-yüzü ne kadar güzel, dedi kadın
-yüzünün güzelliğinden çok, dedi adam; bakış boşluğundaki derinliğe bak, dedi
-ama, dedi, kadın, bakış boşluğu görünmüyor ki, dedi,
-daha dikkatli bak, dedi adam,
asıl derinlik, dedi, belki de kadraj dışında..
“Söylenmeyenlerin yankısı daha büyük olur.”
Usta yönetmen Wong Kar Wai, BLOSSOMS SHANGHAI’ın arka planını ve ilham kaynaklarını ele alıyor. Program Notları kapsamında yayımlanan röportajı okumak için linke tıkla: https://t.co/cAM5QkUhvN
“O kadar uzun zamandır açtı ki Horoziko ekmekleri görünce kuşkusuz çok sevinecek, belki hikâyesini bana kendisi anlatacaktı. Küpe gayet güzel asıldım, yerinden oynattım küpü! Sonrasını hatırlamıyorum…”
Meraklı Horoz https://t.co/6Kt1vNFQtN via @kisadalgamedya
Siyasete alet edilen futbolun hazin sonu..
Hangi sıfatla etrafına federasyon başkanını, teknik direktörü, bakanı vs topluyor.
Başarısızlığın kaynağı sportif alanı da kirleten kaba siyasettir.
Özel uçaklarla Amerika’ya gitmeye hazırlananların şimdi saklanmalarına izin vermeyelim!
Geçmişi Koklayabilir Miyiz?
🔗https://t.co/dQFvzI4fcF
Yeryüzü Notları’nda Vedat Ozan ile kokunun hafıza, çocukluk ve insanla kurduğu görünmez bağı konuştuk. @Vedaot
senaryomu, AI'ya analiz ettirdim.
text'i okuyunca, tek kelimeyle büyülendim
-ama, daha çok da ÜRPERDİM!..
nasıl oluyor da beni, benden daha iyi analiz edebiliyor;
benim yazdığım bir metni,
nasıl olup da benden daha iyi çözümleyebiliyor...🙄
çok, ama çok etkileyici...
.
"Algı kapıları temizlenirse
her şey olduğu gibi
görünecektir insana:
Sonsuz."
—William Blake
.
.
[Cennet ile Cehennemin Evliliği, Everest: 2026, Levha 14 (s. 67)]
bu akşam, kim bilir kaçıncıya, senaryonun son düzeltmelerini yaparken, BİR AN içime bir SON hissi geldi. İlk kez oluyordu bu.
Sanki usulca havalanıyordu ruhumdan. Yolculuğunun yeni safhasına.
Sezgisel olarak anladım ki, bu kez bitirdiğimi zannediyor değilim; gerçekten tamamlandı.
gs'ya çok kötü bi haber.. türkiye'de bi yol bulurlar yine ama en azından avrupa'da etik terbiye görecekler. etik yoksa kurum ve kişilerde, yaptırım yeterince caydırıcı olmalı.
#Dostoyevski insanı, Tolstoy gibi hayatın içinde değil, uçurumun kenarında arar. Onun kahramanlarının hayatları akmaz; başlarına yıkılır. Böylece insanın karanlığı ve iç mahkemesi görünür hâle gelir.
🖋️“O lanetli ‘Ölüler Evi’nde gerçekten ‘bitmiş’ miydi Mihayloviç? Bilakis, yeni başlıyordu. Azimle ayakta duran, çalışarak ve üreterek var olmaya mecbur pek çok kalem ehli gibi rüzgâra karşı yürüyor; bazen metinlerde, bazen insanlarda yanıla yanıla doğruyu bulmaya uğraşıyordu. Ama yeni başlıyordu…” diyor @m_akifkoc ve
ustanın yolunu beş parçalı bu dizide anlatıyor.
📚Okuyunuz
Ernaux: "Delik deşik edilmiş okullar, binalar, hastaneler, ölmüş ya da sakat kalmış çocuklar, bombalardan kaçmaya çalışan tüm bir halk. Yapmam gereken bir şey var ama yapmıyorum hissi. Yazma eylemini değersiz hatta korkakça bir şeye dönüştüren bir his."
Yapay zeka yarışını en akıllı makine değil, en ucuz enerji kazanacak.
Trump bu hafta dikkat çeken bir şey söyledi.
Her Amerikalıya, yapay zeka şirketlerinden bir pay vermek istiyor.
Kulağa çok cömert geliyor. Devlet, en değerli teknolojiyi halkla paylaşacak.
Ben başka bir şey görüyorum.
Bu bir hediye değil. Bir savunma hamlesi.
Çünkü Amerika, yıllardır önde olduğu yapay zeka yarışını Çin'e kaptırmak üzere.
Hem de hiç beklemediğiniz bir sebepten.
Anlatıyorum.
Önce şu garip gerçekle başlayalım.
Yapay zeka dünyanın en değerli işi. Ama aynı zamanda en çok para kaybeden işlerinden biri.
OpenAI bu yıl, tahminlere göre 14 milyar dolar zarar edecek. Tek bir modeli eğitmek, elektrik faturası bile ödenmeden 1 milyar doları aşıyor.
Normal dünyada böyle bir iş ya küçülür ya batar.
