Yaklaşık 10 yılı aşkın bir süredir hem tr’den hem de yurtdışından aktif ve yoğun olarak danışan görüyorum. Son 1 yıldaki kadar seanslarda ekonomik baskının gündem olduğu bir zaman dilimi görmedim.
Yurtdışındaki danışanlar için değil bu söylediklerim ne yazık ki Türkiye’dekiler için konuşuyorum. Korkarım ki artarak çoğalacak gibi görünüyor. Türkiye’de yaşamak “orta gelirli” kesim için günden günde birçok anlamda zor hale geliyor.
Ekonomik baskı insanları çaresiz hissettirerek semptomlarını daha da keskin yaşamasına neden oluyor. Ben bunu biraz “şiddet” gibi gözlemliyorum. “Ekonomik şiddet” yaşanan şeyin adı, zarar veriyor, hırpalıyor; öte yandan bu şiddeti yaşamayan kesimin de “ekonomik zorbalık” yapmalarına eğilim sağlıyor.
Ben toplumbilimci değilim ama bireysel gözlemlerimi genel bir çatı altında toplarsam gözlediğim şu ki “ekonomik şiddet” toplumsal şiddet “ i de artırıyor. Güçlü olan her şeye muktedir olduğu yanılgısına düşüyor, güçsüz olan ise oldukça çaresiz hissediyor.
Ekonomik farkların böyle keskinleştiği toplumda bu yaşananlar oldukça normal, keskinleşme arttıkça bunların şiddeti artacak gibi görünüyor sanki.
Hayattaki en üst değer kendiniz olabilmeniz. Tamamen benimsemediğiniz hiçbir yerde, hiç kimseyle olmak zorunda olmamak. Onay görmek için istemediğiniz şeyler yapmak zorunda kalmamak. Filtresiz, şeffaf ve tam özgün şekilde kendinizi ifade edebiliyor olmak.. Müthiş bir neşe bu.
Almanya’da Kılıçdaroğlu desteklediğim için Erdoğancılar kitaplarımı çöplere atma akımı başlatmışlar. “Kitapların yakıldığı yerde, insanlar da yakılır,” demişti Heinrich Heine. Bu hınç ve öfke sadece bana değil, muhalif olduğunu belli eden hepimize. Asla pes etmeyeceğim.
Birileri Merve Dizdar'ın konuşmasından rahatsızlık duymuş. Ülkesini satmışmış, yaşananları uluorta dile getirmemesi lazımmış. İşte tam da bu; bunları yazan zihniyet yüzünden bilhassa aile içi şiddet ve istismar mağdurlarının sesini yeterince duymuyoruz.
Kibar efendi efendi konuşan kişiler güçsüz gibi kabul ediliyor. Bağırıp çağırsa güçlü. Halbuki kibar konuşanın kendine güveni vardır kendinden emindir, bağırıp çağıran panik halindedir her an kaçabilir. Kibar konuşanları savunacağız.
Kılıçdaroğlu Babala programı 2. saatindeyim. Seni seçeceğim için öyle mutluyum ki. @kilicdaroglu Bu halk seni seçsin ya da seçmesin, ben hakkımı sana helal ediyorum. Dürüst, saygılı, nazik ve insanlara “insan gibi davranan” bir lider olduğun için, var ol hep.
Benim için değil, kendiniz için geleceksiniz sandıklara gençler. 28 Mayıs, gençliğinizi geri almak için son şanstır. Bu sizin için yaşama sevinci referandumudur.
Vatanını seven gelsin!
Seversiniz sevmezsiniz. 75 yaşındaki bir insanın tek başına yüzlerce gencin karşısında Mevzular Açık Mikrofon'a çıkmasına ancak ve ancak saygı duyulur...
Varoluşçuluğa göre, hayatımızda manalar üretmek amacımızdır, hayatla aramızdaki bağdır. Bu üretim için elimden gelenin en iyisini yapmak, yani sorumluluk almak elzemdir. Sorumluluk almayıp izleyici kaldığımda bir şeyler anlamsızlaşacaktır..
Lütfen deprem bölgesi insanımıza söyleyeceğimiz her şeyde, 10 düşünelim 1 diyelim. Hiçbir siyaset o insanların kalbini kırmaya değmez. Her bir vatandaşımız, hele hele depremzedelerimiz, politik tercihi ne olursa olsun benim başımın üstündedir.
HÜDAPAR’ı meclise sokmuş bir Türkiye’ye uyanmak… Annemi bu sabah ülkesi için ilk kez ağlarken gördüm. Kadınlar korkuyorlar artık. Bu seçimi en çok kadınlar kaybetti. Kadın hakları pazarlıklarla çiğnendi. Hakkım birilerinde varsa asla helal etmiyorum.
Mührü iki pusulaya da taşırmadan vurdum, pusulaları origami ustası gibi güzelce katlayıp zarfa sığdırdım, sağlamca ağzını kapattım. Bu emeğe rağmen oyumu çalan olursa Allah belasını versin
Starbucks çalışanları şöyle bir mesaj ulaştırdı:
Bugün çalışan elemanların vardiyaları ayarlanmadığı için oy kullanamayacakmış. Mesaileri 16.00'da bittiği için çalışanların birçoğu oy kullanmaya yetişemeyeceklerini söylüyor.
Lütfen bu durumu düzeltin @StarbucksTR