✍️Eş Sözcümüz @AhmetAsena yazdı
Barışın Açtığı Alan Nasıl Doldurulacak?
"Yeni dönemde ihtiyaç duyulan şey seçim ittifakına yeni partiler eklemek değildir. İhtiyaç, sosyalistlerin, Kürt halkının demokratik hareketinin, kadınların, gençlerin, emek ve meslek örgütlerinin, ekoloji mücadelelerinin, Alevilerin ve farklı inanç topluluklarının, LGBTİ+’ ların birlikte karar verebildiği kalıcı bir mücadele zeminidir."
Yazıyı okumak için linki ziyaret edebilirsiniz
https://t.co/HrWsOALtGq
17 Ağustos, hem acılı #Marmara depreminin yıldönümü, hem de bir kentte ve nasıl bir ülkede yaşamak istediğimizi sorguladığımız bir gündür.
#Deprem riskini büyüten, doğayı, kentleri ve yaşam alanlarını ranta açan anlayış bugün de sürüyor.
Dere yataklarına, fay hatlarına ve ekolojik eşiklere rağmen sürdürülen yapılaşma, bilimsel uyarıların ve kamusal denetimin yok sayılması, felaketin boyutlarını büyüten politik tercihlerdir.
Doğayla çatışmadan onun doğanın s��nırlarını gözeten, rant yerine yaşamı esas alan ekolojik ve demokratik kentler için mücadele ediyoruz.
#17Ağustos’ta yaşamını yitirenleri saygıyla anıyoruz.
Unutmak değil, değiştirmek zorundayız.
Kamu görevi yürütmesi gereken kolluk, iktidar tarafından şirketlerin özel güvenlik örgütü haline getirildi.
JES yapılmak istenen #Bingöl#Karlıova#Kayapınar köyüne bugün sondaj ekipleri Jandarma korumasında gelmiş durumda.
Jandarma tarafından ablukaya alınan bölgeye köylülerin girmesine izin verilmiyor.
Rant ve talan düzenine karşı yaşam alanlarını savunan halkın yanındayız!
ULUSLARARASI SAVAŞ ÖRGÜTÜ NATO'YA HAYIR!
...
Türkiye'deki tüm NATO üsleri kapatılmalı, ülke emperyalist savaş politikalarının askeri altyapısı olmaktan çıkarılmalıdır. Türkiye'nin NATO üyeliği derhal sonlandırılmalı, halkların iradesini hiçe sayan, işgalleri ve müdahaleleri meşrulaştıran bu savaş ittifakının dağıtılması uluslararası kamuoyunun ortak talebi haline gelmelidir.
Dünyayı yeni paylaşım savaşlarına sürükleyen silahlanma yarışı durdurulmalıdır. Eğitimden sağlığa, barınmadan sosyal güvenliğe kadar emekçi halkların en temel ihtiyaçlarından kesilerek silah şirketlerine aktarılan devasa kaynaklara son verilmeli, kamu kaynakları savaşa değil, toplumsal refaha ayrılmalıdır.
Bizler emperyalizme karşı mücadele eden işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler ve halklar olarak, dünyanın dört bir yanında savaşlara, işgallere ve katliamlara direnenlerle aynı saftayız. Savaş politikalarını dayatan sağcı, otoriter ve baskıcı iktidarlara karşı mücadele edenlerle, soykırımcı İsrail'e verilen desteğe karşı meydanları dolduran milyonlarla dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz.
Savaşa hayır, NATO’ya hayır!
12 Eylül’ün darbeci cuntası bile emekçilerin örgütlü mücadelesinden bu kadar korkmamıştı!
Bugünün iktidarı, darbe uygulamaları olan baskı ve zor düzenini aşarak, emeği susturmaya çalışan otoriter faşizan bir rejimi kalıcı hale getirmeye çalışıyor.
Özel sektör öğretmenlerinin mülakat mağduriyetine, güvencesizliğe ve sefalet ücretlerine karşı yürüttüğü meşru mücadeleye destek veren @egitimsen Genel Başkanı ve MYK üyelerinin polis şiddetiyle gözaltına alınması faşizan uygulamaların en açık örneklerinden biri olmuştur.
