Bir ricam var, lütfen görmeden geçmeyin. 🙏
11 yaşındaki Ahmet Taha, 4. evre lenfomayla mücadele ediyor. Evladım için bir paylaşım desteği rica ediyorum. 🤲❤️ #AhmetTahayaDestek
Murat Dalkılıç: “Gerçek bir tarih bilginiz varsa, Osmanlı'nın içinde ‘Türklüğün’ çok hakkı verilmemiş bir kavram olduğunu bilirsiniz.
Anadolu'da barbar, cahil, fakir bir kesim olarak görülür, sözleri bile kaale alınmazdı.
Sonra Atatürk geliyor ve ‘Bir dakika, size Türklüğün asıl bilmeniz gereken taraflarını göstereceğim’ diyor.
Ben de bir Türk olarak kodumda olan bu geçmiş haksızlıktan rahatsız oluyorum.
Bütün Türklüğün koskoca geçmişini sadece Osmanlı'nın 600 yılıyla sınırlamak büyük bir haksızlık.”
9/ O gün Avrupa Konseyinde hunharca öldürülmüş ve artık yaşamayan insanların, Srebrenitza şehitlerinin haklarını tüm gücümle savundum. Sadece Ratko Mladiç ve 40 adamın Uluslararası Ceza Mahkemesinden ceza almasının yeterli olmadığını, soykırıma katılan tüm sorumluların toplu şekilde yargı önüne getirilmeleri gerektiğini yükses sesle haykırdım. Sancak müslümanlarına özerklik istedim. Mitroviça’yı Sırbistanın karıştırmasını kınadım. Republika Sirpska Başkanı Dodik’i Avrupa Konseyi’ne şikayet ettim.
10/Artık ortalık toz dumandı. Birden kendimi Mohaç Meydan Muharebesindeymişim gibi gördüm, hissettim. Öyle güçlü savunuyordum ki Bosna’yı ve İngilizce öyle seri, öyle kuvvetli konuşuyordum ki ve argümanlarım o kadar güçlüydü ki karşımda Avrupalı milletvekilleri dağılıyorlar, mücadele edemiyorlardı. O gün, karşı bloğu paramparça ettim, dağıttım. Artık, argümanlarım karşısında tek bir argüman getiremiyor, Avrupa Konseyi bir Hristiyan kulübüdür gibi saçma sapan laflar ediyorlardı. Genel Kurul çok sert geçiyordu. Tek başımaydım. Karşımda tüm kıta Avrupası milletvekilleri vardı. Hiç altta kalmıyordum. 20-30 milletvekiline tek başıma cevap yetiştiriyordum. Konuşmalarda altta kaldıkları için çok öfkelenmişlerdi. Yazılı önergelerimin üstüne bu sefer sözlü değişiklik önergeleri vermeye başladım. İyice karşı tarafı sıkıştırdım.
11/ Karar değişikliklerim birer birer oylamaya koyulmaya başlandı. Bu karar değişikliklerimden birinin metni şöyleydi: “Sırbistan, Bosna Hersek ve Kosova’nın tam toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı duymalıdır.” Bu önerge reddedildi. Tabii ki çok üzüldüm. Ama bundan daha çok Türkiye’de şu anda da çok güçlü bir partinin iki Türkiye Cumhuriyeti Milletvekilinin bu önergeye hayır demesi beni üzdü.
12/ Diğer karar değişikliği önergelerim de birer birer Avrupalılar tarafından reddedildi. Bunların reddedilişini cesurca göğüsledim. Ama soykırımın faillerinin burada da kollanmasını, korunmasını asla affetmedim. Bugün de affetmiyorum.
13/ Çok yorgun ve üzgündüm. Aliya’ya ve Srebrenitza şehitlerine görevimi yapamamışım gibi çok mahçup hissettim. Hiç uyuyamadan uçakla Türkiye’ye oradan da seçim bölgem Kayseri’ye geçtim. Hemen ayağımın tozuyla da bir programa katılmak zorundaydım. En önde oturuyordum. Eşim de yanım da oturuyor. Baktım Kayseri’deki saçma sapan bir program.
