(Evvelden paylaşmıştım ama bu twit aracılığıyla bir daha paylaşayım, belki faydalı olur. )
Kusur incelemesi için nereye itiraz edeceğiz?
1-) Öncelikle sadece kolluğun tuttuğu kusur oranına itiraz edilecek merci için internette birçok karmaşık bilgi var özellikle belirteyim ki; sulh ceza da sulh hukuk da kusur oranını incelemede kendilerini yetkili görmüyor. O yüzden başvurular genel anlamda sonuçsuz kalıyor. Bu durumun maalesef ki mahkemelerin tüm yükü başkalarına atmasından kaynaklandığını düşünüyorum.
2-) Eğer ki yaşanan trafik kazası, yaralamalı trafik kazası ise ve %100 kusur karşıya verildiyse zaten sorun yok. Tazminat talepli davanızı açarsınız ve mahkeme aşamasında yeni kusur raporu alınır (Tahkim yoluna da başvuru yapabilirsiniz). Burada önemli olan tek husus; kolluk tarafından hazırlanan kusur raporunda tam kusur karşıya verilse de mahkeme aşamasında size de kusur atfedilebilir. O yüzden belirsiz alacak şeklinde dava açarak (özellikle ıslah aşamasında) temkinli yaklaşmanızda fayda var.
3-) Yaralamalı trafik kazası meydana geldi ve kolluk ilk aşamada %100 kusuru sizin tarafa verdi. Burada ilk olarak trafik kazasından kaynaklanan tüm alacak kalemlerini (maluliyet, iş göremezlik gibi kalemleri) 100 TL gibi çok düşük bedelde tutarak tazminat davası açıyoruz. En kötü senaryoda; kusur oranı değişmezse, herhangi bir kalemi ıslah etmeyeceğimizden ilk açılan düşük bedelden red yiyeceğiz ki müvekkile karşı da zor duruma düşmeyelim. Kusur oranı lehe olacak şekilde değişirse de ne ala, ona göre talepleri ıslah ederiz. ☺️
4-) Maddi hasarlı trafik kazası meydana geldi ve ilk aşamada kolluk %100 kusuru karşı tarafa verdi. Bu aşamada yine (değer kaybı, hak mahrumiyeti vs) alacak kalemleri yönünden belirsiz alacak şeklinde dava açıyoruz. Kusur oranı değişmezse ne ala☺️, kusur oranı aleyhe değişirse de kusur oranını dikkate alarak ıslah ediyoruz. Bazı meslektaşlar, kendileri hesaplama yapıp icra takibi yapabiliyor ancak burada itiraz gelirse ona göre de karşı vekalet yeme ihtimaliniz doğacaktır, bilginiz olsun.
5-) Maddi hasarlı trafik kazası meydana geldi ve ilk aşamada kolluk %100 kusuru sizin tarafa verdi. Bu aşamada yine (değer kaybı, hak mahrumiyeti vs) alacak kalemleri yönünden belirsiz alacak şeklinde dava açıyoruz. İlk aşamada kusur raporu alınacağı için kusur oranı değişmesi halinde son aşamalarda ona göre yine ıslah yapabilirsiniz. (%100 kusur size verildiği durumlarda, tahkim yolunda kusur oranının değişikliğinde pek lehe karar çıkmadığı için dava açılmasını tavsiye ederim.)
6-) Son olarak ve bence en önemlisi; maddi hasarlı trafik kazası ve %100 kusurlu sizsiniz. Kusur oranının yanlış olduğuna eminsiniz ama çok fazla zarar olmadığı ve kaza anında anlaştığınız için dava/icra takibi falan açmak istemediniz. Ancak karşı taraf sözünü tutmadı ve size karşı icra takibi başlattı. Siz burada takibe itiraz edip takibi durdurabilirsiniz. Eğer alacaklı taraf itirazın kaldırılması davası açmazsa takip askıda kalır ancak sorun olmaz.
Ama siz alacaklının sözünü tutmamasına sinirlendiniz ve karşı hamle yapmak istiyorsunuz. Öncelikle (alacaklı tarafından açılacak itirazın kaldırılması davasını beklemeden) menfi tespit davası açarsınız ve mahkemeden borçlu olmadığınızın tespitini istersiniz. Bu mahkemede kusur raporu alınacağı için kusur oranını da öğrenmiş olacaksınız. Kusur oranı değiştiğinde, bu sefer de siz karşı tarafın kusuru oranında tazminat talep edebileceksiniz.