Polis şiddeti ve otoriter baskıcı rejimin karşısında; hak arayan emekçilerin ve sendikal mücadeleyi savunanların yanındayız.
Özel okul öğretmenlerinin insanca çalışma koşulları, güvenceli istihdam ve emeğinin karşılığını talep etmek için gerçekleştirdiği demokratik ve meşru eyleme yönelik polis saldırısını ve uygulanan şiddeti en güçlü biçimde kınıyoruz.
Hak arayan öğretmenlere copla, bariyerle ve gözaltı tehdidiyle karşılık veren iktidar, emekçinin karşısında ve sermayeden yana olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Öğretmenlerin sesini bastırmaya çalışan bu müdahale, bir polis şiddeti örneği olduğu kadar aynı zamanda ülkeyi kuşatan otoriter yönetim anlayışının da açık bir tezahürüdür.
Eğitim emekçilerinin yanındayız. Hak arama özgürlüğünü hedef alan bu hukuksuz müdahaleyi reddediyor, sorumlular hakkında derhal işlem yapılmasını talep ediyoruz.
@ogretmensendika
5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ AÇIKLAMAMIZ
Doğayı ve Yaşamı Savunmak, Talan Düzenine Karşı Çıkmaktır.
Bir yanda iklim zirvelerine ev sahipliği yapmaya hazırlanan bir ülke, diğer yanda her gün biraz daha küçülen ormanlar, kuruyan dereler, maden sahalarına dönüştürülen dağlar ve şirketlere tahsis edilen yaşam alanları...
Türkiye, 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nü tam da böyle bir çelişkinin ortasında karşılıyor. Son yıllarda yaşanan seller, kuraklıklar, orman yangınları, fırtınalar ve mevsim normallerini altüst eden hava olayları iklim krizinin artık geleceğin değil bugünün sorunu olduğunu gösteriyor. Ancak iktidar, bu gerçeği kabul etmek yerine ekolojik yıkımı derinleştiren politikaları sürdürmekte ısrar ediyor. İklim krizine karşı önlem almak yerine, krizi büyüten sermaye düzenine yeni alanlar açılıyor.
Özellikle son bir yıl içerisinde çıkarılan ya da gündeme getirilen yasal düzenlemeler bunun en açık göstergesidir. Madencilik ve enerji şirketlerinin taleplerine göre şekillendirilen mevzuat değişiklikleri, aynı şirketler için kolaylaştırılan izin süreçleri, çevresel denetim mekanizmalarının etkisizleştirilmesi ve koruma statülerinin zayıflatılması, doğayı koruma politikalarının değil, sermaye birikim rejiminin ihtiyaçlarının ürünüdür.
Bugün iktidarın kalkınma olarak sunduğu şey, gerçekte yeni bir yağma dalgasıdır. Altın madenciliğinden kömür projelerine, taş ocaklarından enerji yatırımlarına kadar doğanın her parçası piyasaya sürülebilecek bir meta olarak görülmektedir. Dağlar cevher rezervine, ormanlar yatırım alanına, akarsular enerji kaynağına, tarım alanları ise inşaat ve rant projelerinin hammaddesine dönüştürülmüş durumdadır.
Bu süreç hem ekolojik bir yıkım yaratıyor, hem de demokratik hakları hedef alıyor. Toprağını savunan köylüler, deresine sahip çıkan yurttaşlar, yaşam alanlarını korumak isteyen ekoloji örgütleri ve bilim insanları giderek daha fazla baskıyla karşılaşıyor. Şirketlerin projelerine itiraz edenler soruşturmalarla, gözaltılarla, tutuklamalarla ve kolluk müdahaleleriyle susturulmaya çalışılıyor. Kolluk kuvvetleri kamusal yararı koruyan kurumlar olmaktan uzaklaştırılarak, çoğu zaman şirketlerin yatırım sahalarında onların güvenliğini sağlayan bir özel güvenlik örgütü gibi çalıştırılıyor.
Bu nedenle bugün ekoloji mücadelesi yalnızca ağaçları, dereleri ya da ormanları koruma mücadelesi değildir. Aynı zamanda demokrasi ve yaşam hakkı mücadelesidir.
Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı COP31 de bu tablo içerisinde değerlendirilmelidir. İktidar, COP31'i iklim krizinin nedenlerini tartışacak ve çözüm üretecek uluslararası bir platformdan çok, küresel sermayeye yönelik bir vitrin olacak şekilde kurgulamaktadır. Ülke içinde madencilik ve fosil yakıt projeleri teşvik edilirken, çevresel koruma mekanizmaları zay��flatılırken ve ekolojik mücadeleler baskı altına alınırken yapılacak iklim zirvesi, kaçınılmaz olarak ciddi bir meşruiyet sorunu yaşayacaktır.
Dahası, COP31 hazırlıkları kapsamında gündeme gelen düzenlemeler iklim adaletini değil, karbon piyasalarını, yeşil finans araçlarını ve yeni yatırım alanlarını öne çıkarmaktadır. Böylece iklim krizi, çözülmesi gereken bir yaşam sorunu olmaktan çıkarılıp uluslararası ticaretin yeni başlıklarından biri haline getirilmektedir. Zirvelerin etrafında oluşan devasa ekonomik ağ, iklim politikasını giderek bir tür küresel fuar organizasyonuna dönüştürmektedir.
Oysa iklim krizini karbon sertifikaları değil, fosil yakıtlardan çıkış çözer. Doğanın metalaştırılmasını sürdüren politikalar değil, doğal yaşam alanlarını koruyan politikalar çözer. Şirketlerin kâr hesapları değil, halkların ve doğanın ortak çıkarları çözer.
Bu nedenle Halkların İklim Zirvesi ve dünyanın dört bir yanında yükselen ekolojik direnişler her zamankinden daha büyük bir anlam taşımaktadır. Çünkü iklim adaleti mücadelesi, hem doğanın metalaştırılmasının, hem de sınıfsal eşitsizliklerin, sömürgeci kaynak politikalarının, sermaye tahakkümünün ve doğanın talanının da karşısında durmayı gerektirir.
Bugün Dünya Çevre Günü'nde yapılması gereken şey, doğayı koruduğunu söyleyenlerin sözlerine değil, uyguladıkları politikalara bakmaktır.
Eğer ormanlar madenciliğe açılıyorsa, dereler şirketlere tahsis ediliyorsa, zeytinlikler enerji projelerinin tehdidi altındaysa ve yaşam alanlarını savunan insanlar suçlu ilan ediliyorsa ortada bir çevre politikası değil, ekolojik yıkım programı vardır.
Bizler bu programa karşı yaşamı, doğayı ve geleceği savunmaya devam edeceğiz.
Çünkü iklim adaleti olmadan toplumsal adalet, ekolojik demokrasi olmadan gerçek demokrasi mümkün değildir.
Yaşamı savunmak, geleceği savunmaktır.
#5hazirandünyaçevregünü #5Haziran #ÇevreGünü
"Alın kimyasallarınızı, gidin buradan!" diyen o dik duruş, doğayı ve yaşamı savunan milyonların direnişinde yankılanmaya devam ediyor.
Hopa'da deresini, vadisini savunurken kolluk saldırısı ile aramızdan koparılan Metin Lokumcu'nun haklılığını, bugün dağlarımızı, ormanlarımızı ve köylerimizi tehdit eden maden talanıyla çok daha iyi anlıyoruz. Onun ranta karşı yükselttiği yaşam savunusu bayrağı bugün ellerimizde.
Saygı, özlem ve minnetle...
🌳⛏️🚫
#MetinLokumcu #MadenTalanınaHayır #MetinLokumcuÖlümsüzdür
CHP Genel Merkezi’ne yönelik saldırı, yalnızca CHP’ye değil, demokratik siyasetin bütününe yönelmiş açık bir baskıdır.
Siyasi partilerin genel merkezleri, demokratik yaşamın meşru alanlarıdır. Bu alanlara saldırı yapılması, hukuk devletiyle, halk iradesiyle ve demokrasiyle bağdaşmaz.
Türkiye’nin ihtiyacı muhalefeti bastıran, yargı ve polis eliyle siyaseti dizayn eden bir anlayış değil; demokratikleşmeyi, hukuku, barışı ve halk iradesini esas alan bir siyasal iklimdir.