14/ Kayseri’de milletvekili olduğum o zamanki partinin kadın kolları tüm protokole yakalarına iğnelemeleri için gül dağıttılar. Bazı kadın kolları mensupları beni nedense sevmiyordu. Sıra bana gelince gül vermediler. Canım sıkıldı. Ben de yorgunum zaten gözlerimi kapattım. Bir anlık uyumuşum. Yine bir rüya. Bu kez yine Aliya İzzetbegoviç’i gördüm. Gülümseyerek bana geldi. Bir altın zambak getirdi. Benim yakama taktı. Bana tekrar gülümsedi. Yani onların çiçeğini boşver, üzülme, ben sana Altın Zambak taktım der gibiydi. O an eşimin dürtmesiyle uyandım, gözümü açtım. Hemen Altın Zambak nedir diye internete baktım. O güne kadar duymamıştım. Meğer Altın Zambak; Bosna Savaşı sırasında Bosna-Hersek Cumhuriyeti Ordusu'nun askeri nişanıymış. Bosna Savaşında olağanüstü cesaret, yiğitlik ve stratejik beceri gösteren asker ve subaylara takılan bir nişanmış. Gözlerimden iki damla yaş süzüldü.
16/ Bugün Aliya İzzetbegovic’in vefat yıldönümü. O esareti asla kabul etmeyen, yaşamı boyunca İslam’ın Avrupa’nın kalbinde onurlu bir müdafii olan; imanının gücüyle tüm dünyaya meydan okuyan bir kahramandı.
Gençlik yıllarımın ilham kaynağı, rehberi ve lideriydi. Onun hatırası, fikirleri ve hayali, bugün de en zorlandığım anlarımda yolumu aydınlatmaya devam ediyor. Vefatının sene-i devriyesinde Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’i rahmet, minnet ve derin bir özlemle anıyorum. 🌿 🇧🇦🇹🇷 #Aliyaİzzetbegovic @Merkez_Parti
O mezar taşına sarılan ben de olabilirdim, sen de olabilirdin, herhangi birimiz de…
Kızım Rojîn’le aynı yaşta ve Rojîn’le aynı sınava girdi. Kızımın puanı Tunceli Üniversitesi’ne yetiyordu. Psikoloji okumak istiyordu. Aslında gönderecektim…
Ama aklıma ilk Gülistan Doku geldi.
“Ya benim kızıma da bir şey olursa?” diye düşündüm.
Kızımı Tunceli’ye göndermedim, İstanbul’da yanımda tuttum.
Sonra okullar başladı ve Rojîn’in ölüm haberi geldi.
O günden beri kızıma her baktığımda Rojîn geliyor aklıma.
Peki biz çocuklarımızı kime emanet edeceğiz?
Kızlarımız böyle birer birer yitip gidecek mi bu üniversitelerde?
Biz onları okusunlar, hayallerinin peşinden gitsinler, kendi geleceklerini kursunlar diye gönderiyoruz. Mezarlarına sarılmak için değil.
Bir annenin, evladını üniversiteye gönderirken “Ya benim kızıma da bir şey olursa?” diye korkması normal olmamalı.
Artık yeter.
Çocuklarımızın can güvenliği sağlansın. Gerçekler ortaya çıkarılsın. Hiçbir aile, evladının ardından cevapsız sorularla yaşamak zorunda kalmasın.
Buna artık bir dur denmesi gerek.
#RojinİçinAdalet #GülistanDoku #RojinİçinBirAdım
Suriye'de Kürtçe ikinci resmi dil oluyor ama 3 milyon Türkmen'e karşın Türkçeye yer yok. Daha önce Irak'ta da Kürtçe ikinci resmi dil oldu, 2 milyon Türkmen'e karşın Türkçeye yer verilmedi.
Sırf Türkiye'de Kürtler de aynısını ister diye-ki zaten istiyorlar- Türkiye, Bulgaristan'da Türkçenin ikinci resmi dil olmasını istemedi. Suriye ve Irak'ta da istemedi. Ee ne oldu şimdi?
Yakında Kürtçe Türkiye'de de resmen olmasa da uygulama açısından ikinci resmi dil olacak. Fakat en az 30 milyon Türk'ün olduğu İran'da, 1 milyon Türk'ün olduğu Bulgaristan'da, 2 milyon Türk'ün yaşadığı Irak'ta, 3 milyon Türk'ün yurdu Suriye'de Türkçeyi savunan bir Türkiye yok. Türkiye'yi yönetenler Arapları ve Kürtleri savundukları kadar Türkleri ve Türkçeyi savunmuyor.
