Jung der ki ; Başkalarından daha çok şey bilirsen yalnızlaşırsın...
Herkesin illüzyonlarla, küçük hesaplarla ya da gündelik gürültülerle oyalandığı bir dünyada, hakikatin kokusunu alan veya meselelerin arkasındaki o asıl "özü" gören insan, ister istemez bir parça dışarıda kalır.
O artık bir katılımcıdan ziyade bir gözlemciye (seyirciye) dönüşmüştür.
"Yalnızlık, insanın çevresinde hiç kimsenin olmaması demek değildir. Asıl yalnızlık, insanın kendisi için önemli olan şeyleri başkalarına iletişim yoluyla aktaramamasıdır."
Bildiğini paylaşamamak, anlatsan da karşılık bulamayacağını bilmek, insanı kendi içine doğru büyük bir yolculuğa zorlar.
Belki de bu yüzden, bilginin ve farkındalığın yükünü taşıyanlar, kalabalıkların sahte gürültüsü yerine o derin ve anlamlı "hiçliği" ya da yalnızlığı seçerler.
Çünkü bilirler ki, kalpler aynı frekansta çarpmıyorsa, kelimeler sadece havada asılı kalan birer gürültüdür.
“Göbeklitepe’nin 4. katman kazılarında Göbeklitepe’nin Türk olduğu ortaya çıktı.”
👉 Tarihçi Ramazan Sevinç’in Göbeklitepe tezi yeniden gündem oldu:
“Hakkari’de 2 tane taş yazıt bulundu. Eski Arkaik Dönem’e ait.
Türkçe runik harfleriyle yazılmış.
Biz dedik ki Türkler 4500 sene önce burada yaşıyordu.
Yazıtın yaşı 4500.
4500 sene önce Hakkari, şimdi Hakkari denilen yerde Türkler yaşıyordu. Al sana kanıt dedik.
7 sene uğraştık.
Akademi dünyası 7. yılın sonunda kabul etti. O süreye kadar ‘Hayır, öyle bir şey yok, kanıt yok’ dediler.
E kanıt var. E kanıtı kabul etmiyorsun.
Çünkü senin ağababan, küresel akademi dünyası kabul etmemenizi söylüyor.
Aynı Göbeklitepe’de olduğu gibi. Türk olduğu, dördüncü katmanda ortaya çıktı.
Bir de 17 bin yıla uzandığı ortaya çıkınca bütün siyasal tarih, bütün dinler tarihi çöp oldu.
Ve bütün fonlar kesildi. Yani o kazıları fonlayan uluslararası yapılar fonları kesti.”
Dürüstçe söyleyeyim, tüylerim diken diken oldu.
Bir psikiyatriste gidip aynen şunu sordum:
"Sürekli zihninde kötü senaryoları düşünen insanların olayı ne?"
Kesin bana klasik şeylerden bahsedeceğini düşünüp:
- Çok fazla kuruyorsun
-Her şeye olumsuz bakıyorsun
-Zihinsel olarak zayıf olduğun için
diyecek diye düşünmüştüm ama
Ama tahmin ettiğimin yanından bile geçmedi.
O an şok içinde iPhone'uma not aldım, olay tamamen şuymuş: ↓
Öz tamgası
Türk, bir milletin adı…
Turan, birliğin ülküsü…
Töre, yolumuzu aydınlatan kadim düzen…
Tanrı ise göğün sonsuzluğunda her şeye tanık olan yüce kudrettir.
Bu tamganın dört ucu;
Türk’ü, Turan’ı, Töre’yi ve Tanrı’yı simgeler.
Merkezindeki birleşim ise bir gerçeği hatırlatır:
Kökümüz bir, göğümüz bir, yolumuz birdir.
Yüzyıllar geçse de değişmeyen budur;
Türk, töresiyle yaşar,
Turan düşüyle yürür,
Tanrı’nın mavi göğü altında varlığını sürdürür. 🐺𐱅𐰇𐰼𐰰
Bir domates yetiştiricisi, ata tohumundan yetiştirdiği domatesleri aracı olmadan satışa sunarak “aracıları aradan çıkarın” diyerek 3 kilosunu 100 TL’den kendi tarlasından toplayıp satışa çıkardı.
Tarihçi Ramazan Sevinç:
"Göbeklitepe 4. Katmanında 7 bin yıllık Türk semboller bulununca kazı çalışmaları durduruldu.
Aynı şekilde Truva, Türk olduğu ortaya çıktı. Truva değil Türk ova!"
... P e l i n O t u ...
(Parazit İlaçlarının Hammaddesi)
* Şok edici bir sağlık raporu, pelin otu bileşikleri
içeren çalışmaların sadece 16 saat içinde kanser hücrelerinin %98'ine kadar yok edildiğini gösteriyor
* Kene Isırıkları İle Oluşacak Hastalıklara Karşı Etkili
Manisa 1919 Nakşibendi tarikatının şeyhleri Yunan'a secde ederek biat ediyor. Bunlar Osmanlı'da askerden muaftı. Hem askerden muaftılar hem de ihanet ediyorlardı.
Bu Nakşibendiler daha sonra 23 Aralık 1930'da Menemen'de Kubilay'ı şehit etmiştir.
Cumhuriyet kurulunca Atatürk'ün emri ile bunlara verilen tüm ayrıcalıklar kaldırıldı, Osmanlı'nın köylüden alıp bunlara verdiği araziler köylüye iade edildi.
