🚨 İŞİNİZE GELMEDİĞİ ZAMAN HAİN, İŞİNİZE GELİNCE REFERANS! 🚨
Fenerbahçelilerin işine gelmediğinde "hain, terörist, FETÖ'cü" diye adlandırdıkları Hakan Şükür, işlerine gelen bir şey söyleyince hemen paylaşmaya başlamışlar!
Eğer adamın her söylediği doğruysa ve onu referans alıyorsanız; o zaman manşetteki şu itirafları da, şu gerçekleri de aynı iştahla izleyecek ve KABUL EDECEKSİNİZ! 👇🔥
Hakan Şükür: “Aziz Yıldırım ‘Şike Yapmadım’ Demedi; Mahkemede Bunları Anlattı, Bugün Her Şeyi Kumpas Gibi Anlatıyorlar Ama Ben Bu Olayların Şahidiyim”
“Ve Aziz Yıldırım kendi nefsine yenik düşmüş, şike yapmış, bunun cezasını UEFA’dan almış. Hepsini bir tarafa bırakın. Bana söyledi diyorum, hapiste söyledi. Adam bunu kabul ediyor ama bunun içerisinden birilerinin ayıklandığını söylüyor. Benim itirazım buna. ‘Şike yapmadım’ demedi. Mahkemedeyiz, bunları anlattı.
Ama bugün sanki ortada hiç şike yokmuş, her şey kumpasmış gibi anlatıyorsanız ben bunu kabul etmem. Ben bu olayların şahidiyim. Benim yanımda Aykut Kocaman’la Rıdvan Dilmen, Tayyip Erdoğan’la konuştu. ‘Televizyonlara Radara yakalandık’ dedi.
Meksika’daki açılış maçını dev ekrandan izleyen Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum, neden stada gitmediğini anlattı:
“Estadio Azteca'da bir bilet 120.000 peso! Bu parayı kim ödeyebilir? Bana verilen 001 numaralı bileti, futbolu seven ama gücü yetmeyen Veracruzlu genç bir kadına hediye ettik. Meksika halkını ondan daha iyi kim temsil edebilir?“
I stand with Katie.
5 incidents in 5 days. I left the court with 2 stitches and a bruised knee. Thankfully, it wasn’t worse.
Do we really have to wait until a player is seriously injured before these courtside boards are removed?
Player safety must come first.
#rolandgarros
— CHP'li Trabzon Yomra Belediye Başkanı Mustafa Bıyık: “Kemal Kılıçdaroğlu’na hain diyenlerin partiden ihraç edileceğine dair bir haber okudum.
Bu vesileyle Kemal Kılıçdaroğlu’na yalnızca hain demeyi yeterli bulmadığımı belirtmek istiyorum.
Çünkü kendisi yalnızca hain değil aynı zamanda işbirlikçi, işgalci ve operasyoncu birisidir.
Devletin polisiyle partilileri karşı karşıya getirmekten imtina etmeyen, milyonlarca insanın iradesini gasp ederken bir an bile geri adım atmayan bu kişiye ne desek azdır.
Böyle bir kişinin karşısında olup onunla mücadele etmek, tarihin bize yüklediği en doğru vazifelerden biridir.”
İzmir'de bir müteahhit, emekli generalin oğlunu öldürmüş olay yeri inceleme polisleri cinayeti intihar gibi göstermek için delil karartmış, adli tıp intihar raporu düzenlemiş, savcı dosyayı kapatmış.
Emekli general oğlunun cinayetini ortaya çıkarmak 8 yıl uğraşmış. Polisler delil karartmaktan yargılanıyor. Adli tıp raporu yeniden hazırlandı ve intihar değil cinayet olduğu ortaya çıktı.
Kıçı kırık bir müteahhit polisi savcıyı adli tıbbı bağlamış. Paşa çocuğuna bunu yapan sıradan anadolu insanına neler yapmaz. Yargı ve emniyet bu kadar yozlaşmamalıydı. Bir devletin dini adalettir. Parası ve adamı olanın cinayet örtbas edebildiği bir ülke olmamalıyız.
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
Bu gece ya bazı hakemlerin kariyeri bitti ya da bazı operatörlerin... Ferhat Gündoğdu'nun dokunulmazlığı var. O, federasyonla gidecek. Dünya futbolunda ilk kez çizgiye göre ofsayt olmayan pozisyona ofsayt verildi. Hakemi yiyemeyeceklerine göre, fatura çizgi odasına çıkacak.
⚠️Fatih Altaylı’dan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e
📌“Biz, Milli Eğitim bu hale getirilmeden önce mezun olduk. O kadar salak değiliz.”
📌“Üniversitelere, soruları çalarak giren onun tanıdığı nesillerden de değiliz.”
📌“Hangi cemaatin, hangi vakfın arkasına saklandığını biliyoruz.”
Sezonun ilk maçında Rams Park’ta yine kalede Uğurcan vardı, herşey güzeldi. 30 milyonu alıp ödemelerinizi yaptınız.. loca verildi, yemekler yendi güzel ağırlandınız.. ne hikmetse trabzon’da ki maç öncesi Uğurcan akıllarına geldi, suni düşmanlık ortamı oluşturdunuz.. GS unutmaz.
Moises Caicedo was issued a red card for this challenge on Mikel Merino in Chelsea vs Arsenal.
