‼️İHBARDIR ‼️
EĞİTİM YUVAM KARA PARA AKLAMA ÜSSÜ YAPILDI !
Sakarya ili Karasu ilçesinde, eski adıyla Canada Okulları olarak faaliyet gösteren eğitim kurumu tarafıma aitti.
Söz konusu okul, örgüt bağlantılı suç çetesinin silahlı tehdit, ve şantaj yapılarak, zorla alıkonularak, imzalarım taklit edilerek elimden alınmış; başka kişilerin üzerine geçirilmiştir.
Şirketim adına naylon faturalar düzenlenerek borçlandırılmış, çeklerim çalınmış, malvarlığım yağmalanmıştır.
Bu olay sıradan bir ticari uyuşmazlık değildir. Nitelikli yağma, tehdit, şantaj, zorla senet imzalatılması, sahte belge kullanımı ve malvarlığına el koyma iddiasıdır.
Tehdit ve şantaj nedeniyle okula giremediğim süreçte okulun çatı katında ruhsatsız ve gizli bölümler oluşturulmuştur.
2020 yılından itibaren bu alanlarda kaçak elektrik kullanılarak kripto para madenciliği yapılmıştır. Cihazlar şirketimin hesaplarından kullanılan kredilerle temin edilmiştir. Çete üyeleri kendi adlarına şirketler açarak bu faaliyeti yürütmüştür.
Kripto hesaplarından banka hesaplarına milyonlarca lira aktarılmış; suçtan elde edilen bu gelirler arsa ve inşaat yatırımları ile aklanmıştır.
Tüm bu hususlar görüntüler, ses kayıtları, yazışmalar, banka kayıtları ve tapu kayıtlarıyla belgelidir.
Konu yalnızca bir okulun el değiştirmesi değildir.
Yağma vardır !
Tehdit vardır !
Kamu kurumlarını dolandırmak vardır !
Suçtan elde edilen paranın aklanması vardır !
Savcılık soruşturması usulsüz ve yasaya aykırı yürütülmüştür.
Şikâyetlerim üç yıl boyunca bekletilmiştir. Görüntüler, mesajlar, banka ve tapu kayıtları incelenmemiştir.
Uzmanlık gerektiren bu hususta savcı ne MASAK raporu ne Vergi Müfettiş raporu talep etmemiştir.
Tanıklarım dinlenilmemiş, şüphelilerin ifadesi dahi alınmamıştır.
Dijital ses kayıtları çözümlenmemiştir !
Usulsüz ve yasaya aykırı verilen kapatma kararları Sakarya 2. Sulh Ceza Mahkemesinin kararlarında açıkça yazılmıştır.
Buna rağmen bu mahkeme kararları gizlenmiş, hukuksuz işlemlere devam edilmiştir.
Maliye Bakanlığı’na yaptığım şikâyet üzerine görevlendirilen vergi müfettişine kısıtlama kararı verilerek soruşturma engellenmiştir.
Olayın bütünü parçalanmış, gerçekler örtülmüştür.
Bu nedenle kamuoyuna ve yetkili mercilere ihbar ediyorum:
🔴Bu olaylar hakkında hangi soruşturmalar yürütülmüştür?
🔴Hangi deliller incelenmiştir?
🔴MASAK, vergi müfettişliği, enerji ve tapu kayıtları üzerinde hangi işlemler yapılmıştır?
Sonuçları nedir?
Ben mağdurum, Kamu kurumları mağdur !
Gerçeklerin ortaya çıkarılmasını, delillerin eksiksiz incelenmesini ve sorumlular hakkında gereğinin yapılmasını talep ediyorum.
İşbu açıklama, yaşanan hukuksuzluğun kayıt altına alınması ve yetkililerin harekete geçmesi amacıyla yapılmış bir ihbardır.
@adalet_bakanlik@cigm_adalet@AbTeftis@abakingurlek #MASAK #sakarya #jandarma #karasu
Okullarımızı silahla gasp eden, sahte belgelerle malvarlığımı yağmalayan, kaçakçılık yapan, kara para aklayan FETÖ bağlantılı suç çetesinin mağdurlarından birisiydim.
