9/ Bu haber evrensel gazetesinde
yayınlanır. Bu haber bazı sosyalist gazetelere yayınlansın diye gönderilir ama yayınlanmaz.
Nedeni sorulduğunda da senin bizzat onlardan bazılarına gidip "ne olur bu haberi yapmayın.
Bana bir şans daha tanıyın. Beni bitirmeyin." diye yalvardığını söylerler.
Gelelim asıl konuya. Faizleriyle birlikte 3 Milyar dolara ulaşacak bu tazminata neden olanlar, kimler, özel kararnamelerle korundular mı? Sorumlular ortaya çıkacak mı?
En az 50 bin insanın öldüğü deprem felaketinde çadır satan, bu yüzden Kızılay başkanlığından istifa eden ve ne hikmetse her şeye rağmen yine de yargılanmayan isim ahlak dersi veriyor. Utanma duygusu neredesin?
Bakın, bu videoda gördüğünüz cennet yer, "Milli Takım oyuncularına villa hediye ediyoruz" bahanesiyle katledilmek istenen bölgedir. Burası, yıllardır birinci derece sit alanı olarak korunan, nesli tükenmekte olan binlerce canlıya ev sahipliği yapan ve antik kent dokusuna sahip muhteşem bir doğa harikasıdır. Bizim uyanık Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, futbolcular üzerinden bu cennet yerin reklamını yaptırarak, bugüne kadar korunması için alınmış tüm mahkeme kararlarını hiçe sayıyor. Sit alanı olan bu bölge için yeniden mahkemeye başvurup onay çıkartarak, imara açılan bu yere tam 4 bin adet villa inşa edecek…Hiçbir futbolcumuz bu evleri istemezken "Zorla bu çocuklara evlerini vereceğim" diyerek haber ve basında algı oluşturup, arka tarafında 9.7 milyon metrekarelik devasa doğayı katledecekler.
DEVLET ERKANINA AÇIK MEKTUP
Bu açık mektubu, en başta sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan beyefendi olmak üzere, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkililerine, kısaca hukuk ve güvenlik bürokrasisine, yanısıra sayılarının hiç de az olmadığını umud ettiğim devlet erkanına hitaben yazmış bulunuyorum. (3 Temmuz 2026 Cuma)
Aşağıda fotoğrafta elleri arkadan kelepçelenmiş ve iki polis tarafından kollarından sıkı sıkı kavranılmış olarak (üstelik kapalı/korunaklı bir mekanda) götürüldüğü görünen Deniz Göktaş, hukuk terimleriyle söylemek istersem, ceza almış bir mahkum, bir hükümlü değildir. Yargısı sürerken cezaevinde yatmakta olan bir tutuklu da değildir. Kendisi henüz tutuklu veya tutuksuz yargılanmasına karar verilmiş bir sanık da değildir. Herhangi bir asayiş ihlali nedeniyle güvenlik güçleri tarafından derdest edilmiş herhangi bir mücrim de değildir.
Hükümlü değil, tutuklu değil, sanık değil, mücrim de değilse bu kişinin hukuksal durumu nedir?
Bu kişi yalnızca hakkında soruşturma açıldığını bile bile kendi özgür istenciyle ülkesine dönmüş ve havalimanında "şüpheli" sıfatıyla gözaltına alınmış genç bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır. Kısacası yalnızca "şüpheli"dir. Şayet 24 saat içinde savcı tutuklu veya tutuksuz olarak yargılanmasına karar verirse, en çok yasa önünde suçu henüz sabit görülmemiş bir maznun, bir sanık olacaktır. Hepsi o kadar!
Kendisi bildiğimiz kadarıyla, sabıkalı bir kanun kaçağı, aranan bir uyuşturucu müptelası ya da satıcısı, tehlikeli veya tehlikesiz bir terör örgütü üyesi, motosikletlere binip dükkanları tarayan, masum insanları öldüren bir çete ya da mafya mensubu, toplumun ve devletin düşmanlarıyla işbirliği saptanmış bir vatan haini, hatta eski tabirle yankesicilik, hırsızlık, gasp, tecavüz, taciz gibi yüzkızartıcı suçlardan birine bulaşmış suça yatkın bir katil, bir hırsız, bir tecavüzcü de değildir. Yalnızca bir şüphelidir. Evet, ağır cezada yargılanacak örgütlü bir suç işlememiş bir şüpheli! Üstelik kendisi, toplum tarafından tanınan, ailesi, ikametgahı bilinen, suça yatkınlığı, sabıkası ve tehlikesi olmayan üniversite mezunu bir genç komedyendir.