“BİR BELGENİN UYAP TAN "OKUNDU" OLARAK GÖRÜNMESİ TEBLİGAT VEYA TEFHİM YERİNE GEÇMEZ VE SÜRELER BAŞLAMIŞ OLMAZ”
Yargıtay 3. HD
T. 31.03.2026,
E. 2026/356,
K. 2026/1760
BUGÜN RESMİ GAZETEDE YAYIMLANAN YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ KARARINA GÖRE;
“BİR BELGENİN UYAP TAN "OKUNDU" OLARAK GÖRÜNMESİ TEBLİGAT VEYA TEFHİM YERİNE GEÇMEZ VE SÜRELER BAŞLAMIŞ OLMAZ”
1 ay önce paylaştığımız 12. Hukuk Dairesi tam tersi yönde karar vermişti.
Dairelerin aynı konuda verdikleri farklı kararların özetleri aşağıdaki şekildedir:
3. HD, T. 31.03.2026, E. 2026/356, K. 2026/1760
“Elektronik tebligat sistemi ile yapılan tebligatlarda tebliğ alanın belgeyi açıp görüntülemesi kanunen tebliğ yapıldığını göstermez. Sürelerin işlemeye başlaması için e -tebliğ yönetmeliği uyarınca belirlenen 5 günlük sürenin dolması gerekir.”
https://t.co/UPCj3fAx2R
12. HD, 2025/519 E., 2025/2154 K., 11.03.2025 T.
“Borçlu tarafından ödeme emrinin UYAP üzerinden açılması durumunda borçlunun bu açılma tarihinde takipten haberdar olduğu kabul edilmektedir. "Somut olayda, UYAP evrak işlem kütüğünde yapılan incelemede, borçlu tarafından ödeme emrinin 26.04.2023 tarihinde 15:43 50'de Uyap tan açılmış olduğu görülmekle borçlunun bu tarih itibariyle takipten haberdar olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda borçlu tarafından şikayetin yasal 7 günlük süreden sonra 23.05.2023 tarihinde yapıldığı görülmektedir. O halde, mahkemece, ıttıla tarihinin, borçlu tarafından ödeme emrinin uyaptan açıldığı tarih olan 26.04.2023 olarak kabulü ile ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğuna yönelik 23.05.2023 tarihli şikayetin süreden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir".
ÖĞRENME KAVRAMININ SADECE "EVRAK AÇMAK"TAN İBARET OLMAMASI VE İÇERİĞE TAM VAKIF OLMA ŞARTININ ARANMASI GEREKİR: İLGİLİNİN BİLGİLENMESİ ŞEKLEN DEĞİL, GERÇEK ANLAMDA SAĞLANMAYA ÇALIŞILMALIDIR(YHGK 20.04.2021, E.2017/1824, K.2021/520)
Bazı okuyucular Yargıtay 3. HD ile 12. Hukuk Dairesinin tebligatın sonuçları konusunda verdikleri kararların çelişkili olmadığını, zira her iki kararın farklı hükümlere dayandırıldığını belirtmiştir.
Bu nedenle konuyla ilgili aşağıdaki değerlendirmeleri yapma ihtiyacı duydum.
İİK m. 62 uyarınca ödeme emrine itiraz süresi 7 gündür. Bu sürenin başlaması için borçluya usulüne uygun bir tebligatın yapılmış olması veya usulsüzlük halinde borçlunun takibi tam anlamıyla öğrendiği tarihin tereddütsüz tespiti gerekir. Teknik ve sistemsel belirsizlikler içeren log kayıtları üzerinden süre başlatılması, hak arama hürriyetini ve adil yargılanma hakkını zedeleyeceğinden kabul görmemelidir. Yine TEBK m. 32 uyarınca, usulüne aykırı tebliğ halinde muhatabın tebliği öğrendiğini beyan ettiği tarih tebliğ tarihi sayılır. Öğrenme kavramı, borçlunun takibin türü, borcun miktarı, alacaklı, icra dairesi ve dosya numarası gibi tüm esaslı unsurlardan eksiksiz şekilde haberdar olmasını gerektirir. Sadece UYAP logunda 'evrak açıldı' kaydının bulunması, belgenin tamamının okunduğunu, eklerinin incelendiğini ve hukuki sonuçlarının idrak edildiğini tek başına ispatlamaya yetmez.
