Those who contributed to @NASA and the Artemis II mission truly deserve appreciation and recognition. This journey also reveals the immense effort behind it, along with the depth of thought, consultation, careful calculation, and a profound dedication to science.
I touched on this in a portion of today’s khutbah at the university as well. It was both an expression of gratitude, and a reflection of hope that points to what lies “one step beyond”.
***
Human beings continue to surprise -even-themselves.
A few generations ago, crossing an ocean was considered extraordinary.
Today, human beings calculate trajectories that extend beyond Earth. A spacecraft leaves this small blue planet, enters the silence of space, travels hundreds of thousands of miles, circles the moon, and returns, passing through layers of precision so delicate that a single miscalculation could destroy everything.
This is what makes missions like Artemis II so astonishing. Ten days. Four astronauts carried through a darkness where there are no roads, no landmarks, no atmosphere, no room for mistakes. Every second depends on mathematical precision. Every movement is measured. Every correction is calculated.
At that distance, our planet appears as a small blue light suspended in immeasurable darkness. Continents disappear. Borders vanish. Conflicts are invisible. The noise of nations cannot be heard. Earth becomes one fragile, luminous world entrusted to us, floating in a vast ocean of silence.
Around it stretches a breathtaking order: ancient starlight, immense cosmic clouds, and galaxies moving in a harmony beyond human comprehension.
Yet here is the strange contradiction of our age: people stand in awe and reverence before the artwork but often remain silent about the One behind it.
If someone claimed a spacecraft reached the moon entirely on its own, without any guiding mind, it would immediately be seen as impossible.
Because reason refuses that.
A machine so precise demands intelligence behind it. A mission so delicate demands intention behind it. A journey so exact demands knowledge behind it.
But then, the same human mind sometimes looks at a universe infinitely more precise, more layered, more ancient, more delicate, and speaks as though it arranged itself.
The moon keeps its course. The Earth rotates without fatigue. The stars move without colliding. Galaxies travel for ages without losing their order.
The Qur'an calls us not only to look, but to look until seeing becomes understanding:
اِنَّ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِۚ
“Indeed, in the creation of the heavens and the earth, and in the alternation of night and day, there are signs, for people of deep understanding.?
Not merely those who possess information. Not merely those who can calculate. But those whose intellect has reached the heart.
You sit in classrooms where some of the sharpest minds in the world have studied. You are trained to ask hard questions. Good. Islam welcomes that pursuit and then urges you to keep going, past the data, past the formula, until wonder opens into something larger than the equation.
Now I want to take you somewhere very quiet for a moment.
Our mother, Aisha, was once asked to describe the most extraordinary thing she witnessed from the Prophet ﷺ. She wept before finding her voice. Then she said: One night, in the stillness of our rest, he softly asked, 'O Aisha, will you permit me to stand before my Lord tonight?'
She replied: “I cherish your presence, yet I love what you love.” I gave him leave.
+
ṢU TAG'A BİR EL ATSAK GÜZEL İNSANLAR KIYMETLİ DOSTLAR...
Ayṣe SOLAK
Ev Hanımı
3. evre göğüs kanseri tedavisi görüyor.
18 Ağustos'tan bu yana Aydın E Tipi Cezaevinde yaşam mücadelesi veriyor...
BU HALDEKİ BİR İNSANIN YERİ CEZAEVİ Mİ?
AyşeSolak KanserVeTutuklandı
Hergün yazacağım:
Cezaevlerinde 15 Temmuz bahanesiyle müebbet hüküm giymiş 3000 kişi var!
Bu insanlar çürüyor, aileleri perişan!
Bunu önemseyen herkes elini taşın altına koymalı, bu korkunç sorun için çözüm üretmeye çalışmalı!
Onları kaderine terk edemeyiz!
Bu bir feryattır!
Gazze savaş falan yok.
Gazze'de Soykırım var.
Bu görüntüler tüm dünyaya yayılıyor. Bizler paylaştıkça Siyonistlere olan öfke artıyor.
