@acacakcicekk@vabc53324 Öncelikle imlâ kurallarını öğreniyoruz, sonra kendimizi geliştirmek için 3-5 raf kitap okuyoruz.
Bunları yaptıktan sonra ise mantıksız argümanları terk edip realist oluyoruz. Böylece insanlar internette bizimle tarih, coğrafya bilmememiz yüzünden dalga geçmiyor.
(Örnek resim)
"...making Berlin a city inhabited exclusively by women, children, and the elderly."
Berlin, the May 1945 census.
The census initiated by the Soviet military administration in May 1945 was not a simple collection of statistical data, but a vitally important emergency military security and social control operation.
Counting the population in a destroyed city like Berlin was the only way to avoid total collapse.
In a city where there was no food and the black market was rampant, the census served to calculate how many mouths needed to be fed and to distribute new food stamps based on work categories; those who didn't register didn't eat.
Furthermore, given that thousands of Wehrmacht soldiers, SS members, and Nazi Party officials had removed their uniforms to blend in with the civilians, the census required everyone to declare their identity, current address, and last job, thus allowing Soviet counterintelligence (SMERSH) to cross-reference the data and track down any fugitives.
Last but not least, the city was paralyzed by 75 million cubic meters of rubble.
Registering the population meant counting the available workforce (especially women) to be conscripted for forced labor, clearing streets and reactivating services.
The data revealed that Berlin had effectively become a "City of Women and the Elderly."
The first practical results of the census in those weeks revealed a shocking demographic reality, later formalized in subsequent official counts in the summer of 1945.
From 4.3 million inhabitants in 1939, only 2.8 million people remained in Berlin.
One and a half million citizens had vanished into thin air through evacuations, escapes, deportations, and deaths.
The most striking finding was the catastrophic imbalance between men and women.
In the 20- to 40-year-old age group, men were almost nonexistent (killed at the front or still held in Soviet and Allied prison camps).
In practice, the census showed that there were approximately 1,700 women for every 1,000 men in the city, effectively making Berlin a city inhabited exclusively by women, children, and the elderly.
In that climate of chaos and fear, the Soviets exploited the few remaining municipal officials and building managers (Hausvertrauensleute). Citizens were required to report to temporary registration centers set up in neighborhoods or fill out forms distributed in apartment buildings.
Giving false statements or attempting to hide carried the risk of being shot on the spot as spies or collaborators, or immediate deportation to labor camps in Siberia.
For Berliners, lining up to be registered by the Soviet victors was the first step—humiliating, yes, but inevitable—to begin living legally again and earning the daily bread they needed to survive.
All the images in the post are part of the series of photos taken by Valery Faminsky.
Avrupa hanedanlarını ve aristokrasisini bitiren nedenlerden biridir akraba evliliği.
En büyük ironi, güçlerini ve topraklarını korumak için başvurdukları bu stratejinin, zamanla onları biyolojik olarak tüketmesidir.
Bir süre sonra soy o kadar kırılıyor ki, sağlıklı fert kalmıyor. Güç parçalanmasın derken, tahta geçecek sağlam varis bulamaz hale geliyorlar.
Habsburg Çenesi vakası, güç aşkının biyolojik bedelidir bir nevi.
Biz Kırım’ı geri almak, onlar Çargrad yani “Çar’ın şehri” diye isimlendirdiği İstanbul’u fethetmek, ortodoks bizans’ı yeniden kurmak ve sıcak denizlere inebilmek maksadıyla 200 yıl boyunca defalarca savaştık. Ne biz Kırım’ı geri alabildik ne de onlar İstanbul’u fethedebildi. En sonunda 2 imparatorluk sadece bikaç yıl arayla tarihten silindi. Çok büyük ironi ya..
"Sultan Mahmud’un serkeş Yeniçeri Ocağına incir ağacı dikmeye karar verdiği gün, Yeni Türkiye'nin doğum günüydü. İşte o gün, yurdu felce uğratan askeri despotizm ortadan kalkmış, tahtın eski gücü yeniden kazanılmış ve Mahmud’un elinde bu güç, uzun erimli amaçlar için kullanılır hale getirilmişti.
Mahmud, daha uygun şartlar içinde Türkiye’yi kurtarabilecek yetkinlikte bir önderdi. O, yurdunun ihtiyaçlarını kavramış, ne yapacağını kararlaştırmış, yirmi yıl gizli gizli yürüttüğü emelini gerçekleştirmek için nerde keskin darbeyi vuracağını kestirmiş, böylece devrimler için gerekli kapıyı açmıştı. Anlamıştı ki yalnızca sağlam ve sadık bir ordu tarafından desteklenen bir hükümdar, imparatorluğu yıkımdan kurtarabilir, yolsuzluk akıntısını önleyebilir, başıboş ihtiraslardan sıyırabilirdi. Böyle bir ordu ise ancak Avrupa örneği üzerinde kurulabilirdi. Bu erkekçe, kahramanca bir teşebbüstü. Özellikle tek başına ve yalnızlık içinde bu işe giriştiğini düşünecek olursak, hayranlığımız bir kat daha artacaktır. Mahmud’u bu yola sevk eden, gerçek anlamda ona yardım eden tek bir kişi bile gösterilemez. Gördüğü yardımlar emri üzerine, mükafat karşılığı olmuştur. Vaktinden önce, ona kimsenin inanmadığı bir devrede devrim yoluna, devrim zorunluluğuna kalkışmış olması onun talihsizliği sayılabilir ama bu, onun Türkiye’nin Avrupalılaşması hareketinden şeref payını azaltmaz, aksine arttırır."