Her ne kadar İİK m. 16’da tebliğ veya tefhim değil öğrenme ifadesi kullanılmış olsa da, öğrenme ifadesinden hareketle bir kimsenin UYAP portalına girmesi veya dosya muhteviyatındaki bir evrakı teknik olarak ekrana yansıtması, ödeme emrinin içerdiği yasal ihtarların ve eklerini öğrendiği anlamına gelmez. Zira kanun koyucu elektronik tebligat usullerini dahi Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesinde (UETS vasıtasıyla) sıkı güvencelere bağlamıştır. Resmi elektronik tebligat altyapısı dışındaki sistemsel sorgulamalar veya salt dosya inceleme logları, hukuki süreleri başlatan geçerli bir tebliğ işlemi veya öğrenme zamanı olarak vasıflandırılamaz. Nitekim tebligat hukukundaki bu emredici rejimin sınırları, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20 Nisan 2021 tarihli, E.2017/1824, K.2021/520 sayılı kararı ile kesin olarak çizilmiştir. Anılan kararda; hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak "ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır" ilkesi tesis edilmiş ve muhatabın UYAP üzerinden işlem tesis etmesinin veya süreci sistemden takip etme iradesinin kanuni tebligat yerine geçmeyeceği vurgulanmıştır.
İİK m. 16’yı Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi ile birlikte değerlendirmek gerekir. Anılan hüküm uyarınca, usulsüz yapılan tebligat muhatap tarafından öğrenilmiş ise muteber sayılır ve MUHATABIN BEYAN ETTİĞİ TARİH TEBLİĞ TARİHİ ADDOLUNUR. Bu kapsamda vurgulamak gerekir ki, usul hukuku bağlamında "ıttıla" (öğrenme); borçlunun icra dairesini, alacaklıyı, takibin türünü, borcun miktarını, ferilerini ve en önemlisi itiraz süreleri gibi yasal haklarını tüm esaslı unsurlarıyla eksiksiz idrak etmesini gerektirir. UYAP evrak işlem kütüğüne yansıyan teknik bir log kaydı, belgenin bütünüyle okunduğunu, takip dayanağı senedin incelendiğini ve hukuki sonuçlarına tereddütsüz vakıf olunduğunu kanıtlayan mutlak bir delil değildir. İlgilinin UYAP portalına girerek evrakın mevcudiyetini sistemsel olarak görmesi, icra tehdidinin tüm hukuki ve maddi teferruatını anladığına karine teşkil etmez. Sistemsel donmalar, evrakın eksik yüklenmesi, ekranın hızla kapatılması gibi teknik varyasyonlar söz konusuyken, bir tıklama kaydı üzerinden hak düşürücü sürelerin başlatılması, Anayasal hak arama hürriyetini ihlal eder.
Nitekim öğrenme olgusunun somut bir okuma kaydından ziyade içeriğe vakıf olma şartına bağlı olduğu, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 06.06.2024 tarihli, E.2024/929, K.2024/5967 sayılı kararının karşı oy gerekçesinde de isabetli olarak belirtilmiştir.
Sonuç olarak usulsüz tebligat şikayetinde 7 günlük hak düşürücü sürenin başlangıcı olan "öğrenme, borçlunun takibin varlığından ve içeriğinden haberdar olduğu andır. UYAP portalı üzerinden yapılan görüntülemeler konusunda borçlunun beyan ettiği öğrenme tarihini öncelikli tutmak gerekir. Ancak alacaklı taraf borçlunun veya vekilinin dosyada bir "işlem" yaptığını (vekalet sunma, dilekçe verme gibi ispatlarsa, süre bu işlem tarihinden itibaren başlatılabilir.
