Evet devrimciler “hayata dönüş” katliamında F tiplerine, şimdi ise bedenlerini açlığa yatırarak Kuyu Tiplerine direniyor.
Dün İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan, bugün Komedyen Deniz Göktaş , yarın ise sıra sana gelecek.
Tek kurtuluş yolu var: Örgütlenmek.
Ah vah ile değil…
Çorum Katliamı’nın da yıl dönümü. Unutmayalım.
46 yıl önce, “camilerde bomba patlattılar” yalanları ile Çorum’daki Alevi yerleşimlerine saldıran çeteler hamile kadınları, çocukları, onlarca masumu katletti.
Dertleri “kurtarılmış bölge” yaratarak Alevileri ve solcuları bir nevi sürgün etmekti. Devrimciler barikatlar kurdu ve silahlarla karşılık verdi. Yaşanan kayıplara rağmen saldırganları planı bozuldu. Dönemin Adalet Partili vekili bile katliamı Ülkü Ocakları’nın tertiplediğini söylemişti.
Bugün Halkapınar'da, 7 Temmuz Salı günü NATO'ya karşı gerçekleştireceğimiz eylemi duyurmak için bildirilerimizi dağıttık.
NATO'culara da NATO'ya da rahat vermeyeceğiz.
NATO Parlamenter Zirvesi ve anti-emperyalist gençlik mücadelesi hakkında konuştuk.
"Bu zirvenin sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi sessizce gerçekleştirilemeyeceğini göstermek gerekiyor. Gençliğin temel sorumluluklarından biri de bugün bunu örgütlemek. O gün, sosyalistlerin olduğu her yer bir direniş alanına dönüşmeli."
Deniz Göktaş Bugün Çıkarıldığı Mahkemece Tutuklandı!
Seyahat dönüşü havalimanından gözaltına alınan Deniz Göktaş'ın bugün tutukluluğuna karar verildi.
Mizah yoluyla dahi olsa gerçekleri söyleyenlerin susturulmaya çalışılmasına alışkınız. Ancak her sansür girişimi iktidarın saklamaya çalıştığı karanlığını teşhir ediyor, tarihin tozlu sayfalarına gömmeye çalıştıklarını gün yüzüne çıkarıyor.
Bugün Deniz Göktaş'ın tutuklanması da kamuoyunun buna tepkisi de bunun örneklerinden birisidir.
Deniz Göktaş derhal serbest bırakılsın!
1968’de Fransa’da öğrenciler ve işçiler sokaklarda kitlesel eylemler düzenlerken, Cannes Film Festivali sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi devam ediyordu. Buna tepki gösteren Godard ve Truffaut, festivalde sahneyi işgal ederek konuşma yaptılar ve festivalin bu kayıtsız tavrını protesto ettiler. Bu eylem sonrası festival yarıda kesildi ve iptal edildi.
DEM Parti Milletvekili Cengiz Çiçek, Çağlayan Adliyesi önünde komedyen Deniz Göktaş için yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“2 Temmuz’da yurduna dönerek bir mesaj verdi: Yaksanız da, cezaevine atsanız da, sürgüne yollasanız da biz mücadelemize burada devam edeceğiz.”
Çağlayan Adliyesi önünde Deniz Göktaş için düzenlenen basın açıklamasına katıldık. Yargıyı bir değnek gibi kullananlara karşı alanlardayız.
İktidarın rutine dönüşen “hedef göster, soruşturma aç, gözaltına al” tiyatrosunun son hedefi olan Deniz Göktaş derhâl serbest bırakılsın.
NATO Geliyor Diye ODTÜ Yurtları Boşaltılıyor!
Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi bahane edilerek ODTÜ yurtları öğrencilere kapatılıyor. Öğrencilere, 4 Temmuz sabahına kadar yurtları boşaltmaları bildirildi. Yurtlar ise ancak 13 Temmuz’dan sonra yeniden öğrencilerin kullanımına açılacak.
NATO gelecek diye öğrenciler yurtlarından ediliyor; kayyım rektör de bu uygulamaya ortak oluyor. Yüzlerce öğrenciden 2 günde yurdu boşaltmaları ve “başlarının çaresine bakmaları” isteniyor.
NATO Zirvesi gerekçesiyle ülkedeki devrimcileri tutuklayan, Ankara’da OHAL ilan eden iktidar, ne halkı ne de öğrencileri önceliyor. İktidar ve kayyım rektör NATO için öğrencilerin barınma hakkını gasp ediyor.
Madımak Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçti. 33 yıl önce bugün, 33 aydın, sanatçı ve Alevi, Madımak Oteli’nde yakılarak katledildi.
