🚨SON DAKİKA | ABD ORDUSUNUN YÜREKLİ PİLOTLARI!
— ABD’de adeta bir kriz yaşanıyor. İlk defa askeri pilotlar, İsrail’e silah taşımayı reddettiler!
🇺🇸🇮🇱ABD askeri pilotları, İsrail'e silah taşımayı reddettikleri gerekçesiyle az önce tutuklandılar. Pilotlar, İsrail'in soykırım yaptığını ve ABD hükümeti ile Kongre'nin de buna ortak olduğunu haykırdılar:
“İsrail soykırım yapıyor! İsrail çocukları katlediyor! İsrail katliam yapıyor! Bu suça ortak olmayacağız!”
Bu vicdanlı pilotları yürekten kutluyorum. 👏🏻
ABD’de adeta bir kriz yaşanıyor. İlk defa askeri pilotlar, İsrail’e silah taşımayı reddettiler!
ABD askeri pilotları, İsrail'e silah taşımayı reddettikleri gerekçesiyle tutuklandılar.
İsrail soykırımına!
Bu vicdanlı pilotları insanlık adına yürekten kutluyorum.
#SONDAKİKA
Milyarder Dr. Patrick Soon-Shiong, Akciğer, meme ve pankreas kanseri için kullanılan Abraxane ve kemoterapiyi belkide bitirecek olan Anktiva ilacının mucidi.
- Vücudunuzda, Tanrı vergisi, kanseri öldüren, tüberkülozu öldüren, HIV'i öldüren, COVID'i öldüren bir hücre var.
* 1000 hasta Anktiva ile başarıyla tedavi edildi.
Suudi Arabistan FDA'sı, Anktiva'yı hem mesane hem de akciğer kanseri tedavisi için onayladığını duyurdu.
ABD FDA durumu:
Şu anda sadece belirli bir mesane kanseri türü için onaylanmış.
Mayıs 2025'te Amerika FDA genişletme başvurusunu reddetti.
Soon-Shiong bu kısıtlamadan hayal kırıklığına uğradı
İlacı geliştirmek için son on yılda harcanan para kendi cebinden çıktı, hiçbir hükümet desteği almadı.
Soon-Shiong bu ilacın kemoterapiyi tamamen eskitebileceğine inanıyor.
Jackie Chan, Tianjin’de “UNEXPECTED FAMILY” filminin ilk gösterimi sırasında, Gazze’den bir çocuğun videosunu izlerken neler hissettiğini anlattı.
▪️ Geçenlerde bir video izledim. Çocuğun konuşmasını görür görmez ağlamaya başladım.
▪️Çocuğa "Büyüyünce ne olacaksın?" diye soruyorlar. O da "Bizim burada çocuklar büyümez." diyor.
▪️Evet Gazze, Gazze'nin çocukları.
▪️Her gün bombalar altında yaşıyorlar.
▪️Çocuğun yüzünde hiçbir ifade yoktu; sanki bu gerçek onun için sıradan bir gerçeklikti. "Bizim burada çocuklar büyümez..."
KRAL ÇIPLAK: VİRÜS DİYE BİR ŞEY YOK!
Evet, bu gerçeği artık tüm dünyada aralarında doktorların ve hatta virologların da olduğu, gerçek bilim için mücadele eden sayısız dürüst ve cesur yürek gür bir şekilde haykırıyor.
Böylece gün be gün daha fazla insana bu harika gerçek ulaşıyor.
Engellenemez, karşı koyulamaz hâliyle yayılıyor ve yayılıyor...
Jamie Andrews'ın (@JamieAA_Again) bu sürece olan katkısı muazzam.
Andrews, virolojinin bilimsel anlamda yerinin aslında tamamen çöp olması gereken Franklin Enders'dan miras kalmış protokollerini, bilimsel prosesin olmazsa olmazı olan kontrol deneyi aşamasını atlayan "virüs izolasyonu" hilelerini ve "virüs/viral enfeksiyon" anlatısına ait tüm sahtekârlıkları, bizzat kendi ve bilim adamlarından oluşan ekibiyle gerçekleştirmiş olduğu KONTROL DENEYLERİYLE ifşa ediyor.
Bu kontrol deneyleri, virüs diye bir biyolojik patojenin var olmadığını tamamen kanıtlıyor.
https://t.co/rmVaaoPlE1
https://t.co/rRaU4Bknds
Zaten hiçbir duyusal kaynakla denetlenemeyen bir "şey"in fiziken var olmadığını kanıtlamak, o "şey"in var olduğuna yönelik "alamet" diye sunulanları tümüyle, bilimsel metotları izleyip çürütmektir.
Şuna benzer; Birisi çıkıp "boynuzlu bir at"ın var olduğunu ve etrafta gezindiğini söylüyor, "Esasta onu göremiyorum, etrafındaki her şeyden izole edip onu kimseye de gösteremiyorum lâkin varlığına ilişkin standart 'saydığım' birtakım alametleri izlediğimde fiziken var olduğu sonucunu çıkarıyorum" gibi bir de argüman sunuyor.
Bu tuhaf iddiayı nasıl çürütürsünüz?
Bu kişinin keyfince standart alametler uydurduğunu (zira o kendisinden başka hiç kimse için standart değil), öznel yorumun nesnel gerçeklikte bir anlam ifade etmediğini dümdüz söylersiniz, işte hepsi bu.
