KONYA’DA NE OLUYOR?
AK Parti hareketinin kalelerinden biri olan kadim şehrimiz Konya’da, Konyalı vatandaşlarımızın vicdanını sızlatan ve feryada dönüşen meseleler yaşanıyor. Bu feryadı duyacak, vatandaşlarımızı dinleyecek ve Konya’nın yerelinde bu sorunlara çözüm üretecek bir Allah’ın kulu yok mu?
Ankara’daki arkadaşlarımız bu tabloya dikkat kesilmeli. Konya’da AK Parti’nin sosyolojik zemini her geçen gün aşınıyor. Bu feryat duyulmaz, vatandaşlarımızın beklentileri karşılıksız bırakılırsa kaybeden yalnızca yerel siyaset değil, Konya’yla kurulan gönül bağı olacaktır.
@Akparti@abuyukgumus
https://t.co/u1cNo091Te…
https://t.co/X7hZW5iTVS…
#Konya
16 Ekim’de tahliye işlemleri gerçekleştirildi. Haberlerde, esnafın bazı ürünlerini öğrencilere dağıttığı ve sürecin eğitim-öğretim devam ederken yürütülmesine tepki gösterdiği aktarıldı. Tahliye öncesinde bazı işletmeler için mahkemeden yürütmeyi durdurma kararı çıktığı da haber olmuştu. Bu gelişmeler, hukuki sürecin ve kararların kamuoyuna açık biçimde anlatılmasını daha da önemli hâle getiriyor. (https://t.co/4a3zG1WwY7, https://t.co/VZYf1JI2om, https://t.co/4a3zG1WwY7)
FON SÜRECİNİ YÖNETEN ANKARA’DAKİ KADROLARA SESLENİYORUZ
Milletimiz, hukukun ve beklentilerin karşılanmasına odaklanan bir modelle sürecin yönetilmesini beklerken, birilerinin birbirini koruyup kollamaya, süreci unutturmaya ve yatıştırmaya dayalı bir modelle toparlamaya çalıştığı görüntüsünün sokakta karşılığı olmadığını bilin.
Geciken her günün, Erdoğan’ı devirmek isteyenlerin önüne yeni fırsatlar açtığını görün.
Derhal Sayın Cumhurbaşkanımızı doğru bilgilendirin.
Kamuoyu, bu süreçte adı geçenlerin kimler olduğunu haklı olarak merak ediyor ve bilmek istiyor.
Kuralsız ve hukuksuz biçimde milletin hakkı üzerinden servet edinenlerin kim olduğunu MİLLETİN BİLME HAKKI VARDIR. Buna saygı duyulmalı ve gereği yapılmalıdır.
Fon skandalında adı geçenlerin tamamı ekranlarda kayıtlıdır; DEVLETİN EKRANLARINDA KAYITSIZ HİÇBİR ŞEY YOKTUR. Bugün açıklanmazsa yarın, sızıntı unsurları içerideki bağlantıları veya teknolojik casusluk yoluyla elde ettikleri bilgileri kullanarak bunu Türkiye’ye karşı bir operasyona dönüştürecekler.
SIZINTI UNSURLARINI (!)GÖRMÜYOR MUSUNUZ? Kimden, neden saklanıyor?
Bu mesele şu anda doğrudan Türkiye’nin millî güvenliğini tehdit edecek bir noktaya doğru evriliyor.
Sayıları belli olan küçük bir kesimin, bulundukları konumun gücünü kullanarak haksız kazançlarını koruyup kollamasına TÜRKİYE KURBAN EDİLEMEZ.
Bu, sokağın haklı sorusudur.
Siyasi otorite bu listeleri açıklamazsa, karanlık odakların listeleri farklı yöntemlerle servis ederek fon sürecini hükümete, hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik bir darbe girişimine dönüştürmeye çalışması ülkemizi çok ağır sonuçlarla karşı karşıya bırakabilir. Bugün dolaşıma sokulan SIZINTI BİLGİ (!) bunun en belirgin göstergesidir.
Ankara’da sürecin yönetim sorumluluğunu üstlenenler, vakit kaybetmeden gerekli bilgileri Sayın Cumhurbaşkanımıza arz etmelidir. Listeler, hukukun ve soruşturmanın gerekleri gözetilerek siyasi otorite tarafından ŞEFFAF BİÇİMDE AÇIKLANMALIDIR.
Kimlerin sorumluluğu varsa adalet önüne çıkarılmalı; mal varlıklarına hukuki usuller çerçevesinde tedbir konulmalı ve elde edildiği tespit edilen sıra dışı kazançlar iade alınmalıdır. DEVLETİN GÜCÜ, BU SÜRECİ HUKUK İÇİNDE SONUÇLANDIRMAYA YETER.
Bu adımlar atılmazsa karanlık unsurlar yaşananları Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak için kullanabilir. AÇIKLAYIN BU LİSTEYİ; SÜRECİN KARANLIKTA KALIP KARANLIKLARIN ÜLKEMİZİN ÜZERİNE ÇÖKMESINE İZİN VERMEYİN.
@tcbestepe@RTErdogan@MHP_Bilgi@dbdevletbahceli@hbasriakdemir@medreyata@Nalan_Kocak@malikejder@muhtesem0640@69rizemamus@Av_FerdaErturk@filizcemill@yenisafakwriter
#fon
KONYA’DA NE OLUYOR?
AK Parti hareketinin kalelerinden biri olan kadim şehrimiz Konya’da, Konyalı vatandaşlarımızın vicdanını sızlatan ve feryada dönüşen meseleler yaşanıyor. Bu feryadı duyacak, vatandaşlarımızı dinleyecek ve Konya’nın yerelinde bu sorunlara çözüm üretecek bir Allah’ın kulu yok mu?