Çok sanıklı kaçakçılık dosyalarında, suça konu kaçak eşyaların gümrüklenmiş değerlerinin sanık bazında ayrıştırılmak suretiyle sanıklara ayrı ayrı etkin pişmanlık ihtaratı yapılması gerekirken toplam gümrüklenmiş değer üzerinden sanıklara ihtarat yapılmasının sanığı yanıltması nedeniyle hukuka aykırı olduğuna ilişkin Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 09.06.2026 tarihli 2024/390 E. , 2026/6761 K. sayılı kararı;
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde yüklenicinin edimini süresinde yerine getirmemesi halinde arsa sahibinin gecikmeden ... tazminatı talep hakkı Kanundan ... bir haktır (BK. madde 106/II). Sözleşmede gecikme tazminatı belirlenmemiş olsa dahi en az aylık rayiç kira seviyesinde gecikme tazminatının istenmesi mümkündür (BK. madde 96). Gecikme tazminatı, sözleşmede kararlaştırılmamış olsa bile, zaman aşımı süresi içerisinde, her zaman, râyiç kira üzerinden istenebilir; sözleşmede kararlaştırılmışsa, ayrıca zararın kanıtlanmasına gerek yoktur; çünkü, taraflar gecikme zararını baştan kabul ettikleri için, bu kabul hükmü tarafları bağlar. Sözleşmede kira ödeneceğine dair hüküm yoksa veya miktar gösterilmeden rayiç kira ödeneceği kararlaştırılmışsa, mahalli rayiçlere uygun olan kira bedelinin bilirkişiye hesaplattırılması gerekir.
Yargıtay 6. HD 2022/1229 E. 2023/937 K.08.03.2023
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
Tahliye davaları aynı dava içinde birden fazla sebebe dayanılarak açılabilir. Bu sebeplerden bir kısmı sabit görülerek davanın kabulüne karar verilmesi halinde reddedilen sebeplerden dolayı ayrıca davalı yararına vekalet ücreti verilmez.
Esas No: 2017/6614
Karar No: 2017/17142
Karar Tarihi: 06.12.2017
@mahkemekararlar
TBK m.392 HAKKINDA 3 GÜNCEL YARGITAY KARARI:
1.Ödüç iadesi için vade kararlaştırılmamışsa "ilk istem" üzerinden altı hafta geçmedikçe takip yapılamaz, dava açılamaz. Bu husu her zaman ileri sürülebilir ve re'sen dikkate alınır.
Miras hukukunda uygulamada en fazla karıştırılan kurumlardan biri hiç kuşkusuz gizli bağıştır.
Peki gizli bağış muris Muvazaası mıdır?
Gizli bağışın tenkis ve denkleştirme davaları ile ilişkisi nedir?
👇
Kira tespit davalarında talep edilen dönem başlamadan davanın açılabileceğine ve arabuluculuğa erken başvurulabileceğine dair
İzmir BAM 27 HD 2025/3068 E 2026/1702 K 24.06.2026
_"Hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri sonu adli tatile denk gelirse bu süreler adli tatilden sonraya uzamaz."_
Yargıtay 23. H.D.
2013/8984 E. 2014/2998 K.
Cevap dilekçesinde tebligatı aldığından bahseden davalının artık tebligatın usulsüz olduğunu iddia etmesi mümkün değildir
İst BAM 55 HD 2026/1332 E 2026/1389 K 30.03.2026
AİLE KONUTU ÖZELLİĞİNİN SONA ERME ANI:
Aile konutu, evlilik birliğinin devamı süresince geçerli olup, boşanma hükmünün kesinleşmesiyle birlikte aile konutuna bağlı koruma da sona erer.
Y2.HD, 07/05/2026 T.,
2025/9560 E., 2026/5230 K.
Taraflar arasında görülen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/386 Esas sayılı boşanma dosyasında boşanma hükmünün yargılama sırasında kesinleştiği, böylece dava konusu taşınmazın aile konutu niteliğinin ortadan kalktığı anlaşılmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 194'üncü maddesi kapsamında aile konutuna özgü koruma, evlilik birliğinin devamı süresince geçerli olup, boşanma hükmünün kesinleşmesiyle birlikte aile konutuna bağlı koruma da sona erer. Hal böyle olunca; mahkemece, karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Kredi çeken kronik hasta olsa da hastalıktan ölümü halinde banka, öncelikle alacağını sigortadan istemek zorundadır.
Yargıtay 13. HD
E: 2017/639 K: 2020/1772