Son iki yıldır Kürdistan ve Türkiye'nin temel gündemini belirleyen tek aktör Serok Apo....!
Adalet,Hukuk, Özgürlük,Barış, Toplum ve Kadın gibi kavramların tarihsel ve felsefi hakikat ışığında tartışılıp toplum ile paylaşıldığı esas mekan ise İmralı Adası...
#SerokApoyaÖzgürlük
SON DAKİKA:
Önder Abdullah Öcalan: Önümüzde daha kolay değil, daha zorlu bir mücadele var
Önder Öcalan demokratik entegrasyon, kimlik ve kültür özgürlüğü, örgütlü toplum ve halkların özgürce bir arada yaşamasına vurgu yaptı.
https://t.co/104Z9zBKNW
DEM Parti:
Ağrı Belediye Eşbaşkanımız Memet Akkuş’u, uzun zamandır mücadele ettiği kanser hastalığı sonucunda kaybettiğimizi derin bir üzüntüyle öğrendik.
Ömrünü barış ve demokrasi mücadelesine adayan yol arkadaşımız Memet Akkuş’u, ortaya koyduğu emek, mücadele azmi ve halkına olan bağlılığıyla her daim hatırlayacağız.
2024 yılında seçildiği Ağrı Belediye Eşbaşkanlığı görevi boyunca Ağrı halkının büyük sevgisini ve saygısını kazanan Memet Akkuş’un bıraktığı mücadele mirasını, yol arkadaşları olarak büyütmeye devam edeceğimizin sözünü veriyoruz.
Memet Akkuş’a Allah’tan rahmet; ailesine, sevenlerine, yol arkadaşlarına ve tüm partililerimize başsağlığı diliyoruz.
Son denklemde ABD’nin göreceli bir istikrar istediği, HTŞ’nin yönetimde olduğu, İsrail’in askeri müdahale gücüyle bir sopa olarak tutulduğu, SDG’nin askeri gücüne kıyasla kısıtlı bir statü elde ettiği, diğer aktörlerin de üzerinde uzlaştığı bir Suriye var. Anayasa çalışmaları yapılırsa, kuzey, güney ve sahilin son durumları ile şekillenecek bir Suriye nasıl olacak onu da zaman tevil edecek……
Sonuç olarak evet, SDG yıllardır savundukları “tek ordu ama blok/birlik halinde kendi kadrolarımızla” talebinin büyük bir kısmını Ocak 2026 anlaşmasıyla elde etti. Kürt bölgelerine Şam’ın askeri kuvvetlerinin girmesi 29 Ocak anlaşmasının metninde yasaktır. Anlaşma Kürt bölgelerine güvenlik özerkliği tanır, SDG kuvvetlerinin orada ve saf Kürt bölgelerinin sınırlarında kalmasını sağlar, özetle şu an için 2027 ABD bütçesinden de halihazırda fon ayrılarak desteklenecek tugaylar yasal bir zırh kazanmış oldu, sembolik isim, araç ve kıyafet değişikliği yapıldı. Kabul etseniz de etmeseniz de farklı şekillerde de algılıyor olabilirsiniz ama şu an için realite budur anlaşma budur++
Mazlum Abdi bizim yerel askeri gücümüz var asayişimiz var kendi bölgelerimizi kendi gücümüzle koruyacağız ve yöneteceğiz deyince siz teslim oldunuz ihanet ettiniz Suriye ordusunun parçası oldunuz diye itham ediliyor. Halbuki kendileriyle tutarsız bir adım atmadılar, arayın bakın yıllardır söylemleri aynıydı, YPG/SDG daha Esad döneminden itibaren hep tek orduyu savundu. Lazkiye’deki Hmeimim üssü görüşmelerinde de, 2019’daki Suriye Savunma Bakanlığı’nın gelin bireysel olarak katılın çağrısına da aynı gün verdikleri resmi bildiriyle “ordu tekliğini reddetmiyoruz ama blok halinde, kurumsal kimlik ve özel komuta yapısı korunarak” şartını her daim öne sürdüler. Tabi sizin veya Türkiye’nin anladığı TSK tarzı katı merkeziyetçi bireysel erimeyi öngören tek tip ordu ile YPG’nin ABD’nin anladığı tek ordu mantığı bambaşkaydı++