Sizi temin ederim, ne eksik ne fazla, virolojinin saçmalıkları da, "boynuzlu at"ın duyularla denetlenemese de fiziken var olduğunu ve aramızda dolaştığını söyleyen şu kaçığın saçmalığına eşdeğerdedir.
Elbette "boynuzlu at" saçmalığının arkasında milyar dolarlık ilaç şirketleri yer almaz ve hâliyle kimse bir "boynuzlu at" korkusuyla aşılanmaz.
"Büyük yalanlar, daha kolay inandırıcılığı olan yalanlardır."
Çünkü büyük yalancıların işine yaramaları önemlidir, gerçeklikle olabildiğince uzak olmalarının hiçbir önemi yoktur.
Andrews'e kulak verin.
Büyük yalancıların, gözbebeği virüs yalanını toplumlara yedirebilmek için nasıl hilebazlıklara/sahte bilim yöntemlerine başvurduklarını harika bir şekilde izah ediyor.
Videodaki değerli açıklamalarına destek ve belki de meseleyi sıfırdan irdeleyenler için tamamlayıcı olacak, her kesimden, her yaştan insanın anlayacağı şekilde çok basit bir şekilde özet hâlinde, vir��s yalanını ifşa edeceğim ben de.
1950'lerden günümüze, virologların başlıca kullandığı, "altın standart" olarak kabul ettiği, sözde virüslerin izolasyonunu sağlayan "hücre kültürü" yöntemidir.
Hasta sürüntüsü (balgam gibi), maymun böbrek hücreleri, kürtajdan gelen insan fetüslerinin böbrek hücreleri, fetal buzağı serumu (bunlar genellikle tercih edilen) ve çeşitli antibiyotiklerle (penisilin, streptomisin gibi), toksik maddelerle oluşturulan hücre kültürüne ekilir.
Hücreler aç bırakılır ve sitopatik etki (CPE) beklenir. Hücre kültüründeki sitopatik etki, insan vücudunda sözde virüsün canlı & sağlıklı hücreye karşı saldırganlığının bir fragmanı sayılır.
Hücreler hastalandığında ve öldüğünde/sitopatik etki gözlemlendiğinde ise bu, "virüs"e atfedilir.
Bu sonuç virologlara göre virüsün varlığının kanıtıdır.
Anlayabiliyorsunuz değil mi?
"Virüs" hiçbir şekilde izole edilmiyor, sitopatik etkiye sebep olanın "virüs" olduğu varsayılıyor.
Ortada izole edilmiş/purifikasyonu sağlanmış bir "virüs" yoktur lâkin hücreleri hastalandıranın "o" olduğu düşünülür, varlığına "alamet" sayılır.
"Boynuzlu at"ın var olduğunu iddia eden şu kişinin kendince standart saydığı birtakım alametleri kanıt sayması gibi...
Hücrelerin hastalanmasına ve ölmesine/sitopatik etkiye asıl sebep olan; hücrelerin besinlerden mahrum bırakılarak, günlerce antibiyotikler, fenol kırmızı asit boyası, tripsin enzimleri vb. altında zehirlenmesidir, daha varlığı gösterilememiş "virüs" değil.
KONTROL DENEYLERİ YAPILMAZ, misal hasta olmayan insanlardan da sürüntü alınıp sitopatik etki gerçekleşiyor mu gerçekleşmiyor mu diye gözlem/denetleme yapılmaz.
Oysa burada kontrol deneyi kilit aşamadır.
Kontrol deneyinin olmadığı yerde bilim değil, sahtekârlık vardır.
Şuna dikkat ettiniz mi?
Bir "virüs"ün hiçbir zaman doğrudan insanın balgamından, tükürüğünden, kanından vs. izole edilip/etrafındaki diğer materyallerden arındırılıp saf fiziki varlığı gösterilemiyor.
Sürüntüyü alıp, hücre kültürüne ekmeye, hücreleri aslında antibiyotiklerle hasta edip bu sürece sebep olanı "virüs" diye servis etme hilesine ihtiyaçları varmış gibi görünüyor.
Muhtemelen okuyuculardan bir kısım bu noktada "bize elektron mikrograflarında gösterilenler nedir öyleyse?" diye soracaktır.
"Virüs"ün varlığına kanıt olarak öne sürülen şu elektron mikroskopları...
Neden hiçbir zaman elektron mikroskoplarının ölü dokular üzerinde çalışmak zorunda olduğu gerçeğini insanlara anlatmadıklarını düşündünüz mü?
Eğer bunu anlatsalardı emin olun elektron mikroskoplarının "virüs"ün var olduğu iddiasını destekleyen son şey dahi olamayacağını bilirdiniz.
Evet, elektron mikroskopları ölü dokular üzerinde çalışmak zorundadır, bu mikroskobun çalışma prensibidir zaten.
Zira elektron mikroskobunda meydana gelen dehidrasyon, düşük basınç, x ışınları ve elektron bombardımanına hiçbir canlı hücre dayanamaz. Bu bir gerçektir.
