Mehmet Uçum: AİHM siyasi proje kararlar verdikçe Türkiye için hiç bir kıymeti kalmıyor. Belli ki Türkiye AİHS’e taraf olma durumunu ve AİHM’e bireysel başvuru imkanını gözden geçirmeye zorlanıyor.
Ben: Türkiye, Avrupa Konseyi'ne 1949'da kendi hür iradesiyle kurucu üye olarak katılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), Cumhuriyet'in Batı'ya ve evrensel hukuk standartlarına dönük yüzünün en önemli tarihi teminatlarından biridir.
"AİHM'e bireysel başvuru imkanını gözden geçirme" vurgusu, doğrudan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını hedef almaktadır. Bu, iç hukuk yolları tükendiğinde hakkını arayan mağdur vatandaşın elindeki son uluslararası güvenceyi yok etme tehdididir.
🔹"Osman Kavala ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi üçüncü ihlal kararını verdi. Osman Kavala başvurusuyla ilgili ilk kararını 2019 yılında vermiş ve ihlal tespiti yapmıştı."
🔹"Bugünkü karar ise üçüncü başvuru kapsamında ve Büyük Daire tarafından verilen karar. Büyük Daire mart ayında duruşma yaptı. Ben de o duruşmaya katılmıştım."
🔹"Bugün itibarıyla Büyük Daire kararını açıkladı. Yüz sayfadan fazla gerekçeli karar ve ayrıca 5-6 sayfalık bir basın özeti yayımlandı."
🔹"Kararın önemi yalnızca Osman Kavala'nın başvurusuna ilişkin tespitlerden kaynaklanmıyor. Türkiye'de yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda son derece önemli değerlendirmeler içeriyor."
🔹"Mahkeme, bu dava bağlamında Türkiye'deki yargının bağımsız ve tarafsız olmadığına, özellikle siyasi nitelikteki davalarda siyasi iktidarın etkisinin açık hale geldiğine ve kurumsal sorunların yaşandığına dikkat çekiyor."
🔹"Bunun yanında, bu davada bugüne kadar yapılmamış önemli bir başka tespit daha var. Türkiye, Osman Kavala'nın iç hukuk yollarını tüketmediğini ve bu nedenle Mahkeme'nin davaya bakamayacağını ileri sürdü."
🔹"Çünkü Anayasa Mahkemesi'nin Osman Kavala'nın bireysel başvurularıyla ilgili henüz bir karar vermediğini belirtti. Kavala'nın Anayasa Mahkemesi önünde iki ayrı başvurusu bulunuyor."
🔹"Mahkeme, Anayasa Mahkemesi'nin Osman Kavala'nın başvurularında ve benzer başvurularda aldığı tutuma da vurgu yaparak, bu başvuruda Anayasa Mahkemesi yolunun tüketilmesinin zorunlu olmadığı sonucuna vardı."
🔹"Başka bir ifadeyle, bireysel başvuru yolunun etkisiz hale geldiğini tespit ederek Anayasa Mahkemesi'ndeki sürecin sonucunu beklemeden davayı incelemeye karar verdi."
🔹"AİHM Büyük Daire, Osman Kavala davası bağlamında Türkiye'deki bu mekanizmanın etkisiz hale geldiğini söylüyor."
🔹"Kavala dokuz yıldır cezaevinde. Hakkındaki yargısal süreçler bakımından Anayasa Mahkemesi'nin makul süre içerisinde etkili bir karar vermemiş olması, Mahkeme'nin bu tespitinde önemli bir dayanak oluşturuyor."
🔹"Yalnızca Osman Kavala'nın özgürlüğü bakımından değil, Türkiye'de yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı bakımından da çok önemli."
🔹"Daha da önemlisi, Büyük Daire yalnızca Osman Kavala'nın tahliye edilmesini istemiyor. Aleyhindeki hükmün bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılması gerektiğini ifade ediyor."
🔹"Kararda benim açımdan en çarpıcı tespitlerden biri de bütün bu yargılama süreçleri bakımından "adaletin inkârı" anlamına gelen bir değerlendirme yapılmış olmasıdır."
🔹"Büyük Daire kararı, yalnızca Osman Kavala'nın özgürlüğü bakımından değil, Türkiye'de hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, tarafsızlık ve Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkının geleceği bakımından da son derece önemli ve ağır sonuçları olan bir karardır."
Osman Kavala’nın, Demirtaş’’ın , Yüksekdağ’ın tutsaklığına son vermemek için kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi organı AİHM’in kararını dış müdahale diyerek reddederek ve gerekirse AİHM’den çıkarız diyerek süreç nasıl toplumsallaşacak ve bu ülkenin aydınları neyi nasıl dile getirecek?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Osman Kavala için “En kısa sürede serbest bırakılmalı” dedi.
AİHS'nin 5. ve 18. maddesinin ihlal edildiğine bir kez daha karar verdi...