Ankara’daki arkadaşlarımız bu tabloya dikkat kesilmeli. Konya’da AK Parti’nin sosyolojik zemini her geçen gün aşınıyor. Bu feryat duyulmaz, vatandaşlarımızın beklentileri karşılıksız bırakılırsa kaybeden yalnızca yerel siyaset değil, Konya’yla kurulan gönül bağı olacaktır.
@Akparti@abuyukgumus
https://t.co/wWn3YMRFXA
https://t.co/zlYNUOBMT7
#Konya
ANTALYA’DAKİ SORUŞTURMALAR NASIL GİDİYOR?
Bir kez daha ifade ediyoruz: Ortalığa saçılan iddialar ve belgeler doğrultusunda konuşulanlara bakıldığında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik iddiaların yüzde 50’si kadarını karşılayacak büyüklükte yolsuzluk iddiaları, kuvvetli şüpheler, bilgiler ve belgeler bulunduğu öne sürülüyor. Bu iddialar kapsamında Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı ve bir kısım tutuklu, adalete hesap veriyor.
Peki, son dönemde moda hâline gelen fon soygunu sürecinde uzağımızda değil, yakınımızda ihaneti gördüğümüz gibi, Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyonlar ve adalete hesap verme sürecinde de AK Parti’ye, AK Parti’nin içinden kötülük yapanlar var mıdır acaba? Bilmiyorum. Antalyalılara sormak, sokakta ne konuşulduğunu görmek lazım.
Kim kimle beraber, hangi yolculuğu yapıyor, bilinmiyor. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı adalete hesap veriyor.
Acaba Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı’na yardımcı olmak isteyenlerin bu yoğun ilgisinin sebebi ne acaba?
Muhittin Böcek’in her duruşması öncesinde, ne hikmetse, Antalya sokaklarında ev hapsine çıkacağı gündeme getiriliyor. Sebep nedir? Bırakın yargı kendi işini görsün. Sürekli yargı üzerinde kamuoyu oluşturma çabası neden? Yargı mensupları adaleti tecelli ettirir;dosyalar ve deliller önlerinde.
Size ne oluyor, ikide bir kamuoyu oluşturmanın özel çabası içindesiniz?
Bu da yetmedi; şimdi vekil başkanın AK Parti’ye geçeceği ve Böcek’in ev hapsine çıkacağı haftalar öncesinden gündeme getiriliyor. Kim, ne yapmak istiyor? Kirlenmiş Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı sürecini vekil başkanın AK Parti’ye geçişiyle dondurmak mı, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin kirli dönemlerini örtmek mi istiyorlar? Kamuoyu bunu soruyor.
Üstelik kamu denetim mekanizmalarının Antalya’da çok ciddi incelemelerde bulunduğuna dair bilgiler var. Kendilerine teşekkür ediyoruz. Son derece değerli bir çalışma; ak koyun kara koyun birbirinden ayrılsın.
Kabul edilen iddianameler var, başlayan davalarda yeni gelişmeler var.
Bunların yaşandığı bir ortamda kim kimle ne konuşuyor, ne görüşüyor bilinmez zannediyorlar. Ama galiba sokak her şeyi biliyor.
Bu ülkede devlete sahip çıkan en güçlü yapılardan biri de sokağın bilgi gücüdür. Bunu, kirlenenler ve kirli teoriyle muktedir olmanın peşinde koşanlar ihmal ediyor anlamıyorlar.
Çünkü kirlenenin basireti ve feraseti kalmaz.
Cezaevinde olan belediye başkanı sürekli mesaj vermek durumunda mı kalıyor? Sebep ne?
İstanbul’dan, AK Parti’ye katılması için çok yoğun çaba gösterildiğini duyuyordum. Herhâlde Antalya’da duymayan kalmamıştır.
Ayrıca, cümlelerinde AK Parti’ye ihanet edildiğini ifade ediyor. O hâlde açıklasın: AK Parti’ye ihanet edenler kim?
#Antalya
@akpartiantalya7@mhpantalyail
KAPSAMLI BİR TEMİZ ELLER OPERASYONU!
Cumhuriyetin 2.yüzyılının eşiğinde yolsuzluk operasyonları ve adalet ile yeniden güven inşası.
Buna mecburuz.
Üçüncü binyılın ikinci yüzyılına girdik.
Dünya, köklü bir sistem değişimi yaşıyor.
Yapay zekâ ve dijital devrim; kavramları, kurumları ve hayatın bütün alanlarını derinden etkiliyor, değiştiriyor, dönüştürüyor. Bir anlamda mevcut düzene yeni baştan format atıyor.
Türkiye olarak bu büyük değişimi doğru okumak, yeni sistemin inşasına güçlü bir cevap vermek ve bu dönüşüme anlam katmak zorundayız. Bunun yolu, geride bıraktığımız yüzyılın yanlışlarıyla yüzleşmekten ve yeni çağın ihtiyaçlarına cevap verecek bir sistemi inşa etmekten geçiyor.
İşte bu nedenle fon soygunculuğu soruşturmaları başta olmak üzere bütün yolsuzluk iddiaları, ülkenin bağırsaklarını temizleyecek kapsamlı bir Temiz Eller Operasyonu’na dönüştürülmelidir.
Bu süreç, kimseyi korumadan ve kimseyi hedef hâline getirmeden, hukukun üstünlüğü ve deliller esas alınarak yürütülmelidir.
Bunu başarabilen bir Türkiye, bu süreçten güçlenerek çıkar. Toplumun adalete duyduğu güven yeniden tesis edilir; herkes, “Bu ülkede adalet var.” der. Toplum kenetlenir.