Kültür evresini açıkladık, bu süreçten sonra hücrelerden elektron mikrografları alabilmek için çok çeşitli aşamalardan geçilir: Hücreler, doku örneklerinde etanol ve aseton banyolarında kurutulur, epoksi reçine ve balmumu dolu kalıplarda dondurulur, mikro parçalar hâlinde kesilerek onlar da kurşun ve uranyum asetat gibi ağır metallerle boyanır ve elektron mikroskopları altında 150 ila 300 santigrat ısı ışınlarına maruz bırakılır.
Öncelikle hücrelerin kurutulması ve sabitlenmesi aşamasında hücreler zaten ekzositos ile dışarıya çeşitli hücresel atıklar salacaktır. Hücrenin kendi döküntüleri de buna eklenir. Ortada sayısız ölü hücre kalıntısı yer alır ve mikrograflarda gösterilenler de ancak bunlar olacaktır.
Tüm sözde virüs görüntüleri/"virüs" diye servis edilenler sadece ölü hücre atıklarına, döküntülerine aittir.
Bu gerçeği elbette birçok bilim adamı da dile getirmiştir.
Dr. Harold Hillman'ı hatırlayalım.
https://t.co/vQPtamQGgM
Bakın Pasteur Enstitüsü'nün resmi web sitesinde ne yazıyor: "Pasteur virüs yokluğunda aşıyı geliştirdi ve virüs ancak 1962'den sonra elektron mikroskobu altında gözlemlenebildi."
https://t.co/Sz1htTjOoM
Hayır, bir "kuduz virüsü" hiçbir zaman gösterilemedi.
Elektron mikroskopları hiçbir zaman hiçbir "virüs"ü gösteremedi, gösteremez.
Elektron mikroskoplarının "virüslere" ait görüntüler sunduğu iddiası, dünyanın en kıytırık, en zavallı iddiasıdır.
Hayır, tek bir "virüs", tek bir "virüs" dahi KONTROL DENEYİ sağlanmış gerçek bir izolasyon çalışmasıyla ya da elektron mikroskopları altında gösterilebilmiş, varlığı kanıtlanmış değildir.
Tüm "virüsler", in silico yani bilgisayar üzerindeki bir tasarımdan ibarettir. Zihinlerin dışında toza dumana karışacak hayaller gibi...
Tüm bu süreçlerden sonra/ya da süreçle birlikte, sözde virüsün sözde gen dizilimi çıkarılır ve in silico ortamına aktarılır.
Bu sözde gen dizileri de aslında kültürdeki insan ve hayvan ölü hücre kalıntılarına aittir, asla var olmayan virüslere ait değildir.
Yahut bu "gen dizileri" tamamen ama tamamen uydurmadır...
Daha derinlere dalmak isteyenler için Andrews'dan "DNA Aldatmacası": https://t.co/8jdF4qdL9O
Peki ya testler?
Hiçbir "test" bir insanın "virüs" taşıdığını belirleyemez.
Bu asla mümkün değildir.
Uzun zamandır, PCR'a, "virüs"e atfedilen sözde baz çiftinin bir kısmını (kendi literatürlerinde dahi bu kısım, devede tüy kadarıdır) tespit ettiği gibi sahte bir misyon yükleniyor.
PCR'nın çalışma metodu asla spesifik değildir, son derece manipülatiftir.
Alınan sürüntüde yer alan bir kimyasal çorbada hiç var olmayan bir "çeşni" aramak gibi...
PCR tamamen yoruma dayalıdır, ne pozitif ne de negatif sonuçların herhangi bir anlamı vardır.
Hadi hafızaları çalıştırın:
- Mart 2020’de Çin’den %80 yanlış pozitiflik oranı bildirilir.
https://t.co/bTveSWLS3o
- 3 Mart 2020’de Jamanetwork’de yayınlanan bir makalede, Singapurda neredeyse her gün 18 hastaya yapılan testlerin en az bir kez "pozitif"ten "negatif"e ve bir hastada en fazla beş kez "pozitif"ten "negatif"e geri döndüğü anlatılır.
https://t.co/dKhrhiEl6K
- Milford Moleküler Teşhis Laboratuvarı'ndan Sin Hang Lee, 22 Mart 2020'de DSÖ'nün koronavirüs müdahale ekibine ve Anthony S. Fauci'ye şunları söyler: “İnsan örneklerinde SARS-CoV-2 RNA'sını tespit etmek için kullanılan PCR test kitlerinin birçok yanlış pozitif sonuç ürettiği bildirilmiştir.”
https://t.co/kmAruJSjgq
- 26 Mart 2020’de Journal of Medical Virology'de yayınlanan bir makale, Wuhan'daki bir hastanede 610 hastadan 29'unun “negatif”, “pozitif” ve “şüpheli” arasında değişen 3 ila 6 test sonucunun olduğunu gösterir.
https://t.co/0ZHJQUv9SX
- FDA’nın PCR testlerine ilişkin açıklama makalesinde şöyle der: “Tespit edilen etken, hastalığın kesin nedeni olmayabilir.” (PDF 2. sayfaya bakın.)
https://t.co/SqndO15hNC
- Altona Diagnostics PCR testlerinin kullanım kılavuzunda testlerin “tanı testi olarak tasarlanmadığı” belirtilir.
https://t.co/K8ezMRIoPU
- Portekiz Temyiz Mahkemesi PCR'ın %90'larda yanlış pozitif verdiğini doğrular.
https://t.co/PE67Jy6ZJZ
PCR sonuçlarını anlamsız kılan önemli sorunlardan biri de yüksek döngü sayısı/CT değeridir. Aslında bu, PCR'ın temelde manipülatif/hileli çalıştığı gerçeğinden ayrı olarak bu "testi"n keyfi belirlenen standartlar çevresinde yorumlandığına dair önemli bir detaydır.