Meşhur oyun teorisini bilirsiniz oyunun büyük ve güçlü aktörleri Suriye için bir karara varmıştı. Kürt liderler her şeyi elinin tersiyle itip biz bu anlaşmayı kabul etmiyoruz “birinci en iyi” opsiyonda direteceğiz deyip tam özerkliğin yasal ve hukuki elde edilmesi için topyekün savaşa devam kararı da alabilirdi, tabi fırtınanın ortasında kalmış adamlara neden dalga çıktı diye soran oyunun duygusal izleyicileri için elbette bu en tatmin edici bir karar olurdu. Lâkin kanlı bir savaş, yüksek can kaybı, yok olma ihtimali, halkın yerinden yurdundan edilmesi ve diğer kazanımların komple risk edilmesi yerine gayet rasyonel bir kararla “ikinci en iyi” opsiyonda karar kıldılar yani matematiksel olarak kendilerini masada tutacak olanı seçtiler ki Mazlum Abdi de nesnel gerçeklerle tane tane maddeler halinde röportajlarda bunu anlatıyor. Fransız diplomasisinin meşhur siyaset felsefesiyle kapatacak olursak “les absents ont toujours tort” yani masada olmayan haksızdır ve yok olmaya mahkumdur.
Tabi Suriye sahasında, buna Türk milliyetçileri ve Türkiye’deki farklı kesimler de dahil, beklentiler çift taraflı zıt kutuplarda sürekli şişirildiği için olan biteni salt bir hezimet sanıyorsunuz, bir kesim hezimet deyip ağlıyor bir kesim de hezimete uğradılar deyip davul çalıyor++
Kürtlerin bir israil bir ermeni bir yunanistan gibi maddi manevi organize örgütlü güçlü bir lobisi de yoktu. Olsa bile sonucun jeopolitik gerçeklikte ağır baskılar altında değişmesi yine pratikte imkansızdı. Amerika’da, Sinam Muhammed diye bir kadın vardı kongre koridorlarında, beyaz saray’da tek başına çabalıyordu. Lobi dediğin tek bir kadroyla sonuç verecek bir şey değil. Diasporadaki Kürtlere gelince ülkeyi terketmek zorunda kalmış sürgüne gitmiş, çoğu ancak kendi hayatını idame ettirebilen insanlar, velhasıl Kürtlerin bir ANCA bir AIPAC gibi milyon dolarlar basıp siyasileri etkileyecek maddi bir gücü yoktu, ABD ile taktiksel ortaklıklarındaki başarıyı, varlıklarını, tarihsel mücadelelerini ve birikimlerini masaya koydular.
Ocak ayında Suriye’de çatışmalar devam ederken Trump Macron’la olan özel mesajlaşmalarını ifşalamıştı hatırlarsanız Ocak 20 civarında, mesajda Macron “Dostum, Suriye konusunda seninle hemfikiriz” diyordu. Clausewitz der ki savaş nihai çözümü garantilemez ama tarafların mevcut statükoyu devam ettiremeyecekleri kırılma noktasını yaratır. Bu kırılma noktasını yarattılar ve yeni gerçekliklerle çözüm için masayı kurdular++
Mazlum Abdi’nin birkaç kanala verdiği röportajlardan birini izledim hemen hemen önceki açıklamalarıyla tutarlı, farklı bir söylem yok olan bitenleri gayet nesnel sahadaki gerçeklikle anlatıyor; teslim olmadık, yerelde kendi savunma birliklerimiz, asayişimiz var, saha koşulları değişti, belki arzuladığımız tam bu değildi ama kazanımlarımızı korumaya çalıştık diyor ki, doğru.