Çünkü bugün toplumda, geleceğimiz açısından son derece tehlikeli bir kutuplaşma var. Sosyolojik fay hatlarımızı ve kırgınlıklarımızı derinleştirmek yerine, adaleti merkeze koymalıyız. “Adaletin istisnası yoktur” sözünü herkese hissettirmeliyiz. Adalet; siyasi, ideolojik ya da başka dar kalıplara hapsedilmeden, ikili hukuka yol açacak hiçbir uygulamaya izin verilmeden tecelli etmelidir.
Bu süreç kapsamlı bir Temiz Eller Operasyonu’na dönüşmez, aksine bütün muhalefeti temizleme operasyonu olarak algılanırsa, “Hükümet kendi adamlarını koruyor, muhalefeti içeri atıyor” kanaati oluşur. Bu algının doğmasına izin verilmemeli; oluşmuşsa da hukuk ve eşitlik ilkeleriyle ortadan kaldırılmalıdır.
Kim suç işlemişse; adına, kimliğine, makamına, mevkiine, partisine bakılmadan hukuk önünde hesap vermeli ve hak ettiği cezayı almalıdır.
Bu fırsat değerlendirilmez, kapsamlı bir Temiz Eller Operasyonu hayata geçirilmezse çok daha büyük yaralar açılabilir.
Bu durum ülkeye de İslam’a da büyük zarar verir.
Bu coğrafyaya büyük zarar verir.
Ve Türkiye’nin 1940’lı yıllara 28 Şubat’lara dönüşünü bekleyenlerin eline büyük fırsat verilmiş olur.
AK Parti de kendi yanlışlarıyla kendisini çok daha kötü bir noktaya taşır.
Oysa adaletin tesis edildiği kapsamlı bir Temiz Eller Operasyonu, toplumdaki siyasi ve ideolojik kutuplaşmayı azaltır; sosyal kaynaşmayı, dayanışmayı ve kardeşlik duygusunu güçlendirir.
Türkiye’nin ihtiyacı budur: Herkes için, istisnasız adalet.
@Mertbiriii@yunuserdolen@ErdemErkul@sabriamcaparodi@avademyildirim@Akparti@_Devletci_@SireneOznur@nigar_ogeday35@cigdemokkaoglu@arzu_senkan@YKaleci@namikgorentr@KIZILELMA_VATAN@AynurAkanDikmen@Abdulhamit3461@hasankulunk@erhanvergili1@Nalan_Kocak @erkmacit @malikejder
Bursa Demokrasi ve Uzlaşma Platformu.
Sayın Gazeteci Yüksel Baysal, Bursa’da bir düğünde selam verip nezaket gösterdi.
Bursa Demokrasi ve Uzlaşma Platformu’nun buluşmasına davet ederek “Gelir misiniz?” diye sordu. Biz de “Elbette geliriz, neden gitmeyelim?” dedik. Bursa dediğiniz yer, bizim yüreğimizin adreslerinden, tarihimizin buluşma noktalarından biridir.
Dün akşam Bursa’daydık. Platformun daveti üzerine Bursalı dostlarımızla bir araya geldik.
Grubun ağırlık merkezinin muhalif bir çizgide olmasına saygı duyarım. Ne güzel!
Elbette muhalif olmak bir kültürdür. Muhalif kültür, iktidarı besler; sistemin diri ve ayakta kalmasını sağlar, iktidarın hata yapma payını azaltır. Bununla birlikte statik düşünce biçimini ortadan kaldırır, dinamik bir düşünceyle buluşturur.
Maalesef bizde iktidar ve muhalefet, hem siyasal alanda hem de günlük hayatta birbirini tamamlayan unsurlar olarak değil, çoğunlukla çatışma ve yok etme anlayışı üzerinden şekilleniyor. Bu doğru değil; bunu aşmak zorundayız. Birbirini tamamlayabilmek son derece kıymetlidir.
Neden? Çünkü kâinat zıtların birliği ilkesi üzerine kuruludur.
Su varsa ateş vardır; şeytan varsa melek vardır.
İyilik varsa kötülük vardır.
İnsanın aklını, zekâsını ve özgürlüğünü; düşüncesinin sürekli genişlemesini besleyen damarlardan biri de muhalif kültürün sözü, duruşu ve düşüncesidir.
Topluluk içindeki iletişimde gösterilen zaaflar,
özellikle AK Parti yönetici kadrolarının bir kısmının toplumla kurduğu ilişkilerde bıraktığı boşluklar, doğal olarak muhatapsızlığa yol açıyor.
Bugün Ak Parti hareketinin şehirlerde karşı karşıya kaldığı temel problemlerden birisi şehrin bütünüyle kurulacak iletişimde bırakılan boşluklardır.
İletişim;her şeyi ben belirleyeceği demek değildir.
Birbirinin akıllarında var olabilmek zeminini oluşturmaktır.
Şehirlerde etkinleşen isimlerin kendi raflarında kurdukları ilişki ağları üzerinden şehrin her alanını hatta her şeyini belirleme huyu maalesef Türk siyasetinde tarihin değişiklik dönemlerinde karşı karşıya kaldığımız önemli problemlerden birisi
Bunu aşmak zorundayız.
En sert muhalefetten muhalif olmayana kadar bir bütünlük içerisinde bir arada konuşabileceğimiz zeminleri çoğaltmak zorundayız
Ölçü çok net:
Şehirin ruhu ve aklı.
Hak ve adalet
Liyakat ve ehliyet
Eğriye eğri doğruya doğru zemininde.
Bu zemin oluşmayınca, hatta dar grupların kendilerinin dışında kimseyi alanda tutmak istemeyince,
İnsanlar “Bizi kim dinleyecek?” diye soruyor.
Haksız değiller, haklılar önemli ölçüde.
Böyle olunca herkes kendi mahallesinin duvarlarını örüyor; öteki mahallede ne konuşulduğunu merak bile etmiyor.