YIL 2022…Örgütün tetikçiliğini yapan mankurtları, suç itiraflarını içeren ses kayıtlarını da sundum…
İŞTE ÖRGÜTÜN TETİKÇİLERİNDEN SADECE BİRİSİ
👇👇👇
🛑 “BİRİ TUZLA’DA BİRİ ATAŞEHİR’DE İKİ OKULU SİLAH ZORUYLA BOŞALTTIRDILAR BANA…”
🛑 “HIRSIZ DEĞİLİM GASPÇIYIM. ONLARIN ADINA GASP ETTİM ! SONRA DA ONLARI GASP ETTİM…”
🛑 “SÖZ VERDİNİZ ARABALARI GETİRİN DEDİM. BEYAZ BMW’yi, CLIO’yu, JEEP’i ALDIM…KÖYDE VİLLA YAPTIRDIM”
🛑 “ENDER’E JEEP’İ VERDİM. HARUNDAN PARA DA ALDI”
🛑 “1 MİLYON TL DAHA ALACAĞIM….ARİF, ARTIK 1 MİLYONU 10 MİLYON MU ÖDER 100 MİLYON MU YOKSA CANINI MI VERİR ! ŞU İLÇE BAŞKANLIĞI BİTİNCE BAKACAĞIZ !”
🛑 “HARUN SALAK, HARUN’UNDA İKİ OKULUNU ELİNDEN ALDILAR”
🛑 “SEN BİLDİĞİM 4. VEYA 5. ADAMSIN. ORADA İŞİ YAPAN ARİF, EĞİTİMCİ KİMLİĞİ İLE YAPAR. NİTELİKLİ DOLANDIRICIDIR.”
🛑 “ENDER ŞİMDİ ONLARI YUMURTLATIYOR. YUMURTLATSIN BAKALIM…”
🛑 “ENDER İLE ARİF’İ TANIŞTIRAN BENİM. YOKSA O KİM Kİ DEVLETİN EN ÜST MAKAMLARIYLA GÖRÜŞECEK”
🛑 “BAK ŞİMDİ BAK ADAMI S.KERİM, CANINI YAKARIM !”
YIL 2024 :
2 defa ses kayıtları kayboldu, 3. defa sundum…
Görevlendirilen sözde Bilirkişinin suç içerikli konuşmaları kesmesi ve değiştirmesi ile şikayetlerim ÖRTBAS edildi.
YIL 2025 :
Yeni bilirkişinin raporu ile işlenen suçlar ortaya çıktı.
YIL 2026:
Dosya yeniden açıldı…
“CANINI YAKARIM” ifadesi dışındaki konuşmalar göz ardı edildi. Şahsıma karşı tehdit suçu işlendiği gerekçesiyle daha önceki tehditler gibi dosya parçalandı…
Kurban olduğum dosyada tetikçi ile masaya oturtmak için uzlaşma savcılığına gönderildim !
🛑Zaten dosya yeniden açıldığında 7 sayfalık ek KYOK kararı çoktan hazırlanmış, zabıt katibine göndermesi için teslim edilmiş !
Örgütün şikayetlerimden vazgeçirmek için yaptığı zincirleme tehditler devam ettiği somut şekilde belgelenmesine rağmen dosyayı kapatmaya çalışan, görmemezlikten gelenler susuyor !
HAYATIM KAZA GÖRÜNÜMÜYLE SONA ERDİĞİNDE FAİLLERİ VE SORUMLULARI ORTADADIR ‼️
@adalet_bakanlik@HSKKurumsal@abakingurlek@AbTeftis@turankuloglu
Allah Adına Söz Verdik…
Hudeybiye’de antlaşma metni henüz mürekkebi kurumadan bir genç, ayaklarındaki zincirleri sürükleyerek Müslümanların arasına sığındı.
Adı Ebû Cendel’di.
Kureyş’in temsilcisi Süheyl bin Amr’ın oğluydu.
Müslüman olduğu için babası tarafından zincire vurulmuş, işkence görmüş, fırsat bulduğu an kaçıp Peygamber’in yanına gelmişti.
Süheyl, oğlunu görünce elindeki sopayla yüzüne vurdu ve bağırdı:
“İşte! Anlaşmamızın ilk maddesi bu! Onu bana vereceksin.”
