Abdullah Öcalan, cumhuriyet tarihinin en köklü ve sarsıcı fay hatlarından birinin üzerinde bir örgüt inşa etti.
Bu gerçeklik, ardında bıraktığı kırk yılı aşkın çatışma süreciyle Türkiye’nin toplumsal, siyasal ve güvenlik anlayışlarını doğrudan şekillendirdi.
Dolayısıyla örgütün kendini feshetmesi ve mücadele zeminini radikal biçimde dönüştürmesi yönündeki her irade beyanının, Türkiye siyasetinde kırılmalara yol açması ve reaksiyonlar doğurması sürpriz değildi.
Aksine bu durum, sürecin doğası gereği önceden hesaplanmış bir gerilimdir.
Böylesi tarihsel bir dönüşüm arifesinde, meselenin merkezindeki başmüzakerecinin hukuki ve siyasal statüsü tartışılırken meseleyi bir yerleşkeye indirgeyen yüzeysel tutumlar, sürecin ciddiyetiyle bağdaşmıyor.
Özellikle aynı siyasal ve toplumsal meşruiyet tabanına yaslanan aktörleri karşı karşıya getirme çabası, siyaseten hiçbir karşılık üretmiyor.
Özgür Özel’in, Kürt siyasetinde ve tabanında aşılmış olan "Öcalan-Demirtaş ikilemini" yeniden canlandırma gayreti tam da bu çiğ yaklaşımın tezahürü.
Bugün ne Öcalan’ın ne Demirtaş’ın ne de Kürt halkının gündeminde böyle bir kafa karışıklığı ya da ikilem mevcut.
Bu yapay ayrımı diri tutmaya çalışmak, günün sonunda bizzat kendi aktörünü de tüketme potansiyeli taşıyan reaksiyoner bir tabanın anlık reflekslerine teslim olmaktır.
Ancak anti-siyaset, siyaset üretmek anlamına gelmez.
Kendi partisindeki klik çatışmalarını yönetemeyen, kişisel ikbal hesapları uğruna cumhuriyetin kurucu partisinde yaşanan iç çözülmelere zemin hazırlayan bir liderliğin, kendi krizlerini perdelemek adına Kürt siyasal alanının iç dinamiklerine ve liderlik dengelerine nizam vermeye kalkışması rasyonel bir temele dayanmamaktadır.
Türkiye siyasetini sürüklediği çıkmazın faturasını üstlenmekten kaçınan bir aklın, cumhuriyetin en kritik dönüşüm eşiğinde dışarıdan rol tayin etmeye çalışan yaklaşımı artık Özgür Özel'in siyasi tarzında bir hastalığa dönüşmüş anti-siyaset anlamına geliyor.
Bu durum aynı zamanda strateji oluşturamama, sürekli siyasal alanı dağıtmaya odaklanma anlamı taşıyor.
Özgür Özel kendini veya Ekrem İmamoğlu'nu konuşturmayı/gündemde tutmayı siyaset olarak varsayıyorsa, bence büyük yanılıyor.
Sadece kopan benim yüreğim olmayacak, bir halkın özgürlük yüreği olacak. Yaşatmak için kendini iğne ucundan geçir taktiğini uyguladık. Sende gören göz artık bir halkın gözü, atan yürek bir halkın yüreği…
Öncesini bilemem ama 80 yılından bu yana eminim
PKK ve ilişki ağı haricinde hiçbir Kürt TC devletine bir taş atmamış. Bırakın bir taş atmayı bir beduada bile bulunmamış
Kürtlük adına bir iddiada bulunanların hepsi kuşkusuz PKK karşıtlığı üzerinden tutunmaya çalışıyor
Yazık!!!
Mazlum Abdi’yi Banu Güven’e verdiği röportajda dinlerken dikkatimi en çok kullandığı dil çekti. Sakin, realist, sorun çözücü ve birleştirici. Asla popülist değil, asla propagandist değil.
Bu, kendiliğinden kurulmuş bir dil de değil. Çok ağır deneyimlerden geçmiş, uzun uzun düşünülmüş, aynı meselelerin üzerinden defalarca geçilmiş bir siyasal aklın dili. Kurulan her cümlenin arkasında yalnızca bugünün hesabı değil; yaşanmışlıkların, kayıpların, kazanımların ve geleceğe ilişkin ihtimallerin binlerce kez tartıldığı uzun bir düşünme süreci var.