CHP Genel Merkezi’ne yönelik saldırıyı kınıyoruz. Tüm demokrasi güçlerini, baskı ve zor siyasetinin karşısında demokratikleşme için ortak mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.
#ButlanKararı #ButlanaHayır
12 Eylül zindanlarında yaşamını yitiren ve “ben ne yaptıysam halkım için, halkımla birlikte yaptım” diyen #FikriSönmez’i anma programı, @FikriYerel Vakfı ‘nın Fatsa’da gerçekleştirilen Mütevelli Heyeti toplantısı ile başladı.
Fatsa Fikri, bugün de yolumuzu aydınlatıyor.
#Fatsa
🔻Siyasi partiler ve demokratik kurumlar olarak #Edirne cezaevi önündeyiz.
🔻Buradan #Silivri cezaevine geçeceğiz.
🔻Barışın toplumsallaşması ve demokratikleşme adımları için acil olarak #AYM ve #AİHM kararları uygulanmalı ve gerekli yasal düzenlemeler derhal yapılmalıdır.
#YasalAdımŞimdi
🔴 Alkışlıyoruz! Çünkü;
Akaryakıta, gıdaya, kiraya, her şeye zam varsa asgari ücrete de yeniden zam diyoruz.
➡️ Tüm emekçileri
➡️ Asgari ücretlileri
➡️ Asgari ücretten bir tık fazla alanları
➡️ Emekli aylığıyla geçinmeye çalışanları
Bu mücadeleye omuz vermeye çağırıyoruz.
◾️Dün #Urfa#Siverek’teki o kul saldırısının ardından bugün de #Kahramanmaraş’ta gerçekleşen silahlı saldırı, ülkenin içinde bulunduğu durumu acı şekilde göstermektedir
◾️Saldırıda yaşamını yitirenler için tüm yurttaşlara baş sağlığı, yaralılara acil şifa diliyoruz.
◾️ Okullara yönelik saldırılar, iktidarın ülkede yarattığı toplumsal iklimin sonucudur.
◾️Okullarda şiddetin durdurulması ve güvenli eğitim ortamı oluşturulması için eğitim sendikaları ve toplumsal kesimlerle işbirliği içinde gerekli düzenlemeler gecikmeksizin yapılmalıdır.
◾️Eğitim sistemindeki kaosun en üst sorumlusu olan @tcmeb Bakanı @Yusuf__Tekin derhal istifa etmelidir.
◾️Eğitim emekçilerinin iş bırakma eylemini destekliyor, tüm herkesi bu haklı eyleme destek vermeye çağırıyoruz.
📢PARTİ MECLİSİ SONUÇ BİLDİRGESİ (12 NİSAN 2026-ANKARA)
"Yeşil Sol Parti, sol ve sosyalist hareketin yenilenmesini içeren ve geleceği inşa etme iddiasını taşıyan bir “Sol Odak” ile mevcut baskıcı ve otoriter rejime karşı tüm demokratik siyasal ve toplumsal güçlerin yan yana mücadele edebileceği bir “Demokrasi Koalisyonu”na duyulan ihtiyacın her zamankinden daha acil ve güncel olduğunu vurgulamaktadır.
Bu doğrultuda Yeşil Sol Parti, emekçileri, kadınları, gençleri, halkları ve tüm demokratik güçleri, savaş politikalarına, sömürü düzenine ve otoriterliğe karşı ortak bir mücadelede buluşmaya; yan yana gelerek eşit, özgür, demokratik bir geleceği birlikte kurmaya çağırmaktadır."
PM Sonuç bildirgesini okumak için linki ziyaret edebilirsiniz 👇
https://t.co/VPZvGpboTN
EGEÇEP : ÇED’in önleyici işlevi ortadan kalkıyor
D��zenlemenin dayanağı olan 7554 sayılı yasa ile Çevre Kanunu’nda yapılan değişiklik sonrası, projeler için ÇED kararı alınmadan teşvik, izin ve ruhsat başvurusu yapılmasının önü açıldı.
https://t.co/8LQaKwqScA