18. madde ne?
"AİHM, devletlerin bu maddeyi ihlal ettiğine karar verirse, hak kısıtlamalarının kötü niyetli veya meşru olmayan bir amaca hizmet ettiğini tescillemiş olur."
Osman Kavala’yı iyi tanıyorum.
Halkların dostu, barış ve insan hakları savunucusu.
AİHM Büyük Daire’nin kararına uyularak serbest bırakılmalıdır.
Barış Adalet ile Olur.
Herkesin hakikat ve adalet arayışına
seyirci kalınmamalıdır.
Osman Kavala önce suçlu veya tehlikeli ilan edilmiş, ardından ona uygun suç ve delil aramaya başlanmıştır.
Gezi olaylarındaki şiddetle bağlantı kurulamayınca darbe, darbe tutmayınca casusluk, casusluk da tutmayınca dönülüp beraat edilen davadan mahkûmiyet verilmiştir.
Bir dosyadan tahliye edilen insan, aynı olgular üzerinden başka bir suçlama ileri sürülerek yeniden tutuklandı ve bugün 3 bin 220 gündür özgürlüğünden mahrum bırakılıyor.
AİHM, Kavala’nın özgürlüğünden yoksun bırakılmasını sürdürebilmek ve iç hukukta karşılaşılan engelleri aşabilmek için sürekli yeni gerekçeler aranmasını kötü niyetli bir tutum, mahkûmiyet sonrasındaki özgürlükten yoksun bırakmayı ise açık bir adaletsizlik olarak nitelendiriyor. Dahası, bütün bu sürecin meşru bir ceza adaleti amacı taşımadığı sonucuna varıyor.
Bir hukuk düzeni bakımından bundan daha ağır bir tabloyu tasavvur etmek güçtür.
Artık Kavala’nın serbest bırakılması hukuken tartışmaya açık bir mesele değildir. Sorulması gereken, kesin ve bağlayıcı AİHM kararının neden hala uygulanmadığıdır.
Osman Kavala ve arkadaşları derhal özgürlüklerine kavuşturulmalıdır.
ÖNEMLİ: AİHM Osman Kavala kararında, İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz” diyen 3. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi; özetle “bu işkencedir” dedi. “Mahkeme, başvurucuya (Osman Kavala) tahliye imkânı olmaksızın ömür boyu hapis cezası verilmesinin
Sözleşme’nin 3. maddesi ile bağdaşmadığını belirtmiştir. Mahkeme, bu hükmün ihlal edildiğine hükmetmiştir.”
📌 Marksist düşünce ve Apocu düşünce diyalektiği
▪️Bu başarısızlıkta belirleyici neden ‘negatif’ ya da ‘yıkıcı’ devrimi yapmaya hazır olan kitlelerin bu devrimden önce sosyalizme, erkek egemenliğine son vermeye, egemen ulus milliyetçiliğinden kurtulmaya, doğayla barışmaya hazır olmamasıdır
🖊️ Veysi Sarısözen
https://t.co/jlaF5IWFM9
Bakırhan: "Sayın Öcalan, İmralı heyetimizle yaptığı görüşmede bu soruyu da (Kurdistan Bölgesel Yönetimi'ne dair yaklaşımı) karşılayan çok önemli değerlendirmelerde bulundu. Öcalan’ın görüşlerini dört başlıkta özetleyebilirim. Diyor ki:
'Birincisi; Süleymaniye ve Erbil arasındaki parçalı durum sona ermeli. Sorunlar demokratik ilkeler etrafında çözülmeli ve ortaya merkezi bir bölgesel hükümet çıkmalı.
İkincisi; kurulacak bu bölgesel hükümette Kürdistan Bölgesi’ndeki bütün güçlerin ve dinamiklerin söz ve siyaset hakkı olmalı. Çünkü her parçalı duruş, bölgeyi saldırılara daha açık hale getiriyor.
Üçüncüsü; İran, başta Süleymaniye ve Erbil olmak üzere Kürdistan Bölgesel Yönetimi topraklarına yönelik saldırılarını derhal durdurmalı, idamlara son vermeli.
Dördüncüsü; İran, Kürtlerin haklarını tanımalı ve demokratik bir yaklaşım sergilemeli. Türkiye de bu süreçte pozitif bir rol oynamalı. Eğer İran, Kürtlere yönelik saldırı politikasında bir değişikliğe gitmez, idamlara son vermezse, Kürtlerin ulusal birlik ruhuyla kendilerini savunmaktan başka bir çaresi kalmaz. Kürtler bunu elbette başka hiçbir gücün koçbaşı olmadan, kendi iradeleriyle yapmalı. Nitekim Kürt örgütlerinin İran’ın saldırıları karşısında bugüne kadar sergilediği tutum da bu yönde olmuştur. İran bu gerçeği görerek hareket etmeli.'"