Mazlum Abdi bugün yalnızca Kürt hareketinin bir öncüsü olarak konuşmuyor. Kürtlerin ağır bedellerle elde ettiği kazanımları korumak ve Yeni Suriye’de hak ettikleri statüyü güvence altına almak için mücadele ederken, aynı zamanda kurulmakta olan Suriye’nin nasıl bir devlet olacağına dair söz söyleyen kurucu bir siyasal aktör olarak konuşuyor. Bir Suriyeli devlet adamı sorumluluğuyla, yalnızca bugünü değil, yarının devletini de düşünüyor.
Kürtlerin kazanımları ve statü mücadelesi ile Yeni Suriye’nin kuruluşu burada birbirinin alternatifi değil. Tam tersine, Kürt siyasal deneyimi kendi haklarını ve kazanımlarını koruyarak yeni devlet aklının oluşmasına katılıyor. Bence Mazlum Abdi’nin kullandığı dilin asıl gücü de burada ortaya çıkıyor: Mücadeleden vazgeçmeden müzakere edebilmek, kazanımlarından geri çekilmeden ortak bir gelecek kurabilmek.
Eminim, Abdullah Öcalan’ın Türkiye medyasına yansıyacak bir röportajında da benzer bir siyasal dil göreceğiz: Çok ağır deneyimlerden süzülmüş, her kelimesi uzun uzun düşünülmüş, propagandadan ve popülizmden uzak, bugünün gerçekliği içinde çözüm arayan bir dil.
Belki bugün Kürt siyasetini yalnızca talepleri üzerinden değil, ürettiği bu siyasal akıl üzerinden de konuşmanın zamanı. Yarım yüzyılı aşan bir mücadele; müzakereyi, devletle karşılaşmayı, çatışmayı, kaybı ve çözüm arayışını yaşamış çok büyük bir siyasal deneyimi de beraberinde taşıyor.
Ortadoğu’ya ve Türkiye’ye aktarılabilecek esas değerlerden biri de belki tam olarak bu deneyimdir: Ağır bedellerden propaganda değil siyasal akıl, çatışmadan rövanş değil çözüm üretebilmek.
Ş.Dilşad Doktor arkadaş Amedin Apê Musa alanında 16 Haziran 2022 tarihinde çıkan çatışmada Şehit düşmüştü.
Ş.Dilşad Tıp fakultesi öğrencisiydi,Kişisel tüm çıkarlarını geride bırakıp Yüzünü yeşilin ülkesine Dönmüştü,Fedakarlığın sembolü Amedin öncü Komutanı saygıyla..
Tayip Temel:
"Savaşın gerçekte ne olduğunu bilmeyenler, barışın değerini de kolay kolay anlayamaz. Savaşı televizyondaki görüntülerden, haritalardaki sınırlardan ve siyasetçilerin duygusuz ve sert açıklamalarından izleyenler çoğu zaman onu salt bir strateji meselesi olarak görür. ‘Kim kazandı, kim kaybetti, kim geri adım attı, kim ilerledi’ gibi denklemlere takılırlar. Oysa savaşın içinde yaşayanlar için bunlardan çok daha ötedir ona yüklenen anlam. Onlar için savaş; evine dönemeyen baba, mezarına gidemeyen bir anne, akıbeti bilinmeyen kayıp, yakılmış köy, yargısız infaz, susturulmuş bir dil ve kuşaklar boyunca taşınan derin bir yaradır. Bu nedenle savaştan çıkmak isteyenlerle savaşa uzaktan bakanların barışa yüklediği anlam aynı olamaz.
Savaşın acısını yaşamayan için barış bir taviz gibi görülebilir. Müzakere zayıflık, geri adım ise yenilgi sayılabilir. Savaşın içinden gelen içinse barış, yaşamanın kendisidir. Bugün Türkiye’de ve bölgede yaşanan tartışmanın temel çelişkilerinden biri de burada ortaya çıkıyor. Geçmişte savaşa mesafeli olduğunu söyleyen bazı çevreler, barış gündeme geldiğinde neden huzursuz oluyor? Silahların susmasını isteyenler neden teslimiyetçilikle suçlanıyor? Müzakere neden taviz olarak görülüyor? Çünkü esas korku barışın beraberinde getireceği değişim."
Dayika şehîda Tevgera Azadiya Kurdistanê Rahşan Demîrel, Emîne Demîrel ji ajansa me re axivî û diyar kir ku şehîdan gelê Kurd ji tunebûnê
anîne hebûnê û got: "Serok ji me re pêwiste, serok ji me re hebûn e, serok ji me re rêber e."
https://t.co/QqC44vy9Ff