Peygamber (s.a.v.), Ebû Cendel’i antlaşma dışı bırakmasını birkaç kez rica etti.
Kabul etmedi.
Ashabın kalbi parçalandı. Ebû Cendel feryat etti:
“Ey Müslümanlar! Müslüman olarak size sığındığım hâlde beni müşriklere mi iade ediyorsunuz? Çektiğim işkenceleri görmüyor musunuz?”
O an Peygamber (s.a.v.) ona döndü ve şu sözü söyledi:
“Ey Ebû Cendel! Biraz daha sabret. Allah’tan bunun mükâfatını bekle. Allah senin ve seninle birlikte olan zayıf Müslümanlar için bir çıkış yolu yaratacaktır. Biz şu kavimle bir antlaşma yaptık. Allah adına söz verdik. Sözümüze vefasızlık edemeyiz.”
Bu cümle, sadece Ebû Cendel’e söylenmiş bir teselli değildi.
Antlaşma Müslümanlar aleyhine ağır şartlar taşıyordu.
O yıl umre yapılamayacaktı,
Mekke’den gelen Müslümanlar iade edilecekti.
Buna rağmen verilen söz tutuldu. Çünkü söz, Allah adına verilmişti.
Hudeybiye, görünüşte bir gerileme gibi duruyordu. Oysa kısa süre sonra Allah, o antlaşmayı “apaçık bir fetih” olarak adlandırdı.
Mekke’den kaçıp sahile yerleşen Ebû Cendel ve arkadaşlarının Kureyş kervanlarını zorlaması üzerine Kureyş, o ağır maddeyi kaldırmak için bizzat Peygamber’e başvurdu.
Verilen sözün bedeli ağır olmuştu, ama o söz tutulduğu için İslam’ın önü açıldı.
Bazen kazanmak için insanın canını acıtan fedakârlıklar gerekir.
Çok yakında yeni adresimizdeyiz: https://t.co/E29LnxGGlP 🎙️
Gündemi takip ediyor, analiz ediyor, sorguluyoruz. Söyleşiler, özel röportajlar, canlı yayınlar ve günün öne çıkan gelişmeleri çok yakında tek çatı altında buluşuyor.
Sitemiz yapım aşamasında. Bugüne kadar YouTube'da, X'te, TikTok'ta ve Facebook'ta bizi takip eden, destek veren herkese teşekkürler. Bu yolculuk çok yakında yeni adresinde devam edecek.
Doğru bilgi, net analiz, samimi sohbet... Adresi şimdiden kaydedin, takipte kalın!
#KonuşanAdam #konusanadam #ÇokYakında
Çobanlık Yapacak Adamları Hâkim Yapmışlar : Eyüp SARI
15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından yargıdan temizlenen FETÖ, devleti ele geçirmek için sistematik bir liyakat katliamı yapmıştı.
Örgüt üyesi eski hâkim Eyüp Sarı örneği bu tabloyu net şekilde ortaya koyuyor.
Adaleti dağıtmak ve hukuku korumak gibi en hassas görevler; cemaat referansından başka vasfı olmayan, çobanlık yapabilecek kapasitedeki isimlere teslim edildi.
Örgütün hücre evlerinde yetiştirilen, çalınan sorularla hak etmedikleri koltuklara oturtulan bu militanlar, Türk milletinin adalet duygusunu yıllarca hançerledi.
Meslek hayatları boyunca hukuka değil, Pensilvanya’dan gelen talimatlara biat ettiler.
Eyüp Sarı gibiler maskeleri düşüp
ihraç edildiğinde “Bizim için bir rüyaydı, uyandık” diyen militan, aslında “Biz çoban olacak adamlardık, hâkim olduk” demiş oluyor.
Videoda ise “Eve gittim, kurbanlık koyun gibi polisi bekledim” diyerek masumiyet imajı çizmeye çalışıyor.
Suçunu bilen herkesin kaçması gerekmez; bazıları delillerin yetersiz kalacağına güvenerek beklemeyi tercih eder. Ancak bu cümle de, “rüyadan uyandık” sözü gibi, örgütün klasik mağdur edebiyatı taktiklerinden başka bir şey değildir.
