Beni duyan sistemin gücü hep hayranlık uyandırdı , şahane bir şey. Yalnız dün gücünü ucundan hissettirdi.O.m.g. Anladım . Şimdi soru şu. Talebimi askıya almak zamanını beklemek mi ? Odin gibi ısrarcı olmak mı ?
🔴Modern Tıp ona Kemik Eğriliği der..
Kadim bilgiler ise, '' Ruhun kendi hizasından sürgün edilişi '' der..
Omurganı büken şey aslında hastalık değil, yaşamadığın, yaşayamadığın veya yaşatmadıkları o kendi hayatındır..!!
📌Mustafa Kemal Paşa, kırık kaburgası ve altı delik çizmesi ile tam 22 gün 22 gece Sakarya önlerinde direnirken "Hattı Müdafaa Yoktur, Sathı Müdafaa vardır, O satıh da bütün vatandır" demişti.
Başkomutan bunları söylerken Osmanlı Padişahı Halife Vahdettin düğün yapıp genç karısı ile gerdeğe giriyordu.
📌Türk Milleti Anadolu'nun bağrında boğulurken kendisinden tam 42 yaş küçük Nimet Nevzad Hanımefendi ile düğün yapan Vahdettin, sırtını işgal ordularına dayamış güvenli hissediyordu.
Anadolu'nun Yunan çizmesi ile çiğnenmesi hiç de umurunda değildi.
‼️İşte Sakarya Önlerinde tam 224 yıl süren geri çekilme ve bozgunun durdurulmasının adı bu yüzden Kurtuluş Savaşı'dır.
Çünkü bu Milletin işgalcilerden ve işgal işbirlikçisi hainlerden kurtulmaktan başka yaşama şansı yoktur o yıllarda...
Biz hala Mustafa Kemal gibi, Sakarya Önlerinde Mücadele ediyoruz...Nasıl yeneceksiniz ki, YENEMEZSİNİZ...!
#pazartesi #Tarih #MilliMücadele #KurtuluşSavaşı #YusufTekinİstifa
AKINCI TEPESİNE ZULM ETTİNİZ
AKİNCİ TEPESİNE ACİ BIRAKTINIZ
Şehirde köpek bırakmadınız, şimdi dağdaki köpeklere toplamaya başladınız..
Bu zulümdür, bu Türk milletinin tarihinde görülmemiş yok etmedir..
Ülkenin sorunu köpekler değildir, ülkenin sorunu babası,oğlan kardeşi ve amcası tarafindan yıllarca tecavüze uğrayan masum bir kıza yapılanların hesabının sorulmasıdir..
Bu ülkenin sorunu İNSAN SORUMLUDUR..
‼️Dağlara zulüm edecek kadar bu köpekler size ne yaptı.....‼️
‼️BU KÖPEKLER SİZE NE YAPTI ‼️
BURADA BEDENLENİRKEN NEDEN UNUTTURULDU HER ŞEY BİZE..?
Ey gönül yolcusu…
Bil ki insanın hikâyesi beşikten başlamaz. Sen sandın ki annenin rahminden çıktığın gün doğdun. Oysa senin asıl doğuşun, zamanın henüz zaman olmadığı, kelimenin henüz sese bürünmediği, varlığın henüz surete inmediği o sır meydanındadır. Sen, toprağın çocuğu olmadan evvel hitabın çocuğuydun. Beden elbisesini giymeden evvel bir bakışın içindeydin. Adın konmadan evvel çağrılmıştın. Dilin yokken cevap vermiştin. Gözün yokken görmüştün. Kulağın yokken işitmiştin.
Sana “Elestü bi Rabbiküm” denildiğinde, sen henüz bu dünyanın tozuna bulaşmamıştın. Sen orada “Belâ” dedin. Fakat bu “evet” dilin eveti değildi; varlığının evetiydi. Ruhun, Rabbini tanıdı. Tanıdı ama bu tanıyış sonra sana perde ardına çekildi. Çünkü bu âleme gelirken sana unutuş gömleği giydirildi. Hafızanın kapısı örtüldü. Gözünün üstüne dünya perdesi indirildi. Kalbinin içine ise incecik bir sızı bırakıldı. İşte o sızı, senin ezelde verdiğin cevabın dünyadaki yankısıdır.