- MIQE Kılavuzunda (kantitatif PCR üzerindeki yayınları değerlendirmek için gerekli minimum bilgileri tanımlayan kılavuz) şöyle yazar: “40'tan yüksek CT değerleri, ima edilen düşük verimlilik nedeniyle şüphelidir ve genellikle rapor edilmemelidir.” (PDF 7. sayfaya bakın.)
https://t.co/4c9uzBTdBw
Elma püresinde, muzda, karpuzda, gazozda, araba egzozunda vs. PCR'ın pozitif sonuçlar verdiğini biliyorsunuz değil mi?
PCR bir "test" dahi değildir.
Ve ister "antijen testi" ister "antikor testi" olsun bunların hiçbiri ne "virüs" varlığını sürüntüde, kanda vs. tespit edebilir ne de "viral enfeksiyon" geçirildiğine dair bir kanıt sunabilir.
Hiçbir test, ne doğrudan bir "virüs"ün varlığını ne de "virüs"ün varlığına dair en ufak bir emare tespit edebilir.
Servis edildikleri gibi "yüksek duyarlılıklı ve özgül" değiller. Sonuçları tamamen yoruma dayalı değerlendirilir.
Misal, "antikor testi" kişinin antikor artışı lehine sonuç verdiğinde bu, "hücrelerin x virüsüyle (genellikle hepatit ve "HIV" için kullanılıyor) enfekte olduğunun göstergesi" sayılıyor.
Oysa spesifik yani belli bir antijene karşı özel üretilen antikor, söz konusu bile değildir.
"Spesifik antikor" söylemi, bunun da sözde virüs kaynaklı olduğu yaygın propagandasına aittir. Bu, hem var olmayan virüslerin hem de baştan aşağı uydurma olan "İmmün/Bağışıklık Sistem Teorisi"nin ayakta tutulması amacından başka bir şey değildir. Vücudun toksisiteye verdiği tepkiler pH odaklı gerçek vücut mekanizmalarından koparılarak hayali teorilere ve hayali "spesifik" tepkilere atfedilir. Hile budur. Nasıl ki virüs yalanı söyleniyorsa, "spesifik antikor" yalanı da aynı yalanlar bütününün devamıdır.
Açıklayalım;
Hücreler, toksin yapılarına maruz kaldığında ve bu yapılar tarafından duvarlarında gedikler açılıp, tahribata uğradığında, diğer protein ve diğer şeylerle ağ oluşturmak için, asidik koşullarda hemen genişleyen, düz hale gelen ve enerjinin depolandığı, hafif tuzlu suda çözünebilen, sızdırmaz maddeler -globülinler- yani küçük protein gövdeleri/işte bu antikorları oluşturur.
Bu, hücrelerin, toksin yapılarına karşı yani toksisiteye/zehirlenmeye karşı geliştirdiği savunma mekanizmasıdır. Hücreler bu şekilde kendi formunu korumaya ve işlevini devam ettirmeye çalışır.
Yüksek antikor/antikor sayısında artış sadece vücudun toksisite maruziyetine karşı bir direnme yöntemini ifade eder, hepsi bu.
Toksinler altta yatan nedendir/etkidir, antikor üretimi bu duruma karşı verilen tepkidir.
Anlaşıldığı üzere, bunun adı, toksin yapılarının marifetlerini var olmayan virüse yüklemektir.
