Efendim ilk (belki de tek!) şiir kitabımı takdimimdir. Yılları var.. O beni bekledi ben onu. Ben onu seyrelttim o beni... Zor olanı ben yapmadım belki... Bir kelimeyi yontmak belki daha kolay bir işti.
https://t.co/VUxt6YI2XA
Bir ilk kitap için fazlasıyla öznel, çocuksu ve içten.. Belki birkaç kitabın öncüsü olacak. Ama büyük bir yazar olmayacağıma da göre dramatik veya sansasyonel bir ölümde kült olacak, en çok aranacak eserim de o olacak;) ne dedim ne yazdım hiç bilemedim
Bir ilk kitap için fazlasıyla öznel, çocuksu ve içten.. Belki birkaç kitabın öncüsü olacak. Ama büyük bir yazar olmayacağıma da göre dramatik veya sansasyonel bir ölümde kült olacak, en çok aranacak eserim de o olacak;) ne dedim ne yazdım hiç bilemedim
Bir ilk kitap için fazlasıyla öznel, çocuksu ve içten.. Belki birkaç kitabın öncüsü olacak. Ama büyük bir yazar olmayacağıma da göre dramatik veya sansasyonel bir ölümde kült olacak, en çok aranacak eserim de o olacak;) ne dedim ne yazdım hiç bilemedim
Bir ilk kitap için fazlasıyla öznel, çocuksu ve içten.. Belki birkaç kitabın öncüsü olacak. Ama kelli felli büyük bir yazar olmayacağıma da göre dramatik veya sansasyonel bir ölümde kült olacak ya en çok aranacak, anılacak eserim de bu olacak;) ne dedim ne yazdım, hiç bilemedim
@bilgili71223911 Sadece rumca, ermenice'den kalma değil türkçe'den de bozma bir "türkçe" kullanılır o yörede. Ama türkçe'den başka dil de bilinmez. Bunda bir maraz aranmamalı.Kutuz hoca örneği hem vakıfların işleyişi hem de bilinenin aksine o zamanki hocaların düşünce yapıları açısından önemlidir
"...ARTIK BU PROPAGANDAYA DAYANAMIYORUM.
Evet, İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasına sevindim. Filistinli tutukluların serbest bırakılmasına da sevindim. Ancak birkaç şeyi açıklığa kavuşturmak gerekiyor:
BİRİNCİ: İsraillilerin “rehine” olarak adlandırılması, Filistinlilerin ise “tutuklu” olarak adlandırılması saçma. Bu propaganda. Her iki tarafta da özgürlüğü elinden alınmış insanlar var, hepsi aynı şey.
İKİNCİ: Serbest bırakılan İsrailli rehineler iyi beslenmiş, gülümseyen, tek bir kilo bile kaybetmemiş görünüyorlar. Bu koşullar altında açıkça iyi muamele görmüşler. Buna karşılık, Filistinli tutuklular ölüm kampından yeni çıkmış gibi görünüyorlar: zayıflamış, yaralı, yıllarca süren kötü muameleyle yaşlanmış. İşkence görmüşler. Ve kimse bundan bahsetmiyor.
ÜÇÜNCÜ: Her yerde şunu okuyorum: “Hamas tüm kadınları öldürdü, sadece erkekler serbest bırakıldı.” Bu tamamen yalan. Kötü niyetli bir yalan. Hayatta kalan kadınlar daha önceki takas anlaşmalarında serbest bırakılmıştı. Ama 7000 dolar karşılığında bir sonraki nefret dolu anlatıyı yaymak söz konusu olduğunda gerçekler önemli değil.
DÖRDÜNCÜ: Herkes bir avuç İsrailli rehine hakkında konuşuyor, ama kimse İsrail tarafından kaçırılan on binlerce Filistinli rehineden bahsetmiyor. Bunların çoğu çocuk. Suçlama ve yargılama olmaksızın hapsedilmişler.
BEŞİNCİ: Ve kimse İsrail'in soykırımında öldürülen on binlerce sivilden bahsetmiyor.
