Kıymetli bir analiz...ABD Borcunun 40 Trilyon Dolara Yaklaşması
Küresel Finans Sistemini Çökmekle Mi Tehdit Ediyor?
"Kriz, borç 40 veya 50 trilyon Dolar gibi sihirli bir rakama ulaştığında başlamaz; bilakis asıl tehlike, piyasaların güveni değiştiği anda başlar. Yatırımcılar, ABD’nin taahhütlerini yerine getirebileceğine inandıkları sürece, Hazine tahvillerine olan talep devam edecektir. Ancak, “borç, hükümetin onu kontrol etme kapasitesinden daha hızlı büyüyor” şeklinde bir kanı egemen olursa, o zaman yatırımcılar daha yüksek getiri talep edeceklerdir. Eğer durum, “Borca ve Dolara olan bağımlılığımızı azaltmak istiyoruz” noktasına evrilirse, o zaman piyasalar çok daha tehlikeli bir aşamaya girebilir. Burada kriz tahvil piyasasından başlayıp; ardından bankalara, finans kurumlarına, para birimlerine, hisse senetlerine ve reel ekonomiye sıçrayabilir. İşte o zaman ABD krizi küresel bir kriz olacaktır; zira ABD Hazine tahvilleri sadece yerel borçlanma araçları değildir; aynı zamanda dünya çapında bankaların bilançolarında, emeklilik fonlarında, sigorta şirketlerinde, merkez bankalarında ve hükümetlerde de yer almaktadır; ayrıca Dolar, uluslararası ticarette, rezervlerde ve finansman alanında merkezi bir konuma sahiptir."
"Bu nedenle Hazine piyasasında yaşanacak ciddi bir çalkantının etkileri ABD sınırlarını aşabilir ve en tehlikeli senaryo şu şekilde olabilir: ABD tahvillerine olan güvenin kaybolması, Hazine tahvillerinin getirilerinin yükselmesi, küresel borçlanma maliyetlerinin artması, bazı varlıkların değerinin düşmesi ve finansal kurumlar üzerinde baskı oluşması, yatırım ve büyümenin gerilemesi, para birimlerinde ve küresel piyasalardaki çalkantı gibi. Ancak bu, kesin olan bir beklenti değil, olası bir kriz senaryosu olmaya devam etmektedir."
Şimdiki yöneticiler etraflarında binlerce saray alimi tutacaklarına bir tane Behlül Dane tutsalar hem akıbetleri için daha hayırlı hem de devlet için daha ekonomik olurdu.
Hizb-ut Tahrir Danimarka, okulların açılmasına kısa bir zaman kala yayımladığı İslami fikirleri içeren video ve mektup ile Danimarka'da gündem oldu.
"Sevgili Müslüman genç!
Kim olduğunu unutma..."
Bir kadın, Ebu Bekir (r.a)’e 'Allah’ın bize cahiliyeden sonra gönderdiği emru’s-sâlih üzere kalabilmemiz yani İslam üzere bir varlık gösterebilmemiz neye bağlıdır?' diye sordu.
Ebu Bekir (r.a); 'liderlerinizin istikametine bağlıdır' dedi. [Buhari]
Bugün bizim İslam üzere varlık gösterebilmemiz yöneticilerin istikameti ile mümkün olacakken; yöneticiler kendilerine istikameti tavsiye edenleri tutukluyorlar.
"Ne kadar kötü (ne yanlış) hüküm veriyorlar!" [Ankebut 4]
#MustafaSerbestBırakılsın
Yeditepe Üniversitesi mezuniyet töreninde ayeti kerime yazılı bu pankartı açtığı için kendisine müdahale edilen Mustafa Malo isimli öğrenciye tüm kamuoyu sahip çıkmıştı.
Ancak Mustafa'yı 2021 ve 2023'de attığı twetlerinden dolayı Cumhurbaşkanı'na hakaretten tutuklamışlar.
Hem de bu hafta düğünü varken.
Yapmayın, yazıktır günahtır.
Şimdi o gün Mustafa'nın açtığı pankarta sahip çıkanlar için emrolundukları gibi dosdoğru olma zamanıdır.
Bakalım kimler sözünün arkasında durup ilahi emrin gereğini yapacak?
Bir kadın, Ebu Bekir (r.a)’e 'Allah’ın bize cahiliyeden sonra gönderdiği emru’s-sâlih üzere kalabilmemiz yani İslam üzere bir varlık gösterebilmemiz neye bağlıdır?' diye sordu.
Ebu Bekir (r.a); 'liderlerinizin istikametine bağlıdır' dedi. [Buhari]
Bugün bizim İslam üzere varlık gösterebilmemiz yöneticilerin istikameti ile mümkün olacakken; yöneticiler kendilerine istikameti tavsiye edenleri tutukluyorlar.