Hal böyleyken, yarım asır önce hiç de hafif olmayan siyasal suçlar işlemiş, günlerce işkence görmüş, çoğu sıkıyönetim döneminde Edirne Kalesi, Selimiye Kışlası, Maltepe Askeri Cezaevi olmak üzere 10'a yakın hapishanede hem tutuklu, hem hükümlü olarak yıllarca yatmış bir eski örgüt militanı olarak uluorta ters kelepçe takılmadı ne bana, ne dava arkadaşlarıma, ne de sözümona düşmanlarımıza. Hoş, bundan çok daha kötü muamelelere maruz kaldık. Filistin askısını ilk bizlerin üstünde denediler, gencecik delikanlıların hayaları dahil bedenlerine en çok bizim dönemimizde elektrik verdiler. Etlerimizi lime lime ettiler. Bir iç savaş yaşanıyordu. Diyarbakır, Mamak, Metris, Maltepe cezaevlerinde yapılanları tarih bile unuttu, yarım asır geçmesine karşın ne yazık ki biz unutmadık, unutamadık.
Tüm bunları hak etmiş miydik? Belki.
Bizler -faraza- masum olsak bile yaptıklarımız hiç kuşkusuz pek de masum şeyler değildi. Sözün özü, yaşananlar yaşandı, toplumun ve ülkenin geçmişinde kaldı, bizim ise ruhlarımızın derinliklerinde, daha da kötüsü arasıra birer kabus olarak bizi yoklayan lanet olası düşlerimizde.
İnsan onuru, yurttaş onuru gerçekte devletin onurudur, ülkenin onurudur. Devletin varlık nedeni bu onuru korumaktır. Dışarıda ülkenin düşmanlarından, içeride toplumun ve dirlik-düzenin düşmanlarından.
Bir hükümlü, bir tutuklu, bir sanık, bir suçlu bile olmayan, kendisine ve başkasına fiilen zarar vermeyen ve vermeyeceği anlaşılan 32 yaşındaki bir genç, hukuk nazarında en çok şüpheli sıfatını taşıyan bir evladımızı niçin bu denli hoyratça ve acımasızca ters kelepçeyle aşağılama yolu tercih edilir? İnanınız bunu anlamakta zorlanıyorum. Sözümona verilen mesajı değil, her defasında kadın-erkek-çocuk-genç-yaşlı demeden sözümona bu tür mesajlar vermeye ihtiyaç duyulmasını anlayamıyorum. Acaba bir örf-i idare, bir sıkıyönetim, bir olağanüstü hal uygulaması var da bir ben mi bundan haberdar değilim?!
Devletin varlık nedeni dirlik-düzeni korumak ve insan onuruna, yurttaş onuruna zarar gelmesini önlemektir. Küçük bürokrat işgüzarlıklarıyla memleket evlatlarının -velev ki suçlu olsunlar- onurlarına, haysiyetlerine bu tür ucuz mesaj verme bahaneleriyle kastedilmesi çok büyük bir yanlıştır ve bu yanlıştan bir an önce dönülmelidir.
Devletten şefkat beklenir mi? Asla! (Şahsen bu konuda mazur görülmek isterim.) Ne ki devlet adamlarından, yöneticilerden yasalara titizlik göstermeleri, adalet üzere davranmaları, kamu vicdanını örselememeleri kesinlikle beklenir.
• "Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin." (Kur'an, 5 : 8)
Bu onların lütfu ve ihsanı değil, görevidir. Devlet birey olarak onurumu korumazsa, yurttaşlar olarak onurumuzu hiçe saydığını umursamazsa, bizlerden devletin sürekliliğine ve kalıcılığına sahip çıkmamızı beklemeye hakkı olur mu? Adaletin ve hakkaniyetin olmadığı yerde beka olur mu?
Bu yol, yol değil. Bu tarz aşağılama teknikleri toplumsal vicdanda ağır yıkımlara yol açmaktadır. Belki bazı işgüzar memurlar bilgiççe "korku salmanın yönetmenin ve egemenliğin gereği olduğunu" söyleyeceklerdir, hatta bu satırların yazarının gerekçelerini belki "çocuksu, romantik, entel sızlanmalar" olarak algılayacaklardır. Böylelerini mazur görüyorum, çünkü kendilerini insan ve yurttaş onurunu korumanın toplumun ve devletin onurunu korumak demek olduğun bilmeyen, kifayetsiz, liyakattan yoksun, işgal ettikleri makamlardan derhal el çektirilmeleri gereken kimseler arasında telakki ediyorum.
Sözün özü, ey devlet erkanı!
