Çocuklarımızı bu sömürü çarkına kurban etmeyecek; onları tarikata kul, sermayeye köle yaptırmayacağız!
Birleşerek kazanacağız.
Aydınlık yarınları hep birlikte kuracağız!
Kurtuluşumuz; aklın, bilimin ve emeğin ortak mücadelesindedir.
Haklarımızın gasp edilmesine, emeğimizin değersizleştirilmesine ve çocuklarımızın geleceğinin karartılmasına karşı tek bir sesle haykırıyoruz:
bir lütuf değil, temel haktır.
Eğitim İçin Birlik olarak ilan ediyoruz:
Eğitim emekçisinden emeklisine, velisinden öğrencisine kadar hepimiz aynı enkazın altındayız.
Bugün 65 yaş üstü nüfusun %11,9’u güvencesiz işlerde çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Dayatılan gelecek nettir: Mezara kadar çalışmak.
Eğitimi gericileştiren zihniyet ile emekliyi yoksulluğa mahkûm eden zihniyet aynıdır. İnsanca yaşam, güvenceli çalışma ve onurlu emeklilik; +
Sömürü düzeni yalnızca bugünü değil, ülkenin dününü inşa eden emeklileri de hedef almaktadır. 16 milyon 953 bin emekli; iktidar tarafından bir “yük” olarak görülmekte, açlık sınırının altındaki maaşlara mahkûm edilmektedir.
Çocuklarımızın zihinleri gerici müfredatlarla, bedenleri ise yoksulluk, yetersiz beslenme ve çocuk işçiliğiyle kuşatılmaktadır. Bir öğün ücretsiz okul yemeği, bir lütuf değil; kamusal bir haktır ve derhal hayata geçirilmelidir.
Emekçi halkın çocukları MESEM ve ÇEDES aracılığıyla ya çocuk işçiliğine sürülmekte ya da gerici müfredatlarla karanlığa mahkûm edilmektedir. Nitelikli eğitim, parası olanın erişebildiği bir ayrıcalığa dönüştürülmüştür.
ekonomik enkaza dönüştürülmüştür. Okula başlama maliyetleri bir yılda %60 artmış, bir çocuğun kırtasiye ve giyim giderleri asgari ücretin %90’ına ulaşmıştır.
Eğitim sistemi; çocukları yeteneklerine göre değil, ailelerinin sınıfsal konumuna göre ayrıştırmaktadır.
Bu talep teknik değil; meslek onurunun gereğidir.
Bu sömürü düzeninin faturasını yalnızca eğitim emekçileri değil, veliler de ödemektedir. Laik, bilimsel ve kamusal eğitim bir meta değil, en temel yurttaşlık hakkıdır. Ancak bugün bu hak, velilerin sırtına yüklenen ağır bir +++
Mücadelemizin bir diğer cephesi mesleki kimliğimizdir. Öğretmenler; büro çalışanı, evrak memuru ya da tüccar değildir. 10 No’lu“Ticaret, Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar” torba iş kolu dağıtılmalı; kamuda olduğu gibi ayrı bir “Eğitim ve Güzel Sanatlar” iş kolu oluşturulmalıdır. ++
Asgari ücretin altına düşen maaşlar, tatil haklarının gaspı, belirli süreli sözleşmelerle yaratılan işsizlik tehdidi ve sistematik mobbing artık katlanılamaz boyuttadır. Angarya işler ve ödenmeyen ek ders ücretleri derhal son bulmalıdır.
Tamamen piyasa zihniyetine teslim edilen özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler; meslek ve insanlık onuruna aykırı koşullar altında ezilmektedir. Özel sektör öğretmenlerinin mücadelesinin temel talebi nettir: Kamudaki öğretmenlerle eşit haklar.
gibi düzenlemelerle binlerce öğretmenin hakkı gasp edilmektedir. “Ücretli öğretmenlik” adı altında on binlerce eğitim emekçisi ise asgari ücretin dahi altında, güvencesiz ve kölelik koşullarında çalıştırılmaktadır.
Eğitimdeki yangın yalnızca devlet okullarıyla sınırlı değildir.
haline getirilmiştir. Okullarda öğretmenlere yönelen sistematik şiddet ve can güvenliğinin ortadan kalkması, bu politikaların doğrudan sonucudur.
Liyakati yok eden; eğitim fakültelerini işlevsizleştiren ÖMK, Millî Eğitim Akademisi, mülakat uygulaması ve kariyer basamakları+++
Bu enkazın altında en ağır bedeli çocuklar ve eğitim emekçileri ödemektedir. Yüksek enflasyon karşısında maaşları her geçen gün eriyen öğretmenler, yoksulluk sınırının altında yaşamaya zorlanırken; aynı zamanda iktidar eliyle yürütülen itibarsızlaştırma politikalarının hedefi+++
güvensiz okul bahçelerine mahkûm etmektedir.
Tasarruf tedbirleri bahanesiyle veliler, okulun en temel ihtiyaçları için “bağış” adı altında haraca bağlanmıştır. Okul idareleri tahsildara, okullar ticarethaneye, veliler ise müşteriye dönüştürülmüştür.+++
%8,25’e kadar düşürülmesi, iktidarın eğitime verdiği değerin açık göstergesidir. Eğitime kaynak ayırmayan bu anlayış; halkın vergilerini tarikat ve cemaat uzantılı yapılara aktarırken, devlet okullarındaki öğrencileri pislik içindeki tuvaletlere, balık istifi sınıflara ve +++
çevirmiştir. Halkın çocuklarına reva görülen bu düzende; pedagojinin yerini dogmalar, bilimin yerini ise itaat kültürü almıştır.
İdeolojik kuşatmanın yanı sıra okulların fiziki durumu da bir utanç tablosuna dönüşmüştür. 2026 yılı eğitim bütçesinde yatırıma ayrılan payın +++