Paylaşmaya devam...
@EmreUslu@metehanaykurt@gulen_mesih Emre Uslu önce insanlari tahrik ediyorsun, sonra sana küfür edince görün bunların ahlakını diye ifşa ediyorsun. Çok namussuzca bir davranış yaptığınız. Durduk yere mi kufretmis size, yoksa rejim köpeği diye ilk küfrü edince siz haketmis misiniz?
Nuriye Gülmen. KHK'LI ve en doğal haklarının peşinde koşarken SAHTE BİR BELGE ile ceza yedi ve tutuklandı. Belgenin sahteliği ise RESMİ olarak kanıtlandı. Durum bu olunca soru da şu olmalı. Sahi: Nuriye neden hala haksız yere tutsak?
Acıları ifade etmekte artık iyice güçlük çekmeye başladım. Hakim Gülsüm Coşar ve yavrucağı Bülent Yusuf'u, içeride 6 yıldan fazla bir süre hapiste yatan eşini düşününce hafakan basıyor.
Sadece bu aileye yaptıklarınızla bile cehennemin dibini hak ediyorsunuz, tez zamanda ABV..
Hop dedik @tuncayopcin o kadar da değil @halit_esendir2@HalitEsendir3 ağabey Hocaefendi’nin 60 yıllık yol arkadaşı senin kantarın onu tartacak kalibrede değil sen git biraz kalitesi düşük düşkünler ile uğraş...Birde ETÖ Ergenekoncularin derinlerin karanlık prensi inanç kıraç ile aynı kefeye de koymak nedir insan insan biraz haddini bilecek!
MERHUM ALPTEKİN AKSOY’UN ANISINA
Tarihte idealize edilmiş insan çoktur. Bunların bir kısmı gerçekten insanlık için pek çok şey yapmışlardır, bu şekilde anılmayı hak etmişlerdir ve bu sayede tüm dünyada tanınmışlardır.
Ben size bu dünyadan sessizce göçen Alptekin Aksoy’dan söz etmek isterim.
Televizyon karşısında haberleri izlerken kurduğum bir hayal ile başlayan, rüya ile devam eden ve yazılıp yayınlanan Işık Pervaneleri kitabımın bir bölümünü oluşturan Renkkörü Bir Muzungu’yu (Erkan Çağıl) yazmak için Tanzanya’ya ulaşıp havalimanından çıktığımda yüzüme bir sauna sıcaklığının çarptığını ve etrafa bir göz attığımda kendimi güvende hissetmediğimi hatırlıyorum. Başka bir gezegene gelmiş gibiydim.
Oraya gitmeden sağlığıma dikkat etmem gerektiği uyarılarını almıştım. Çünkü bol miktarda sivrisinek nedeniyle sıtma hastalığına yakalanmanız son derece sıradan bir durumdu. Zaten orada yaşayıp sıtma hastalığına yakalanmayan neredeyse yok.
Fedakarlık, iyi şartlarda yaşayabilecekken bundan feragat etmektir. Alptekin Bey, hem zeki hem de çalışkan biriydi. ODTÜ kamu yönetimini bitirir bitirmez Tanzanya’ya hicret etmiş bir insandı. Başka yerlerde, ülkelerde çok iyi maddi imkanlara sahip olacakken bundan feragat edip kendi inanç değerleri ve idealleri için çileli bir yolu tercih etmişti. Ve bunu hayatının sonuna kadar yaptı.
Onu ilk gördüğümde karşısındaki insana güven ve huzur veren bir siması vardı. Tertemiz bir kalp ve onun dışa yansıması yüzü... Sözleriyle sizi ikna etmesine gerek yoktu. Yüzüne bakınca ona güvenirsiniz, güvenmek zorundasınız. Yanında iki de esmer ufak kız çocuğu vardı. Dişleri parıldıyor ve yüzleri gülüyordu. Babaları Türk olmasına rağmen Türkçe bilmiyorlardı. Bütün bunlar Tegeta’daki okulun girişinde oldu. Sonraki günlerde, bir hafta boyunca Alptekin Bey’i daha fazla tanıma fırsatım oldu. Çünkü hikayesine vakıf oldum. İnsanı değerli kılan onun hikayesidir.
