insanlar cumhurbaşkanlığı adaylığını hedefliyor bunun için çalışıyor,buna nasıl örgüt falan denir ,ne garip bir suçlama
SESİMİZİ DUYAN YOK MU?
Başta Ankara halkı olmak üzere tüm Türkiye’ye çağrımızdır. Ekmeğimize, onurumuza, geleceğimize dönük bu saldırılar karşısında sessiz kalmayın. Biz çok konuştuk, çok direndik, çok yürüdük. Artık sesimizi duyun, isyanımıza ortak olun.
Tüm Türkiye’yi alanlara, sesimizi yükseltmeye çağırıyoruz!
#MadencininEliniTut #HakkımıVerDorukMadencilik
📍AKP ve Erdoğan’ı defalarca yendiği için cezaevinde tutulan Ekrem İmamoğlu’nun bugünki duruşmada söylediği tarihe geçen cümleleri sizler için özetledim:
— Benim helal bir diplomam var, gösteremeyeceğim bir üniversite arkadaşım yok!
— Ben üniversite arkadaşlarımla stadyum doldururum başkası tavla oynanacak birini bile bulamaz!
— Öfkem çok büyük sayın hakim. Öfkem artık saklanamaz bir vaziyette!
— Bir tane AK Partili belediyeyle ilgili hiç mi soruşturma olmaz?
— Bu ülkede artık adalet, 'istediğimizi vermezsen seni aylarca tutuklu yargılarız' şeklinde yapılıyor!
— Size soruyorum. Biz mi suç örgütüyüz, yoksa her davayı aynı bilirkişi ve aynı savcılarla kurgulayıp, sonra o isimleri ödüllendiren sistem mi suç işliyor?
— 1.5 milyar TL bir duruşuma salonu için harcanmış. Buna bu para harcanır mı? Bunu ancak gayrimenkule meraklı bir yargı mensubu akıl edebilir!
— Savcı sorguda bana 'Ekrem Başkan, kusura bakmayın, yarın siz Cumhurbaşkanı olursunuz. O zaman da siz bizi yargılarsınız' dedi.
— Ben de kendisine çok net bir şekilde şu cevabı verdim: 'Neden yargılanacağınızı düşünüyorsunuz? Suç mu işliyorsunuz? Siz kim, biz kim? Neyin tarafıyız? Biz bu ülkeye adalet gelsin diye mücadele ediyoruz. Bu düşünce bile başlı başına bir sorun! Ülkeye artık adalet gelmeli!
Sadece okuyup geçmeyin, bizler için bedel ödeyen bu insanın her cümlesini her yerde paylaşın.
EKREM İMAMOĞLU’NA ÖZGÜRLÜK!
Anlatılana göre, okula gelen müfettişler ilkokul dördüncü sınıftan liseye kadar her sınıftan ikişer öğrenci seçti. Çocuklar sırayla kütüphaneye götürüldü. Müfettişler çocuklara üçer soru sordu: “Din dersinde ders işleniyor mu”, “Din yerine başka bir ders yapılıyor mu”... En ilginci; “Derste cumhurbaşkanına hakaret ediliyor mu”diye sordu...
https://t.co/YqaX6jV2Oh
Bugün 196. kez Vera ile birlikte Tayfun’u cam ardından 1 saat görmek için Silivri’deydik.
Tayfun’un alnındaki kabuk tutmuş yarık yaralarına, kemikleri çatlamış eline dokunamadık bile…
Tüm kamuoyu ile paylaşmak isterim;
Adli Tıp Kurumu yetkisi gereği kişilerin adil yargılanıp yargılanmadığı ile ilgilenmez;
hukuken gerçek suçlular haklarında verilmiş cezaları sağlık koşullarından bağımsız olarak hayatlarının son günlerine kadar çekmek zorundadır.
Adli Tıp Kurumu ancak ve ancak hayatlarını tek başına sürdüremeyecek ve son günlerini yaşayan kişiler hakkında onlara refakat edecek yakınları cezaevine alınamayacağı için tahliye ile infaz erteleme kararı vermektedir. Bu koşulda dahi kişiler iyileşmeleri halinde cezaevine geri dönerek infazları devam etmektedir.
Bu nedenle, Adli Tıp Kurumu’na herhangi bir başvurumuz yok ve olmayacak.
