EVET CEMAATLERİ PARÇALAYACAZ GRUPLARI YOK EDECEĞİZ. HAKKI GİZLEYENLERE HAK BALYOZLARI İLE GELECEĞİZ. TEK BİR CEMAAT OLANA KADAR MÜCADELE EDECEGİZ. YA DİNİMİZLE ONURLULAR GİBİ YAŞAYACAZ YADA BU DİN ÜZERİNE İZZETLİLER GİBİ ÖLECEĞİZ ..
•Şeriat, Türkiye’de yoktur
•Şeriat, TBMM’de yoktur
•Şeriat, Türk Ceza Kanunu’nda yoktur
•Şeriat, Türk Medeni Kanunu’nda yoktur
•Şeriat, Türk Ticaret Kanunu’nda yoktur
⚠️Açıkça şeriata aykırı YASAMA faaliyetine iştirak eden, İslam hukuku umurlarında olmayan, 500 sene de geçse Hanefi fıkhına göre bile kanun çıkartmayan insanlar/milletvekilleri/bilmem kimler nasıl oluyor da yüzümüze baka baka böyle anlamı olmayan ŞERİAT muhabbetleri edebiliyor?
Haymatlos olsan eğlenceli ülke!
@cngdst@tevhidbilin35 @Inspector3425 Bunlara bişey anlatamazsın abi Ebu Hanzala hiçbir ilmi dayanağa/ temele dayanmayan kalıpsal söylemlerle bunların aklını çeldi şimdi burada kendini savunuyor. Tasavvufi camia eleştirenler onların ahlaklarını kendilerinde toplamış durumdalar taklit şeyhcılık hocacılık vs.
⭕Burası,Gazze değil,Halep değil,Bağdat değil.Halkının Nene Hatunların kahramanlığıyla övündüğü Türkiye…
📌Ancak bugün, İŞİD’e yönelik yapılan operasyonlar kapsamında gözaltına alınan kadınlara yapılanlar, adalet iddiasındaki bu düzenin gerçek yüzünü bir kez daha açık etmiştir.
Dün cephede onuruyla direnen kadınları alkışlayan bir toplumun, bugün savunmasız kadınların onurunun ayaklar altına alınmasına sessiz kalması kabul edilemez.
#LetGazaKidsGrow
Gazze'de Çocuklar Yaşasın
🚨Irak’ta #Rusafa Cezaevi’nde zalim ve kâfir yöneticiler tarafından yıllardır zindanlarda tutulan bacılarımızla,
Türkiye’de “DEAŞ mensubu” suçlamasıyla delilsiz, hükümsüz, sadece ithamla mahkûm edilen kadınların ne farkı var?
Orada zulüm açık, burada hukuk kılıfına sokulmuş.
Orada işkence var, burada teşhir, sindirme ve kriminalizasyon.
Suç ispatlanmadan ceza,
mahkeme kararı olmadan yıllarca hapis,
kadınları ters kelepçeyle teşhir…
Bunun adı adalet değil, zulümdür.
Coğrafya değişir, rejimler değişir;
ama Müslüman kadına reva görülen muamele değişmez.
Zindanların adı farklı,
zulmün adı aynı.
#LetGazaKidsGrow @TC_icisleri
Gazze'nin Çocukları Yaşasın
Şüphe her zaman zan içerir. Kesin bir delil olmadan hüküm vermek, ‘olmayan adalete’ güveni tümden sarsar.
Bu yüzden adalet herkese lazım. Suç delilleriyle sabit olana kadar, masumiyeti korumak gerekir. Hele ki konu Müslümanlarsa, daha hassas olmamız gerekmez mi?
DAEŞ’i bahane ederek, Müslümanlara ‘sopa’ göstermeyi bırakın.
Gidin siyonist çifte vatandaşları tutuklayın. Üstelik tüm deliller ortadayken.
Bir zamanlar başörtüsü mücadeli veren kesimin geldiği nokta.
Belki ülke tarihinde kadınlara hiç bu kadar zalimce davranılmamıştır! Hemde hiçbir suçlama kesinlik kazanmadan. Siz daha kendi kanunlarınıza yasalarınıza uymuyorsunuz. Adaletten bahsetmeniz iğreti oluyor
Devlet intikam almaz, adaleti uygular. Adalet ise dosta da düşmana da aynı davranmayı gerektirir. Kadınlara ters kelepçe takıp boynundan huhnarca bastıran görevliler tüm Müslümanları rencide etmiştir.
Suçu sabit mi? Hayır? Suçüstü var mı? Hayır! Bu şartlarda bir gözaltının intikam hissiyatıyla yapılması "hukuk devleti" iddiasına zarar verir mi? Evet! Hele ki elde masumiyet karinesi diye bir prensip varken kadınların bu şekilde gözaltına alınması ne hukukidir ne ahlaki!
Her devlet, kendi varlığını ve ideolojisini tehdit eden unsurlara karşı doğal bir koruma refleksiyle hareket eder. Ancak bu refleks, sınırları açıkça çizilmiş hukuk kuralları içinde gerçekleşmelidir. Bu ilke; İslam devletleri dâhil, hukuki ilkelere sahip tüm devletler için geçerlidir.
