Fenerbahçe konusunda konuşmak, yazmak, çizmek vb. bir şey yapmak için çok geç bence. Tek söylenebilecek şey, taraftarın acilen tripod karşısında bağıran etkileşim delisi dalyaraklardan kendilerini sıyırması gerektiği.
Bu arkadaş 19:10'da @ssportplustr 'ta 1 numaralı seri başı Michigan'a karşı oynuyor. Lakapları:
Cream Abdul-Jabbar
Milk Chamberlain
Larry Nerd
College Jokic
Rob Wave
Lebron Frames
Ben ekran başına geçerim.
Bu arkadaş 19:10'da @ssportplustr 'ta 1 numaralı seri başı Michigan'a karşı oynuyor. Lakapları:
Cream Abdul-Jabbar
Milk Chamberlain
Larry Nerd
College Jokic
Rob Wave
Lebron Frames
Ben ekran başına geçerim.
Her sene aynı şeyleri söylüyoruz çünkü medeniyetten nasibini almamış bir grubun anlamsız hassasiyetlerine karşı hâlâ medeni davranma çabası içerisindeyiz. Orucu bize değil, kendinize tutuyorsunuz. Nefsinize hakim olmak yine sizin işiniz ve hayır aptalca davranışlarınızı niyetli olma kılıfında kabul edilir kılamazsınız.
Bu rezilliği yazdıran, yayınlayan, buna alet olan herkes; toplumda desteği azaldığı için er geç yargılanacağını bilme korkusuyla havale geçiren küçük bir azınlığın parayla satın aldığı haysiyet engelli kimselerdir… alayınıza yazıklar olsun!
Türkler Müslüman değilken de domuz yemiyordu. Yaşadıkları yerlerde pek yoktu ve yiyecekleri ette belli kriterler ararlar, temiz bulmadıklarını yemezlerdi. İslam'dan sonra da değişmedi. Kendiniz gibi iftiralarınız da köksüz yani. İnsan destekli atar.
Hülya Avşar’ın yeni dizisindeki domuz eti sahnesi:
-Sen bize domuz mu yedirecektin? Hadsiz. Utanmazsın.
+Ben de yemem ama yiyene de saygı duyarım. Biz başkaları gibi hoşgörüsüz değiliz. https://t.co/8LScvdb0vz
"Wim Wenders is far from being a decent human being or a socially conscious artist; rather, he is a deeply cold, devoid of soul, and purely career-driven person."
Suya sabuna dokunmayan Alman sinemasına tepki olarak ortaya çıkan 'Yeni Alman Sineması'nın yüzlerinden Wim Wenders şimdi "siyasetten uzak durmalıyız" diyor...@LezzzetAbi'nin dediği gibi Fassbinder, Herzog kovalar seni.
Sanatçılar ve gazeteciler, liberal demokrasinin muteber gruplarıydı.
Varlıklarına adeta kendinden menkul bir anlam atfedilir, tanınan alan içinde cesur işler yapanlar da çıkardı.
Şimdi meşhur tabirle “değişen dünya”, her iki grubun alanına ve saygınlığına göz dikmiş durumda. Üstelik bunun ciddi bir direnişle karşılaştığı da pek söylenemez. Aykırı sesler marjinalleşiyor ya da düzen dışına itiliyor.
Örneğin “32. Gün’ün Cüneyt Özdemir’i” ile “YouTuber Cüneyt Özdemir” arasındaki fark tam da bununla ilgili. Aynı ekipten Can Dündar farklı bir yolda direndi; başına gelenler ise ortada.
Organize olmaktan, “politik” kalmaktan, uzun yıllar sabırla mücadele etmekten başka çare yok.
Eşim Tayfun Kahraman, geçirdiği akut MS atağı tedavisi için dün Cerrahpaşa Hastanesi’ne sevk edilmişti.
Dün yalnızca MR çekimi yapılarak Cezaevi’ne geri götürüldüğünü; tedavisini yürüten ve dün de hastanede olan hekimlerin muayenesi için ise en kısa sürede yeniden Cerrahpaşa Hastanesi’ne sevk edileceğini öğrendik.
Anayasa Mahkemesi kararına uyulsa; Tayfun ile hastaneye beraber gitmiş ve hastalığının durumunu dün doktorlarıyla değerlendirebilmiştik.
Şimdi yine neyi beklediğimizi bilmeden bekliyoruz.
Tekrar ediyorum;
Ne bir eksik, ne bir fazla;
sadece
ADALET
istiyoruz.