Stanley Lane Poole, Lord Stratford Canning'in Türkiye Anıları
Kimya derslerinde hocalar asla bilmediğiniz maddeleri karıştırmayın diye tekrar ederdi ya herkes dalga geçerdi o uyarıyla ama işte gerçek hayat laboratuvar ortamı kadar kontrollü değil ve insanlar evde temizlik yaparken farkında olmadan savaş gazı sentezliyor kadın bilmeden
Olay şu klor gazı dediğin şey birinci dünya savaşında siperlerde kullanılan kimyasal silahın ta kendisi abi Fritz Haber bunu silah olarak tasarladığında binlerce asker öldü şimdi aynı kimyasal reaksiyon mutfak tezgahında gerçekleşiyor çünkü kimse çamaşır suyu ile asidik bir sıvıyı karıştırınca ne olacağını bilmiyor ya da bilip umursamıyor
Suriyede rejim güçleri klor bombası attığında dünya ayağa kalktı OPCW raporlar yazdı uluslararası yaptırımlar konuşuldu ama aynı gazın formülü herkesin evindeki iki şişenin içinde duruyor ve bunu hiç kimse tehdit olarak algılamıyor çünkü biri coca cola diğeri çamaşır suyu ambalajında
Beyin burada çok garip bir hata yapıyor tanıdık nesneleri tehlikesiz kategorisine koyuyor otomatik olarak buna familyarity bias deniyor nörobilimde yani bir şeyi ne kadar sık görürsen o kadar zararsız algılıyorsun silah şeklindeki bir şeyden korkarsın ama altında hipoklorit yazan beyaz şişeden korkmazsın çünkü annen yıllardır onunla banyo temizliyordu
Asıl mesele şu evdeki temizlik malzemelerinin yarısı endüstriyel kimyasalların seyreltilmiş versiyonu ve doğru kombinasyonla fosgen gazı bile üretebilirsin ki o da birinci dünya savaşı silahı insanlık savaş meydanında kullandığı ölüm makinelerini rafine edip ambalajlayıp market rafına koydu sonra da kullanma kılavuzunu kimse okumadı
Evren garip bir simülasyonsa bug raporunu kimyagerlere yollayın çünkü coca cola ile çamaşır suyu aynı evrende var olmamalıydı
@58cihann @anlikmod Erkeklerin sözcük kapasitesinin sınırlı olduğunu iddia eden fikriniz, bilişsel linguistik ve semantik derinlikten yoksundur. Zira zihinsel sözlüğümüzdeki terminolojik varyasyonlar, morfolojik zenginlik ve sentaktik kompleksite ile birleşerek muazzam bir entelektüellik oluşturur.
İsmet İnönü’nün çok iyi bir satranç meraklısı ve oyuncusu olduğundan; 1972’deki efsane Spassky-Fischer finalini, evine davet ettiği milli satrançcı Sami Büyükgökçesu ile analiz ettiklerini yazmıştım alttaki twitte.
İlk üç fotoğrafta sırasıyla Sami Büyükgökçesu, Şükrü Saraçoğlu ve Kral Abdullah ile satranç oynuyor. Son fotoğrafta ise oğulları Erdal ve Ömer oynarken, o da onları izliyor.
Otto Hersing komutasındaki U21 denizaltısı mürettebatının Çanakkale zaferinden sonra toplu olarak çektirdiği hatıra fotoğrafı.
Kaptan Hersing önde en ortada, mürettebatın üniformalarında Harp Madalyaları açıkça (Gelibolu Yıldızı) görünüyor.
Hepsinden razıyız.🫡
Senden de razıyız Hersing!
I. Dünya Savaşı sırasında U21 denizaltısıyla İngiliz HMS Triumph'u ve HMS Majestic'i boğazın derin sularına gömerek Çanakkale zaferimize büyük katkı sağlayan Kaptan Otto Hersing’in ıslak imzalı portresi. 😊
Evet onu da bulduk.😎
Bayes’ theorem is probably the single most important thing any rational person can learn.
So many of our debates and disagreements that we shout about are because we don’t understand Bayes’ theorem or how human rationality often works.
Bayes’ theorem is named after the 18th-century Thomas Bayes, and essentially it’s a formula that asks: when you are presented with all of the evidence for something, how much should you believe it?
Bayes’ theorem teaches us that our beliefs are not fixed; they are probabilities. Our beliefs change as we weigh new evidence against our assumptions, or our priors. In other words, we all carry certain ideas about how the world works, and new evidence can challenge them.
For example, somebody might believe that smoking is safe, that stress causes mouth ulcers, or that human activity is unrelated to climate change. These are their priors, their starting points. They can be formed by our culture, our biases, or even incomplete information.
Now imagine a new study comes along that challenges one of your priors. A single study might not carry enough weight to overturn your existing beliefs. But as studies accumulate, eventually the scales may tip. At some point, your prior will become less and less plausible.
Bayes’ theorem argues that being rational is not about black and white. It’s not even about true or false. It’s about what is most reasonable based on the best available evidence. But for this to work, we need to be presented with as much high-quality data as possible. Without evidence—without belief-forming data—we are left only with our priors and biases. And those aren’t all that rational.
@raskolibov Japonya,sanayi için gerekli olan petrol, doğal gaz ve metal cevherleri gibi doğal kaynaklar bakımından dışa bağımlı bir ülke.
Tarım alanları da kısıtlı.
Gerçekten aç kalırlardı.