Türkiye’nin tarihinde birçok katliam yaşandı ve bu katliamlarla beraber siyasal İslam yer edindi, devletin her alanında etkisini artırdı. Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında düzenlenen toplanmanın odağında ilk başta Aziz Nesin vardı. Çevirdiği Şeytan Ayetleri kitabı üzerinden “Müslümanlar” adıyla bildiriler yayımlanıyor, süreç yavaş yavaş işleniyordu. Bildiriler günler öncesinden yayımlanmış, valilik eleştirilerek Nesin’in Sivas’ta bulunmasının Müslümanlarla alay etmek olduğu yönünde söylemler üretilmişti.
2 Temmuz günü, cuma namazı sonrası bir grup, zaten günlerdir yayımlanan bildirilerle bu güne hazırlanmıştı. Camiden çıkan grup, şenliğin yapıldığı kültür merkezine doğru yürüyüşe başlamıştı. Attıkları slogan ise “Sivas laiklere mezar olacak”tı. Halk Ozanları Heykeli’ni yıkan grup, ardından valiliği protesto etmeye başlamıştı. “Tahrik edilmiş bir grup” olarak nitelendirilse de açıkça dinci-faşist bir grup şehirde terör estirmeye başlamış ve sayıları ise her saat artıyordu.
Otelin önü tekbir getiren ve bozkurt işareti yapanlarla dolmuştu. Oysa devletin kolluk güçleri tarafından dağıtılabilecek bir grup vardı. Atılan sloganlar belliydi: “Kahrolsun laiklik, yaşasın şeriat”, “Şeriat isteriz”, “Cumhuriyet gidecek, şeriat gelecek”, “İslam’ın ordusu, laiklerin korkusu”, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın”, “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak”, “Şeriat gelecek, zulüm bitecek” ve “Müslüman Türkiye”.
Otelin önünde toplanan grup oteli ateşe verirken askerler müdahale etmemiş, olayı seyretmişti. Tüm bu olanlara karşı dönemin Başbakanı ve DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir.” diye açıklama yaparak, olayın devletten ayrı yürütülmediğini açıkça göstermişti. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise katliamı “ağır tahrik” ile açıklamıştı. Devlet bürokrasisi Aziz Nesin’i ve o gün katledilenleri suçlayarak işin içinden sıyrılmaya çalışmıştı.
Katliamın gerçekleştiği gün Aziz Nesin, yardım istemek için dönemin Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü’yü aramış, sonrasında ise Erdal İnönü, “Yetkim yoktu, ne yapayım?” diye açıklama yaptı.
Katliamın sanıklarından, ağırlaştırılmış müebbet hapis hükümlüsü Adem Kozu’nun kalan cezası, “sürekli hastalık hâli” gerekçesiyle Erdoğan tarafından kaldırıldı.
Madımak Katliamı’nda, halk ozanlarından 12 yaşındaki Koray Kaya’ya kadar 33 kişi katledildi. Dava yıllarca sürse de 2014 yılında zaman aşımına uğradı. Katliamın failleri ve bağlı oldukları yapılar açıkça cezasızlık ve sırt sıvamayla ödüllendirilmişti.
Madımak ile başlamayan ve onunla da sona ermeyen katliamlar, pogromlar ve siyasi şiddet Türkiye tarihinin karanlık sayfalarına işlendi. Geçmişten bugüne örülen siyasal İslamcı politikalar ise farklı dönemlerde farklı biçimler alsa da, toplumun ezilen ve ötekileştirilen kimliklerine yönelik ayrımcı ve düşmanca yaklaşımını sürdürdü.
Sivas'ın Işığı Sönmeyecek!
Madımak Katliamı'nın 33. yıl dönümünde Alevi Dernekleri'nin çağrısıyla Alsancak'ta basın açıklamasında buluştuk.
Bu karanlık günü unutmayacak, her sene hatırlamaya, hatırlatmaya, katillerden hesap sormaya devam edeceğiz.
Gittiği yere savaştan başka bir şey götürmeyen NATO, yeni savaş planlarını yapmak için Türkiye'ye geliyor.
Bizler, NATO'nun ve işbirlikçilerinin Türkiye'de rahatça savaş planları yapmasına izin vermeyeceğiz.
7 Temmuz Salı günü saat 19.00'da Şirinyer İZBAN önünde buluşuyoruz.
Deniz Göktaş'ı Serbest Bırakın!
Geçtiğimiz günlerde 'Ölü Deniz' adlı stand-up gösterisinin YouTube'da yayınlanması sonrası saray medyası ve iktidar yanlısı troll hesaplar tarafından hedef gösterilen ardından hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından "dini değerleri aşağılama" iddiasıyla soruşturma başlatılan Deniz Göktaş, yurt dışından döndüğü İstanbul Havalimanı'nda gözaltına alındı.
Başsavcılık, hakkında soruşturma başlatıldığını bilmesine rağmen ülkeye dönen Deniz Göktaş hakkında yaptığı açıklamada "yakalandı" ifadesini kullandı. Bu ifade, toplumun kendinden olmayan bütün kesimlerini "hukuk" sopasıyla korkutmaya alışmış siyasi iktidar ve onun kukla savcılarının düştüğü acziyeti göstermektedir.