Bugün bu noktada mıyız?
Maalesef önemli ölçüde bu noktadayız.
Yaklaşık iki saat bir arada olduk.
Mevkidaşlarımız Saadet Partisi’nden Sayın Mehmet Atmaca ve İYİ Parti’den Sayın Selçuk Türkoğlu’nun yanı sıra Nilüfer Belediye Başkanı Sayın Şadi Özdemir’inde katıldığı buluşmada; şehrin yaş itibarıyla bir kuşak birlikteliğini ifade eden ülkemizin meseleleri ile dertlenen insanlarla bir araya geldik.
Zaman zaman çok sert sorular soruldu, çok sert eleştiriler yapıldı.
Haklı oldukları noktalarda haklı olduklarını, katılmadığımız noktalarda ise neden itiraz ettiğimizi açık yüreklilikle ifade ettik.
Olması gereken de bu değil mi?
Mesele, birbirimizin aklında yer edinebilmek değil mi?
Öyleyse gelin, birbirimizi dinleyelim, birbirimizi anlayalım.
Siz muhatap olmazsanız bu insanlar nerede, nasıl konuşacak?
Kendi mahallemizde sürekli birbirimizi alkışlayarak, yalnızca alkış üzerinden kendimizi nasıl geliştireceğiz?
Dün akşamki buluşmadan çok faydalandık, beslendik. İtirazların köklerini, hangi temelde derinleştiğini ve iletişimde nerelerde zaaflar bulunduğunu gördük. İki saatlik sohbet bize bunları öğretti.
Bursa Demokrasi ve Uzlaşma Platformu’na çok teşekkür ediyorum. Teşekkürler Sayın Baysal, teşekkürler arkadaşlar.
@BursaTvyeni@y_baysal@BursaHaberMedya@b_hakimiyet@Akparti@abuyukgumus
Hayırlı sabahlar.
@rmznaydemir ile röportajdan kesitler ile hakikat yolunda.
‼️📕 KÜLÜNK’TEN DİYANET’E: “İNCİL BEDAVA DAĞITILIYOR, KUR’AN’I HALA PARAYLA ALIYORUZ”
Türk Manşet’te Ramazan Aydemir’in sunduğu Söz Sırası programına konuk olan 25, 26 ve 27’nci Dönem İstanbul Milletvekili Metin Külünk, Kur’an-ı Kerim’in para karşılığı satılmasına tepki gösterdi. Külünk, Diyanet’in bir fona para aktardığı iddiasına değinerek, bu kaynakların Kur’an-ı Kerim’in evlere ulaştırılması için kullanılabileceğine yönelik dikkat çeken değerlendirmeler yaptı.
📌 “FONA PARA TRANSFER EDECEĞİNE, KUR’AN SEFERBERLİĞİ BAŞLATSIN”
📌 “KUR’AN’I HÂLÂ PARAYLA ALDIRTIYORUZ”
📌 “KUR’AN İSTİSNA TANIMAZ, HARAM HARAMDIR”
📌 “KUL HAKKINA EL UZATMA HAKKI VERMİYOR”
📌 “GENÇLER İSLAM’I VE KUR’AN’I SORGULUYOR”
👉 Haberin tüm detaylarına https://t.co/36eHHT4eNC üzerinden ulaşabilirsiniz...
#türkmanşet #ramazanaydemir #metinkülünk #diyanet #kuranıkerim
https://t.co/dGGPswfWTJ
Bir güzel adam daha göçüp gitti bu diyardan
Cevat Özkaya ağabey
1978 yılında, kitaplığımız mı desem, kültürel okuryazarlığı öğrendiğimiz yer mi desem; Beyaz Saray’ın Punar yayınlarında tanıdığım Cevat Özkaya Ağabey ötelerin ötesine kutlu yolculuğuna çıktı.
Göçüp giderken ardında tevazu, nezaket, zarafet ve içtenlik bıraktı. Bir Müslüman olarak diğergam olmanın, dertlenmenin ne demek olduğunu bize gösterdi.
Şahidim ki iyidir. Şahidim ki iyidir. Şahidim ki iyidir.
Bizim hakkımız varsa helal olsun. Ama onun bizde çok hakkı var. Çok dertli bir adamdı…
Vesselam.
ANTALYA’DA DURUM NEDİR?
Antalya Büyükşehir Belediyesine ilişkin soruşturmalar ve kamuoyuna yansıyan iddialar hangi aşamada?
5 Temmuz 2025’te başlayan süreçte bugüne kadar hangi incelemeler yapıldı, hangi sonuçlara ulaşıldı?
Kamuoyu neden kapsamlı ve düzenli biçimde bilgilenme hakkı olmalı değil mi?
Çünkü Antalya soruşturmasının büyüklüğü İbb soruşturması yarısı kadar desek galiba yanılmış olunmaz.
O zaman kamuoyu Antalya soruşturmasını İbb soruşturması gibi takip etmelidir.
Soruşturma kapsamı çok geniş.
Tabii ki yine içerden dışardan birlikte Ak Parti hareketine büyük ihanetler kuyruğa dizilmiş duruyor.
Soruşturmayı ciddiyetle yöneten tüm kamu bürokratlarına içtenlikle çok teşekkür ediyoruz.
Ve Antalya’nın dosyalarının da çok kalın ve kalabalık olduğunu da galiba buradan görmek çok mümkün.
VAKIF ÜNİVERSİTELERİNDE İNTÖRN HEKİMLERİ
DİYOR Kİ;
YAPILAN HAKSIZLIK NE ZAMAN SONA ERECEK?
