40 YAŞINDA GERÇEK STATÜ SEMBOLLERİ
• 30 yaşındayken yapabildiğin her şeyi hâlâ yapabiliyor olmak.
• Rahatlamak için alkole ihtiyaç duymamak.
• Yaşıtlarının %90’ından daha fit olmak.
• Sadece dizi izlemek değil, gerçekten tutkuyla yaptığın hobilerin olması.
• Eğilip ayak parmaklarına dokunabilmek.
• Dinlenik nabzının 60’ın altında olması.
• Kaygı ya da depresyon için ilaç kullanmak zorunda olmamak.
• Gün boyu enerjinin stabil kalması.
40’tan sonra statü; saat, araba, marka değildir.
Statü; sağlığını koruyabilmek, zihnini yönetebilmek, bedenini taşıyabilmektir.
Freud der ki; aslında hiçbirimiz göründüğümüz kadar özgür değiliz. İçimizde, çocukluğumuzdan kalma bitmemiş hesaplar ve kimseye söyleyemediğimiz gizli korkular taşırız. Bir şeyi unutmaya çalıştığında o aslında yok olmaz, sadece zihninin arka odalarından birine saklanır ve oradan hayatını yönetmeye devam eder.
Seni bugün üzen ya da öfkelendiren şeylerin kökü genellikle bugünde değil, çok daha eskilerdedir. İnsan, içindeki o karmaşayla yüzleşmekten korktuğu için sürekli dış dünyayı suçlar. Oysa asıl huzur, dışarıdaki sorunları çözmekte değil, kendi içindeki o karışık düğümleri tek tek çözmeye cesaret etmekte gizlidir. Kendini tanımak, en zor ama en gerekli yolculuktur; çünkü insan kendi iç dünyasının efendisi olmayı başaramazsa, hayatın rüzgârında savrulan bir yaprak gibi kalır.
Terapist seçimi konusunda birkaç not
• Danışanlarıyla ilgili doğrudan ya da dolaylı paylaşımlar yapan terapistlere karşı dikkatli olun. İsim verilmemesi bunu masum hâle getirmez. Bir danışanın hikâyesini içerik hâline getiren kişi, çoğu zaman sizi de bir “anlatı malzemesi” olarak görüyordur.
• Kendi dışında hiçbir meslektaşını öneremeyen terapistlere temkinli yaklaşın. Her terapistin çalışma alanı, yeterliliği ve sınırları farklıdır. Gerektiğinde yönlendirme yapamayan biri, çoğu zaman kendi eksikleriyle de yeterince yüzleşmemiştir.
• Sosyal medyada sürekli kendisini, özel hayatını, ailesini ya da ilişkilerini sergileyen terapistlere karşı mesafeli olun. Mahremiyet duygusu yalnızca danışan için değil, terapist için de önemlidir. Kendi sınırlarını koruyamayan biri, sizin sınırlarınıza da gereken özeni göstermeyebilir.
• Seans sırasında sürekli kendi hayatından örnekler veren, kendi deneyimlerini merkeze koyan terapistlere dikkat edin. Terapist, daha zeki ya da daha üstün olduğu için değil; belirli etik, teknik ve profesyonel çerçeveleri koruyabildiği için o konumdadır. Seansın odağı terapistin hayatı değil, sizin süreciniz olmalıdır.
• Size net bir çerçeve sunmayan ya da sunduğu çerçeveye kendisi uymayan terapistlerden uzak durun. Seans saatleri, iletişim biçimi, sınırlar ve süreç konusunda tutarlılık önemlidir. Sürekli değişen kurallar, terapötik güveni zedeler.
• Sürekli soru soran ama gerçekten dinlemeyen, sizi anlamaktan çok kendi merakını gidermeye çalışan terapistlere dikkat edin. Terapinin amacı danışanı çözmek değil, anlamaktır. Eğer karşınızdaki kişinin odağı sürekli kendisiyse, orada size yeterince alan kalmaz.
• Sizi seans ortamı dışında özel buluşmalara davet eden ya da terapi ilişkisini sosyal bir ilişkiye dönüştürmeye çalışan terapistlerden uzak durun. Terapötik ilişki, sınırları net olduğu sürece güvenlidir.
• Gereksiz fiziksel temas kuran ya da buna alan açan terapistlere karşı dikkatli olun. Terapide fiziksel sınırlar oldukça önemlidir. Güvende hissetmediğiniz hiçbir davranışı normalleştirmeyin.