Benzer bir hikayeyi kendim de Kırgızistan’da açılan ilk okulllarda çalıştığım için zorluklarını biliyordum ve anlattıkları doğrudan kalbime nüfuz ediyordu.
Üniversiteden yeni mezun olmuş, cebinde parası olmayan ve gittiği ülkede hiçbir tanıdığı da olmayan bir delikanlı “Ben buraya okul açmaya geldim.” dese dünyanın her yerinde gülerler ve kimse ciddiye almaz.
Ama öyle olmuyor. Sadece Tanzanya’da değil, dünyanın her yerinde bütün kapılar bir inayet eliyle açılıyor, açıldı. Alptekin Bey, her gün dualar ediyor, hayal kuruyor ama yanı sıra büyük bir çaba sarf ediyor. Başkalarına verilmeyen bina ona veriliyor. Hatta bu adam ona o kadar çok güveniyor ki kızını da veriyor, yani ailesinin içine alıyor.
Ufacık gayretler kelebek etkisi meydana getiriyor ve büyük okul kampüsleri kuruluyor. Bürokratlar ve ülkenin ileri gelenleri çocuklarını bu okullara vermeye başlıyor.
Ben Erkan Çağıl’ın hikayesini yazmak için orada bulunduğumdan o zamanın Savunma bakanı da Erkan Çağıl’ı tanıdığı için Bakan Bey’den de görüş almak istedim. Alptekin Bey, bakanı telefonla aradı ve randevu istedi. Bakan, hemen ertesi güne randevu vermekle kalmadı, siz gelmeyin, ben geleyim, dedi ve öyle görüştük. Alptekin Bey, sadece halkla değil bürokrasi ile de yakın ilişkiler kurmayı başarabilmiş bir insandır. Kendisi fiziken küçüktü ve yaşını da küçük gösteriyordu ama ruhu, gayretleri ve fedakarlığı dev gibi bir insandı.
Onu en kısa haliyle tanımlamak gerekirse; hizmet insanı nasıl olmalı, sorusunun cevabıydı. O bir Hizmet insanı prototipiydi.
Üstelik çok müstağni ve mutevazı bir insandı. Yaptıklarını anlatmaz, bununla en küçük bir guru ve kibire yeltenmezdi. Küçük bedeni Tanzanya’nın bütün yükünü taşıyordu.
Ben değişik vesilelerle pek çok ülkeye gittim ve çok fazla insanla tanıştım ama Alptekin Bey, zihnime ve beynime o kadar çok kazınmıştı ki hiç unutmadım.
Bu ülkenin milletvekili olarak bu fuara geldim. Buna izin vermiyoruz, vermeyeceğiz. Bu fuar kapanmalıdır. Böyle bir rezalet olabilir mi ya? Arkadaşlar size soruyorum. Siz bebek öldürebilir misiniz? İnsan öldürebilir misiniz? Siz bebek öldüremezsiniz biliyorum ama o bebek öldüren, silahları satan firmalar burada, burada silahlarını sergiliyor arkadaşlar. Bu rezaleti kabul etmiyoruz.
Amerika'da Amerikalı vatandaşlar İsrail'in yaptığı soykırıma karşı üstlerine benzin döküp yakıyor arkadaşlar. Bilmiyor musunuz? Siz nasıl sessiz kalırsınız buna? Amerikalı Filistinli değil, Müslüman değil, Arap değil ama insan, insan. İsrail'in soykırımına karşı İsrail Büyükelçiliği’nin önünde üzerine benzin döküp kendini yaktı ya. İnsan biraz utanır ya, insan biraz sıkılır ya.