+
https://t.co/JiduTXbu56
🔴10 yıl sonra ilk kez cezaevinden İlke TV’ye konuştu | Bekir Kaya’dan süreç ve Çerçeve Yasa değerlendirmesi
"Abdullah Öcalan hiçbir zaman bu meseleye 'bir masada oturalım, al ver yapalım, karşılıklı pazarlık yapalım' gibi bakmadı. Şimdi de böyle bakmıyor"
https://t.co/wMknAUdOPc
📌Kürtler öz savunmasız olamaz
◾️Dışa karşı ortak ulusal savunma dışındaki güvenlik işleri, Kürt toplumun tarafından karşılanmalı. Şüphesiz HPG’yi yeniden düzenleme, yeni yasalar gerektirir. Kürtlerin varlığı öz savunmasız olamaz.
https://t.co/PjuXMOx8L6
https://t.co/BCsbmCS40O
Beşikçi Hoca, eserlerinde ve sözlerinde Kürtlerin devlet olma hakkını da eşit ve demokratik bir yaşamı da savunuyor. Ama ahlaksızlığı, kişiliksizliği ve insan onurunu ayaklar altına alan davranışları hiçbir zaman savunmuyor.
Sözde milliyetçilik adı altında hadsizlik yapanlara duyurulur: Milliyetçilik, önce kendi halkının değerlerine ve insanına saygı duymayı gerektirir.
İstanbul’dayız.
Değerli ve onurlu Kürt halkına selam ve sevgilerle…
“Vatanın aleyhine olan bir duruma taşlanma pahasına itiraz etmeyi, sırf alkış alma adına onu tahkim etmeye yeğlerim. Asker veya gerilla fark etmez şehitlerimiz, gazilerimiz ve bu yolda nice bedel ödeyen on binlerce insanımız adına bu eşiği aşmak; kırılması hâlinde şiddetli yıkımlara sebebiyet verecek derecede enerji biriktirmiş böylesi bir fay hattını kazasız belasız boşaltarak birlik ve beraberliğimizi hâkim kılmak, siyasetin ve devletin bu millete borcuydu. Sözümüzü bunun üzerine söyledik. Ve bu borcun gereği olan tasarı; idealden uzak olmakla birlikte idare edecek niteliğe sahip bir şekilde nihayet yasalaştı.
TBMM Başkanvekili Celal Adan da teklifin kabul edilmesinin ardından Devlet Bahçeli ve Tayyip Erdoğan ikilisine teşekkür etti, iyi de etti. Ben de her iki lidere teşekkür ederim. Lakin eksik. Bu yasanın kabulünde aslan payı Abdullah Öcalan’ın. Bunu dile getirmekten imtina edecek değilim. Bu sürecin yönderi odur. Ve ben bir yurttaş olarak, bir Türk milliyetçisi olarak ona teşekkürü borç bilirim. Daracık bir alanda, kısıtlı imkânlarla ve tek başına mücadele etti Öcalan; barışın gelmesi için gösterdiği çaba, dirayet ve fedakârlık ortada. Teşekkür ederim Abdullah Öcalan. Zira siz olmasaydınız, olmazdı bu yasa.”
Akdeniz kıyılarındayım. Güzel bir meskûn koya iki yat veya haftalık gezi teknesi gulet geliyor. Demirleyip, hoş bir gece geçiriyorlar. Sabah ayrılırken bütün çöplerini ve tuvalet atıklarını (sintine) koyun duru sularına bırakıp gidiyorlar. Sabahleyin sahilden denize girilmiyor. Milliyet(çiliğ)i sürekli yücelikten ve asaletten; dini temizlik ve doğruluktan söz eden bir toplumun insanları nasıl oluyor da insana bu kadar saygısız; doğaya bu kadar duyarsız olabiliyorlar? Nedir bu kepazeliğin açıklaması?
FANATİK, BAĞNAZ, YOBAZ sıfatlarının arkasındaki kişiliği hiç düşündünüz ü?
Bunlar aslında bir zihinsel kapanma zincirinin halkalarıdır:
Aidiyet → Fanatizm → Bağnazlık → Yobazlık
Fanatik, “Benimki en iyidir” der. Bağnaz, “Benimki doğrudur; seninki yanlıştır” demeye başlar. Yobaz ise bir adım daha ileri giderek, “Benim doğrum sorgulanmamalı; senin yanlışın da mümkünse susturulmalıdır” tavrındadır.
Dolayısıyla üç kavramı ayıran eksen şöyle özetlenebilir: Fanatizm aidiyetin aşırılığıdır; bağnazlık zihnin kapanmasıdır; yobazlık ise bu kapalılığın farklı olana ve sorgulamaya karşı düşmanlığa dönüşmesidir.
Fanatik kendi doğrusuna tutkuyla bağlanır; bağnaz başka doğruların olabileceğini reddeder; yobaz ise başka doğruların söylenmesine bile tahammül edemez.