"Ne kadar kötü (ne yanlış) hüküm veriyorlar!" [Ankebut 4]
#MustafaSerbestBırakılsın
Süleyman Uğurlu @ugurlu_kd :
"X hesabıma TR'den erişim engeli getirilmiş.
Şiddeti, ahlaksızlığı, haksızlığı övmüyoruz, kimseye hakaret etmiyoruz. Sadece doğru olduğuna inandığımız şeyleri savunuyoruz.
Savunmaya devam edeceğiz."
Güçlü Devlet
🖋️"Söz konusu İslami kesimler olunca 'Suyunuz ısındı' diye tehdit savuran devlet aklı, #Gazze'yi kan gölüne çeviren işgalci çeteye neden aynı dili kullanamıyor?"
🖋️"Müminler; kâfirler karşısında izzetli ve zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Bugün bu ilahi ölçü tam tersine çevrilmiş durumdadır."
Gazze için yola çıkan konvoy batı fikri olan ulus devlet engeline takıldı, büyük kafeslerde hapsolundugumuzun farkına vardık, İslâm devleti olan raşidi hilafet devletini kurmadan Gazze ve diyer beldelere yardım edemeyiz.
Abbas yönetiminin Yahudi varlığının desteğiyle Hizb-ut Tahrir üyelerini neden gözaltına alıp tutukladığına bakın.
Bu gözaltılar yapılmadan önce Kudüs Üniversitesi’nde şarkılar ve danslar eşliğinde art arda mezuniyet törenleri düzenleniyor. Eğitim bakanı, vali, güvenlik birimlerinin komutanları ve belediye başkanının katılımıyla El-Halil’de de benzer sahneler sergileniyor.
Bu eğlencelerin yoğunlaşması, bunların sadece tek bir bakanın veya valinin bireysel eylemi olmadığını, Filistin halkını yozlaştırmak amacıyla çalışan bir mekanizmanın varlığını gösteriyor. Bu mekanizma iki koldan hareket ediyor: Birinci kol münkerleri organize edip yaymakta, diğer kol ise bu çirkinliklere karşı çıkan her sesi susturmaya çalışmaktadır. İşte susmadıkları ve bu ahlaksızlıklara karşı çıktıkları için Hizb-ut Tahrir üyeleri baskı altına alındılar. Abbas yönetimi utanmadan bir de bu gözaltların maddi ve adli sebeplerle yapıldığını söylüyor. Amerikalıların bütün rejimlere öğrettiği şeyi Abbas yönetimi de öğrenmiş anlaşılan.
Bir taraftan Gazze'de hala kan akıtılıyor, diğer taraftan Filistin'in diğer şehirlerinde kan, enkaz, cenaze ve acıların ortasında, Abbas otoritesi eğlenceler ile ahlaksızlığı yayarak halkı yozlaştırmak istiyor.
Şimdi soruyorum, Bunu yapan Mahmud Abbas yönetimi Filistin'i temsil eden biri olarak Ankara'da nasıl ağırlanıyor? Gazze'nin bu yönetimin eline verilmesini kazanım olarak görenler, bunu nasıl kabul edebiliyor?
Bu, Gazze'nin hafızlarının, mücahitlerinin ahlakını ve hayasını yok saymak, şehitlerin o tertemiz kanını heder etmek değil midir?
Allah'ın izniyle Filistin halkı bu ahlaksızlıkların mübarek topraklarda yer edinmesine müsaade etmeyecektir elbet, ancak Müslümanlar olarak bizlerin de buna sessiz kalmaması gerekir.
“Kim benim kadar mutlu olabilir ki?
Oğlum şehit,
babam şehit,
erkek kardeşlerim şehit,
kız kardeşlerim şehit, evlatlarım şehit…
Bana bir tane bile küçük çocuk bırakmadınız, hepsini aldınız!”
"Günümüzde bir hastalık derecesine ulaşan ve seviyesiz boyutlara varan münakaşalar, Müslümanlar arasında tefrikaya ve fitneye sebep olmakta; gıybet, zan ve ithamların zeminini oluşturmaktadır.
Ümmet bunca acıya gark olmuşken, yol gösterecek âlimlerin rehberliğini gözetip dururken; güncel sorunlarından çok uzak, önceliği olmayan tali konuların girdabında boğulmak büyük bir vebal değil midir?"
🖊️Yazının tamamına yorumdaki linkten ulaşabilirsiniz...
Değişim Sohbetleri kapsamında gerçekleştirdiğimiz programda, Cumali Karataş'ın sunumuyla "Mekke İttifakı Kimin Çıkarına?" konusu ele alındı.
