''Allah'a yemin ederim ki, eğer takvadan ayrılmaz ve hayırlı ameller işlerseniz, nerede olursanız olun, Cenâb-ı Hak size yiyebileceğiniz kadar rızık verecektir.''
Hazreti Ebubekir Radıyallahu Anh
Fatma Betül Sayan Kaya, benzerlerini gözden uzaklaştırmak için bir paravan olmasın.
Sn. Cumhurbaşkanımızın tutumu açık ve bu süreç gerçek anlamda kapsamlı bir “arınma”ya vesile olmalı.
Ahlakî olarak yapılması gereken de bu, halkın siyasetten beklentisi de bu.
Depremde İSLAMİ VAKIFLARI itibarsızlaştırma yarışına giren TAİFENİN insanları yönlendirildiği ŞARKICI kumar iddiasıyla gözaltına alındı. Demekki hırsızın DİNDARI, DİNSİZİ olmaz. İNFAK AHLAKINA sahip olmayana YARDIM DERNEĞİ kurma izni vermek HIRSIZA kasayı teslim etmek gibidir.
Depremde milletimiz kardeşleri için seferber olduğunda ŞARKICININ derneğini gösterip alanda hizmet eden vakıflara sövenler,namaz kılan birinin İHANETİNİ bahane edip DİNDEN soğudum diyenler ATATÜRKÇÜ,LAİKÇİ ŞARKICINIZ deprem parasıyla KUMAR OYNADI;ATATÜRKÇÜLÜKTEN de soğudunuz mu?
İlber Ortaylı, tarihi sevdirmişti, Osmanlı’nın, Abdülhamid’in önüne dikilen engelleri kaldırmış ama Kemalizm’i kutsamıştı.
Ne ki, büyük bir tarih bilgisine sahip olmasına rağmen tarih felsefesi yoktu. Tarih ekolü kuracak ve medeniyet fikri sunacak çapı ve derdi yoktu yoktu.
MİLLETİ VE TARİHİNİ “TARİHE GÖMEN” ADAM!
Bir cenazenin arkasından uluorta konuşmayı edeben doğru bulmadım ve konuşmadım şimdiye kadar.
Ama bu cenaze, cenazesi çoktan kaldırılması gereken bir “yalan tarih”in mimarlarından birinin cenazesi olunca susmak vebaldir, diyerek usturuplu bir dille birkaç hayatî tespitte bulunmayı bir vatan, millet borcu ve büyük bir mesuliyet olarak addediyorum.
“GÖREVLİ” BİR ADAMDI
Önce hakkını teslim edelim: Osmanlı ile Sultan Abdülhamid Han -ve hatta Sultan Vahdettin- hakkındaki bazı ezberleri yıkmıştı.
Eğer bu minval üzere gitseydi, bu milletin boynuna geçirilen prangaların kırılmasına çok büyük katkılarda bulunabilirdi. Aksine o prangaların daha boğucu ve sarsılmaz bir şekilde milletin ve çocuklarının boynuna dolanmasına hizmet etmeyi tercih etti ve mezara çok büyük bir veballe gitti.
Çünkü “görevli” bir adamdı: 28 Şubat'tan sonra piyasaya sürülmüştü ve Yaşar Nuri'nin ilâhiyat alanında yaptığı “yıkım” işini o tarih alanında yapmıştı.
İsteseydi, dik durabilseydi, yalan üzerine inşa edilen ve dayatılan tarihi yerle bir edecek tarihî bir misyon üstlenebilir ve tarihe kahraman olarak geçerdi. Ama o bu dünyada ucuz kahramanlığı ve alkışlanmayı tercih etti. Kendisi gibi Kırımlı ama pek çok bakımdan büyük tarihçi olan ve milletin boynuna dolanan tapınakçı prangaları güçlendiren Halil İnalcık’ı ucuz kahramanlık konusunda fersah fersah geçen, bu toprakların çocuklarını ve tarihini “tarihe gömen” bir adam olarak mezara gitti.
UCUZ KAHRAMAN
Osmanlı tarihinin insanlık tarihindeki öncü ve benzersiz rolünü çok iyi biliyordu ama o sessiz kalmayı, yaşarken bu ülkenin altını oyan, tarihî rolünü bitiren yalan tarihin propagandisti olmayı ve pespaye, döküntü propagandistleri tarafından alkışlanmayı ve daha vahimi de Osmanlı’nın insanlığın önünü açacak benzersiz ilkelerinin dünyaya anlatılması gibi yüce bir görevi üstlenmek yerine Osmanlı’yı Üçüncü Roma ilan etme primitifliği ve “aşağılık kompleksi” sergileyerek Osmanlı’nın dünyaya, insanca yaşanacak yegâne medeniyet modelini sunacak muazzam bir medeniyet tecrübesi ürettiğini anlatma imkânını elinin tersiyle itmeyi tercih etti!
Bazı Batılı vicdanlı tarihçiler bile, “gel ey Osmanlı!” diye yazılar ve kitaplar yazarken o Osmanlı’yı bir kez daha “tarihe gömme”yi tercih etmekten tedirgin olmadı!
Hiçbir büyük tarihçi böylesine ürpertici bir tercihte bulunamazdı.
İsteseydi, Osmanlı medeniyetinin ne denli aşılamaz ve insanlığın önünü açacak temellere ve ruha sahip, bütün dünyayı yeniden silkeleyip kendine getirecek adalet, hakkaniyet ve merhamet ilkeleri üzerinden yükselen benzersiz bir medeniyet tecrübesi olduğunu hem ülkemizin çocuklarına hem de bütün dünyaya çok çarpıcı bir dille anlatabilirdi.
Ama bu fazla prim yapmayabilirdi, fazla para kazandırmayabilirdi. O yüzden o işin en kolayını, en kârlı olanını tercih etti ve resmî tarihin yalanlarını deşifre ederek kahraman olarak anılma imkânını kaybetti ve mezara hesabını veremeyeceği kadar ağır bir veballe gitti. Bir milletin boynuna geçirilen prangaları kırabilecek bir donanıma ve etki gücüne sahip bir adam konumuna ulaşmıştı çünkü.
O yüzden sırtında hesabını veremeyececeği kadar “tarihin ağır yükü”yle vefat etti gitti bu dünyadan. Artık adı tarihe, bu milletin boynuna geçirilen prangalara kıracak bir imkâna sahipken, o işin kolayını ve en ucuz olanını tercih ederek insanlığın önünü açacak ufka ve derinliğe, ruha ve zenginliğe sahip bu milleti ve tarihini tarihe gömen bir adam olarak geçecek.
FATİH CAMİİ’NİN HAZİRESİNE GÖMÜLMEMELİ!
Şehid Esad Coşan Hocamızın cenazesinin Fatih Camii’nin haziresine gömülmesini reddeden yetkililerin İlber Ortaylı’nın cenazesinin oraya gömülmesine onay vermesini protesto ediyorum.
Fatih Camii haziresi millete aittir ve bu milletin altını oyan monşerlere, masonik-baronik çetelere hizmet eden bir adamın cenazesinin oraya gömülmesi oradaki bütün büyük insanların aziz ruhlarını da rencide edecektir.
Bu karardan derhal vazgeçilmelidir!
Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi ise nefsini heva hevesine tâbi kılan, sonrasında da Allah'tan dileklerde bulunup duran ve bunu yeterli görendir.
(Tirmizî, "Kıyâmet", 25)