IŞİD/DEAŞ tehdidine karşı yürütülen operasyonlarda, bu yapıyla uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmayan kişilerin gözaltına alınması ve özellikle kadınlara yönelik bu tür muameleler, hukukun açıkça çiğnendiğini ve adalet terazisinin bozulduğunu göstermektedir.
Sırf kamuoyunun duygularını tatmin etmek adına, suçu henüz sabit olmamış kişilere —özellikle de kadınlara— reva görülen bu uygulamalar; birilerinin dillerinden düşürmediği “kutsal metinlere(!)”, yani Anayasa’ya, açıkça aykırıdır.
Anayasa m. 38/4:
“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
AİHS m. 6/2:
“Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu kanunen sabit oluncaya kadar masum sayılır.”
Bu iki düzenleme; din, ideoloji, ırk ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin masumiyet karinesi ilkesini güvence altına alır.
Kişiye isnat edilen suç sabit olsa dahi, yetkili mahkeme tarafından verilecek ceza ve uygulanacak müeyyide hukuk çerçevesinde olmak zorundadır. Aynı “kutsal metinlerde(!)” bu husus açıkça ifade edilmiştir:
Anayasa m. 17:
“Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”
Uygulanacak ceza, insan onurunu zedeleyemez. Bu, hukuk çerçevesinin en insani sınırıdır.
Bu söylediklerim; ilahi referansları kabul etmeyen ya da yalnızca söz konusu “kutsal metinleri(!)” esas alanlar içindir.
Kendini İslam’a nispet edenler için ise ilahi buyruk son derece açık ve nettir:
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik yapan kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Âdil olun; bu, takvaya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Mâide Suresi: 8)
Başta bu ateşten kendini ve camiasını korumak için sosyalist, laik ve kemalistlerle birlikte aynı koroda yer alıp, yalan şarkıları söyleyip düzinelerce iftira dizen tasavvufçular ve Müslümanlar(!) olmak üzere, herkes şunu iyi bilmelidir ki; adalet terazisinin bozulduğu bir yerde herkes, ilgi ve alakasının olmadığı hususlarda yargılanmaya ve insanlık onuruna yakışmayan her türlü zulüm ve eziyete düçar olmaya mahkumdur.
Bazıları fırsat bu fırsat deyip adeta içindeki kini bu vesile ile kusuyor.
Bayanlara yapılan bu muamele ne İslam ahlakına ne insan haklarına ne de hukuk devletine uyar... Ters kelepçenin de tersi vurulmuş. Ellere vurulan kelepçe şekli ve bayanların sokulduğu hal ibret vericidir.
🔴 HÜDA PAR İnsan Hakları Birimi:
IŞİD gerekçesiyle yürütülen operasyonlarda, ters kelepçeli kadın görüntülerinin basına servis edilmesi ile gözaltı süreci adeta şova dönüştürmüştür.
Hukuk devletinde, suçlama ne olursa olsun herkes hukukun koruması altındadır. Kanunda yeri olmayan uygulamalara maruz bırakılamaz, horlanıp teşhir edilemez.
Soldaki kadın Allah'a ve resulune hakaret etti diye makyaj yaptırarak servis edilen kadın.
Sağdaki kadın ise Allah'ı ve resulunu sevdiği için ters kelepçe ile zulmedilen kadın.
Ey müslümanlar ümmetin namusu ayaklar altında bu zulme sesiz kalmayın.
Kemalistler hesap versin.
Müslüman ya da Kemalist…
Solcu ya da sağcı…
Seküler ya da muhafazakâr…
Kim olursa olsun; gözaltına alınan kadınlara bu şekilde ters kelepçe uygulanamaz. Bu, hukuksuzluk ve vicdansızlıktır.
Bir kadını merdivenlerde sürükleyerek, kollarını arkadan bağlayarak, sert muameleye maruz bırakarak ne güvenlik sağlanır ne de adalet tesis edilir. Bu, açık bir orantısız güç, aşağılama ve zalimliktir.
Üstelik bu muameleyi DEAŞ gibi bir örgütü referans göstererek meşrulaştırmaya çalışmak, hukuksuzluğu büyütmekten başka bir şey değildir. Bir zulmü başka bir zulümle gerekçelendiremezsiniz.
Sorun güvenlik değil; sorun hukuk değil; sorun, dine duyulan öfkenin bir kadının bedeni üzerinden dışa vurulmasıdır.
Siz, dine karşı duyduğunuz nefreti bastırmak için bahaneler arıyorsunuz.
Ve bu bahaneleri bulduğunuzda, hukuku askıya almayı meşru görüyorsunuz.
Eğer adalet ve özgürlük sadece “sizin gibi olanlar” için geçerliyse, eğer insan onuru sadece “makbul” kimliklere tanınıyorsa, o zaman şunu kabul edin:
Zulmü eleştirdiğiniz yerde değil, uyguladığınız yerde duruyorsunuz.
Ve zalimliğin tahtında, tam da siz varsınız!