Evet, Tayfun 22 senedir Multiple Skleroz hastası ve şu anda hastalığı akut atak döneminde;
ancak Tayfun Allah’a çok şükür ki ölüm döşeğinde değil ve ömrünün son günlerine kadar cezaevinde kalması gereken azılı bir suçlu değil.
Anayasa Mahkemesi kararı ile hukuken de tescillendiği üzere Tayfun adil yargılanmamış, suçlu olduğuna dair hakkında en ufak bir delil olmayan masum bir insan ancak dahası bu insan MS hastası.
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti ise ve Anayasamız yürürlülükte ise olması gereken;
ikinci AYM başvurumuzun ivedilikle karara bağlanması, derece mahkemesinin Anayasa’ya uyması, Tayfun’un yeniden ve bu kez adil yargılanmak üzere tahliye edilerek tedavisinin de hastane ve ev koşullarında sağlanmasıdır.
Neredeyse 4 senedir eline bir çakıl taşı alıp kimseye fırlatmamış masum bir insan ailesinden, ilk ve tek çocuğundan mahrum, sağlığı ile de sınanır haldedir.
Başta tüm hukukçular, tüm siyasi parti genel başkanları ve TBMM çatısı altında görev yapan tüm milletvekillerine sesleniyorum;
Adalet istiyoruz.
Adaletten başka bir şey istemiyoruz.
Hayattan koparılan Atlas Çağlayan’ın annesi Gülhan Çağlayan’ı dinleyin.
Bu acı, yalnızca bir annenin değil; görmezden gelinen, denetimsiz bırakılan ve giderek çürüyen bir toplumun çığlığıdır.
Dizi ve filmlerde ahlak ve etik değerleri yok sayan;
mafya, çete, silah, şiddet ve çatışmayı olağanlaştıran,
emekle kazanılması mümkün olmayan lüks hayatları özendiren,
aşiret düzenini ve töre cinayetlerini meşrulaştıran yapımlar…
Bunları üreten yapımcılar kadar,
bunlara izin veren, denetlemeyen ve yayınlanmasını sürdüren kanallar da sorumludur.
Rap ile uzaktan yakından alakası olmamasına rağmen “Sözde rap” adı altında;
uyuşturucuyu, silahı, çeteyi, mafyayı, pornografiyi ve kültürsüzlüğü pazarlayan elektronik müzik pazarlamacıları ve bunları dillendiren sözde müzisyenler kadar,
bu içeriklere göz yuman, yaptırım uygulamayan kurumlar da sorumludur.
Sosyal medyada, özellikle TikTok’ta;
para ve etkileşim uğruna kurgulanmış saçma meydan okumalarla
şiddeti, zorbalığı ve akılsızlığı teşvik eden içerikler üretilirken,
bunları düzenlemekle yükümlü olanlar nerede?
Bu tablo yalnızca bireylerin değil;
yıllardır kültür, eğitim, medya ve dijital alanı siyasi politikalarla dizayn etmeye çalışan,
ancak bu tür yapıları görmezden gelen,
gerekli hukuki yaptırımları uygulamayan iktidarın da sorumluluğudur.
Denetlemeyen, korumayan, önlem almayan;
gençleri şiddetten, uyuşturucudan ve yozlaşmadan koruyamayan
bir dönem yaşıyoruz.
Dün Ahmet, bugün Atlas…
Hayatları daha başlamadan sona eren
bizim çocuklarımız.
Bugün Kartal’da Bölge Adliye Mahkemesi’nde görev başındaki bir kadın hâkim, erkek savcı Muhammed Çağatay Kılıçaraslan tarafından adliyenin içinde silahla vuruldu.
Bu saldırı münferit değildir.
Bu, erkek şiddetinin; cezasızlığın, koruma kararlarının uygulanmamasının ve kadınların yaşamını hiçe sayan politikaların sonucudur.
Kadınlar evde, sokakta, işyerinde, adliyede bile güvende değilse; ortada açık bir sistem sorunu vardır.
Fail yalnızca tetiği çeken erkek değildir. Fail, kadınları korumayan, şiddeti önlemeyen, İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçen Saray Rejimi’dir.
Ak Parti’nin kara düzeni!