Sen şimdi sorarsın: “Madem orayı gördük, madem Hakk’ın hitabını duyduk, madem asıl yurdumuz o yakınlık makamıydı, neden unutturuldu bize?”
Ey aziz yolcu, bil ki unutuş gazap değildir; çoğu zaman rahmetin ta kendisidir. Çünkü insan bütün hakikati birden hatırlasaydı, bu dünyanın ağırlığına dayanamazdı. Bir damla bedene okyanus hafızası yüklenirse, o beden paramparça olur. Güneşe çıplak gözle bakamayan insan, Hakk’ın yakınlığını bütün açıklığıyla nasıl taşısın? Bu yüzden perde çekildi. Ama perde kopuş için değil, yolculuk içindir. Saklanış ayrılık için değil, arayış içindir.
Hakk, kulunu terk ettiği için gizlenmez; kul kendisini arayarak kemale ersin diye gizlenir. Çünkü bulmak, kaybettim sanan gönle verilmiş bir nimettir. Eğer sen bu dünyaya her şeyi bilerek gelseydin, ne arardın? Eğer aramasaydın, nasıl yanardın? Eğer yanmasaydın, nasıl pişerdin? Eğer pişmeseydin, hamlığından nasıl soyunurdun? Sûfî yolunun sırrı buradadır: İnsan bilmek için değil, yanarak bilmek için gönderilmiştir.
Ezelde bildiğin hakikat, dünyada sana tekrar sorulur. Orada “evet” demiştin; burada her nefeste yeniden “evet” demen istenir. Orada yakınlık kolaydı; çünkü perde yoktu. Burada yakınlık daha kıymetlidir; çünkü perde vardır. Orada ışık içindeydin; burada karanlığın içinde ışığı ararsın. Orada aşk sana verilmişti; burada aşkı kanınla, gözyaşınla, sabrınla, kırılışınla, teslimiyetinle yoğurman istenir.
Ey gönül…
Dünya dedikleri yer, Hakk’tan uzak bir yer değildir. Uzaklık vehimdir. Fakat bu vehim terbiye içindir. Kul kendini uzak sanır ki yakınlığı arasın. Kendini garip sanır ki asıl yurdunu özlesin. Kendini yalnız sanır ki “Benimle olan kim?” diye sorsun. Kendini kaybolmuş sanır ki rehberin kıymetini bilsin. Kendini beden sanır ki bir gün beden olmadığını idrak etsin.
Bu yüzden unutturulduk. Çünkü hatırlamak, hazır verilen bir bilginin adı değildir. Hatırlamak, gönlün kabuklarından soyunmasıdır. İnsan dünyaya inerken üzerine kat kat elbise giydirilir: beden elbisesi, isim elbisesi, aile elbisesi, korku elbisesi, arzu elbisesi, benlik elbisesi, dünya elbisesi… Sonra ömür boyunca bu elbiselerden birer birer sıyrılması istenir. Kimi acıyla sıyrılır, kimi aşkla, kimi zikirle, kimi hizmetle, kimi sabırla, kimi bir mürşidin bakışıyla, kimi bir gecenin sessizliğinde döktüğü tek damla gözyaşıyla…
Zira insan, unuttuğunu akılla değil, hâl ile hatırlar. Kitap okur, ama kitap kapıyı gösterir. Söz duyar, ama söz ancak fitili tutuşturur. Asıl hatırlayış, kalbin içindeki kilidin açılmasıdır. Bir an gelir, insan ne aradığını bilmeden aradığını bulur gibi olur. Bir ney sesi duyarsın, içinde eski bir yara kanar. Bir secdede alnın toprağa değdiğinde, sanki toprağın altından gök açılır. Bir gece yalnız kalırsın, bütün dünya susar, fakat kalbinin içinden çok eski bir hitap yükselir. İşte o an anlarsın: Ben bu dünyaya aitim ama bu dünyadan ibaret değilim.
