Maşallah dediğimiz 3 gün yaşamıyor.
Altay Cem Meriç (ACM), belli ki sadece Celâl Şengör ve hempaları söz konusu olunca Müslüman hassasiyete sahip bir entelektüel gibi davranıyor. Ama söz konusu Müslüman kardeşleri olduğunda; onlara had bildiriyor, ağza alınmayacak küfürlerle Sözcü TV'de hırlayan dayılar gibi bağırıyor.
Neymiş efendim Kürtler İslâm'a dayanarak eşitlik talep edemezmiş.
Peki başka neye dayanacak ey ACM!
Sen adalet ve hakikat olduğunda İslâm'a dayanmıyorsun diye biz de mi aynısını yapalım?
Senin İslâm'a dayanman sadece Celâl Şengör'le maytap ge��mek ve ibne kovalamak için mi? Belli ki öyle.
İslâm, seni Müslüman Kürtle bile eşit yapmıyorsa, İslâm senin neyine ne katıyor?
Dünyalığına dünyalık, egemenliğine egemenlik, egona ego, şovuna şov, zulmüne zulüm mü katıyor İslâm? Belli ki öyle.
Mevzubahis Kürtler olunca, Müslüman ACM Celâllenip Yılmaz Özdil'e bağlıyor. "Yaptığın yanlış kardeş" denilince de hepten balataları sıyırıp Cihat Yaycı ve Naim Babüroğlu karışımı bir askerî lügatle saldırıya geçiyor.
Aha da buraya yazıyorum: ACM gibiler yakında, bugün "LGBTci," "dinsizler" dediği DEM'lilerle kardeş pozları verecek. Ama bugün de o gün de Müslüman Kürtle kardeş olmayı asla egemen egosuna ve etnik kibrine yediremeyecek.
Çünkü ACM çok iyi bilir ki Müslüman Kürt, adil ve eşit kardeşlik olmadığı müddetçe atılan kardeşlik ve adalet nutuklarına inanmayacak kadar idrâk sahibidir.
ACM'nin öfkesi LGBTcilere ve Dem'lilere değil; Müslüman Kürdün ahlâkî ve politik bilincinedir. Çünkü bu bilinç, onu adalete ve hakkaniyete davet etmektedir.
Oysa ACM İslâm'a adalet ve hakikat bilinci kazanmak için teslim olmaz; o, İslâm'ı bir polemik aracı olarak kullanır. Ona göre İslam, Celâl dövmektir, ibne tartaklamaktır ve sosyal medya ahalisine şov yapmaktır.
İslâm onun için bir polemik aracı olabilir, ama bizim hakikat ve adalet rehberidir.
Hakkında, Mossad tarafından fonlandığına dair ciddi iddialar var.
Birçok kez iç savaş çıkarma tecrübesinde bulundu.
Firari FETÖ'cülerin yönettiği sosyal medya hesaplarıyla toplumu provoke etti.
Örgüt üyeleri, polise baltayla saldırılması, asit atılması gibi hadiselerle gündeme+++
Evet, Büyük Doğu akıncısıyız ve bunun için Rabbimize ne kadar şükretsek azdır.
Akıncıyız; dinimizin, kültürümüzün, vatanımızın korku bilmez fedaileriyiz.
Senin gibi fake hesaplar arkasına saklanan ve Mossad tarafından fonlanan bir lağım faresi değiliz.
Halil kantarci 15
Yakup köse 14
Ben 17 yaşındaydım seninkiler bana 30 sene hapis vemisti
Sen üzülme tatlım akp bir hafta tutmaz icerde
QUduz Kemalistler gibi yapmiyorlar
Dikkat ederseniz CHP’siyle, medyasıyla, diğer yapılarıyla muhalefet tarafı, gerek diploma gerekse yolsuzluk-hırsızlık meselesinde yargının ortaya koyduğu iddialara asla cevap veremiyor.
Bunun yerine konuyu siyasi sloganlara hapsederek milleti aldatma kolaycılığına kaçıyorlar.
Muhalefetin kendi iç kavgalarını veya hukukla olan sıkıntılarını ülkenin en önemli meselesi gibi gösterme gayreti, riyakârlığın dik âlâsıdır.