Cumali Karataş, konuşmasında bugün dünyadaki güç dengelerine bakıldığında bâtılın silahı, tankı, tüfeği, ekonomisi ve taraftarlarıyla daha güçlüymüş gibi gösterildiğini ifade etti. Ancak bunun büyük bir aldatmaca olduğunu vurgulayarak, 57 İslam ülkesinin askerî ve ekonomik imkânları, yer altı ve yer üstü zenginlikleri ile genç nüfus potansiyeli dikkate alındığında Müslümanların çok daha büyük bir güce sahip olduğunu söyledi. En büyük gücün ise doğru inancın ve hak çözümün İslam'da bulunması olduğunu belirten Karataş, algı oluşturan medyanın sürekli bâtılı övdüğünü, İslam'ı ve Müslümanları ise zayıf ve çaresiz göstermek için her türlü propagandaya başvurduğunu ifade etti.
Karataş, gönül isterdi ki Mekke'de yapılan anlaşma Allah'ın razı olacağı, şer'î hükümlere uygun ve Müslümanların maslahatını gözeten bir nitelikte olsun. Ancak mevcut yönetimlerin ve bâtıl rejimlerin bugüne kadar Müslümanların lehine gerçek anlamda bir adım atmadıklarını dile getirdi. Yapılan bu Mekke anlaşmasının da Müslümanların maslahatını gözetmek için değil, ABD ve Batı'yı razı etmek amacıyla gerçekleştirildiğini ifade eden Karataş, bunun en açık örneklerinin Gazze, Afganistan, Irak, Suriye, Keşmir ve Myanmar'da yaşananlar olduğunu belirtti. Bu bölgelerde yaşanan zulümlere rağmen orduların harekete geçirilmediğini, yapılan açıklamaların ise çoğunlukla kınamadan öteye geçmediğini söyledi.
Gazze'de işgal ve saldırılar devam ederken samimiyet iddiasında bulunan yöneticilerin bunu fiilî adımlarla göstermeleri gerektiğini söyleyen Karataş, geçmişte olduğu gibi bugün de yarın da bu yönetimlerden İslam ümmetinin maslahatına uygun bir adım beklemediklerini belirtti. Bunun sebebinin ise Kur'an ve Sünnet'e göre hükmetmeyen, Allah Resûlü'nün metodunu takip etmeyen ve şeriattan yüz çeviren yönetim anlayışının hakikatte ümmetin maslahatını gözetemeyeceği olduğunu ifade etti.
Konuşmasının sonunda ise çözümün, Resûlullah'ın Mekke'den Medine'ye uzanan davet metodunu takip etmekten geçtiğini belirten Karataş, cahiliye düzeni olarak nitelediği kapitalist ve çıkarcı sistemi fikrî ve siyasî mücadeleyle ortadan kaldırmanın ve Allah'ın vaadi, Resûlullah'ın müjdesi olan Raşidî Hilafet Devleti'nin yeniden kurulması için çalışmanın gerekliliğini vurguladı. Ancak o zaman hakkın galip geleceğini, bâtılın yok olup gideceğini; Allah'ın razı olduğu bir toplumun inşa edileceğini ve Müslümanların yöneticilerinin yaptığı anlaşmalara güven duyabileceğini ifade etti.
Allah, programa katılım sağlayan tüm Müslümanlardan razı olsun.
#YenidenHilafet
NATO Zirvesi Öncesi Öldürülen Muhammed Kavi İçin Adalet Çağrısı
Ankara’daki NATO zirvesi öncesi Haymana ilçesinde düzenlenen “IŞİD operasyonunda” öldürülen Muhammed Kavi ve eşi için ailesi adalet istiyor.
Emniyet "çatışma" derken ailesi bu iddiayı reddediyor.
Babanın iddialarına göre; Olay kamuoyuna “çatışma” olarak servis edildi ancak evde herhangi bir silah bulunmuyordu ve herhangi bir çatışma da yaşanmadı.
Güvenlik güçlerinin doğrudan yatak odasına ateş açtığını ifade eden baba İzzet Kavi, oğlu Muhammed’in ağzından, gelinin ise başından vurularak öldürüldüğünü, o sırada odada 2 çocuğun da bulunduğunu anlatıyor.
“Muhammed Kavi’nin IŞİD ile hiçbir ilgisi yoktu; aksine bu örgüte karşıydı” diyen İzzet Kavi, operasyon sırasında polis kameralarının da kayıt hâlinde olduğunu söyledi.
Kamuoyunda gündeme gelen ve aydınlatılması için çağrıların çoğaldığı olayla ilgili olarak adalet çağrıları yapılıyor.