TIPKI;
Zaten virüs/viral enfeksiyon yalanıyla, kordon bağını keser kesmez yeni doğanların, okul çağı çocuklarının, gencinin, yaşlısının, kas içinden -koruyucu bağırsak bariyerlerine uğramayan- doğrudan kan dolaşımına zerk ettikleri; alüminyum, cıva, formaldehit, polisorbat80, monosodyum glutamat, setiltrimetilamonyum bromür, glutaraldehit, neomisin sülfat, gentamisin sülfat, hücre kültüründen gelen filtrelenmemiş insan ve hayvan hücre parçaları gibi ağır metaller, nörotoksik ve kanserojen içeriklerle dolu olan AŞILARLA,
Altta yatan gerçek nedenle ilgilenmeyen, sadece semptomları değerlendiren bir teşhis usulünün eseri olarak, tedavi etmekten/iyileştirmekten tamamen uzak, sadece semptom baskılayan ve vücutta bir dizi tutarsız kimyasal reaksiyona sebep olan ve hâliyle esas sorunu zamanla şiddetlendirip azdıran İLAÇLARLA,
Hamilelikte kullanıldığında yeni doğanda kanama riski oluşturan (K2 vit. bağırsaklarda bakteriler tarafından sentezlenir), aşırı kullanımında kist hidatik'in ve çeşitli kistlerin tek müsebbibi, karaciğer hasarları meydana getiren, "canlılık karşıtı"/mikrofloranın katili ANTİBİYOTİKLERLE,
İnsan ve hayvan vücudunun bizzat kendi hücrelerinin ve mikroplarının ortamın toksisitesine göre pleomorfizm ilkesi gereğince dönüşmüş halleri, vücudun güçlü toksin yapılarıyla, dokularda birikmiş ağır metallerle mücadeleci (enzimleriyle bu zararlı yapıları vücut için faydalı yapılara dönüştürürler) şifa ordusu parazitleri, klor kanallarını bloke ederek etkisiz hâle getiren yani felç ederek öldüren, dolayısıyla vücudun toksisite ile mücadelesinin önüne geçen, "kansere çare" diye pazarlanırken asıl kanserojen etkenin ta kendisi olan, kadınlarda ve erkeklerde yumurtalıklarda birikim yaparak kısırlığa sebep oldukları sayısız bağımsız çalışma ile ortaya konmuş, daha birçok sağlık hasarının bir numaralı sorumlusu ANTİPARAZİTER İLAÇLARLA,
Epifiz bezinde birikerek epifiz bezinin bilişsel faaliyetlerden (sorgulama, kritik etme, mantık yürütme, analiz etme vb.) sorumlu olan melatonini üretmesini engelleyen florürlü ve dünyanın en zehirli kimyasallarından biri, çok düşük seviyelerde sadece solunması hâlinde bile ciddi akciğer hasarları meydana getiren, belli maruziyetiyle atardamar sertleşmesinden, kansere, kalp problemlerine dek bir dizi olumsuz sağlık etkisi olan klorlu ŞEBEKE SULARIYLA,
Resmi adıyla "bulut tohumlama teknolojisi" olan, havaya baryum ve alüminyum tozu püskürterek, bölgesel çaplı ısı tutulumunda/mikrodalga etkisinde bulunurken aynı zamanda bu ağır metal partiküllerini havaya, suya, toprağa/habitata salan CHEMTRAİL'LE,
Endüstriyel tarımda, bitkiler tohum - fide - olgunluk evresine dek, her bir zerresine nüfuz edecek denli (öyle ki bitkiler başta bakırı, bünyesinde olması gereken pek çok minerali ve vitamini dışlar hâle geliyor) kullanılan ve elbette bu bitkiler aracılığıyla insan vücuduna giren, başta endokrin (hormon) sistemi bozukluklarından nörolojik bozukluklara dek bir yığın sağlık sorunu üreten PESTİSİTLERLE,
Aslında kaynağı kaya tuzu olsa da, bu doğal tuzun içerisinden 80'den fazla hayati mineralin ve iz elementlerin alınmış olduğu ve böylece artık insan vücudu için "agresif" forma kavuşan, vücudun su - tuz dengesini, mineral dengesini; dolaşım sistemini, sinir sistemi fonksiyonlarını vb. alt üst eden RAFİNE TUZLA,
Sayısız toksik kimyasalla formüle edilen KOZMETİK ÜRÜNLERİYLE, DETERJANLARLA,
Sayısız toksik katkı maddesiyle, "koruyucu" maddeyle harmanlanmış, endüstriyel İŞLENMİŞ GIDALARLA,
Formül olarak hücrelerin kullanabileceği yağlara çok benzediği için hücreleri kandırarak hücre zarından içeri sızan ve artık hücrelere doğru yağların girmesine mani olan; hücrelerin enzim üretmesine, reseptör organellerinin hasar almasına sebep olan ve böylece hücresel bozulmalarla gelen çeşitli dejeneratif hastalıklara kapı aralayan TRANS YAĞLARLA,
Uzun süreli ve şiddetli maruziyetiyle voltaj kapılı kalsiyum kanallarını aktive ederek hücrelerin aşırı kalsiyum yüklenmesine, böylece oksidatif stres gelişimine ve "programlanmış hücre ölümleri" yaşanmasına yol açan KABLOSUZ AĞ/ELEKTROMANYETİK FREKANSLARLA
vb.
İNSANLIĞI SÜREKLİ ZEHİRLEYİP/HASTA EDİP, ORTAYA ÇIKAN ZEHİRLENME SEMPTOMLARININ ÖNEMLİ BİR KISMINI ALIP "BUNUN SEBEBİ VİRÜSLERDİR" DEDİKLERİ GİBİ!
İşte bunlar "virüs yoksa bizi hasta eden nedir?" diye soracak olanlar için hastalıkların gerçek nedenleri...
Kan dolaşımına doğrudan sokularak, oral yolla alınarak, solunarak, yiyip - içilerek, cilt teması ve elektromanyetik alanda maruz kalınarak hücrelerin hasar almasına sebep olan gerçek hastalık nedenleri...
Şu ısrarla gizlenen nedenler...
Hepsinin üzeri titizlikle örtülüyor ve sebep oldukları hasarların çok önemli bir bölümü ısrarla var olmayan şu hayali unsura/"virüs"e bağlanıyor.
İşte karşınızda Rockefeller Tıbbının en büyük sahtekârlığı: VİRÜS ALDATMACASI!
Rockefeller Tıbbı tesis edildiğinden/gerçek tıbbı dışlayıp tüm tıbbiyeyi, akademiyi ve farmasötik tüm faaliyetleri ahtapot kolları gibi sarıp insanlığın başına sahte bir "sağlık otoritesi" kesildiklerinden bu yana, insanlığa salgınlar ve hastalıkların gelişimi konusunda SÖYLEDİKLERİ HER ŞEY YALAN!