Mısır'da, Ürdün'de, Lübnan'da, Yemen'de, Libya'da toplam 10 milyona yakın Türk, Araplaşıp eridi.
Çok yazık gerçekten.
📢 Rojin Kabaiş'in Babası Nizamettin Kabaiş:
🔸"Keşke geri getirseydim onu, Van'a götürmeseydim. İki senedir yukarıda Allah biliyor biz ne kadar acı çekiyoruz."
🔸"Bazı geceler var 2'ye 3'e kadar yatmıyorum; hep düşünüyorum, bu odaya, bu fotoğraflara gelip bakıyorum. Videolar hala bende duruyor, yemek yerken fotoğraf çektik... Çok zor bir durum."
🔸"Sessiz kalan insanlara, yetkililere buradan sesleniyorum: Kim olursa olsun; Cumhurbaşkanı olsa, İçişleri Bakanı olsa, Adalet Bakanı olsa, genel başkan partiler olsa bu görev herkese düşüyor."
🔸"Eğer bir kız çocuğu, genç kızımız Van'da üniversite okumak için gitti ve onu bu şekilde katlettilerse; ortada deliller, kanıtlar vardır, belirgin bir cinayettir. Neden sessiz kalıyorlar?"
🔸"Yani Mecliste bahsettiler ama yeterince mücadele etmediler."
🔸"2 erkek DNA'sı bayanın vücudunda tespit edilmişse sadece bu görev bana mı düşüyor, ailesine mi düşüyor?"
🔸"Savcı ne içindir, Emniyet Müdürü ne içindir, Rektör ne içindir? Çocuklarımızı koruyacaktır; koruyamadılar işte, sahip çıkmadılar."
“Fakir olduğum için mi benim sesimi duymuyorsunuz” diyen Nizamettin Amcamızın hatrı için Rojin Kabaiş’in sesi olalım:
“Rojin'in bedenine yapılan otopside, midesinde ve iç organlarında, solunum yolu felcine sebebiyet veren Rocuronium, midesinde ise Ornidazole tespit edilmiştir!”
— Abdurrahman Karabulut
Rojin Kabaiş’in sesini duyurduğumuz için en az 2 hesabımız erişime engellendi. İnadına ses olmaya devam edeceğim.
Nizamettin amcamızın o güzel hatrı için Rojin’in sesi olun!
Katiller 10 yıl da geçse, ADALETE HESAP VERECEKSİNİZ! #RojinİçinAdalet
“Hücrelere ait havalandırma olmadığı için tutuklular hücrelerinden gardiyan tarafından çıkarılarak başka bir noktadaki havalandırma alanına götürülüyor. Havalandırma alanlarını çevreleyen yüksek duvarlar ise gökyüzüyle teması neredeyse keserek “kuyu” hissi yaşatıyor.
Günlerinin 22,5-23 saatini güneş görmeyen odalarda geçiren mahkumlar günde sadece 1-1,5 saat bu alanlarda havalandırma hakkı kullanabiliyor.”
Mehmet Pehlivan , Murat Ongun , Sinem Dedetaş, ve Deniz Göktaş şu anda aklımıza gelenler.
"Geri dönüşümsüz bir tahribatır bu durum,,
Geciken adalet adalet değildir.
Sevgili Türk halkı,
Onbinlerce asker, sivil yurttaşımızın ölüm emrini veren narko-terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın İmralı’da bahçeli bir evde ikamet etmeye ve bir devlet komisyonuna başkanlık etmeye başladığının farkında mısınız?
Öcalan’ın yapılmak istenen yeni anayasayı yazacak kişilerden birisi olduğunun farkında mısınız?
Türk Milleti’nin Türk, Kürt, Arap diye 3 farklı millete bölündüğünün farkında mısınız?
Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin ağır çekim yıkılmakta olduğunun farkında mısınız? @zaferpartisi
Adı Ergun Cebeci…
Rütbesi Kıdemli Albay…
Son görevi İstanbul Jandarma İl Alay Komutanı Yardımcılığı…
Tuğgenerallik rütbesine yükselmeyi beklerken henüz 54 yaşındayken emekli edildi.
Peki; neden?