Son olarak bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek isterim. Ben kendimi cesur biri olarak görmem, herkes gibi ben de korktum, korkarım. Buna karşın o delikanlıyı, o genç komedyeni o halde görünce nedense korkuya benzer bir duygu hissetmedim, aksine içim sızladı ve utandım, hakikaten çok utandım. Ülkem adına, devlet adına, insanlık adına utandım. Gücün bu tür ucuz yollarla gösterilebileceğini sananlar adına utandım. Bu satırları da bu utanç lekesini taşımamak için yazmaya karar verdim. Sanıyorum kamu vicdanı da kendisi adına korkmaktan çok ülkemiz adına utanmış olmalı. O fotoğrafı gördüklerinde, ülkenin sağduyusunu yitirmemiş büyük bir kesiminin benimle aynı deneyimi yaşadığına inanıyorum ve bu nedenle bu tür nobranlıkları ülkem adına tehlikeli buluyorum.
Unutmayınız, utanmak erdemdir. Yurttaşlar için de, yöneticiler için de.
Saygılarımla.
Dücane Cündioğlu
- Soldaki, IŞİD operasyonunda yakalandı. Elleri cebinde kelepçesiz Emniyet’e götürüldü.
- Sağdaki, stand-up gösterisi yaptı. Hakkındaki kararı duyunca ülkeye döndü, ters kelepçe takıldı.
İddianameyi okumadım diyor ama suçluyor tuhaflığın farkında değil dede başkancılık oynuyor 65 yaşında sağlık raporu isteniyor 80 yaşında ben başkanım diye ısrar ediliyor çok zavallı bir şey seyrediyoruz kukla oynatılıyor yazık hepimize açık hapishane üstüne üstlük tımarhane
Of of of şu habere bakın! Az önce haberleri okurken karşıma çıktı.
“4 YIL KİRAMI ÖDEMEDİ, EVİ BOŞALTMAK İÇİN 400 BİN TL İSTEDİ!”
Yüz kızartıcı suç işleyenlerin CHP'den ihraç edileceğini açıklayan Gürsel Tekin, Bodrum'da dört yıl kira ödemeden oturmuş, ev sahibi de artık isyan etmiş:
“— 8 bin liradan kiraladı. 4 yıl boyunca kiramı ödemedi!
— Çıkmak için emlakçı aracılığıyla 400 bin TL istedi, vermeyince 250 bine düştü!
— Hatta sözleşmedeki imzasını da inkar etti, imza ona ait değilmiş!..” (Medyaradar)
Kusura bakmayın ama siz siyasetçi olarak sorumlu davranmak zorundasınız! Vatandaşı mağdur edemezsiniz!
Bizlere ahlak dersi vermeden önce, insanların kirasını ödeyin.
Alagöz’ün sondaj makinesi, jandarma eşliğinde köye ilerliyor.
Yürütmeyi durdurma kararına rağmen, kamu gücü özel bir şirket için devreye sokuldu.
#MadenDeğilFındık#Giresun
Fotoğrafta Alagöz Holding’in Giresun ilimizin Doğankent ilçesine bağlı Çatalağaç köyünde işlettiği maden gözüküyor.
Giresun’a tek bir faydasını bilmiyoruz ancak atık havuzunun taşarak Harşit çayına siyanür akıttığını biliyoruz.
Giresun Cantürk Alagöz’ün tapulu mülkü değildir!
İçişleri Bakanı Çiftçi
"Geçmişte Abdülhamid Han neyse, bugün de Cumhurbaşkanımız aynı şey”
AKP’li Hüseyin Çelik :
“Sultan Abdülhamid bizi en fazla borca sokanlardan biridir. Duyunu Umumiye’yi getiren padişahdır.
Abdülhamid döneminde kaybedilen topraklar bugünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin 2 katından daha büyüktür.
İngilizlere ilk sığınan Sultan vahdettin değildir. Sultan Abdülhamit'tir.
Abdülhamit’e en yakın adamların yüzde doksanı ya Rumdur, ya Ermeni’dir ya Musevidir."
"Bizim Muhafazakarların zannettiği bir Abdülhamit yoktur."
Bir yandan susuzluk tehlikesinden bahsedip diğer yandan Sazlıdere’de kanal yapmak, Akbelen’de zeytinlikleri kesmek, Milas’ta sulak alanlara villa kondurmak vb hikâyeler… Tutarsızlıkların tutarlılığı…
Milli parklar
doğa korunsun diye vardı.
Şimdi ise
“işletilsin” diye
ekonomik kullanımın önü açılıyor.
Bu, koruma ilkesinin
aşındırılmasıdır.
#MilliParklar#MekandaYolculuk