Bugün torunları Kurtuluş Savaşı ve Atatürk ve Cumhuriyet hakkında bu nedenle atıp tutuyor.
@TurkMetalSen Sayın Genel Başkanım, yeni yaşınızın size ve ailenize sağlık ve mutluluk getirmesini https://t.co/w2IdpTBKarğum gününüz kutlu olsun.
#UysalAltundağ
Sözünün eri, işçi hareketinin lideri
Yolu yolumuz, sözü sözümüz…
Vizyonuyla rehber, kararlılığıyla önder
İyi ki doğdun, nice yaşlara
Arkamızda Koca Dağ: #UysalAltundağ
İzmir Ödemiş Kaymakçı çok programlı Lisesi Müdürü Ayhan Kökmen iki öğrencisi tarafından öldürülüyor.
Olayın araştırılması için Maarif Müfettişi Doğan Ceylan görevlendiriliyor.
Müfettiş, öyle bir rapor düzenliyor ki, tüm anne=babaların okuması ve kendilerine ders çıkarması gereken bir rapor.
Türk gençliğinin içinde bulunduğu bir durumu analiz ediyor ve DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ*ne işaret ediyor.
Lütfen okuyun ve günümüz gençliğinin son durumunu değerlendirin.
İşte o rapor,,
DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ
Doğan CEYLAN, Eğitim müfettişi
Hayatın gerçekliklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor.
Şehitler için gözyaşı döken kendi ana babalarını anlamıyorlar. Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar.
Yanıbaşımızdaki savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen onbinlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor.
Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor.
Hayatlarının odağındaki tek şey eğlenmek. Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar.
Kendileri için yapılan fedakarlıkların hiç farkında değiller. Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar.
Herkesi kendine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar.
İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleriyle orantılı.
Hayatlarında eğlenmeden başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.
Geçmiş onları pek ilgilendirmiyor, atalarımıza karşı vefasızlar.
Dedelerinin canları, kanları pahasına vermediği vatan toprağını en iyi fiyatı verene satacak kadar maneviyattan yoksunlar.
Vatan, onlar için son model bir cep telefonundan daha değersiz.
Milletimizin geleceği açısından endişeleniyorum.
20 yıl sonra bu nesil, nasıl ana-baba olacak?
Kendine hayrı olmayan bu nesil nasıl çocuk yetiştirecek?
Evlerini nasıl idare edebilecek?
Ülkeyi nasıl yönetecek?
Vatanı nasıl savunup can verecek?
Bütün bunlar neden oluyor izah edeyim.
Altın kafeslerde çocuklar yetiştiriyoruz artık.
Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi.
Çocuklar hayattan bihaber.
Açlık nedir bilmiyorlar, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında,
acıkmalarına fırsat bile vermiyoruz.
Öyle ki yemek yemeyi bile işkence görür hale geliyorlar.
Susuzluk nedir hiç bilmiyorlar.
Hiç susuz kalmamışlar.
Üç adımlık yolda bile susarlar diye yanımızda içecek taşıyoruz. Çocuk daha “susadım” demeden ağzına suyu dayıyoruz.
Çocuklar hiç üşümüyorlar.
Soğuk havalarda evden çıkarmıyoruz. Okula giderken kırk kat sarmalayıp çıkarıyoruz dışarı, hiç titremiyorlar.
Çocuklar hiç ıslanmıyorlar,
evden arabaya kadar bile üç metrelik mesafede şemsiyesini başına tutuyoruz.
Saçına bir tek yağmur damlası düşürmüyoruz.
Bu yüzden çocuklar ıslanmak nedir bilmiyorlar.
Yorgunluk nedir bilmiyor çocuklar.
İki adımlık mesafelere bile arabayla götürüyoruz onları yorulmasınlar diye.
Birazcık parkta koşsalar, hasta olacak diye engel oluyoruz.
Onlar takatleri tükenecek kadar hiç yorulmuyorlar.
Yokluk nedir bilmiyorlar, daha istemeden her şeyi önlerine sunuyoruz.
Bu yüzden varlığın kıymetini bilmiyorlar.
Onlar bir yanığın veya bıçak kesiğinin acısını bilmiyorlar.
Elleri yanmasın, kesilmesin sakın diye onlara ne bıçak tutturuyor ne ocak yaktırıyoruz.
Çocuklar hissetmiyor yaşamı,
açlığı bilmediği için açlara acımıyor,
üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor.
Yokluk nedir bilmedikleri için ekmeğe gelen zam onların dikkatini bile çekmiyor, haber kalabalığı olarak görüyor, gülüp geçiyorlar.
Sıcak odalarında yaşadıkları için evsizlik nedir, sürgün nedir anlamıyor, savaşları, kurşunlanan ölen insanları umursamıyorlar.
Acımıyorlar……
Kıymetini bilmiyorlar ekmeğin, elbisenin, barışın ve huzurun, ana babanın….
Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek güzel ülkemize.
Bu sorunu Devlet derinden hissetmeli.
Bu sorunun çözümü için ciddi çalıştaylar düzenlenmeli. Öğretim programları ve ders materyalleri revize edilmeli.
Okulların duygu eğitimi konusunda rolleri artırılmalı.
Geç kalınmadan bu sorun mutlaka çözülmeli.
Bu sorun çözülmezse ülke çözülecek…
Doğan CEYLAN, Eğitim müfettişi
İzmir Ödemiş Kaymakçı çok programlı Lisesi Müdürü Ayhan Kökmen iki öğrencisi tarafından öldürülüyor. Alıntıdır