2 yıl Cezaevinde hapis sonrası Mersin/Mut’ta köyüne dönerek hayvancılığa başlaması da, örgütün liyakati nasıl ayaklar altına aldığını ve kimleri kritik makamlara getirdiğini göstermesi bakımından çarpıcıdır.
Somut itirafçı beyanları ve örgütsel bağları ortaya koyan delillerle yargılanan Eyüp Sarı’ya 6 yıl 8 ay hapis cezası verildi. Karar Yargıtay tarafından onanarak kesinleşti.
“FETÖ silahlı terör örgütü üyesi” olduğu hukuken tescillendi ve cezasının infazı için tekrar cezaevine girdi.
DEVLET, terör örgütü referansıyla kürsüye çıkanların elinden mührü geri aldı ve gasp ettikleri makamların hesabını sordu.
#asırlıkgece
Sayın Makine Mühendisi Sosyolog @hasankulunk ‘ün tarihsel analizi çok önemli.
⬇️⬇️⬇️
“TARİHE FARKLI BİR BAKIŞ
Tarih bir bakıma geçim/ticaret ve “ticaret yollarına” hakim olma mücadelelerinin hikâyesidir dersek fazla abartmış olmayız.
Erken çağları bir kenara bırakırsak, batıya yürüyüşümüzde çağ açan büyük fetih İstanbulun kurtarılması olmuştur. Fetih, dünya tarihinde ciddi bir dönüm noktası olmakla bir çok başlık altında sayısız değişikliklerin insanlığın hayatına dokunacağı bir içtimai hadise olarak tezahür etmiştir.
Bütün tarihçiler ve araştırmacılar neredeyse ittifak halinde İstanbulun el değiştirmesinin dünya ticaret yollarının işleyişinde ciddi sonuçları olduğunu, bu önemli ticaret yolunun Türklerin eline geçmesinin Avrupa ticaretini sıkıntıya soktuğunu ifade etmektedirler.
İstanbul üzerinden ticaret zora girince batılılar Kırım üzerinden yeni bir yol açtılar. Cenevizlilerin Karadeniz’in kıyılarındaki muhtelif limanlar üzerinden geliştirdiği ticari faaliyetler yoğunlaşınca Fatih 1475 yılında Gedik Ahmet Paşayı Kırım seferine gönderir, Kırım kurtarılır, Cenevizlerin hakimiyetleri biter ve Karadeniz Türk gölü olur. Kırım üzerinden yürütülen ticari faaliyetler de Türklerin kontrolüne girer.
Kırım yolunu da kaybeden Avrupa bu sefer güneye kayar deniz yolundan Kızıldeniz’in kuzeyine taşıdığı baharatları deve kervanları ile İskenderiye limanına, oradan da gemilerle Avrupa’ya taşımaya başlar. Böylece İstanbul ve Kırım yolunu kaybeden batılı tüccarlar üçüncü bir yol keşfetmiş olurlar ve ticaretlerini bu güzergahtan yürütmeğe başlarlar.
Bu süreci iyi okuyan Yavuz Sultan Selim han 1516 da başlayıp 1517 de tamamladığı Mısır seferiyle üçüncü kez dünya ticaret yoluna el koyar ve Türk’ün ticaret yollarına hakimiyetini yeniden hayata geçirir.
Kızıldeniz-İskenderiye güzergâhını kaybeden Batı başkentleri ve tacirleri bu sefer daha ciddi bir sıkıntıya ve arayışa girerler. Çeşitli araştırma ve seferler düzenleyerek batıya ve güneye giderek bir yandan Amerika kıtasını bir yandan da güney Afrika burnunu keşfeder ve uzak doğu-Avrupa ticaret yolunu Hint okyanusu-ümit burnu-Avrupa güzergâhında yeniden güvenli bir şekilde tesis ederler.