Hayır,
Bir çiçek virüsü, kızamık virüsü yahut deri döküntülerine sebep olarak gösterdikleri bir virüs yok.
(Çiçek salgını tüm gerçekleri: https://t.co/0LMdQa0fNh
Kızamık gerçekleri: https://t.co/ciEQgViZos
Çiçek, kızamık gibi salgınların biricik sebebi yetersiz beslenme, temiz suya -temiz su mikropsuz su demek değildir; temiz su toksik atık barındırmayan sudur- erişimin zorluğu ve sanitasyon eksikliğinden kaynaklı toksisite maruziyetiydi. Sanitasyon programlarıyla, temiz suya erişimin sağlanması ve beslenme sorunlarının ortadan kalkmasıyla bu salgınlar sona erdi. Aşı sayesinde falan değil. AŞI TEK BİR HAYAT DAHİ KURTARMADI!
Peki ya sonradan ortaya çıkan kızamık vakaları?
Başta aşı hasarı...)
Hayır,
Kuduz virüsü diye bir şey yok.
(Kuduz gerçekleri: https://t.co/dCqNXoVx6B
Köpek ısırmasıyla, kedi ısırması, tırmalamasıyla vs. yahut başka bir tür temasla hayvandan insana geçen bir virüs yok. Bu tamamen saçmalıktır. Hayvanlarda kuduz belirtisi diye saydıkları şu semptomlar ancak hayvanın kendi vücudunun zehirlenmesinin göstergesi olabilir. Misal köpeklerde beyne dek işleyen bir zehirlenmeye ve aslında ensefalite sebep olarak kuduz virüsü palavrasını uyduruyorlar.
Geçmişte siyanür zehirlenmelerinin üzerini "kuduz" diyerek örterlerdi.)
Hayır,
Çocuk felci virüsü diye bir şey yok.
(Çocuk felci gerçekleri: https://t.co/mmdsRJkELh
Çocuk felci, çocukların omuriliğinde ağır kimyasal birikmesi sonucu sinir sistemlerinin iflas etmesiyle meydana gelir.
Geçmişte "çocuk felci salgını"na doğrudan sebep olan yoğun DDT kullanımıydı. DDT kullanılan bölgelerde DDT hasarı, bir "salgın" özelliği kazanmıştı. DDT yasaklandığında hâliyle "salgın" da sona ermiş oldu.
İleri vade ortaya çıkan vakalar nedir?
Eğer çocuğun omuriliğinde ağır kimyasal birikmesine sebebiyet veren başka bir tür zehirlenme ardından o vakalar kaydedilmiş ise, tabii ki onu da "poliovirüs"e bağlıyorlar. Misal Salk'ın aşıları sonrası "DDT zehirlenmesi"ni taklit eden hasarlar gösterilmişti. Sadece semptomlara bakıyor ve o semptomları çeşitli şekilde meydana getiren etkenleri hesaba katmıyor ve hazır şablon bir virüs anlatısına başvuruyorlar.)
Hayır,
HIV diye bir şey yok.
(AIDS'in zamanındaki ilk tanısına baktığınızda bunların aşırı alkol, uyuşturucu kullanan insanlar üzerinde olduğunu görürsünüz. Bu insanlar alkol ve uyuşturucu sebebiyle aşırı T hücre düşüklüğü yaşayan insanlardı. Birçok hastalıkta olduğu gibi gerçek nedenle yani toksisite maruziyetiyle ilgilenmeyip bunu bir virüse bağladılar: HIV dediler. Söylemedikleri bir gerçek vardır, Montagnier HIV'i hiçbir zaman izole edememiştir. HIV diye bir şeyin varlığı hiçbir zaman kanıtlanamamıştır.
Ve HIV tedavisi için verilen AZT'lerin, HIV'e neyi atfettiler ise bizzat ona sebep olduğu bilinir. AZT tedavisiyle, sahte testlerle HIV pozitif çıkardıkları insanlar, bu defa gerçekten de aşırı T hücre düşüklüğü sorunu yaşar oldular.
Aşırı T hücre düşüklüğünün/lenfositopeninin görülmesi için gerçekte lenf düğümlerinde ciddi hasarlar meydana gelmelidir. Buna yakın dönemde neyin sebep olduğunu bilmek ister misiniz? Covid aşıları. Mahkeme zoruyla yayınladıkları şu "yan etki" listesinde lenfositopeni yer alır.
Bugün Covid aşı hasarı yaşayan insanları sahte testlerle HIV pozitif çıkarıyorlar.)
Hayır,
HPV diye bir şey yok.
(HPV gerçekleri: https://t.co/Nd2MP7cJmL
HPV'ye atfettikleri rahim ağzı/çevresi siğillerin, döküntülerin vs. sebebi o bölgede birikim gösteren toksisitenin bir işaretidir sadece. O toksisiteye, bölgenin sözde hijyenini sağlamak için yersiz ve gereksiz kullanılan, hâliyle inflamasyon geliştiren kimyasallar, toksik ürünler sebep olur. Plastik yapıda pedler, çeşitli zararlı kimyasalları barındıran yıkama jelleri, duş jelleri vs. ya da öncesinde olunan ve rahim bölgesinde birikim yaptığı ve o bölgede toksisiteye sebep olduğu bilinen içeriklere (polisorbat 80 gibi) sahip aşılar ya da alınan ilaçlar vs.)