Rojava, Suriye’de iç savaşın yarattığı boşlukta uzun yıllar varolabilen hiçbir yasal ve hukuki statüsü olmayan bulunduğu bölgede örnek fakat geçici bir özerk yapıydı, bu süre boyunca hiçbir BM ülkesi tanımadı, hiçbir AB ülkesi tanımadı sadece Katalonya meclisinin bir desteği vardı ki onun da hukuki bir vasfı yoktu. ABD tanımadı, kaldı ki Amerika tanısaydı bile içinde bulunduğu jeopolitik kıskaçta devasa güçlerin bir laboratuvara çevirdiği Suriye’de sürdürülebilirliği neredeyse imkânsıza yakındı. ABD’nin desteği IŞİD’e karşı taktiksel mücadele ortaklığı idi, bunu çok defa ifade ettiler, ABD hiçbir zaman bir Rojava cumhuriyeti kuracağız demedi, ama 10 Mart’ta Centcom komutanı Mazlum Abdi’yi helikopterle Şam’a uçurup Şara ile eşit koşullarda oturduğu bir masada, kısmi ve sınırlı bir özerk idare kurdular. Bu ilk anlaşma herkes biliyor ki 29 Ocak’a göre SDG açısından daha iyi bir anlaşmaydı ki Mazlum Abdi sanırım en son Rudaw röportajında bu konuda özeleştiri vermişti++
Kürt medyasından kimler, kimlerin talimatıyla hangi haberleri yapmadı orasını bilmiyorum!
Ama bildiğimi ve tanıklığımı yazayım.
O dönem çoğunluğu Kürt medyasından olan bir grup gazeteciyle bizzat çatışmanın yaşandığı alanlara gittik.
İMC Tv’nin gönüllü muhabiri olarak çalıştım.
Gördüğüm ne varsa, kimle ne görüştüysem hepsinin haberini yaptım, köşe yazıları yazdım.
Halk Tv’ye Ayşenur Aslan’ın programına canlı yayınına bağlanıp bizzat Sur’dan haberler aktardım.
Hiç kimse tarafından ima yoluyla bile olsa “şu haberi yap veya yapma” gibi bir baskı görmedim.
Kürt medyasından olan isimlere gelince; onların da haberlerini takip ettiğim kadarıyla olabildiğince şeffaf şekilde her şeyi anlatamaya çalıştıklarını şahsen gördüm.
Kürtlerin yarım asırlık siyasal hafızasını “Öcalan derse yaparlar” cümlesine sıkıştırıp adına “biat” demek analiz değil; Kürtleri iradesiz bir kalabalık olarak görmenin kibirli hali.
Sayın Öcalan’ın Kürtler üzerindeki ağırlığı bir makamdan, devlet gücünden, servetten ya da zorla kurulmuş bir otoriteden gelmiyor. 27 yıllık mutlak tecride rağmen milyonlarca insan hala onun sözünü siyasal olarak belirleyici görüyorsa, gazetecinin sorması gereken “Bunlar neden biat ediyor?” değil, “Bu insan neden hala bu kadar güçlü bir toplumsal karşılığa sahip?” sorusudur.
Kürtlerin kendi önderliğine bağlılığını küçümseyerek demokrasi dersi verilmez. Kürdün iradesi ancak senin onayladığın kişiye yöneldiğinde irade, Sayın Öcalan’a yöneldiğinde “biat” oluyorsa, sorun Kürtlerin demokrasi anlayışında değil, senin Kürde tanıdığın iradenin sınırlarındadır.
@timursoykan
Demokratik ulus paradigmasına uygun Gullistan!
Devlet+Demokrasi... karşılıklı uzlaşıya dayalı bir sistem bu. Aynısını şuan da Türkiye de arıyoruz.
Ama sen paradigmayı okumadığın için anlamazsın hani okusanda fark etmez çünkü sen zaten "mü-halifsin"!
Mazlum Abdi’yi Banu Güven’e verdiği röportajda dinlerken dikkatimi en çok kullandığı dil çekti. Sakin, realist, sorun çözücü ve birleştirici. Asla popülist değil, asla propagandist değil.
Bu, kendiliğinden kurulmuş bir dil de değil. Çok ağır deneyimlerden geçmiş, uzun uzun düşünülmüş, aynı meselelerin üzerinden defalarca geçilmiş bir siyasal aklın dili. Kurulan her cümlenin arkasında yalnızca bugünün hesabı değil; yaşanmışlıkların, kayıpların, kazanımların ve geleceğe ilişkin ihtimallerin binlerce kez tartıldığı uzun bir düşünme süreci var.