Ama burada tam tersi oluyor. Devlet bu işe ortak olmak için sıraya giriyor.
Üstelik bu sadece Trump'ın fikri değil. Amerikan siyasetinin en solundaki, ömrünü milyarderlerle savaşarak geçirmiş senatör Bernie Sanders bile aynısını istiyor.
Hatta daha fazlasını. Yapay zeka şirketlerinin yarısına el konulsun diyor.
Birbirine bu kadar zıt iki ismi aynı noktada buluşturan ne?
Cevap, bu işin görünmeyen yakıtında.
Yapay zekanın asıl yakıtı çip değil. Elektrik.
Bu zekayı çalıştıran büyük veri merkezleri, küçük birer şehir kadar elektrik yer. Bu işin önündeki en büyük engel de artık para ya da makine değil. Elektrik.
Rakam şu.
Amerika'da bir veri merkezini elektrik şebekesine bağlamak 4 ila 10 yıl sürüyor. İçindeki tek bir trafonun sırası 5 yıla çıktı. Bu yüzden Amerika'nın bu yıl için planladığı yapay zeka merkezlerinin yarısı, daha kurulamadan rafa kalktı.
Yani sorun "yapay zekayı yapabilir miyiz" değil. "Onu çalıştıracak elektriği bulabilir miyiz."
İşte tam burada Çin devreye giriyor.
Çünkü enerjide Çin, Amerika'yı çoktan geçti.
Çin, Amerika'nın iki katı elektrik üretiyor. Geçen yıl tek başına, Amerika'nın sekiz katı yeni enerji kapasitesi kurdu.
Sonuç şu.
Çin'deki bir veri merkezi, elektriğe Amerika'daki rakibinin yarısından az ödüyor. Üstelik Çin devleti bu faturayı daha da düşürmek için para veriyor.
Amerika'da ise tam tersi.
Elektrik geçen yıl yüzde 7 zamlandı, enflasyonun iki katı. Bazı bölgelerde veri merkezleri yüzünden fiyat beş yılda yüzde 267 arttı.
Şimdi iki şeyi yan yana koyun.
Yapay zeka, çalışmak için dünyadaki en ucuz ve en bol enerjiyi istiyor.
O enerji de Amerika'da değil, Çin'de.
Yapay zeka da suya benzer. Enerjinin ucuz olduğu yere akar. Çünkü onu orada daha ucuza, daha hızlı, daha büyük kurarsın.
İşte bu yüzden bu yarışı en iyi yazılım değil, en çok elektriği olan kazanacak.
Amerika'nın asıl korkusu da bu.
Yapay zekanın beyni onda. Ama o beyni çalıştıracak elektrik Çin'de. Elektrik yetmezse, en akıllı makine bile bir işe yaramaz.
Şimdi şu soruyu sorun.
Amerika hiçbir şey yapmaz, işi tamamen piyasaya bırakırsa ne olur?
Bu bir ölçek yarışı. Kim daha çok ve daha ucuza yapay zeka kurabilirse o kazanır. Bu da en bol, en ucuz elektriği olana bağlı.
O elektrik de Çin'de. Yani iş sadece ekonomiye kalırsa, Çin bu yarışı ölçekle kazanır.
Amerika buna izin veremez. Çünkü yapay zekayı kaybetmek, sadece bir sektörü değil, koca bir yüzyılı kaybetmek demek.
O yüzden devlet sahaya indi.
Bu şirketlerin altına bir devlet zemini koyuyor. Hisse alıyor, sermaye veriyor, enerji ve nükleer santral anlaşmaları yapıyor.
Amaç: Yapay zekayı kendi toprağında, ne pahasına olursa olsun ayakta tutmak.
İşte "her Amerikalıya yapay zekadan bir pay" fikri de buradan çıkıyor.
Bu fikir ilk bakışta çok cömert.
Ama madalyonun iki yüzü var.
Bir yandan halkı gerçekten bu işin ortağı yapıyor. Yapay zeka milyonlarca işi yok edecek. Birkaç şirket trilyonlar kazanırken halk işsiz kalırsa, sonu öfkedir. "Herkes kâr payı alsın" demek, bu öfkeyi önceden yatıştırmak.
Diğer yandan, hisse sadece para değildir. Hisseyle birlikte oy gelir, yön belirleme gücü gelir. Devlet bir şirkete ortak olunca, sadece kârına değil, ne yapıp yapmayacağına da karışır.
Yani asıl alınan şey temettü değil. Kontrol.
��imdi başa dönelim.
Trump ile Sanders, hayatları boyunca hiçbir şeyde anlaşmadı. Şimdi ikisi de aynı şeyi istiyor.
İkisi de aynı gerçeği gördü. Yapay zeka artık bir şirket meselesi değil, bir ülkenin geleceği. Bu kadar büyük bir gücü de ne tek başına piyasaya ne de Çin'e bırakabilirsin.
Bir teknoloji bir çağın gücünü belirleyecek kadar büyüdüğünde, devlet ona ortak olur.
Petrolde oldu. Nükleerde oldu. Şimdi sıra yapay zekada.
İşin en çarpıcı yanı da şu.
Amerika yıllardır Çin'i "devlet şirketlere ortak oluyor" diye eleştiriyordu.
Şimdi Çin'i yenmek için aynısını yapıyor.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.