Hayır,
Grip virüsü diye bir şey yok.
(Grip, özellikle mevsim geçişlerinde termal değişime karşılık vücudun belli periyotlarda toksin yükünden kurtulma çabasıdır. En basit ifadeyle, detoks sürecidir. Kadınlardaki regl durumuna benzer. Vücudumuz uygun "termal" ortamı bulduğu an, biriken toksin yükünden kurtulmak ister. Eğer bu olmasaydı, ani ölüm bile gelebilirdi. Grip, eskilerin deyimiyle şifalanmadır. Bu sezona çoğu kez toplu olarak gireriz, çünkü termal değişimi topluca hissederiz.)
Hayır,
Kuş gribi virüsü diye bir şey yok.
(Elbette toplu kümes hayvancılığının zavallı hayvanlarda sebep olduğu yoğun stres, kötü beslenme ve kötü koşulları, kuş gribi virüsü palavrasına bağlıyorlar.)
Hayır,
Sars-Cov-2 diye bir şey yok.
(Covid gerçekleri diye buraya hangi bir yazımı koymam gerekir bilmiyorum, son 5 senedir binlerce yazı dizisi çıkardım bu sahtekârlığa yönelik. Ama aralarından en hoşuma gideni paylaşabilirim: https://t.co/8YCDRWJHOe
Bu sadece basit bir gripti. Ve dünya nüfusunun yarısından fazlası bir gripten "korunma" adına kan dolaşımına gidip o grafen zehirlerini aldı.)
Ve aklınıza hayalinize gelebilecek hangi ön isimde olursa olsun, HİÇBİR VİRÜS YOK. VİRÜS DİYE BİR ŞEY YOK.
Yazının bu noktasına geldiyseniz, eminim ki virüs yalanını reddetmenin ne derece önemli olduğunu artık iliklerinize dek kavramış durumdasınız.
Virüs yalanının olmadığı/çökertildiği bir dünyada;
- SMA'lı, otizmli, diyabetli, alerjik, otoimmün hastalıklarına sahip vs. tek bir çocuk olamaz.
- Alzheimer, Parkinson, MS, ALS gibi nörodejeneratif hastalıklar, endokrin sistemi bozuklukları, kısırlık gibi üreme problemleri vs. görülemez. Kanser nedir bilinmez/unutulur.
İnsanların hayat kaliteleri yüksek, ömürleri uzundur.
- TV'ler, radyolar, gazeteler ve tüm sosyal medya kanalları "x salgını" üzerine korku kampanyaları düzenleyemez.
- Hükümetler hukuksuz genelgeler yayınlayamaz, insanları evlere kapatamaz, seyahat hakkından mahrum edemez, ağızlara kölelik ağızlıkları olan maskeleri dayatamaz. Ölümcül tedavi protokolleri uygulanamaz.
Hem insanlar hem hayvanlar için aşı denen zehir enjeksiyonlarının esamesi okunmaz.
- Gerçek tıp uygulanır!
Tıp, toksisite maruziyetlerine karşı tedaviyi destekler.
Tek bir hücrenin dahi sağlığı ve sıhhati önem kazanır.
İnsanlar sıhhatli olmak nedir bilir ve bunu yaşar.
Böylesi güzel bir dünyada; Rockefeller Tıbbının ve ilaç tröstlerinin yaslandığı öjenist ideolojiye sahip, insanlara ve hayvanlara ve aslında tüm canlılığa -ezelden- düşman olan malum ÇETE asla barınamaz.
İşte bu sebepledir ki, insanlığın biricik kurtuluşu adına; yaşanabilir özgür bir gelecek, çocuklarınız için dileyeceğiniz güzel bir gelecek adına DAHA FAZLA GEÇ OLMADAN ZİHNİNİZDE VE KALBİNİZDE VE ÇEVRENİZE ANLATARAK VE SOSYAL MEDYADA YAZIYLA/VİDEOYLA VS. HAYKIRIN: VİRÜS DİYE BİR ŞEY YOK!
ŞARLATANLIK SİSTEMİNE KARŞI GERÇEĞİ HAYKIRMA CESARETİNE SAHİP BİR ÇOCUK SAFLIĞIYLA:
KRAL ÇIPLAK: VİRÜS DİYE BİR ŞEY YOK!
GSM operatörleri telefonların sol üst kısmında, "operatör adı" yerine "5Gye HAZIRIZ" mesajını göstermeye başlamış.
Tüm operatörlere ileteyim; BEN HAZIR DEĞİL��M VE HİÇBİR ZAMAN DA HAZIR OLMAYACAĞIM.
5G benim cihazımda her zaman devre dışı bırakılmış olacak.
Ve biliyorum ki; 60 ila 100 Ghz arasındaki karasal radyo sinyallerini yayınlayabilmek için -veriyi taşıma kapasitesi artarken, dalga boyları aşırı kısa kalacağından- birbiriyle iletişimde bulunmaya programlı, her sokak hatta her bina önüne baz istasyonları dikmeye ihtiyacınız olacak.