Mazlum Abdi bugün yalnızca Kürt hareketinin bir öncüsü olarak konuşmuyor. Kürtlerin ağır bedellerle elde ettiği kazanımları korumak ve Yeni Suriye’de hak ettikleri statüyü güvence altına almak için mücadele ederken, aynı zamanda kurulmakta olan Suriye’nin nasıl bir devlet olacağına dair söz söyleyen kurucu bir siyasal aktör olarak konuşuyor. Bir Suriyeli devlet adamı sorumluluğuyla, yalnızca bugünü değil, yarının devletini de düşünüyor.
Kürtlerin kazanımları ve statü mücadelesi ile Yeni Suriye’nin kuruluşu burada birbirinin alternatifi değil. Tam tersine, K��rt siyasal deneyimi kendi haklarını ve kazanımlarını koruyarak yeni devlet aklının oluşmasına katılıyor. Bence Mazlum Abdi’nin kullandığı dilin asıl gücü de burada ortaya çıkıyor: Mücadeleden vazgeçmeden müzakere edebilmek, kazanımlarından geri çekilmeden ortak bir gelecek kurabilmek.
Eminim, Abdullah Öcalan’ın Türkiye medyasına yansıyacak bir röportajında da benzer bir siyasal dil göreceğiz: Çok ağır deneyimlerden süzülmüş, her kelimesi uzun uzun düşünülmüş, propagandadan ve popülizmden uzak, bugünün gerçekliği içinde çözüm arayan bir dil.
Belki bugün Kürt siyasetini yalnızca talepleri üzerinden değil, ürettiği bu siyasal akıl üzerinden de konuşmanın zamanı. Yarım yüzyılı aşan bir mücadele; müzakereyi, devletle karşılaşmayı, çatışmayı, kaybı ve çözüm arayışını yaşamış çok büyük bir siyasal deneyimi de beraberinde taşıyor.
Ortadoğu’ya ve Türkiye’ye aktarılabilecek esas değerlerden biri de belki tam olarak bu deneyimdir: Ağır bedellerden propaganda değil siyasal akıl, çatışmadan rövanş değil çözüm üretebilmek.
Kemalist kesimler adeta kuduruyor.
Demek ki süreç çok iyi gidiyor.
Evet, aynen kürt özgürlük hareketi tam bir alevi hareketidir.
Tarihten aldığımız net durum şudur ; Dersim,Şeyh Said ,Ağrı ve Zilan katliamlarını yapan Kemalist Rejimin ta kendisidir.
Unutmayacağız!
Murat Taylan: "Hani DEM Parti bir Kürt Hareketi olduğu kadar Alevi hareketidir falan. E ama onun nedeni var.
Düne kadar İdrisi Bitlisi'ye hain dediğin için Aleviler Kürt Hareketi'nin içerisinde yer aldılar.
En baştan deseydin İdrisi Bitlisi bizim baş tacımızdır, Yavuz Sultan Selim'le ortaklığı da bizim uğruna mücadele ettiğimiz harekettir. Kaç tane Alevi gelirdi yanında?"
Örgütlü örgütsüz bir el,düşünülmüş,konuşulmuş ve planlanmış bir şekilde Öcalan,Kürtler, Aleviler üzerinden sosyal medyada aslı astarı olmayan yalan ve saçma sapan mesajlar yayınlıyor.
Bunu en çok yapanlar ise asimile olmuş kürtler ve Aleviler...
Yalan haberler paylaşıyor...
@profcopur Kimse Öcalan kadar halkın gönlünde haklı bir yer almamıştır.
Halkı için 27 yıldır mutlak tecrid altında eşsiz bir mücadele yürütüyor.
Peki ya siz,sizin liderleriniz; çalıp çarpıyor, hırsızlık yapıyor, halkını açlığa ve yoksulluğa terk ediyor.
Bu düşmanlık boşuna değil....