Milan Skriniar was not issued any foul whatsoever for his challenge on Gabriel Sara in Fenerbahce vs Galatasaray 👀
Lefter filmini izlemiş değilim. Fakat tarihi gerçekleri alt üst eden “çakma ‘zaferin rengi” filminden sonra tabiki şüpheyle yaklaşırım.
Mesela ;
“1951 yılında GS şamp. olmasın, bjk olsun diye, bjk maçında hükmen yenik sayılacaklarını bile bile, sahaya iki lisanssız oyuncuyla çıkıp, hakemin uyarısına rağmen maçı devam ettirmesini istedikleri maçta, Lefterin bir penaltıyı bilerek dışarı atması ve çıkışta taraftarlar tarafından tartaklandığı ve kendisine bıçak çektikleri” sahneler var mı⁉️⁉️⁉️
O maçta tribünde olan, efsaneleri Z.Rıza Sporel’in “sizden utanıyorum ahlaksızlar” deyip tribünü terkettiği sahne var mı ⁉️⁉️⁉️
Yoksa yine sahte çakma bir kurgu ile yalan tarih mi izletiyorlar seyirciye ?
Fotoğrafki kişi CHP’li Melih Karakaya. Beykoz Belediyesi AKP’ye geçerken iktidarın tüm tekliflerini reddetti.
Makam odasına astığı Atatürk tablosunu alıp “Ben Beykoz halkına ihanet edemem” dedi ve Belediye Başkan Yardımcılığı görevinden istifa ederek belediyeden ayrıldı.
CHP Gençlik Kolları’nda yetişen Karakaya’nın çok iyi bir işi vardı. 7 ay önce, yıllar sonra kazandıkları belediyede görev alır mısın? dediler.
Beykoz halkına hizmet etmek için o çok iyi paralar kazandığı özel sektördeki işini bırakıp koşa koşa görevi kabul etti.
Ancak Beykoz halkına ihanet etmedi ve tüm teklifleri elinin tersiyle itti. Karakaya partisi CHP’de mücadelesine devam ediyor. Yani satın alınamayanlar hâlâ varlar, umudunuzu yitirmeyin
İçişleri Bakanı mahkeme kararını yok saymak hukuka meydan okumaktır demiş. Peki Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayanlar, anayasa yok hükmündedir diyenler ne yapmış oluyor? Kime meydana okuyorlar? Yerel mahkemelerin kararları AYM’den daha mı önemli?
İstanbul Valiliği, 07–10 Eylül tarihleri arasında Beşiktaş, Beyoğlu, Eyüpsultan, Kağıthane, Sarıyer, Şişli ilçelerinde her türlü toplantı, gösteri, basın açıklaması ve etkinliği yasaklamış; aynı zamanda CHP İstanbul İl Başkanlığı polis ablukasına alınmıştır. Bu uygulama, yalnızca demokratik siyaseti değil, doğrudan halkın iradesini hedef almaktadır.
Toplantı ve gösteri hakkı, Anayasa’nın 34. maddesinde ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde devletin keyfine bırakılmamış, güvence altına alınmıştır. Valiliğin bu yasaklama kararı ve polis ablukası açıkça keyfi olup ve hem Türkiye'nin iç hukukuna hem de taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırılık içermektedir.
Üstelik İstanbul Valisi Davut Gül, hukuksuz biçimde alınan bu kararları dayanak göstererek yurttaşları ve siyasal aktörleri cezai yaptırımlarla tehdit etmiştir. Bu tehditler, devletin görevinin yurttaşların haklarını güvence altına almak değil, onları baskılamak olduğu anlayışını açıkça ortaya koymaktadır.
Ablukaya karşı çıkan yurttaşların gözaltına alınmaya başlanması ise bu hukuksuzluğun en ağır tezahürüdür.
İnsan Hakları Derneği olarak altını çiziyoruz:
•Hiçbir idari makam, yurttaşların barışçıl toplantı ve gösteri hakkını toplu biçimde ortadan kaldıramaz.
•“Kamu düzeni” bahanesiyle dayatılan bu yasaklar, iktidarın muhalefeti susturma ve toplumu sindirme girişiminden başka bir şey değildir.
•Siyasal partilerin binalarının abluka altına alınması, demokratik hayatın kalbine indirilen bir darbedir.
•Valinin cezai yaptırım tehdidi ve gözaltı uygulamaları, halkın demokratik hak arayışını kriminalize etmeye yönelik kabul edilemez baskı politikasıdır.
İstanbul Valiliği’ne sesleniyoruz;
Bu hukuksuz yasaklar, tehditler, ablukalar ve gözaltılar derhal son bulmalı; yurttaşların ifade, toplantı ve örgütlenme haklarının önündeki engeller kaldırılmalıdır.
Gözaltına alınan herkes derhal serbest bırakılmalıdır.
İnsan hakları savunucuları olarak;
Baskılara karşı özgürlüğü, yasaklara karşı demokrasiyi, ablukalara ve gözaltılara karşı halkın iradesini savunmaya devam edeceğiz.
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ
Mezunların, hocaların alınmadığı “güvenlik kordonundaki” kampüste olmayan bir bu kalmıştı. Rektörün “güvenlik” kriterleri kendine muhalif olanlar demek ki (!) Can güvenliği bile kalmamış.