Vakıf üniversitelerindeki bu ücret farklılığı neden devam ediyor? Tıp fakültesi intörn öğrencilerine neden bu haksızlık yapılıyor? YÖK, bu sürece neden müdahale etmiyor? Vakıf üniversiteleri, öğrencilerin emeğine ve haklarına neden saygı göstermiyor?
Bir İntörn öğrencimiz diyor ki;
“Ben İzmir Tınaztepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisiyim. İntörnlük döneminde devlet hastanelerinde aktif olarak görev yapıyor, hasta bakımına katkı sunuyor ve nöbet tutuyoruz. Buna rağmen vakıf üniversitelerinde eğitim gören 6. sınıf intörn hekimlere aylık yaklaşık 9.000 TL ödeme yapılırken devlet üniversitelerindeki intörn hekimlere net asgari ücret ödeniyor.
Aynı sorumlulukları üstlenen, aynı hizmeti sunan intörn hekimler arasında böyle bir ücret farkı olması hakkaniyet duygusunu zedeliyor. Üstelik vakıf üniversitelerinde yıllık öğrenim ücretleri 1.090.000 TL’ye kadar ulaşabiliyor. Öğrenciler, yüksek öğrenim ücretlerinin yanı sıra barınma ve yaşam masraflarını da karşılamaya çalışıyor.
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu çerçevesinde gerekli düzenlemenin yapılmasını ve vakıf üniversitelerinde eğitim gören intörn hekimlere de net asgari ücret ödenmesini talep ediyoruz. Aynı emeği veren ve aynı sorumluluğu taşıyan intörn hekimler arasında adil ve eşit bir uygulama sağlanmalıdır.
Bu haksızlığın giderilmesi için konunun gündeme taşınmasını ve desteğinizi rica ediyorum.”
Şimdi bizde soruyoruz
@YuksekogretimK@saglikbakanligi@iletisim@TinaztepeUni@vakifuniversite
SPK 2. Başkanı Sayın Aksu, siz kuruma geleli henüz dört beş ay olmuş. Böylesine kritik bir konuda, TBMM’deki komisyon çalışmasına neden siz bilgi vermeye gidiyorsunuz? Neden sorumluluğu siz üstleniyorsunuz? Yıllardır bu kurumda görev yapanlar nerede? Başkan nerede? Başkan Vekili 28 yıldır kurumda; neden onlar burada değil?
Siz, kimden cesaret alarak bu milletin aklıyla dalga geçercesine konuşuyorsunuz? Sizi buraya gönderenler kim?
Açıkçası, orada bulunan milletvekili arkadaşlarımdan şunu beklerdim: Bu sözler söylendiği anda, “Derhâl o koltuktan kalkın ve buradan ayrılın. Başkan gelsin,” demelerini beklerdim.
İSTANBUL, AFFET BİZİ.
İlk söz:
Su akar yatağını bulur.
Tanrının değirmeni ağır işler ama iyi öğütür.
Toplumların hak ve hukukuyla oynama gözyaşları çok ağır cevapların ortaya çıkmasını sebep olur.
Şimdi.
İstanbulluyuz…
Canımız İstanbul’umuz,
iki gözümüzün nuru,
ruhumuzun başkenti…
Sana bakmaya kıyamadığımız,
gözlerinin içine baktığımızda
kendi varlığımızı unuttuğumuz İstanbul’umuz…
Tepelerinden Topkapı’ya,
Eminönü’nden Beşiktaş’a,
Beykoz’dan Sarıyer’e,
Fatih’ten Galata’ya,
Beyoğlu’ndan İstanbul’un dört bir yanına
her baktığımızda içimizi başka bir heyecanın kapladığı şehrimiz…
Sana çok zulmetmişiz
Senin hukukunu yok sayarak.
Kutsalsız ve kuralsız para kazanmak uğruna.
Seni para tapınanların tapınağı haline getirmek istediler el birliği ile.
İstanbul.
Sana çok haksızlık etmişiz.
Hukukunu korumak için
neredeyse hiç çaba göstermemişiz.
“Taşı toprağı altın şehir” demişiz.
Yoksulluğumuzu, imkânsızlıklarımızı sırtımıza vurup
bir umut, bir imkân buluruz diye sana koşmuşuz.
Sen merhamet dolu göğsünü açmış,
“Buyurun, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
Altın olan taşımdan, toprağımdan
siz de nasibinizi alın,” demişsin.
Sana koşanlara yâr olmuşsun.
Ekmek demişler, ekmek olmuşsun.
Sevgi demişler, sevgi olmuşsun.
Aşk demişler, aşk olmuşsun.
Ama biz sana öyle kıymışız ki
betonlar bile isyan eder hâle gelmiş:
“Ben İstanbul’a zulmetmek istemiyorum,” demiş.
Sen zenginlik üretmişsin;
ama toprağına dikilmemesi gereken binalar dikilmiş,
kurulmaması gereken şehirler kurulmuş.
Seçilmiş olanlar,
seçilmiş olmayı her şey sanmış.
Koca İstanbul’un kaderi,
üç beş imar komisyonu üyesinin kararlarına bırakılmış.
Şehir isyan ettiğinde,
“Sen bilmezsin, biz seçildik,” demişler.
Oysa sen, İstanbul,
sana gelen hiç kimseyi geri çevirmedin.
Hiç kimseyi bağrından atmadın.
Şimdi Cumhuriyet tarihinin en yoğun yağmurlarından biriyle
bize bir kez daha gösterdin:
Sana kim zulmetti,
kim kötülük etti,
kim acımasız ve merhametsiz davrandı…
Hepsini bir bir deşifre ettin.
“İşte bunlar,” dedin.
Elbette masumlar da var.
Sen masumları da ayırdın;
bizim de ayırmamız gerekir.
Şimdi birbirimizi suçlama zamanı değil.