ALTINCI: “Ateşkes” (İsrail'in bunu tekrar bozması sadece an meselesi) kutlanırken, radikal İsrailli yerleşimciler hala Batı Şeria'da şiddetle toprak çalıyor; tam bir cezasızlıkla. Her gün uluslararası hukuku ihlal ediyorlar ve kimse umursamıyor gibi görünüyor.
YEDİNCİ: Dünyanın dört bir yanındaki politikacılar utanmadan İsrail'e yalakalık yapıyor, Gazze'de işlenen suçlardan, Batı Şeria'da devam eden apartheid'dan veya komşu ülkelere yönelik bitmek bilmeyen saldırganlıktan bahsetmeyi bile reddederek körü körüne destek sunuyorlar.
SEKİZİNCİ: İnsan haklarını, uluslararası hukuku ve “bir daha asla”yı savunduğunu iddia eden aynı hükümetler ve medya, şimdi ya sessiz kalıyor ya da tamamen suç ortağı oluyor: apartheid rejimini gerçek zamanlı olarak finanse ediyor, silahlandırıyor ve mazur gösteriyor. Filistinlilerin hayatları insanlıktan çıkarılınca, silinip toz haline getirilince, birdenbire tüm bu değerler yok oluyor.
Bu yüzden hayır, bu propagandaya katılmayacağım. İsrail'in suçlarını örtbas etmeyeceğim.
Ve evet, hala sözlerimin arkasındayım: İSRAİL GİBİ BİR DEVLET VAR OLMAMALI."
This is a disgrace for humanity! Israel’s despicable attack on the unarmed Madleen ship, carrying only humanitarian aid, has struck not only Gaza but also the conscience of the world.
While the people on board were bringing food and medicine, Israel’s vicious assault has laid bare the world’s ugly double standards and hypocrisy!
Where is the world’s justice now? Where are those “human rights” speeches? This barbaric intervention against those extending a helping hand to Gaza is utterly unacceptable! It’s time to rise up for the sake of humanity! The world must not remain blind and deaf to this atrocity!
#MadleenToGaza #FreedomFlottila
Bugün Birgün Pazar'da yayınlanan yazımın tamamı.
Bir Yürekten Taşan Karadeniz: Volkan konak.
Karadeniz'in en coşkulu dalgalarından biriydi Volkan Konak. Onu dinlemek, Karadeniz’in öfkeli rüzgârlarını hissetmek, yemyeşil dağların kokusunu almak ve hüzünle sevinci aynı anda yaşamak gibiydi. Trabzon'un Maçka ilçesinden çıkıp bütün Türkiye'ye ve ötesine ulaşan bu ses, Karadeniz kültürünün güçlü bir temsilcisiydi. Yalnızca bir müzisyen değil; bir hikâye anlatıcısı, bir halk ozanı, bir duygu mühendisiydi.
Volkan Konak'ı 1990'lı yılların başında tanımıştık. “Efulim” kaseti çıktığında satış rekorları kırmıştı. Bilhassa Trabzon'da o dönemin pastanelerinde, dolmuşlarında, çay bahçelerinde herkes Volkan Konak'ı dinlerdi. “Efulim”, açılan yeni mekanların ismi olmuştu. Efulim bar, Efulim kafe, Efulim bakkal gibi. Volkan Konak sokaklarda bir gönül ordusu kurmuştu. Aşık olan gençler birbirlerine “Efulim” kasetini armağan ederdi.
Volkan Konak, Sunay Akın'ın bir programında anısını şöyle anlatıyordu: “Hiç oyuncağım olmadı, annemin ayakkabıları çok büyüktü. 40 numara kara lastik giyiyordu. Ayakkabının içini doldurarak araba yapardım.” köylerde oyuncakları olmayan bir kuşağın çocuğuydu. Çok duygusaldı, geçmişine duyduğu özlem ile ruhunu beslerdi.
Yaşamayı, üretmeyi, gezmeyi felsefe edinen biriydi. Ataol Behramoğlu'nun “Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var” şiirini ilke edinerek yaşamıştı. “...yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına / Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır / ve hayat sunulmuş bir armağandır insana.”
