15 Temmuz'da verilen zam şimdiden eridi. Marketten yapılan mütevazı alışveriş 6.500 TL. Mazot 80 lira. Enflasyon dizginlenemiyor. Babam bir işçi maaşıyla 5 çocuk okuttu, kira ödedi kooperatiften ev aldı. Şimdi ise insanlar sadece tek bir maaşla kiralarını bile karşılayamıyor.
Denizin dalgasının kıyıya vurduğu noktadan itibaren 50 metre içeriye kadar olan bölümü, yani kumsalı; hiç bir otel veya işletme şezlong, şemsiye, platform ve benzeri şeyler koyarak işgal edemez.
Bu bölüm, Anayasa ve Kıyı kanunu gereği, ücretsiz olarak tüm vatandaşların kullanımına açıktır.
İşletmeler, ancak bu bölümün dışında mülkiyetleri altındaki veya kiraladıkları alanda; duş alma yeri, şemsiye, şezlong, havlu vb denize girmek için gerekli eşya ve levazımatı bulundurabilir ve kiraya verebilirler.
Kamunun kullanımına açık 50 metrelik alanda denize girmek üzere; isteyen herkes kendi şezlongunu, şemsiyesini, koyarak veya havlusunu sererek güneşlenebilir ve denize girebilir.
İşletme adı altında sahili işgal eden şebekelerin, belediyeye veya herhangi bir merciye “işgaliye bedeli” ödemiş olmaları;
-Yaptıkları işgali yasal hale getirmez ve “işgallerinin devamına dair izin almış oldukları” anlamına gelmez.
-Vatandaşların kamuya açık ve ücretsiz kullanma hakları olduğu bu bölümden faydalanma haklarını ortadan kaldırmaz.
-Kendilerine vatandaşları oraya sokmama veya oradan faydalanmalarına engel olma hakkı vermez.
Mevzuat böyle olduğu halde; Deli Dumrul gibi gelen kişileri bu alana sokmayan, yolunu kesen, tehdit eden veya para ödemeye mecbur bırakan işletmeler veya kişiler düpedüz eşkıyadır, haramidir ve hayduttur.
Bunu yapanlar hakkında;
-İnsanları hürriyetlerinden yoksun bırakma,
-Kamuya açık alanları işgal etme,
-Haydutluk ve eşkıyalık yapma suçlarından işlem yapılması gerekir.
Bu konuda kendilerine suç ihbarında bulunulan emniyet makamları ve savcılıklar; işgalci ve yol kesenler hakkında gereken işlemi yapmadıkları ve bunların çıkardıkları engelleri kaldırmadıkları takdirde, kanuni görevlerini yerine getirmemiş olur ve “görevi ihmal” suçunu işlemiş olurlar.
Eğer resmi yetkililer, kendilerine ihbar geldiği halde işgalciler ve vatandaşları engelleyenler hakkında suç takibatı yapmaz ve işgali kaldırmazlarsa; bu defa onlar hakkında, görevlerini ihmal ettiklerine dair üst mercilerine suç duyurusunda bulunulması gerekir.
Toplumun en mutsuz kesimi öğretmenlerdir. Sırayı ihlal eden, yere tüküren, yüksek sesle müzik dinleyen, vergi kaçıran, fahiş fiyata mal satan, insanları kandıran, şiddet uygulayan, tarihi saptıran kişiler hallerinden memnunken; bunlara şahit olan öğretmenler derin üzüntü duyar,
Timur Soykan: "Diyanet İşleri üç katlı villa yaptırmış arkadaşlar. O üç katlı villaya da Diyanet İşleri Başkanı Arpaguş taşınacakmış. Bunların lüks tutkusu bir türlü bitmiyor. Dünya malında gözü olmaması gereken adamlar lükse doyamıyorlar.
Ali Erbaş'ı hatırlıyorsunuz, ayak ısıtmalı son model makam araçlarına binmeden duramazdı. Şimdi bu da Diyanet adına yapılan üç katlı villaya taşınacakmış.
