Dünyada futbola bu Türkiye kadar para harcayıp uluslararası organizasyonlarda bu kadar başarısız olan bir ülke daha var mı? Aslında problemin nedeni çok bariz: bu ülkenin futbolcusu çalışmıyor, gelen yabancı futbolcu bile burada çalışmasına gerek olmadığını bilerek geliyor.
Öztürkçeyle çevrilmesi, daha konuşma diline yakın bir Türkçeyle çevrilmesi, sağcılarca yayımlanması, solcularca yayımlanmasından öte bu kitap keşke hiç yazılmasaydı.
Edward Said’in Şarkiyatçılık’ı bence 20. yüzyılda yazılmış en tehlikeli ikinci kitap. (Birincisi malum.) Kitabın özcülüğü/indirgemeciliği, teleolojik kurgusu ve Said’in üstüne yazdığı konulara dair yalapşap bilgileri zaten aşikar. Daha mühim (ve daha az görünür) zararı ise gerçek ve evrenselci bir emperyalizm karşıtlığı yerine kültüralist argümanlara, özcü şişinmelere epistemolojik yakıt ve dokunulmazlık sağlaması.
Bu eleştirim Said’in şahsına değil bu arada, onun politik mücadelesine ve entelektüel sorumluluğuna saygı duyarım. Ama bu kitabın mirası son derece olumsuzdur.
@Kenancamurcu Bilmeyebilirsin ama iyi niyetli olsan o hareketin dünyanın her yerinde yapılan bi gol sevinci jesti olduğunu öğrenmen beş dakikanı bile almazdı.
Ben de pek çok kişi gibi Roza Hakmen'in harika çevirisinden okudum ama Banu Karakaş'ın Alfa'dan çıkan çevirisini de aldım, ikinci kez okursam ki istiyorum, bunu okuyacağım
bütün dünyayı domine eder hale geldi. Latin Amerika'nın zaten kulüpler düzeyinde esamesi okunmuyordu. Milli takımları da Son 30 yılda sadece iki kez dünya kupasını aldılar. Mehmet Altan'ın tezi eski zamanlar için değil belki ama bugün için geçerli
Futbol bi zamanlar saf yeteneğin başarıyı getirebildiği bir oyundu, Brezilya'nın en parlak yılları da o dönemlerdi. Endüstri haline gelmesine paralel olarak akıl, emek, strateji ve disiplin yetenekten daha önemli hale geldi ve bunlara sahip olan Avrupa futbolu
"Bir aracı benzer şeyleri son defa söylediğinde ABD/İsrail İran'ı bombalamanın ve bütün müzakerecileri öldürmenin zamanı olduğuna karar vermişti
Sadece bi hatırlatma"
İstisnasız her akşam iki şişe bira yuvarlayan bir esnaf abimiz çocukları dini vecibeleri yerine getirmediği için çok üzülüyormuş hatta geçen gün hanımıyla tartışmışlar bu yüzden, canım benim..
Ağrı'dan bana ulaşan iki kişinin mesajlarını paylaşıyorum:
1.KİŞİ: Irmak öğretmen 2 yıl boyunca görevlendirilmiş. Eğer bir mobbing söz konusu olsaydı bu görevlendirme nasıl olurdu?
Önceden samimi olduğu okul müdürü ile serviste kavga etmesinin İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü ile ne ilgisi olabilir?
Kavgadan sonra servisten inip hastaneye giden, darp raporu alan da okul müdürüdür. Irmak öğretmen daha sonra emniyet tarafından ifadesi alınmak için arandığında ders çıkışında (yaklaşık olaydan 6-7 saat sonra) İlçe Emniyet Amirliğine gelip usulen hastaneye götürülmüş ve bahsedilen rapor oradan gelmektedir. Eğer darp edilmiş olsaydı neden okula gitti de hastaneye gitmedi?
Hastaneye götüren İlçe Emniyet Müdürlüğüdür. Olay hem okul müdürlüğünce hem de İlçe Emniyet Amirliğince İlçe Millî Eğitim Müdürlüğüne bildirildiğinde İlçe Millî Eğitim Müdürlüğünün tedbir almasından daha doğrusu ne olabilir?
Irmak öğretmen sürgüne gönderilmiyor, Irmak öğretmen kendisinin tercih ettiği ve Bakanlık tarafından atandığı asıl kadrosunun olduğu okula gönderiliyor. Allah aşkına bundan daha doğru ve daha doğal ne olabilir?
İlçe Millî Eğitim Müdürlüğüne verilen dilekçeler soruşturma açılması için hemen İl Millî Eğitim Müdürlüğüne gönderilmiş. İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü Irmak öğretmeni kadrosunun olduğu okula göndermeseydi, okul müdürü ile çalışsaydı ve daha büyük bir problem yaşansaydı bunun hesabını kim verecekti?
İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından kendisine başka hiç boş yer olmadığı, açılacak ilk boş yere de kendisinin görevlendirileceği söylenmiştir. Söylenenlerin aksine her İlçe Millî Eğitim Müdürlüğüne geldiğinde çayı ve kahvesini içerek ayrılmıştır. Lojmanda kalma isteği olabilir diye okul lojmanı 2 gün boyunca bakım ve onarımdan geçirilmiştir. Ayrıca okul lojmanında ondan önce de kadın öğretmen 2 yıl boyunca kalmıştır.
Olayların arkasında duygusallık ve özel hayatı var. Yarın gerçekler ortaya çıkacak, herkes yazdıklarına bin pişman olacak. Bu sefer yapılan iftiralara insanlar üzülecek. Ailesi cenaze için iki gün boyunca Ağrı'da kalmış ve iki gün boyunca her saniye İlçe Millî Eğitim Müdürü ve ekibi adım adım yanlarında olmuştur. Ayrıca aileden de hiçbir tepki görmemiştir. Buraya gelen ailesinden 13 kişi de buna şahittir.
Cenaze ile ilgili tüm işlemler yine İlçe Millî Eğitim Müdürü ve ekibi tarafından yapılmıştır. Annesi, en son uçağa binene kadar İlçe Millî Eğitim Müdürü bizzat yanında durmuştur. Olayın arkasında başka şeyler var. Aile böyle bir durumda bunların çocuğuna kondurulmasını istemiyor, onun için yön değiştiriyorlar. İlgisiz olan veya mobbing yapan birisi iki gün boyunca aile ile adım adım beraber olur mu?
İntihar ettiği günün gecesinde 01.30 civarı eski erkek arkadaşı ve ortak bir erkek arkadaşı aparta girerek dairesine kadar çıkıp kapıyı yaklaşık 3-4 dakika çaldığını biliyor muydunuz?
1 Aralık 2025'te ilaç alarak intihar etmeye çalıştığı ve son anda hastaneye kaldırıldığını da biliyor muydunuz?
Şimdilik bunları yazıyorum daha söylenecek çok şey var. Sizi de fazla yormak istemiyorum. Lütfen bunları araştırın eğer yanlış bir bilgi varsa da lütfen bana yazın. Çünkü yazılanların hepsi doğru.
2.KİŞİ: Hocam günlerdir yazılır çiziliyor ancak ne kadarı gerçek ne kadarı asparagas haber? Size detayları vererek başlayacağım. Irmak öğretmenin ilk atandığında İlçe Millî Eğitim Müdürü Mehmet Özmüş kendisine yardımcı olmuş ve müdür ile münakaşa yaşadığı okula görevlendirmesini yapmıştır. Ancak yaşanan durumdan kaynaklı mevcut okuluna tekrar iadesi yapılmıştır. Şu detayı vermek isterim: Görevlendirildiği okul 40 km ise atandığ�� okul 41 km falan zaten. Öğretmenimizin yakın arkadaşından aldığım bilgiye göre erkek arkadaşıyla sorun yaşadığı ve bunu kaldıramadığı için intihar etmiş olabileceği söylenmiştir. Günlerdir yazılan çizilene cevap verilmemesinin tek sebebi Irmak öğretmenin ailesi ile ilgilenmeleri ve acılarına ortak olmaları. Irmak öğretmenin ailesine bizzat Hamur Millî Eğitim Müdürü aracılığı ile VIP olarak uçak, konaklama vb. ayarlanmıştır. Anlatıldığı gibi kimse ilgilenmedi diye bir şey yok. Aileye de teyit için sorabilirsiniz.
Bu mesajlara ek olarak konuşmalarımızda “Öğretmenin ağır ilaçlarla psikolojik tedavi gördüğü, komşularıyla sıkıntısı olduğu, telefonunda başka şeylerin de çıktığı, oturduğu ortamlarda gelecek yılın planını yaptığı, evinde Gratis’ten aldığı poşetlerin bile açılmadığı” söylendi.
Kişisel yorumum: Tatile çok az bir zaman kala öğretmen neden intihar eder? İntihar edecek öğretmen neden önümüzdeki senenin planını yapar ve yaptığı alışverişin paketini bile açmaz? Muhtemelen birçok olumsuz şeyin bir araya gelmesi ve bardağı taşıran son bir damla öğretmenimizi intihara sürükledi. Mobbing tek başına bir intihar sebebi olmayabilir ama bir sebebi olabilir. Özellikle @tcmeb buradan ders çıkarmalıdır. Sözleşmeli öğretmenlik uygulaması son bulmalıdır. Zaten atanan öğretmenler 3 yıl içerisinde kadroya geçiyorlar. 3 yıllık süreçte "Sözleşmeli" olmasından dolayı diken üstündeler. Bir olay anında harcanan sözleşmeliler oluyor. Buna artık dur demenin vakti geldi. Son olarak idarecilerin ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerindeki herhangi bir personelin sendikalı olması etik değildir. Buna da bir çözüm bulunmalıdır.