• Aynı aileden, yakın arkadaş çevresinden ya da birbiriyle doğrudan ilişkili kişileri aynı anda danışan olarak kabul eden terapistlere temkinli yaklaşın. Bu durum tarafsızlığı, güveni ve sürecin sağlığını zedeleyebilir.
• Terapistin sizi sürekli kendisine bağımlı hâle getirmeye çalıştığını hissediyorsanız dikkat edin. Sağlıklı terapi, danışanın zamanla kendi ayakları üzerinde durabilmesini hedefler; terapiste bağımlı kalmasını değil.
• Bir terapistle görüşürken en önemli ölçütlerden biri, onun yanında kendinizi ne kadar güvende, anlaşılmış ve yargılanmadan hissedebildiğinizdir. Bazen teknik bilgiden önce, ilişkinin güvenli olup olmadığı belirleyicidir.
Unutmayın: Terapi, bir insanın en kırılgan taraflarını emanet ettiği bir süreçtir. Bu yüzden terapist seçiminde yalnızca unvanlara değil; etik duruşa, sınır bilincine ve kurduğu ilişkiye de dikkat etmek gerekir.
Psikolojik danışma seanslarımda sayısız ayrılık hikâyesi dinledim. Çok azı, kaybettiği kişi için üzülüyordu. Çoğunluğu; giden zamanına, boşa çıkan emeğine, kırılan güvenine ve uğradığı haksızlığa üzülüyordu.
Yas, her zaman gidene değildir; insanın kendinden verdiklerinedir.
Breaking Bad dizisinde geçen bir bölümdü, "Bana dağıtılan elle oynamaya razı geldim."
Şule Gürbüz'ün "sonra üzerime bir tat geldi, halimi kabul geldi. Çok da
umursamaz oldum. Bu hayatı beğenir oldum. Bu hayatın kendisi bana olabilecek hayatların en mânâlısı geldi." dediği yer de burası. Bize daima daha iyi bir versiyonumuz var da, aksaklıklar, karşılaştığımız insanlar bizi bundan alıkoyuyor gibi bir algı yükleniyor. Oysa olup olabileceğimiz budur, bu kadarı da güzeldir. Sadece razı olmak gerekir. Bu da ancak sessizce olur.
Haluk Levent sürecine dair en doğru analiz budur bence.
"AHBAP'ın evinden trilyonlar geçerken devletin bundan habersiz olması mümkün mü?"
Dücane Cündioğlu: "Burada ahbap çavus ilişkisi var. Çavusları yargılayamayız ama Ahbapları günah keçisi yapıp harcarlar."
Bu meselenin siyasi ayağı olmadan buralara kadar gelmesi imkansızdır. Her zaman olduğu gibi siyasi ayak yine hesap vermeyecek! Çünkü çavuşları yargılayamıyoruz.
Haluk kendi kendini bitirmekle kalmadı, ona inanan, güvenen ve destek olan herkesi paramparça etti. Binlerce ahbap gönüllüsü genç büyük bir yıkıma uğradı. Haluk yapılacak yargılamalar sonunda beraat de etse, aklansa da paklansa da artık toplum nezdinde Haluk bitmiştir.
Haluk'un geçmişini hep biliyorduk. Fakat depremde, selde, orman yangınlarında ahbap gönüllülerinin yardım çabalarına herkes şahitti ve pek çok insan buna tutunuyordu. Burada olan gönüllülere ve devlet kurumlarına güveni kalmadığı için bir iyilik hareketine tutunmaya çalışıp yardım edenlere oldu.
Bu olayın sosyal ve psikolojik sonucu ağır olacak. Devlet kurumlarına karşı güven sorunu yaşayan insanlar büyük bir yıkım yaşayacak. Otorite konumunda olanlar ve yandaşlar ise bunu ciddi şekilde kullanacak.
"Yok daha neler bu da olmaz artık" diyeceğimiz daha nice şeyler yaşamaya devam edeceğiz. Ne vakit ki ahbaplara çavuşluk edenlere de hesap sorabilir hale geliriz işte o zaman az da olsa bi umut var diyebiliriz...
@ducane #HalukLevent
ben de tam olarak böyleyim…
gabor mate, ‘vücudunuz hayır diyorsa’ adlı kitabında der ki;
“bir şeyi reddetmek sizde suçluluk duygusu yaratırken, rıza göstermek ardında bir kırgınlık bırakacaksa, suçluluğu tercih edin çünkü kırgınlık ruhun intiharıdır.”