***
Çünkü hem PKK’ya, hem de FETÖ’ye ciddi zararlar vermişti.
Bu yüzden hedefteydi.
Aslında meslek hayatının her döneminde hedefteydi.
Çünkü Atatürkçü’ydü.
Vatanına ve mesleğine aşkla bağlıydı.
Ömrü dağlarda, tepelerde, karakollarda geçti.
Mermiler başının üzerinde vızır vızır uçtu.
Girdiği çatışmalarda “Evlatlarım” dediği askerlerini şehit verdi; kimileri de gazi oldu.
Erzincan ve Tunceli’deki terör yuvalarını tek tek temizledi.
Yüzlerce operasyona katıldı.
***
“Devlet kademesine” adını ilk kez 27 Temmuz 2007 tarihinde duyurdu.
Bodrum İlçe Jandarma Komutanı’yken ilçede tatilini geçiren Suudi Arabistan Prensi Mohamed Bin Suud Al-Faisal Al Suud’un güvenliğini sağlamakla görevliydi.
Prens, tatilini bitirip Türkiye’den ayrılırken kaldığı otelin personeline ve güvenlik görevlilerine bahşiş olarak, içerisinde beşer bin dolar bulunan zarfları “törenle” dağıttı.
Törende bulunan ve prensin güvenliğinden sorumlu olan jandarma subayı da zarfı, içinde ne olduğunu bilmeden aldı, açmadan komutanı Binbaşı Ergün Cebeci’ye götürdü.
İçinde para olduğu anlaşılınca zarf, Binbaşı Ergün Cebeci’nin talimatıyla, kırmızı-beyaz gül ve karanfiller eşliğinde Prens’e geri götürüldü. Otelin 30 personeline beşer bin dolar bahşiş dağıtan Prens, çiçeklerle birlikte zarfı alınca biraz şaşırdı, biraz da bozuldu.
Çiçeği ve zarfı takdim eden komutan, “Türk askeri olarak ülkemize gelen herhangi bir kişinin güvenliğinden sorumluyuz. Siz bizim konuğumuzsunuz ve sizin güvenliğiniz için görevimizi yaptık. Her zaman sizi ülkemize bekleriz. Lütfen yaptığınız jesti reddetmemizi yanlış anlamayın. Zarf subaylarımız tarafından bir davet zarfı olduğu sanılarak, nezaket gereği alınmıştır, bunu bilmenizi isteriz ve iademizin kabulünü istirham ederiz” dedi.
İşte; o anda “mim”lendi!
Cumhurbaşkanı’nın bile Suudi Kralı’ndan hem de ne hediyeler kabul ettiği bir ülkede Prens’in hediyesini reddetmek de neyin nesiydi?
Sıradan bir subay, bu cüreti nereden buluyordu?
***
PKK’yla ilk çatışmasına henüz 23 yaşında bir teğmenken Bagoklarda (Mardin) girdi.
Zap/Avaşin/Basyan kamplarında üsteğmen, Çanakkale’de istihkam subayı, Tunceli Geyiksuyu’nda yüzbaşı olarak görev yaptı.
Azerbaycan Ordusu’nda General Zakir Hasanov’un ikmal subayıydı.
Bodrum’daki Prens olayından sonra Şırnak’a sürüldü.
Sonra Edirne’ye atandı, orada ordunun içindeki FETÖ’cüleri ciddi şekilde rahatsız etti. Adı, “Kemalist küfürbaz yarbay”a çıkarıldı.
Kastamonu’da Eğitim Alayı Komutanlığı yaptı.
Ukrayna-Rusya Savaşı’nda 17 bin yurttaşımızın sağ salim olarak Türkiye’ye getirilmesini sağladı.
Kiev Askeri Ateşesi iken Hablemitoğlu’nun katilini, PKK’nın Bağdat ve Erbil sorumlularını, FETÖ’cü alçakları yakaladı.
Hepsini Türkiye’ye getirip içeri attırdı.
***
Kısacası; hayatı hep namlunun ucunda geçti.
Gözünü kırpmadı.
Sözcü’den Yaşar Anter’in haberine göre, generalliğe terfi ettirilmesi gerekirken, en verimli çağında, yani henüz 54 yaşında emekliye sevk edildi.
Şimdi anladınız mı yazının başlığını?
Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim ve karar mekanizmalarına sızan “güçler” yine yaptılar yapacaklarını. Vatanın has evladını, Atatürk’ün gerçek bir askerini sistem dışına attılar.
Yani kurtuldular.
***
Hala, “Suçu neydi?” mi diyorsunuz.
Ya ben anlatamadım; ya siz anlamadınız.
Bunlardan büyük suç olur mu?
Subay şapkasını çıkarıp sarığı sarsaydı; kuvvet komutanı bile olurdu.
Ama o zor olanı seçti.
Yanında şehit düşen askerlerine layık bir komutan olmaktan vazgeçmedi.
Mustafa Mutlu
AKP ve Erdoğan’ı defalarca yendiği için cezaevinde tutulan Ekrem İmamoğlu’nun bugünki duruşmada söylediği tarihe geçen cümleleri sizler için özetledim:
— Benim helal bir diplomam var, gösteremeyeceğim bir üniversite arkadaşım yok!
— Ben üniversite arkadaşlarımla stadyum doldururum başkası tavla oynanacak birini bile bulamaz!
— Öfkem çok büyük sayın hakim. Öfkem artık saklanamaz bir vaziyette!
— Bir tane AK Partili belediyeyle ilgili hiç mi soruşturma olmaz?
— Bu ülkede artık adalet, 'istediğimizi vermezsen seni aylarca tutuklu yargılarız' şeklinde yapılıyor!
— Size soruyorum. Biz mi suç örgütüyüz, yoksa her davayı aynı bilirkişi ve aynı savcılarla kurgulayıp, sonra o isimleri ödüllendiren sistem mi suç işliyor?
— 1.5 milyar TL bir duruşuma salonu için harcanmış. Buna bu para harcanır mı? Bunu ancak gayrimenkule meraklı bir yargı mensubu akıl edebilir!
— Savcı sorguda bana 'Ekrem Başkan, kusura bakmayın, yarın siz Cumhurbaşkanı olursunuz. O zaman da siz bizi yargılarsınız' dedi.
— Ben de kendisine çok net bir şekilde şu cevabı verdim: 'Neden yargılanacağınızı düşünüyorsunuz? Suç mu işliyorsunuz? Siz kim, biz kim? Neyin tarafıyız? Biz bu ülkeye adalet gelsin diye mücadele ediyoruz. Bu düşünce bile başlı başına bir sorun! Ülkeye artık adalet gelmeli!
Sadece okuyup geçmeyin, bizler için bedel ödeyen bu insanın her cümlesini her yerde paylaşın..
EKREM İMAMOĞLU’NA
ÖZGÜRLÜK!
ÜMİT ÖZDAĞ, AKIN GÜRLEK'E İŞTE BU SÖZLERLE SESLENDİ:
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ:
- Buradan Sayın Adalet Bakanı Akın Gürlek'e sesleniyorum.
- Sayın Bakan, 12 tane vatandaşımızı yakarak öldüren teröristin meydanlarda "Pişman değiliz" diye dolaşması, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek değil midir?
- Genel kurulda yaptığı konuşma için Anayasa'nın açık hükmüne rağmen İYİ Parti Grup Başkanvekili için soruşturma açılıyor da
- Terör eylemi kutlamasını kutlayan DEM milletvekili için neden kin ve düşmanlığa tahrikten soruşturma açılmıyor? Bu olacak şey mi?
- Kayseri'de genç bir vatansever Türk milliyetçisi kadın, Abdullah Öcalan'a sert cümlelerle yüklendi diye gözaltına alınıyor ve savcılığa sevk ediliyor.
- Ama öte yandan Diyarbakırlı bir Amedspor taraftarı, futbol maçında rakip takımın seyircisine yönelik tüfekle ateş ediyormuş gibi numara yapıyor
- Ve oradaki polisler görmezlikten geliyorlar ve hiçbir savcı da "Gel buraya" demiyor.
- Bunu bir Bursaspor taraftarı yapsaydı,
- Bunu bir Fenerbahçe, bir Trabzonspor, bir Beşiktaş, bir Galatasaray taraftarı
- Amed tribünlerine yönelik yapsaydı muhakkak soruşturma açılırdı hakkında.
"BİZLER TÜRK'ÜZ, BİZLER ÖLMEDİK!"