Almancasını bilmiyorum ama exchange için mübadele harika bir karşılıktır, pek çok eserde maalesef "değişim" gibi, kavram için yetersiz bi kelime kullanıldığını görür "mübadele"nin niye kullanılmadığını düşünürdüm.
Ya tamam istediğiniz dilde okuyun ama sonra commodity’nin meta, exchange’in mübadele olarak çevrildiği türkçe çeviriye bakıp da “Kapital okuması zor kitap” demeyin.
Fatoş Pınar Türker'in bugün Silivri'deki İBB davasında anlattıklarını duymayan kalmasın!
Çıplak arama, çocuklarla tehdit edilme ve daha nice işkence...
Bu insanlık dışı uygulamaların yaşandığı yargılamalardan hukuk bekleyemez kimse.
Ağır koşullara rağman iftira atmaktan geri duran, onurlu insanlara yapılan bu kumpasları sahiplenenlere ise yazıklar olsun!
Tüm siyasi partilerin, kadın dernekleri başta olmak üzere tüm sivil toplum örgütlerinin olan bitene artık daha güçlü bir şekilde 'dur' demesi gerekiyor!
Bu cendereden ancak ortak mücadele ve cesaret ile çıkabiliriz.
Nihayet bitti ve matbaaya gitti! Dağıtımı ayrıca duyururuz. Sosyolojiden, sosyolojik araştırma ve düşünmeden ne anladığımı, teorik ve yöntemsel dayanaklarıyla birlikte bu kitapta bir araya getirdim. Umarım takdirinizi hak eder, okunur, tartışılır, sahte ayrım ve ikiliklerin dağılmasına ve daha yaratıcı/bilimsel (bu ikisi birbirinin zıttı değil) bir sosyoloji pratiğinin gelişimine katkı verir. Tek dileğim budur. @heretikyayin
Arka kapak:
Bugün Türkiye’de sosyoloji alanı, çoğu zaman, üç başat figür arasında paylaşılmış görünmektedir: kavramları, özenli bir araştırma pratiğinin araçları olarak değil, retorik ihtişamını ve bilme pozlarını tahkim eden gösterişli işaretler olarak kullanan peygamber teorisyen; bilimsel kavrayışı, neredeyse yabani mantar gibi kendiliğinden bitmiş saydığı veriyi “toplamakla” özdeşleştiren ve bilimi teknikle ikame eden ampirist koleksiyoncu; kendi sınıfsal sezgilerini ve infiallerini analiz sanan sezgici sosyolog. Hiç şüphe yok ki bu üç figürün ortak noktası, sosyolojiyi, bütün güçlükleri ve kritik kavşaklarıyla birlikte, nesnelerini teorik soruşturma ile doğrulama arasındaki gerilimde inşa eden bir bilim pratiği olmaktan uzaklaştırmalarıdır. Bu durumda, sosyolojinin bilgi üretme tarzını açıklığa kavuşturmak; nesnelerini nasıl inşa ettiğini, teorik önermelerini ampirik zeminle hangi ilkeler uyarınca irtibatlandırdığını ve kendi hakikat iddiasını hangi sınama ve doğrulama rejimine tâbi kıldığını göstermek gerekir. Sosyolojik Araştırmanın Mantığı bu amaç doğrultusunda yazılmıştır: disiplinin kendine mahsus sorgulama tarzını ve muhakeme biçimini, fiilî araştırma pratikleri içinde belirdiği şekliyle ortaya koymak. Bu yönüyle kitap, sosyoloji alanında son on yıllarda giderek daha az dillendirilen, kimi zaman da açıkça terk edilmiş görünen hakikat iddiasına sıkı sıkıya tutunur; bugünün akademik performans ölçütlerine ve yayın fetişizmine tercüme edilemeyecek bir bilgi talebi taşır. Disiplinin üniversiteyle birlikte içinden geçtiği çözülme devrinde; üstelik hakikat fikrini aşındıran güçlü bir tazyik dünya ölçeğinde kuvvet kazanmışken, böyle bir talep her zamankinden daha zaruri hâle gelmiştir. Bu itibarla, Sosyolojik Araştırmanın Mantığı, en başta genç sosyal bilimciler olmak üzere, hakikat arayışını hâlâ diri tutan, sosyolojinin ve daha genel olarak sosyal bilimlerin açabileceği özgürlük imkânını savunmaya değer bulan herkes için kaleme alınmıştır.