Bu ülkede, on milyonlarca işçiye açlık sınırının altında asgari ücret vermeye utanmayanlar, bu zalimliği protesto eden gençleri tutuklamaktan da utanmıyor.
İstanbul Kadıköy’de asgari ücreti protesto ettiği için Gençlik Kolları üyemiz Bilge Kağan Şarbat tutuklandı.
Bu sene Boğaziçi Üniversitesi’ni kazanmış, henüz 19 yaşında pırıl pırıl bir evladımız, “kurtuluş yok tek başına” dediği ve işçi sınıfının hakkını savunduğu için hapse atıldı.
Kağan ve ailesi ile tutuklama kararından hemen sonra konuştum, sağlığı ve moralleri gayet iyi, biz de onun arkasında ailesinin yanında duracağız.
Bilinsin ki; artık bu millet susmaz.
Bu ülkenin gençleri de her yerde direnir ama asla teslim olmaz!!!
👉Sizde hiç mi insanlık yok?
📍MS hastası olduğu bilindiği halde, Ağustos 2024’te Tayfun Kahraman güneş altında bir cezaevi aracı içinde kelepçeleri sıkılı halde tam 23 dakika havalandırmasız bir şekilde bekletilerek son derece kötü bir muameleye maruz bırakılmıştı.
📍Bunun için verdiğim soru önergesine gelen yanıtta “sorumlular için soruşturma izninin verilmediği” ortaya çıkmıştı.
📍Kendisini son ziyaret ettiğimde “o günden beri kötü bir muameleye maruz kalmadığını” söylemişti.
👉Yine ne oldu?
👉MS atağı geçiren bir hastanın “dağıtım saatinin geçtiği gerekçesi ile ilacının verilmemesi” de ne demek oluyor?
👉Belli ki nöropatik ağrıları var. Siz MS atağı geçiren birinin ne kadar ciddi bir acı ve ağrı çektiğini biliyor musunuz?
👉Saat atlanmasının ağrıyı ne kadar şiddetlendireceğinden haberiniz var mı?
👉İlaçların gecikmesinin kalıcı hasarlara neden olabileceğinin farkında mısınız?
👉Bu korkunç uygulamayı Meclis gündemine taşıyor, sorumluların hesap vermesini istiyoruz!
Prof. Dr. Mustafa Öztürk yazdı: Giyside ikinci el pazarı
🧥 "Hızlı moda" dünyayı nasıl kirletiyor?
🌍 Sadece bir tişört üretmek bile neden gezegen için bu kadar ağır bir yük?
♻️ İkinci el giysi pazarı gerçekten iklim krizine çare olabilir mi?
💧 Gardırobunuzu sadeleştirerek ne kadar su ve karbon tasarrufu yapabilirsiniz?
https://t.co/rIF72wYN5y
Bugün herkesin #MehmetPehlivanYalnızDeğildir diyerek Mehmet’in özgürlüğünü talep etmesini rica ediyorum.
Sesimizi duymak zorundasın Sayın Bakan! @yilmaztunc
Mehmet’e iftira atan şahıs önce ödüllendirilip serbest bırakıldı, sonra “söylediklerinin %80i yalan” denilerek tekrar tutuklandı.
Tutuklanma haberini bile bir hafta geciktirdiler, çünkü halkın vereceği tepkiyi çok iyi biliyorlardı.
Gereken tepkiyi verelim.
Bugün hepimiz Mehmet olalım.
Hepimiz onun biricik kızının sesi olalım.
Bir babanın, bir avukatın, savunmanın sesi olalım.
#SavunmaSusturulamaz
"Canım canıyla birlikte…"
Tam 136 gündür, canparem oglum Mehmet, sadece iftiracı beyanlarıyla tutsak.
Etkin pişmanlıktan yararlanan iftiracının sözlerinin asılsız olduğu,
bizzat aynı savcılıkça kabul edilmişken, Mehmet hala özgürlüğünden mahrum.
Ama insan haklı olunca,
dört duvar arasında da olsa gözleri böyle güler,
böyle özgür bakar işte.
Savunmayı susturamayacaksınız.
Adalet er ya da geç yerini bulacak.
#MehmetPehlivanYalnızDeğildir
#SavunmaSusturulamaz