Maaş zammını %16 enflasyon hedefiyle yaptın.
Sonra dönüp hedefi %28’e çıkardın.
Çalışanın maaşı hedefe göre kaldı,
Aradaki 12 puanı kim ödeyecek?
Bunun adı tahmin hatası veya başarısızlık değil...
Bunun adı çalışanın parasına çökmektir!
Deniz Zeyrek:
"Bugün üç AK Partili milletvekili oturuyordu. Ben de karşılarında oturuyordum. Açık açık sordum:
'Tweet atanın içeride, kurşun atanın dışarıda olduğu bir ortamı nasıl anlatacaksınız millete?'
Güldüler, gülümsediler. Böyle bir cevapları yoktu çünkü.
Sen espri yapan adamı içeride tutarken silah atan, kurşun atan adamı dışarı bıraktığında toplumsal barışı nasıl anlatacaksın?"
⚪ Bir vatandaş 30 yıllık cuma namazı deneyimini anlattı: “Camiye yardım bitmiyor, biraz da dışarı bakın!”
“Otuz senedir cuma namazına gidiyorum. Daha hiçbir imamın ‘Mahallemizde bir gariban çocuk var, doyuracağız’ dediğini duymadım. Çatısı akanın çatısını yapacağız diyen olmadı.”
“Camiye yardım, camiye yardım... Ne bitmez yardımmış! Çıkın bakalım şöyle bir, sağa sola, dışarı bakın ya!”
Sizce hutbelerde mahalledeki ihtiyaç sahiplerine daha fazla yer verilmeli mi?
İlişki Uzmanı Çiğdem Çavuşoğlu:
“Erkekler artık evlenmek istemiyor. Haklılar da. Neden mi?
Evi tutan, düğünü yapan, gırtlağa kadar borca batan erkek. O borçlar yüzünden karısını tatile götüremedi diye yetersiz görülen yine erkek. Boşanınca evladı elinden alınan, çocuğunu görmek için eski karısının keyfini bekleyen yine erkek.
Soruyorum size, evlenmeyi düşünen erkek kaldı mı?”
Bakın, mesele aslında çok basit. Eskiden (ki o eski güzel günler de tamamen bir şehir efsanesidir ya, neyse) evlilik dediğin şey neydi? Birbirinin her haline gıcık kapmana rağmen aynı evde yaşama sanatıydı.
Lacan’ın o meşhur 'Cinsel ilişki diye bir şey yoktur' lafı tam da buradan çıkıyor işte. Niye yok? Çünkü karşındaki canlı insan, senin kafanda kurduğun o muazzam fanteziye asla uymaz, uyamaz.
Eskiler bunu gayet iyi biliyordu. Kadın adam için Bizimki biraz öküzdür ama ne yapacaksın, en azından kışın odun kırıyor der geçerdi. Yani hayalle gerçek arasındaki o devasa uçurum baştan kabul edilirdi, kimse mucize beklemezdi.
Peki şimdi ne oluyor? Kapitalizm tepemize dikilmiş, sürekli kulağımıza fısıldıyor. Kendini gerçekleştir. En iyi versiyonun ol. Hep daha mutlu ol.
Şeytanlık tam olarak burada başlıyor işte. Evlilik artık bir hayat ortaklığı değil, bir tür bireysel gelişim projesi haline geldi.
Eşin olacak kişiden beklentiye bak. Aynı anda hem yoga eğitmenin olacak, hem psikoloğun, hem finans danışmanın, hem de yatakta alev alev yanan tutkulu aşığın.
Adam günün sonunda pestili çıkmış halde eve gelip koltuğa devrilip televizyon açınca da sistem hemen devreye giriyor. Görüyor musun? Bu adam senin potansiyelini baskılıyor. Sen çok daha iyilerine layıksın, hemen değiştir bunu.
Herkes sanıyor ki sorun karşı tarafın karakterinde. Yanlış kişiyi seçmişin diyorlar. Hayır efendim, yanlış olan karşı taraf değil; senin o zavallı insana yüklediğin Benim ruh ikizim olacak, beni tamamlayacak fantezin.
Sosyal medya da bu yangına körükle gidiyor tabii. Tinder’a, Instagram’a bir giriyorsun; maşallah herkes kusursuz, herkes çok eğlenceli, herkes henüz keşfedilmemiş bir cevher. Tam bir avm kafası. Mağazada o kadar çok ayakkabı seçeneği var ki, beğendiğini alıp dükkandan çıktığın an pişman oluyorsun. Acaba vitrindeki siyahı mı alsaydım, bu sanki ayağımı vurdu...
İşte boşanma patlaması dediğimiz şey bireysel özgürleşme falan değil, tüketim toplumunun ilişkileri de kullan-at mendile çevirme başarısı.
Yani uzun lafın kısası.
İnsanlar sabırsız veya tahammülsüz oldukları için boşanmıyorlar. Aksine. Hiç var olmayan, o hayali, kusursuz ilişki fantezisine öyle bir köle gibi bağlılar ki, gerçek hayatın o hafif sıkıcı, insanı idare etmece hallerini kendilerine yapılmış büyük bir haksızlık sayıyorlar.