Maçka'da ki ağaçlarla konuşurdu. Ağaçlar için; “Dağda ki ağaçlar çok rüzgar yer, o rüzgarı yediğin zaman kuvvetlenir, sertleşir. O ağacın ne dalını, ne başını eğemezsin. Sert rüzgarların kara ağacıdır o.” Maçka'da o sert rüzgarı yiyen kara ağaçlar; Bedri Rahmi Eyüboğlu, Sunay Akın, İsmet Zeki Eyüboğlu, Özkan Sümer, Hasan Tunç, Ömer Kayaoğlu, Volkan Konak gibi isimleri doğurdu. O isimler bu topraklara bir bir orman oldular.
Volkan Konak; sanatçı nasıl olmayı şöyle tanımlıyordu; “Sanatçı; Dalgakırandır. İlk darbeyi yiyendir. Ömrü kısa olandır ama alnında ışığı taşıyandır. Söylenmemişi söyleyen, cesur, ilerici olmalı ve devrimci olmalı. En önemlisi sol ve aydın olmalı.” Dediği gibi de yaşadı.
Bir röportajında; Charlie Chaplin'in “Yağmurda ağlarım, gözyaşlarım anlaşılmasın” sözüne karşılık olarak “Bizim de gözyaşlarımız yağmurda nemlenir. Yağmur adamıyız.” demişti. Konserlerinde şarkılarını, şiirlerini okurken gözyaşları bir çatının damına düşer gibi damla damla akardı. Röportajın devamında: “Deniz insanı, nemli gözlü insandan zarar gelmez, o yemyeşil bir ağaç gibidir. Gözleri kurumuş insan kurumuş ağaç gibidir. Gölgesi de olmuyor.” demişti.
Volkan Konak, müziğini icra ederken insanlarla yüzyüze ilişki kurdu. Ağrı dağından Kaçkar dağlarına, Kızılırmak deltasından Konya ovasına kadar insanların gözlerinin içine baktı, sofrasına oturdu. Sosyal meselelere değindi, öfkesi hiç durmadı, şiirleri susmadı. Her platformda; “deniz insanı, kinci, ırkçı olmamalı, uygar olmalı, hümanist olmalı” dedi. HES'lere karşı çıktı, Kazım Koyuncu ile birlikte Karadeniz kıyılarının yok olmamasına öncülük etti. Hiçbir zaman lafını eğip bükmedi, “babaları yoksa amcaları olurum” dediği 100'e yakın yetim çocuk okuttu.
“Ben ruhumu 'Kuvayi Milliye Destanı'ndan' aldım dedi. Nazım'ın anlattığı Karadeniz'den yola çıkarak yoluna devam etti. “Sunay Akın gibi üstatlarla ruhumu terbiye ettim.” demişti.
Volkan Konak, “Kuzeyin Oğlu” ismini Şair Hüseyin Haydar'ın bir şiirinden almıştı. Televizyonda yapacakları programın adını yapımcı Ahmet Çelenk ile birlikte koymuşlardı.
“…Ben kuzeyin oğlu
Kara denizin hırçın çocuğu
Kuzeyin kartalı
Karadeniz kadar dalgalı
El değmemiş bakir ruhu
Ben kuzeyin oğlu
Şairdir doğuştan ruhum
Sevdaları okşar
Karadeniz yıkamış ruhumu…”
O günden beri “Kuzeyin Oğlu” sevenlerinin aklından hiç çıkmadı. +
Peygamberden biliriz; kıyamet kopacak olsa bile elinizdeki fidanı dikiniz. kıyamet gerçek oldu işte,
utancı kalacak günler geride
kıyameti koptuğu o anda
bulup bulabildiği bir paçavrayla
onların gözüne fırlattı hakikatlerini
"paçavrasınız, böyle kalacaksınız hafızada"
Peygamberden biliriz; kıyamet kopacak olsa bile elinizdeki fidanı dikiniz. kıyamet gerçek oldu işte,
utancı kalacak günler geride
kıyameti koptuğu o anda
bulup bulabildiği bir paçavrayla
onların gözüne fırlattı hakikatlerini
"paçavrasınız, böyle kalacaksınız hafızada"
@taylanyildiz@kondaarastirma Firmanın anketi belirli birkaç isim üzerinden yürüyor ve alternatif cevap olarak "kararsız" seçeneği var yalnızca. Kararsız olmadığını bilen insanlar "cevap veremedi" oluyor.