Eveet, bu gün (25 Eylül) saat 15.00 da AYM önündeki seyyanen zam konusunda yapılacak basın açıklamasına katılmak üzere İstanbul’dan Ankara’ya yüksek hızlı tren ile yola çıkmış bulunuyorum.
Tüm emekli dostları bekleriz.
Kiracı–mal sahibi tartışmasında meseleye sürekli olarak “ev sahibi sorunu” veya “kiracı sorunu” diye bakmanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Asıl mesele, sistemin kendisidir.
Birincisi; kira sözleşmelerine devletin müdahalesi, olağanüstü ve fahiş artışların önlenmesi bakımından anlaşılabilir. Elbette bir üst sınır getirilebilir. Örneğin enflasyonun 4-5 katını aşan artışların önüne geçilebilir. Ancak kira sözleşmesinde tarafların serbestçe belirleyebileceği artış oranını, her yıl otomatik olarak “TÜFE’nin on iki aylık ortalaması” gibi tek bir ölçüte bağlamak doğru değildir.
İkincisi; Türkiye’de uygulanan %25 kira artış sınırı gibi son derece ağır bir müdahalenin uzun süre devam ettirilmesi kira piyasasındaki dengeyi ciddi biçimde bozmuştur. İlk dönem, olağanüstü enflasyon şartları nedeniyle geçici bir tedbir olarak tartışılabilirdi. Nitekim o dönemde de bunu söyledik. Ancak uygulamanın ikinci kez uzatılması, mal sahibi ile kiracı arasındaki ekonomik dengeyi daha da bozdu ve uyuşmazlıkların toplumsal alana taşınmasına neden oldu.
Üçüncüsü; kira sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların yıllarca devam etmesi kabul edilebilir değildir. Bir kiracı kira bedelini ödemiyorsa, bunun çözümü üç-beş yıl süren tahliye davaları olmamalıdır. Dünyanın birçok ülkesinde ödeme yapılmaması halinde çok daha hızlı çalışan bildirim ve tahliye mekanizmaları bulunmaktadır. Dubai’de gördüğüm uygulamalarda da benzer biçimde, kiracıya belirli bildirimler yapıldıktan sonra ödeme yapılmaması halinde son derece hızlı şekilde tahliye sürecine geçilmektedir.
Dördüncüsü; Kiraya veren, kanunda sayılan özel tahliye sebeplerinden biri gerçekleşmediği sürece yalnızca sözleşme süresinin sona ermesine dayanarak kiracıyı çıkaramamaktadır. Bu nedenle bir yıllık kira sözleşmesi uygulamada “bir yıl + on yıllık uzama dönemi + sonraki 1 yıl fesih süreci” biçiminde son derece uzun bir hukuki ilişkiye dönüşmektedir.
Bana göre kira sözleşmesinin süresi belirli süre için yapılmışsa, belirlenen sürenin sonunda ilişkinin sona erebilmesi hukuk sisteminin tartışması gereken konulardan biridir.
Beşincisi; özellikle kira tespit davalarının yıllarca sürmesini hiçbir şekilde anlamlı bulmuyorum.
Kira tespit davası esas itibarıyla teknik yönü ağır basan basit bir dava türüdür. Dava açılır. Sulh hukuk hâkimi dosyayı daha başlangıçta taşınmaz değerlemesi konusunda uzman, örneğin SPK lisanslı bir değerleme uzmanına gönderir. Uzman emsal taşınmazları inceler, raporunu hazırlar. Rapor taraflara tebliğ edilir. İtirazlar alınır ve hâkim kararını verir.
Böyle bir davanın üç-dört yıl sürmesinin hiçbir hukuki veya ekonomik gerekçesi yoktur.
Hatta bu tür uyuşmazlıklar bakımından klasik anlamda yıllarca süren istinaf süreçleri yerine, çok kısa süreli özel bir itiraz mekanizması dahi düşünülebilir. Örneğin kararın başka bir sulh hukuk mahkemesi tarafından bir veya iki ay içerisinde incelenmesi ve kesin olarak sonuçlandırılması mümkün olabilir.
Benim anlatmaya çalıştığım tam olarak budur:
Kiracıyı da mal sahibini de koruyan şey, taraflardan birini diğerine karşı güçlendirmek değildir.