Bir kere de 'Bu adaletsizlikle ülke yönetilir mi? İnsan hakkına, kul hakkına girilir mi? Yolsuzluk yapılır mı?' deyin kardeşim."
Kendi çocuğunu özel okula gönderen bir Milli Eğitim Bakanı’nın, milyonlarca çocuğa “Ben öğrenciyken…” diye başlayan çocukluk hatıralarıyla eğitim anlatması aslında bütün hikâyeyi özetliyor. Sizi o köy okulundan bu makama taşıyan Cumhuriyet’in kamusal eğitim sistemiydi; bugün ise kendi çocuğunuz için tercih etmediğiniz eğitim düzenini başarı diye anlatıyorsunuz.
“Ben öğrenciyken sobalı okullar vardı…” Evet Sayın Bakan, sobalı köy okulları vardı. Ama köyde okul vardı. Bacası tüten o okulların yaklaşık 20 binini sizin iktidarınız kapattı. O okullar; çobanın, çiftçinin, işçinin çocuğunu öğretmen de yaptı, doktor da, mühendis de, profesör de, bakan da, cumhurbaşkanı da…
Demek ki mesele soba değilmiş; mesele Cumhuriyet’in halkın çocuklarına açtığı yolmuş. Siz o yolu kapattınız.
“Ben öğrenciyken sınıflar 70 kişiydi…” 70 kişilik sınıflar yoktu ama evet, bazı okullarda kalabalık sınıflar vardı. Siz bunu istisna olmaktan çıkarıp kent merkezlerindeki devlet okullarının gerçeği hâline getirdiniz. Bugün 40-45, hatta 50 kişilik sınıflar; 1.500-2.000 öğrencilik okullar ve ikili eğitim sıradanlaştı. Sonra 10-15 kişilik sınıfları olan, boş derslikleri bulunan ve özel olarak desteklediğiniz okulları da hesaba katıp “ortalama 24-25 öğrenci” masalı anlatıyorsunuz. Ortalamayı düzeltiyorsunuz, gerçeği değil.
Üstelik bunu anlatan kişinin çocuğu özel okulda.
“Ben öğrenciyken ders kitapları geç geliyordu…”
Bugün kitaplar ücretsiz dağıtılıyor diyorsunuz. O kitaplar halkın vergisiyle basılıyor. Bu süreçte halkın parasını kimlere aktardığınızı da, sınav sorularının defalarca çalındığı düzeni de bu ülke unutmadı. Ama tamamen sınava dayalı hâle getirdiğiniz bu sistemde kaç çocuk yalnızca o kitaplarla sınava hazırlanabiliyor?
Veliler kaynak kitaplara binlerce lira harcıyor; okulun temizliğini, kırtasiyesini ve birçok temel ihtiyacını cebinden karşılıyor. Eğitimin gerçek maliyetini velinin sırtına yüklemek başarı değildir.
Peki bugün övündüğünüz eğitim tablosu ne?
En güvenli olması gereken okullarda öğretmenlerin ve öğrencilerin yaşamını yitirdiği; temizlenmeyen okullarda çocukların aç ve susuz bırakıldığı; diplomanın artık çocuklara bir gelecek vaat etmediği; okulların tarikat ve cemaatlerin etkisine açıldığı; yoksul çocukların eğitim hakkı yerine ucuz işgücüne sürüklendiği bir eğitim düzeni…
Cumhuriyet sizi köy okulundan bakanlığa taşıdı. Siz ise halkın çocuklarını geleceğe taşıyan o yolu daralttınız.
Bir yanda kanseri yenmek için hücreleri yeniden programlayan, tek bir keşif uğruna 20 yılını laboratuvarda geçiren bilim insanları; diğer yanda doktor dövmeyi özgürlük sananlar, ömründen 10 yılı sevdiği siyasetçiye vermeye razı fanatikler… Bilimin de cehaletin de zirvesindeyiz.
10 milyondan fazla insanın verilerini içeren yeni bir meta-analize göre doğada vakit geçirmek;
•Stresi azaltır
• Anksiyeteyi hafifletir
• Depresyon belirtilerini azaltır
• Olumlu duyguları arttırır.