Hırsları ve ihtirasları âdeta akıllarını esir almış durumda.
Polisimize saldıracak; hâkime, savcıya, mahkemelere tehditler savuracak kadar muvazeneyi yitirmiş vaziyetteler.
Deseler ki “kardeşim, bu diploma alın teriyle, usulüne uygun şekilde alınmış bir belgedir”, bunu ilgili arkadaşlarımız vasıtasıyla ve hukuki argümanlarla konuşup tartışmak mümkün.
Aynı şekilde deseler ki “kardeşim, belediyede hiçbir hırsızlık, yolsuzluk, usulsüzlük, haksızlık, karanlık ve karmaşık ilişki yok”, bunu da yine işin erbabı vasıtasıyla ve hukuki deliller ışığında konuşup tartışmak mümkün.
Ama bunları yapmıyorlar, yapamıyorlar çünkü hepsinin ve çok daha fazlasının doğru olduğunu, gerçek olduğunu en iyi kendileri biliyor.
Hatta bu bilgi ve belgelerin çoğunun bizzat kendi partilileri tarafından yargıya aktarıldığının da farkındalar.
Kamuoyu önünde timsah gözyaşları döken CHP yöneticilerinin çoğunun, parti içi çekişmede rakip eledikleri için kapalı kapılar ardında sevinçten yerlerinde duramadıkları da ortadadır.
Bir kez daha söylüyorum: CHP’nin meseleleri ülkenin ve milletin değil, kendi genel merkezlerindeki bir avuç muhterisin konusudur.
Bizim ne şahsen ne parti ne de ittifak olarak muhalefetin müsamerelerine ayıracak vaktimiz yok.
Bizim havanda su döverek boşa harcayacak zamanımız, pervasızca etrafa saçacak kirli ve karanlık para kulelerimiz de yok.
AK Parti olarak biz ülkenin gerçek gündemiyle meşgulüz.
Biz sadece işimize bakıyoruz, hedeflerimize odaklanıyoruz.
Hamdolsun 23 yılımızın her günü, her anı bu şekilde ülkemize sayısız eser ve hizmet kazandırarak geçti.
81 vilayetimizin her karışına yatırımlarımızla mührümüzü vurduk.
Türkiye Yüzyılı’nın inşasına giden yoldaki engelleri sabırla ve kararlılıkla tek tek ortadan kaldırdık.
Bu şekilde de yola devam ediyoruz.
Birileri Esed’in ve Baas rejiminin katliamları karşısında 13 yıl boyunca duymadıkları endişeyi son 40 gündür duyuyorlar.
Neymiş? Suriye’de katliam varmış… İyi de daha düne kadar “Suriye’de ne işimiz var” diyen siz değil miydiniz?
Zalim defolup gidince mi aydınlandınız?
Hani Orta Doğu bataklıktı? Hani Suriye’nin iç işleriydi?
Baas yıkılınca mı aklınız başınıza geldi?
Soruyorum size…
Bebekler ölürken neredeydiniz? Kimyasal silah kullanılırken neredeydiniz?
Hapishanelerde işkenceler yapılırken neredeydiniz? Kadınlara kocalarının önünde tecavüz edilirken neredeydiniz?
Masum çocuklar kuşatma altında açlıktan kıvranırken neredeydiniz?
Suriye’nin şehirleri yağmalanırken, terör örgütleri Suriye’de cirit atarken, Suriye’den ülkemize roket yağarken Allah aşkına sizler neredeydiniz?
13 yıl boyunca tüm bunlar yaşanırken aklınıza gelmeyen vicdanı, merhameti şimdi azılı katillerden hesap sorulurken mi hatırladınız?
Biz sizin ne yapmaya çalıştığınızı biliyoruz, hem de çok iyi biliyoruz.
13 yıl neden sustuğunuzu, şimdi neden konuştuğunuzu çok iyi biliyoruz.
Ne yaparsanız yapın, Suriye devrimini üflemekle söndüremeyeceksiniz.
Ülkemiz içinde de o çok arzuladığınız kışkırtmayı yapamayacaksınız.
Türkiye-Suriye kardeşliğini, Türk-Kürt-Arap kardeşliğini bozamayacaksınız.