Kierkegaard’ın duası:
“Tanrım! Bana, kendime zulmetmemeyi öğret; derin düşünceler içinde boğulmama mâni ol; bana, inançla derin derin nefes almayı öğret!”
Neden ‘ölmeden önce yapılacaklar’ listeleri bu kadar rağbet görüyor? Neden seyahatler, yemekler, maceralar hasılı her türden ‘deneyim’ modern insanı bu kadar cezbediyor? Sosyolog Hartmut Rosa’nın açıklaması şöyle :
Modern dünya sonsuz sayıda “yapmaya değer” seçenek sunduğu için, yapmak istediklerimizle gerçekte yapabileceklerimiz arasında kapanması imkânsız bir uçurum oluşuyor. Hartmut Rosa’ya göre modern öncesi insanlar bu baskıyı hissetmiyordu; ölümden sonraki yaşama inandıkları için dünyevi hayat asıl bölüme geçmeden önceki kısa bir giriş sayılıyordu. Ayrıca tarihi değişmeyen ya da döngüsel bir şey olarak gördüklerinden, kendilerini insanlık dramında kendi rolünü oynayan sayısız insandan biri gibi hissediyor, “çağın fırsatlarını kaçırma” duygusunu hiç yaşamıyorlardı. Seküler modernlik bunu tersine çevirdi: öbür dünya inancı yerini ilerleme fikrine bırakınca, her şey bu tek hayattan en iyi şekilde yararlanmaya bağlandı ve insanlar kaçırdıkları geleceğin acısını bastırmak için hayatlarını deneyimle doldurmaya çalışır oldular.