Sûfîler buna zikir derler. Zikir yalnızca dilin “Allah” demesi değildir. Dil söyler, ama kalp uyanmazsa söz henüz kapının dışındadır. Zikir, unutan varlığın kaynağını yeniden tanımasıdır. Zikir, ezelde verilen cevabın dünyada yeniden duyulmasıdır. Zikir, ruhun kendi sahibine dönmesidir. İnsan dünyaya nisyanla gelir; zikirle dönüş yolunu bulur. Unutuş kapıysa, zikir anahtardır.
Ey talip…
Sakın dünyayı yalnızca düşüş yeri sanma. Dünya bir gurbet yeridir, evet; ama aynı zamanda vuslatın mayalandığı dergâhtır. Burada her acı bir öğretmendir. Her kayıp seni sahibine çağırır. Her ayrılık büyük kavuşmanın provasıdır. Her sevgi, Hakk sevgisinin gölgesidir. Her güzellik, Cemâl’den düşmüş bir kıvılcımdır. Her kırılış, kalbin taşını çatlatmak içindir. Çünkü çatlamayan kalbe nur sızmaz.
Nefs de sana düşman olarak verilmedi; terbiye edilsin diye verildi. Sen onu kendin sandığın sürece perdedir. Onu tanıdığın zaman binektir. Arzuların seni bağlar; fakat onların ardındaki açlığı anlarsan seni Hakk’a götürür. Korkuların seni daraltır; fakat onların ardındaki teslimiyetsizliği görürsen seni secdeye götürür. Öfken seni yakar; fakat ateşin kaynağını bilirsen seni arınmaya götürür. Sûfî, dünyayı terk eden değil; dünyanın içindeki işaretleri okuyandır.
Unutturulduk, çünkü aşk mecburiyetle doğmaz. Eğer hakikat apaçık gözümüzün önünde dursaydı, herkes ona yönelirdi. Ama bu yöneliş aşk değil, zorunluluk olurdu. Hakk, kulunun kendisine mecburen değil, özleyerek gelmesini diledi. Görmeden inanmasını, unutarak aramasını, düşerek kalkmasını, karanlıkta ışığı seçmesini, dünya çağırırken yine de içindeki sessiz sese dönmesini murat etti. İşte kulun kıymeti burada belli olur.
Bir gün anlarsın ki sana unutturulan aslında bütünüyle kaybolmamış. Sadece gönlünün derinliğine saklanmış. Sen onu uzaklarda ararken, o sende bekliyormuş. Sen göklerde sanırken, o şah damarından yakınmış. Sen kapı kapı dolaşırken, kapı kendi kalbinin içinde açılmayı beklermiş. Ayrılık sandığın şey, perdeli yakınlıkmış. Gurbet sandığın şey, dönüş hasretinin terbiyesiymiş.
Ey gönül yolcusu…
Bu âleme gelişin başı unutuş, ortası arayış, sonu hatırlayıştır. Beden sana mezar olsun diye değil, mabed olsun diye verildi. Dünya sana zincir olsun diye değil, ayna olsun diye açıldı. Nefes sana oyalanman için değil, her alışverişte “O’ndan geldim, O’na döneceğim” sırrını tatman için bağışlandı.
Ve bil ki en büyük hatırlayış, insanın “Ben kimim?” sorusunun sonunda “Ben O’nun kuluyum, O’ndan geldim, O’nunla varım ve O’na döneceğim” diyebilmesidir.
İşte bize bu yüzden unutturuldu: Hatırlayışımız aşk olsun diye. Arayışımız ibadet olsun diye. Gurbetimiz vuslatı doğursun diye. Perdemiz yırtıldığında gördüğümüz şey yalnızca bilgi değil, bizzat Hakk’ın yakınlığı olsun diye.