Yaşamın her alanına müdahale eden, kadınlara, gençlere, çocuklara yaşam alanı tanımayan, kendinden olmayan sanatçıları, aydınları ve gazeticileri devletin bütün aygıtlarıyla susturmaya çalışan ve toplumsal muhalefeti bir bütün olarak bastırmayı hedefleyen siyasi iktidar bu sefer de bir komedyen üzerinden toplumun kendinden olmayan kesimiyle hesaplaşmaya girişmiştir.
Kadın katillerini, çocuk istismarcılarını, uyuşturucu çetelerini görmezden gelen savcıların bir stand-up gösterisi için apar topar soruşturma başlatması, sermaye-tarikat-mafya düzeninin devamlılığı için yayılan korku ikliminin esas olduğunu göstermektedir.
İktidarın rutin haline gelen hedef göster, soruşturma aç, gözaltına al tiyatrosunun son hedefi olan Deniz Göktaş'ın yanındayız.
33 yıl önce bugün, Madımak Oteli’nde devletin gözleri önünde 33 aydın, sanatçı ve Alevi, dinci-faşist bir saldırı sonucunda yakılarak katledildi.
Bugün üniversitelerde ve futbol sahalarında bozkurt işareti yaparak öğrencilere saldıran zihniyet, o gün Madımak’ta “Allah için savaşa” sloganlarıyla insanları yakarak katletti.
Katliamın failleri zaman aşımı kararlarıyla cezasız bırakıldı; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan sanıklardan Adem Kozu’nun kalan cezası da, “sürekli hastalık hâli” gerekçesiyle Erdoğan tarafından kaldırıldı.
Madımak’ın tüm faillerinden ve onları koruyan, aklayanlardan hesap sorana kadar mücadeleye devam edeceğiz!
Deniz Göktaş yalnız değildir!
Yurtdışı seyahati dönüşünde havalimanında gözaltına alınan Deniz Göktaş'ın yanındayız.
Eleştirenleri, gericiliği teşhir edenleri ve halkın gerçeklerini dile getirenleri susturmaya çalışan baskı düzeni bugün de hedefini Deniz Göktaş olarak seçmiştir.
İktidarın hoşuna gitmeyen her sözün soruşturma, sansür ve baskıyla karşılık bulduğu bu düzende susmayacağız.
Deniz Göktaş derhal serbest bırakılsın!
Gençlik Devirecek X (Twitter) hesabımıza erişim engeli getirildi!
NATO Zirvesi yaklaşırken emperyalizme ve onun yerli işbirlikçilerine karşı söz söyleyen kurumlar sosyal medya üzerinden de hedef alınıyor.
Baskılara ve sansüre boyun eğmeyeceğiz!
Yeni hesabımız: @gdevirecek7
33 Yıl, 33 Can
Unutmadık, Hesabını Soracağız!
33 yıl önce bugün, Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas'a gelen 33 sanatçı ve aydın "kışkırtılmış kalabalıklar" bahanesinin arkasına saklanamayacak kadar organize bir saldırı sonucu yakılarak katledildi. Katliam, kolluk kuvvetlerinin göz yummasıyla, siyasi iktidarın desteğiyle ve medya organlarının doğrudan hedef göstermesiyle devlet kontrolünde gerçekleşmiştir. Aydınlar şehre ayak bastıkları andan itibaren yerel basında hedef gösterilmiş; "Müslümanlar" imzalı katliam çağrısı yapan bildiriler halka dağıtılmış, tekbirler ve bozkurt işaretleriyle Madımak Oteli'nin önünde toplanan dinci faşist güruha polis saatlerce müdahale etmemiş, itfaiye olay yerine dahi ulaşmamıştır. Bölgede bulunan askerlerin ise "olaylara müdahale etmeyin" talimatı aldıkları ortaya çıkmıştır.
Katliamın ardından yürütülen yargı sürecinde katiller korunmuş, dava zamanaşımı ile düşürülmüş, dönemin başbakanı Erdoğan "zaman aşımı hayırlı olsun" diyerek katliamı fiilen aklamıştır. Yani devlet yıllarca süren cezasızlık politikalarıyla da bu suça ortak olmuştur.
Tüm bunlar göstermektedir ki Madımak Katliamı'nda sadece alevi kimliği hedef alınmamış, tekrar hareketlenen toplumsal muhalefetin tamamına göz dağı vermek için dinci-faşist kitle aparat olarak kullanılmıştır.
Bugün karşımızda duran sermaye-tarikat-mafya düzeni bize Sivas'ın hesabının nasıl sorulacağını da göstermektedir. Yeni Madımak'lara geçit vermemek ancak örgütlü mücadeleyle mümkündür. İşçi sınıfı ve ezilen hakların eşitlik ve özgürlük mücadelesini yükseltmek Sivas'ta yitirilen canlara olan borcumuzdur.