Hızlı, öngörülebilir ve dengeli bir hukuk sistemi kurmaktır.
Bir devletin yaklaşımı şu olmalıdır:
“Bu uyuşmazlıkların sokakta çözülmesine izin veremem. Bir vatandaşımın dahi hayatını kaybetmesini göze alamam.”
Avrupa’daki yaşam kalitesinin temel unsurlarından biri de budur. Devlet yalnızca kanun çıkarmakla yetinmez; insanların günlük hayatında ortaya çıkabilecek çatışmaları büyümeden çözecek sistemi kurar.
Kiracı ile mal sahibini yıllarca mahkeme kapılarında karşı karşıya bırakırsanız, bir taraftan sözleşmelere çok ağır müdahalelerde bulunup diğer taraftan uyuşmazlıkları hızla çözecek mekanizmaları kurmazsanız, mesele bir süre sonra hukuk meselesi olmaktan çıkar ve toplumsal bir çatışmaya dönüşür.
Benim itirazım kiracıya veya mal sahibine değil.
Benim itirazım, bu ilişkiyi doğru yönetemeyen sisteme.
@agkiraz 4 ve 5 ile ilgili acil duzenleme yapilmasi gerekmektedir. Olayin ozu budur. Tek eviyle kiraciyi cikartamayanlar ve kira tespitte hakkini isteyenler cok madur olmustur. @abakingurlek
Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza seçim döneminde verilen sözlerin takipçisiyim.
Yurt dışı borçlanması yoluyla emekli olanlara tam zamanlı çalışma hakkı tanınması vaadinin akıbetini @isikhanvedat'a sordum.
https://t.co/jhIus8EyE0
4. Yurt dışı borçlanması yoluyla emekli olanlara yurt dışında tam zamanlı çalışma hakkı tanıyacağız.
Ak partinin bu yurt disindaki vatandaslar icin olan secim vaatlerinden hic ses yok unuttularmi gurbetcileri
İstanbulda tahliye dvası iki yılda kesinleşiyor. Bu davaların 3 ayda bitmesi gerekiyor. Yargının yükünü azaltmak için önce yargıyı hızlandırmak lazım. Kötü niyetli kişi çıkmayayım iki sene oyalarım diye düşünmemesi lazım.
kira tespit davası ve istinafı senelerce sürüyor, alacagımız birikmiş kira farkı toplu paramıza faiz dahi işletilmiyor, her sene alacagımız paramız eriyor,kiracı senelerce üçkuruşa oturmuş oluyor,
@ilhanersan07 Maglesef kiraciyi koruyan tek tarafli yasalar ve uzun suren yargilamalar yuzunden ev sahipleri surunuyor. Bu kosullarda evimi kiraya vermem.
Bilirkişinin yaptigi tespit sonucunda kiracinin rayicin 1/10 una oturdugu ortaya cikti.Şimdi ben ev sahibi olarak markete,kasaba tutarin 1/10 nu ödeyip alişveriş yapamiyorken kiraciya bu hakki kim veriyor?
#EvsahibineAdilyasa
kiracım 3sene rayiç diğer 2sene üçkuruşa oturdu-5 sene bekledim ve kira tespit davası açtım,kira tespit davası ve istinafında senelerdir bekliyorum belki 4.yılda birikmiş kira farkını alabileceğim-senelik faiz işletilmeden alacağım,kiracımda toplam 6+ sene uckurusa oturmuş olacak
İstinaf çukuruna düşüp kaybolan davalarla ilgili de bir hedef var mı ki? Ayrıca var olan süresi belirsiz fiili uygulama, taraflardan birinin servetini diğerine aktararak, kağıt üzerinde davayı kazananın parasını kaybedene veriyor.
Davanın sonucundan bağımsız olarak bu adaletsizlik doğrudan adalet sistemi tarafından yaratılıyor. Buna da bir çözüm yok mu? Söz gelimi, neden ilgili kira farkının hakkedildiği andan itibaren, fiili ödeninceye kadar faiz işletilmiyor da, yıllar sonra biten davada belirlenen para sıfır faiz ile yıllar öncesinin bedeli olarak ödeniyor?