Çünkü insan ezelde işittiği sesi dünyada unutur; fakat kalbine konulan hasret, o sesi yeniden bulması için verilen gizli rehberdir.
Sadece 1 dakikalık kuvvetli bir öfke yaşamanın yaklaşık 5 saat boyunca kortizolü tetiklediğini ve bunun da bağışıklık sistemini büyük ölçüde bloke ettiğini biliyor muydunuz.. ?
Bugün Malatya’da olan M5,6 büyüklüğündeki deprem 6 Şubat 2023 yılında olan toplam sekiz büyüklüğündeki bir gerginlik boşalmasına denk gelen büyüklükteki dört depremin artçısıdır. Jeofizik olarak gelecek günlerde daha büyük bir deprem olabilir mi sorusunu Yanıtlama olasılığı yoktur. Ancak 1:55 yıllık deprem bilimci olarak böyle bir beklentim yok. M5,6’lık deprem bölgede betonarme yapılarda yıkıntı yapmaz. Ancak taş köy evlerinde duvar çatlamaları, baca yıkılmaları, minarelerde çatlamalara neden olabilir.
Bu depremin Adıyaman Diyarbakır urfa Hatay Adana Osmaniye Elazığ Tunceli gibi yakın illerde duyulmuş olması çok olağandır. Çünkü sarsım dalgaları bir havuza atılan taşın dalgaları gibi tüm yer altında erki bitinceye kadar yayılırlar. Evlerinizin salınmış olması yıkılacağı anlamına gelmez. Bir evin yıkılması için yerden geçen dalga ile yapının salınımının uyum içinde olup yapıyı çalkalalamaması gerekir.
Türkiye’nin deprem Yönetmeliğinin çok iyi olmasına karşın, depremlere karşı önlem alamamasının ana nedeni halkın %84’ünün geçim sıkıntısı çekmesi, ülke ekonomisinin iyi durumda olmamasıdır. Ekonomisi iyi yönetilmeyen ülkelerin deprem zararlarını az indirme olasılığı yoktur
ANLAYANA SİVRİSİNEK SAZ, ANLAMAYANA DAVUL ZURNA AZ..
Felsefede Epistemolojik ispat yükümlülüğü, görünmeyen, duyulmayan bir şeye var diyenlerin iddialarını ispat etmesini şart koşar.
Benim avucumda canlı bir ejderha yavrusu var diyorsam ve orada bulunan 10 kişi de bu canlıyı göremiyorsa onlara siz göremediğinizi ispatlayın denmez.Zaten kimse benim var dediğimi gözleriyle göremiyordur neticede ki bu felsefe de zaten başlı başına bir ispat mekanizması sağlar.
Hıdırellezin kadimsel enerjisini gerçekten yaşayacaksanız 21 Mayıs’ı 22 Mayıs’a bağlayan akşamı baz alın.
Çünkü Güneşimiz o an Alcyone’e geçmiş olacak.
TÜRKİYE DE İNSAN SORUNU VAR
AYDIN'DA İNSAN SORUNU VAR
📍Sokaklarda insanlar
📍Sokaklarda çocuklar
📍Sokaklarda masum canlar
‼️GÜVENDE DEĞİL ‼️
Aydın'ın Köşk ilçesi, Sokaktaki masum cana cinsel tacizde bulunan yaşından başından utanmayan bir insanımsı....
Gereğinin yapılmasını talep ediyoruz..
Dün yurt dışından misafirim vardı.3 günlüğüne gelmişler, otel seçimleri de Taksim'miş. Garipler otelden çıkabilmek için sabah 4.30'da kalkmışlar. Ne bilsinler bizde ki #1mayıs nasıl geçiyor.Unutamayacakları bir gün olmuş.
@ZiraatDestek@ziraatbankasi Her ne hikmetse bankamatik kartım 20 gündür evde olmama rağmen ulaştırılamadı. Eski usul gidelim öyleyse , ben sadece maaş günü paramı çekip ,yola nakitle devam edeyim.Teşekkür ederim.