Evimin önüne, yakınına bu baz istasyonlarından birini diktiğiniz an, onu balyozla aşağı indireceğim!
Telefonum aracılığıyla değil de, evimin önündeki baz istasyonu aracılığıyla, aşırı yüksek elektromanyetik frekanslar altında beni ve ailemi kanser hastası yapmanıza izin vermeyeceğim!
Evimin önüne, yakınına 5G baz istasyonunu dikmeye kalktığınız an tarafınıza davacı olma hakkına sahibim.
Ve bana o mahkemede 5G için "biyolojik güvenlik testleri" sunmanız gerekecek.
5G'nin insan ve hayvan sağlığına, doğaya yönelik hiçbir olumsuz etkisinin olmadığının gerçek kanıtlarını ortaya koyabilmiş BAĞIMSIZ çalışmaları...
İşte bunları bana göstermek zorunda olacaksınız.
Bu kanıtları tüm Türk Milletine göstermek zorundasınız!
Sizler, akıllı şehirleri 5G kablosuz ağ altyapısında inşa etmek üzere WEF'le, BM'yle, Dünya Bankası'yla vs. yapılan YDD anlaşmalarına uymanız gerektiğini düşünebilirsiniz.
Bu anlaşmaların hiçbiri beni ve ailemi bağlamaz!
5G'nizin de, canlılık düşmanı öjenist iblis çetesiyle yaptığınız anlaşmalarınızın da CANI CEHENNEME!
@Turkcell @TurkTelekom @VodafoneTR
Emniyet Genel Müdürlüğü, 2025-2028 yıllarını kapsayan banka promosyon ihalesi sonuçlarını açıkladı.
En yüksek teklifi veren Türkiye İş Bankası A.Ş., promosyon tutarını personel başına 100.000 TL’ye yükseltti.
Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde 270.000 personel mevcut. Sağlık Bakanlığı’nda ise 805.000 personel.
Bankaların kâr oranı düşünüldüğünde Sağlık Bakanlığı personeline çok daha yüksek tutarlarda bir promosyon anlaşması imzalanması gerekmektedir.
Ses çıkarmayanlara inat sesimizi sonuna kadar çıkartıyor ve hakkımız olanı istiyoruz.
Konya İl Sağlık Müdürlüğü promosyon şartnamesine ihale taban rakamı olarak 130.000₺ yazmış.
@EmniyetGM şartnameye mutlaka taban rakam yazılmalı, katılım olmaz ise ihale illere devredilmelidir. Bu kararlılık bankalara net bir şekilde gösterilmelidir.
#polis#promosyon
Sağlık Bakanlığı’nın 90.000,00 TL nakit ve 10.000,00 TL para puan olarak bir promosyon anlaşması yaptığı ifade edilmektedir.
Her yıla bir maaş tutarı olacak şekilde bir anlaşma yapılması gerekli iken böyle bir promosyon anlaşması bu haliyle kabul edilebilirlikten ve çalışanların beklentilerini karşılamaktan çok uzaktır.
Bakanlık sosyal taraflarla birlikte yeni bir değerlendirme yapmalı ve promosyonun yükseltilmesi için gerekli çalışmalarda bulunmalıdır.
Önemli olan bir anlaşma yapılması değil çalışanı memnun edecek bir tutara imza atılmasıdır. Bu anlamda Bakanlığa çağrı yapıyor ve yeni bir değerlendirmenin zaruri olduğunu ifade ediyoruz.
Binlerce sağlık emekçisini ilgilendiren maaş promosyon ihalesi 17 Ekim’de gerçekleştirilmiş ve 102.000 TL bedelle Ziraat Bankasında kalmıştır
Bu sonuç, sağlık emekçilerinin alın teriyle kazandığı hakların, banka lobilerinin ve bürokratik masaların arasında yok sayıldığını göstermektedir.
Çağrımız açık ve kesindir. Bu ihale iptal edilmelidir.
Tüm tekliflerin, komisyon tutanaklarının ve sürece ilişkin belgelerin kamuoyuna açıklanmasını, ihalenin yeniden, şeffaf ve emekçiden yana koşullarda yapılmasını istiyoruz.
@sesgenelmerkezi@SESAksaraySube@sesbakirkoysube@sesanadolu
Sağlık Bakanlığı, tüm illeri kapsayan banka promosyon ihalesini tamamladı.
Yapılan anlaşma kapsamında, Ziraat Bankası ile mutabakata varıldı.
📌 90.000 TL nakit
📌 + 10.000 TL para puan ödemesi
Çalışanlar için bu teklif kabul edilemez.
Türk Sağlık Sen Muğla Şubeleri
Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi,
promosyon ihalesinde 112.000 TL ile anlaşma imzalarken,
Sağlık Bakanlığı’nın dillendirilen 90.000 TL nakit + 10.000 TL puan gibi maaşa benzettiği “bölük pörçük” söylemleri kabul edemeyiz.
Bu ülkenin sağlık emekçileri, dilenciye sadaka verir gibi dağıtılan promosyon kırıntılarını kabul etmeyecektir.
#SaglıktaAdilPromosyon
@saglikbakanligi@ziraatbankasi@ziraatyatirim@ziraatkatilim