“O yaptı, bu yaptı, şu yaptı,” diyerek
meseleyi hakikatinden koparmanın da zamanı değil.
Doğanın kendine ait bir uyumu,
bir dengesi, bir düzeni vardır.
O düzeni zorlamanın bedelini
bir gün doğa insana ödetir.
Dere yataklarına evler yapılmasına izin verir,
suların önünü betonla keser,
dere çevrelerini beton yığınlarına dönüştürürseniz
bir gecede hayatlar altüst olur.
Doğa intikam almaz belki;
ama bozduğumuz dengeyi
bize en ağır biçimde hatırlatır.
Fakat İstanbul’a yaşatılan bu felaketlerin
en başta gelen sebeplerinden biri de
yıllardır süren imar anlayışıdır.
Bir belediye başkanı adayı ya da seçilmiş bir yönetici,
ilk açıklamasında şöyle diyor:
“İmar planlarındaki yanlışları düzelteceğiz.”
Alkış, alkış, alkış!
Hooop… Bir dakika!
Ne alkışı?
Bu cümleyi daha kaç kez işiteceğiz?
Daha üçüncü ayda başlıyor:
“Kat bahçesi” deniyor,
“çatı piyesi” deniyor…
Böl, çıkar, topla, çarp…
Say say bitmiyor.
Sonuç mu?
İmar emsalleri 0,25’ten 0,50’ye çıkıyor;
bazı yerlerde katlamalı emsal artışları ekleniyor.
Alkış, alkış, alkış!
Mesele, siyasi yelpazenin neresinde olduğun değil.
Mesele, İstanbul’u kenarından köşesinden
nasıl hançerlediğindir.
Bırakın artık janjanlı imar planı mavralarını.
İstanbul’un ihtiyacı yeni sözler değil;
şehrin hukukunu koruyan,
doğanın dengesini gözeten,
ranta değil insana ve İstanbul’a hesap veren
bir şehir yönetimidir.
Şimdi yapılması gereken,
birbirimizi suçlamak değil;
İstanbul’un sesini duymak,
şehir planlamasını yeniden gözden geçirmek
ve gelecek kırk yılı bugünden düşünmektir.
Umarım bu dersleri alır,
İstanbul’un hukukunu koruyacak
yöneticilerle buluşuruz.
Affet bizi İstanbul…
Seni sevdik;
ama seni korumayı öğrenemedik.
#İstanbul
KÜÇÜK TASARRUFLARIN GÜVENİ ORGANİZE KUTSALSIZ KAZANMAYA KURBAN EDİLDİ
Türkiye’deki masum insanların küçük tasarruflarının nasıl büyük bir güce dönüşebileceğini görenler, doksanlı yıllarda yaşananları hatırlayacaktır. Konya merkezli, içi boş holdingler üzerinden Almanya’daki vatandaşlarımızın birikimleri nasıl istismar edildiyse, bugün fon skandalında da benzer bir güven istismarının yaşanıp yaşanmadığı bütün yönleriyle araştırılmalıdır.
Vatandaşlarımız; “Bir ev alabilir miyim, araba alabilir miyim, evladımın okul taksidini karşılayabilir miyim, hiç değilse bir tatil yapabilir miyim?” diye düşünerek biriktirdikleri paraları, yeni ortaya çıkan bir modele emanet ettiler. Bu tercihte, hükümete duyulan güvenin ve din sosyolojisi zemininde oluşan “Paramızı kötü amaçla kullanmazlar, hakkımızı gözetirler, bizi mağdur etmezler” inancının etkisi vardı.
Mağdur olanların ağırlık merkezini, ister dindar olsun ister seküler, küçük ve orta ölçekli tasarruf sahipleri oluşturuyor. Büyük umutlarla bu kapıya gelen insanlar, güvenlerini istismar edecek kişilerin aralarında bulunabileceğini nereden bilebilirdi? Yeri geldiğinde ayet ve hadis okuyan, yeri geldiğinde “vatan, millet, Sakarya” diyenlerin; kendi aralarında cep telefonları üzerinden hangi paranın, hangi tüyo ile nereden nereye aktarıldığını konuştuğunu bu insanlar nasıl bilebilirdi?
Şimdi çözüme gelelim.
17 Eylül’den 15 Ekim’e kadar yaklaşık bir ay geçti. Borsa yönetimi topu SPK’nın önüne atıyor; kurumlar arasında sorumluluk tartışması sürüyor. Bu top çevirmeye son verilmelidir. Listelerde ana gövdedeki isimlerin yanı sıra birinci, ikinci ve üçüncü derece akrabaların; çaycı, sekreter, maç arkadaşı ve grup arkadaşı gibi yakın çevrelerin kimliklerinin kullanılıp kullanılmadığı da araştırılmalıdır. “Fiyatları SPK’ya gönderdik” denilerek sorumluluktan kaçılmaya çalışılırken bu ilişkiler ve olası bağlantılar göz ardı ediliyor olabilir mi?
Bu sürecin sinyallerini görmesi gerekenler kimlerdi? SPK Başkanı ve yönetimi, Borsa Başkanı ve yönetimi, Ankara’daki ilgili yetkililer değil miydi? Sorunu ortaya çıkaran veya zamanında müdahale etmeyen kadroların, bugün çözümün başında bulunması güven vermiyor. Bu nedenle sürecin bağımsız, şeffaf ve etkin biçimde yürütülmesi gerekiyor.
Yatırımcıların paralarının yurt dışına çıkarıldığına ilişkin iddialar da bütün yönleriyle incelenmelidir. Bu paraların hangi hesaplara, hangi yollarla aktarıldığı; Türkiye’de yatırıma ve istihdama yönelmesi gereken kaynakların ülke dışına çıkarılıp çıkarılmadığı ortaya konulmalıdır. Osmanlı’dan bu yana bu coğrafyada etkili olan küresel finans çevreleri ve Galata bankerleriyle kurulan ilişkiler de araştırmanın dışında bırakılmamalıdır. Adaletin önüne bu dosyaların taşınmasında neden gecikiliyor?