Turancı Dernekler Birliği Kayseri İl Başkanı Rabia Coşkun'u gözaltına aldıran o konuşma:
- Bugün buraya toplanan herkes, şehitlerinin intikamının peşinden giden, bir şehidin hesabını sormaya yemin etmiş kişilerdir.
- Bu vatan şehitlerinin kanıyla sulanmıştır. Göklerde dalgalanan al bayrak, alını şehidinin kanından almıştır.
- Bu vatan için binlerce yıldır bedel ödemekteyiz. Önümüzdeki binlerce yıl daha bedel ödemek için hazırız!
- Abdullah Öcalan denen eşkıya İmralı'dan ancak tabutla çıkabilir! Çıktıktan sonra İmralı'ya ancak tabutla girebilir!
- Türk milleti, bebek katili, terörist elebaşı için bir mermi ayırmıştır.
- Kayseri'den de duyuruyoruz: O bebek katilini çıkardığınız an bu vatanın bağrında yetişen yiğitler onu öldürecektir!
- Kimse şehitlerimizin katilinin özgürlüğünü isteyemez.
- Bizler ölmedik! Bizler Türk'üz! Binlerce yıldır Türk ismiyle anıldık, binlerce yıl bu isimle anılmaya devam edeceğiz.
- Bu sokaklarda hiçbir zaman bir şehit anası, oğlunun katiliyle yan yana yürümeyecek.
- Öyle bir dava, öyle bir özgürlük bu topraklarda konuşulamaz!
- Burası Anadolu! Burada binlerce şehit yatıyor.
- Hiç kimse kendini Türk milletinden üstün sanmasın. Burada son sözü Türk milleti söyleyecektir.
- İşte size çerçeve, yasa mı istiyorsunuz? İşte size yasa! Bizim yasamız, Ulu Başbuğ Atatürk'ün çizgisinden ibarettir!
- Bu toprakların bir karışını dahi bir bebek katiline bir bedel ödetmeden hiçbir şekilde vermeyeceğiz.
- Dünya üzerindeki son Türk yaşayana kadar, hepimiz nefes aldığımız müddetçe bu topraklarda son sözü işte bu kamerada görmüş olduğunuz yüzler söyleyecek.
Söyleyecek sözü olan var mı ?
Özellikle AKP ve MHP’de siyaset yapan kadınlar ?
Boşanmak isteyen eşi Fatma Çakmak’a, saldırarak yüzünü kesen cumhurbaşkanlığı koruma şubede görevli polis memuru Yasin Çakmak’ın kadına karşı tehdit suçundan beraatine karar verdi.
Yasin Çakmak‘a eşini kasten yaralamadan verilen 7 yıl 6 aylık hapis cezası, istesem öldürebilirdim savunması ve iyi hal, haksız tahrik indirimleri ile 4 yıl 2 aya düşürülüp Yasin Çakmak tahliye edildi.
Arbede esnasında kocası Yasin Çakmak’ın elini yaralayan Fatma Çakmak ise 2 yıl 6 ay hapis cezası aldı.
Sanırım sadece öldürmediği için teşekkür etmedikleri kalmış.
📌Banu Avar, Anayasa’nın 42. maddesinin önemini, Kürtçenin resmî dil olması ve “Ana dilde eğitim” tuzağı ile BM Koruma Sorumluluğu yasasıyla Türkiye’nin nasıl bölüneceğini, Türk Milletine kurulan büyük tuzağı anlatıyor:
Anayasa’da diliniz olursa size Birleşmiş Milletler kale alıyor ve koruma kapsamına girip “Dilim var, ben ayrı bir memleket istiyorum, ayrı bir kendime özgü özerk yer istiyorum. Çünkü bana bakamıyor bu devlet, bana kötü davranıyor.” dediğiniz anda Birleşmiş Milletler “Ben devreye girerim ve o halkın isteklerini yerine getirmek üzere uluslararası komüniteyi toplarım.” diyor!
Bu tuzağa düşmemek için;
Anayasamızın ilk 4 maddesi ile 42. ve 66.maddeleri DEĞİŞTİRİLEMEZ…
Değiştirilmesi TEKLİF DAHİ EDİLEMEZ...
Bunu istemek ülkeyi bölmek demektir‼️
#anayasayadokunma