Siyasetçilerin Sayın Cumhurbaşkanımızı rahatlatmaya çalışmak yerine, sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekir. Mağduriyet edebiyatı yaparak sürecin üzerini örtmeye çalışanlara da izin verilmemelidir.
Sayın Cumhurbaşkanımıza açıkça ifade ediyoruz: Problemi çözmek için yanınıza gelen bazı kişiler, süreci çözmek yerine unutturmak, geciktirmek, ertelemek veya kapatmak için çaba gösteriyor olabilir. Size sunulan bilgilerin ne kadarının doğru olduğunu bilemeyiz. Ancak milletimize yansıyan tabloyu açık yüreklilikle ifade etmek bizim sorumluluğumuzdur.
#Fon
@tcbestepe@RTErdogan
ZİYA KARDEŞİM.
Tanıdığım günden bu yana hep sade, hep nezaket dolu ve içtendin.
İki gün önce selamlaştık
Bir problemi anlattım.
Telefonu kapattım aradan 15 dakika geçti.
Problemi bize ileten vatandaşımız problemin çözülüldüğüne dair fotoğrafları gönderdi.
Altına da not düştü “bu ne hız”
Ben de çok mutlu olmuştum çünkü biz buyduk başka bir şey olamazdık.
Sen buydun ve bu olarak göçtün gittin
Hakkımız helaldir sana.
Üsküdar’a hizmet etmek için bütünleştirici kimliğinle herkesin dikkatini çekmiş, güzelliklere vesile olacak bir yolculuğa çıkmıştın. Emanet olduğunun farkında olarak hareket ediyordun.
Tez bıraktın ve gittin…
“Hayat benim için bu kadar; ama ölümüm, size anlatmam gerekenleri anlatıyor. Sağlıcakla kalın,” dedin bize, Ziya kardeşim.
Ruhun şad olsun. Ailenin ve sevenlerinin başı sağ olsun.
Biz ilk günden bu yana, “SPK Başkanı ve Borsa İstanbul Başkanı neden kameraların karşısına geçip halkı aydınlatıcı açıklamalar yapmıyor?” diye sorup duruyorduk.
Bugün SPK Başkanı, kendisinin yapmadığını yapmış ve yardımcısını TBMM’de komisyonu bilgilendirmeye göndermiş. Orada yapılan açıklamalar, liyakatsizliğin boyutunu ortaya koymuş.
Söyleyecek sözü olmayanlar, kafalarını kuma gömerek fırtınanın geçmesini umuyor ve böyle kurtulacaklarını zannediyorlar.
Hata yapanlar kurtulamayacak, hesap verecekler.
Takipçisi olacağız.
Not: Milletin hukukunun esas alındığı Türkiye Büyük Millet Meclisi ‘ nin makamları adı geçen SPK başkan yardımcısı muhatap olup dinlememeli ve de SPK başkanının gelmesini sağlamak doğru olan değil miydi?
Ya da adı geçen başkan hangi mazeretin arkasına sığındı?
@TBMMresmi @
@istanbulmkb@spkgovtr
Sayın Cumhurbaşkanımız,
@tcbestepe@RTErdogan
17-25 Aralık’ta susanları da gördük. 2014 seçimlerinde, içeride kaybetmenizi bekleyen ve FETÖ’ye karşı tutum almayı erteleyenleri de gördük. 15 Temmuz’dan sonra korunanları da…
Bugün ise yakınınızda ya da uzağınızda görünen bazı isimlerin kirlenmişliği üzerinden oluşturulan gri atmosferde sizi yapayalnız bırakmak isteyenleri; adınıza itibar suikastı düzenleyenleri, varlığınızdan güç devşirenleri ama ahlaksızca yok olmanızı arzu edenleri görüyorsunuz.
Dün AK Parti iktidarı üzerinden güçlerine güç katanların; davayı değil, kendi şahsi ve grup menfaatlerini düşünenlerin; sizin verdiğiniz makamlarla büyüyenlerin; yurt dışı seyahatlerinizde yanınızdan ayrılmayanların ve parti kurulduğundan bu yana köşelerinde her gün size methiyeler düzenleyenlerin gerçek yüzü ortadadır.
TBMM’de “Kardeşim,” diyerek kolunu havaya kaldırdığınız ve bu millet nezdinde kefil olduğunuz isimlerin bugün nasıl fırsat kolladıkları da açıkça görülmektedir.
Yıllarca yanınızda, sağınızda solunuzda duran; sizin isminiz üzerinden güç devşiren siyasetçilerin ve sizin liderliğinizde Türkiye’nin siyasi istikrarı ve güven ortamı içinde sermaye yapısını güçlendirenlerin, bu süreci sizin devrilmeniz, yok olmanız, düşkün hâle gelmeniz, etkisizleştirilmeniz ya da onların istediği çizgiye gelmeniz için nasıl kullandıkları artık çok açık, çok aşikâr hâle gelmiştir.
Bunun sizin gözünüzden kaçmadığını biliyor, sabrınızın sonuna geldiğinizi görüyor ve buna inanıyorum.
Hukuk ve adalet esaslı, sert ve kararlı bir irade ortaya koymanız hâlinde, hiç tereddüdünüz olmasın, milletimiz size sahip çıkacaktır. Temiz AK Parti’ye gönül verenler de bu iradenin arkasında tek başına değil, milletimizin kahir ekseriyetiyle birlikte duracaktır.
Devletimizin, sizin gücünüzün, AK Parti hareketinin ve Cumhur İttifakı’nın sağladığı güvenin çıkar amacıyla istismar edilip edilmediği bütün yönleriyle ortaya çıkarılmalıdır ki at izi it izine karışmasın.
Bu ülkede devletin ve siyasetin imkânları kullanılarak çıkar amaçlı bir suç yapısı kurulup kurulmadığı araştırılmalıdır. Böyle bir yapının ülkeye maliyeti, bugüne kadar düşünülenin çok üzerinde olabilir.
Amaçlarına ulaşamayacaklarını, sizin dünya dengeleri ve ülkemiz açısından son derece stratejik olan liderliğinizi yıpratamayacaklarını belirtmek isteriz. Milletimizin dağ gibi arkanızda olduğunu da hatırlatmak isteriz.
Bunların yaptıkları, Pandora’nın kutusu gibi bu memleketi sarabilir; bunun bedeli de vatana ve devletimize ödetilebilir.
Evet, milletimiz çok ciddi endişe içindedir.
AK Parti tabanı endişelidir.
@RTErdogan@Akparti
#Türkiye
#RecepTayyipErdoğan
#Beştepe
#Cumhurbaşkanı
#Fon
Neden çözülemiyor?
Kirletenlerin kiri temizleme şansı yoktur.
SPK başkan ve yönetimi
Borsaİst başkan yönetimi ve sahiplenenler süreci yönetemeyip milletimizin beklentilerini karşılamayanlar istifa ediniz.
Sayın Cb’mız Erdoğan’ın zorla tuttuğunuz elini bırakınız
Milletimiz her şeyin farkında.
Çünkü kirletenler kiri temizleyemezler.
Mertçe çıkıp “Biz kirlettik, adalete gidip hesap vereceğiz.” diyemezler.
Çünkü para, onların altın buzağısıdır. Dinî kavramları, sembolleri ve dindarmış gibi görünen yaşam tarzlarını, taptıkları buzağıya ulaşmak için araç olarak kullanır; her şeyi o buzağıya kurban ederler.
Paganların sunaklarda tapındıkları tanrılara kurban adadıkları gibi, fon yolsuzluğundaki isimler de değerlerimizi taptıkları Samiri’nin buzağısına kurban etmişlerdir.
Organize olduğu artık açık ve seçik biçimde, bütün gerçekliğiyle milletimizin gözleri önünde olan fonlar üzerinden gerçekleştirilen soygunculuğun üzerinden neredeyse bir ay geçti; hâlâ etkili ve güven veren bir çözüm ortaya konulamadı.
Not: Bir kez daha ifade edelim: bu operasyonda, doğrudan sayın cumhurbaşkanımızın iradesini etkisizleştirip toplumsal güven alanını yok ederek türkiye’yi istedikleri gibi şekillendirmek isteyen küresel finans elitlerinin içerideki akıl merkezinin kirli aklıyla birlikte hareket eden; ak parti ve diğer partilerin içindeki, kamu bürokrasisi ve bakanlıklar seviyesindeki ve sivil hayatın içerisindeki; adı şu ya da bu cemaat olarak bilinen kavramları ve kuralları istismar ederek hareket eden fetö doğrudan sürecin içindedir.
ankara’daki ak parti’nin çevresinde oluşmuş elitler, küresel finans elitlerinin türkiye’ye karşı yürüttüğü bu operasyona hırsları ve kutsal değerleri hiçe sayarak para kazanma uğruna su taşımışlardır. vatana ihanet ederek ülkemiz insanlarının umutlarına yönelik en büyük operasyonu gerçekleştirmişlerdir.
bu yapılarla, söz konusu soygunlar üzerinden elde ettikleri sermayeye ulaşmaktan büyük mutluluk duyan muhterisler ve kutsal değerleri hiçe sayarak para kazanmak isteyen, milletin duygularını istismar eden gaflet ve hıyanet içindekiler birlikte hareket etmiştir.
hedef doğrudan erdoğan’dır; türk milletidir ve türk devletidir. bütün mesele, erdoğan’ı devirerek türkiye’yi, dünyanın yeniden şekillendiği ve savaşların kapıda olduğu bu süreçte istedikleri şekilde kontrol etmek; türk devletini paramparça etmek için kendilerine alan açmaktır.
bu muhterisler, bu sürecin önünü açmak için kutsalsız para kazanma uğruna var güçleriyle çalışmışlardır.
Neden çözüm üretilmiyor?
bunun birinci nedeni, sorumluluk taşıyan yöneticilerin, spk ve borsa başkanlarının ve yönetimlerinin hâlâ görevlerinde bulunması; süreci hakkıyla yürütecek liyakatli kadroların görevlendirilmemesidir.
bu ülkede vatansever, haram lokmaya el uzatmayacak milyonlar var. borsada ve spk’da görev yapacak, o milyonları temsil edecek o kadar çok kahraman var ki…
ikinci neden ise görevdeki bazı etkili ve yetkili yöneticilerin başkaları adına işlem yapmış olabileceklerine ilişkin ciddi soru işaretleridir. haksız kazançların geri alınması gündeme geldiğinde gösterilen ayak sürüme de bu soru işaretlerini artırmaktadır. o hâlde yakın akrabalar, yakın arkadaşlar, çaycılar, odacılar, sekreterler ve benzeri kişiler üzerinden işlem yapılıp yapılmadığının kontrol edilmesi gerekir.
bu süreç daha fazla uzatılmamalı; sorumluluklar açıklığa kavuşturulmalı, haksız kazançların iadesi için gereken adımlar atılmalı ve kamuoyu düzenli biçimde bilgilendirilmelidir.
@tcbestepe@RTErdogan@MHP_Bilgi@dbdevletbahceli
https://t.co/dQzMdnDT1a