Bunun üzerine, Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1538-1553) Osmanlı İmparatorluğu'nun Portekizlileri Hint Okyanusu'ndan atmak, Baharat Yolu'nun kontrolünü ele geçirmek amacıyla dört büyük Hint Deniz Seferi düzenlenmiştir. Ama çeşitli sebeplerle bu seferler başarılı olamamış, batılı tacirlerin bulduğu/kurduğu dördüncü yolu kontrolümüze alamamış olduk. Bu seferden bize kalan Yemen, Eritre, Sudan ve Habeşistan'ın bazı bölgelerinin Osmanlı topraklarına katılması olmuştur.
Kanaatimizce Osmanlı’nın yükselişi ve dünya hakimiyeti iddiasının duraklaması Hind okyanusu seferlerimizin sonuçsuz kalmasıyla başlamıştır.
**********
Anadolu’da bağımsız bir merkez devlet olmanın olmazsa olmaz şartı güvenliktir. Anadolu’nun savunması/güvenliği dört tabii mevzi üzerinde sağlanır.
Bunlar:
Kuzeyde Kırım
Batıda Bosna
Doğuda Afganistan
Güneyde Yemen, Somali.
Bu dört mevzide etkili olmadığımız sürece Anadolu’da iki gözümüzü kapatıp uyumak şansımız yoktur. Bu gerçek Kanuni döneminde ne kadar gerçek idiyse bugün de aynı şekilde coğrafyamızın gerçeğidir. Bizi bu gerçeği idrak etmekten alı koymak isteyen çalışmaları iyi anlamak ve etkisizleştirmek zorundayız. Bunlar nelerdir derseniz cevabı buraya sığmayacak kadar uzundur, hatta bir enstitünün beş on yıllık mesaisini dolduracak kadar geniştir.
Burada şu kadarını söylemeliyim ki asırlarca dolaştığımız coğrafyalara boş beleş spor yapmaya gitmedik, kimsenin kaşına gözüne hayran olduğumuz için de gitmedik işin bir ucunda ticari kazançlar/ticaret yollarına hakim olmak, bir tarafında da bu hakimiyeti hem gittiğimiz yerlere hem de gidemediğimiz yerlere “adaleti götürmek” tüm insanlığa “insan gibi yaşama” konforunu sunma ideali vardır
@tevfikkadan@Halkiyatcilik@TanyeriMustafa@yunuserdolen@malikejder@faruk_uysal@ulkucuhareketr@VolkanOkcuoglu@FalayEmin@_Devletci_@MHP_Bilgi
GARANTİ BANKASI, İCRA DAİRELERİ VE YARGI: BELGELERDEKİ BU ÇELİŞKİLER NASIL AÇIKLANACAK?
GARANTİ BANKASI, İCRA DAİRELERİ VE YARGI: BELGELERDEKİ BU ÇELİŞKİLER NASIL AÇIKLANACAK?
1/ Garanti Bankası, Aralık 2017'de konut ve tüketici kredilerimi hukuka aykırı olduğunu ileri sürdüğüm işlemlerle takip hesaplarına aldı, kredi kartlarımı kapattı.
Oysa 6502 sayılı Kanun'un 28 ve 34. maddeleri, borcun tamamının muaccel kılınabilmesi için açık koşullar öngörüyor.
2/ Bankanın 1 Aralık 2017 tarihli ihtarnamesinde borcun ödenmesi için yalnızca 24 saat süre tanınmış!
Kanun ise en az 30 günlük muacceliyet uyarısı öngörüyor.
Üstelik ihtarnamenin tarafıma ulaşmadan iade edildiğini, ancak 2020'de açılan davada öğrendim.
Kaldı ki, muacceliyet ihtarnamesinde, muaccel hale gelmiş alacağını talep edebilir.
3/ Mayıs 2018'de hakkımda icra takipleri başlatıldı.
Konut kredisine ilişkin tebligat zarfında benim adım ve adresim, içindeki ödeme emrinde ise İlker Türk adlı başka bir kişinin bilgileri vardı!
24 Mayıs 2018'de itirazım UYAP'a kaydedildi.
4/ Banka vekili 1 Haziran 2018'de ödeme emrinin yeniden gönderilmesini istedi. Yani, takibe itiraz edildiğini öğrendi. Biliyorsunuz, bankalar basiretli tacirlerdir.
Buna rağmen 13 Haziran'da konutumda ekspertiz yapıldı, giderler ödendi ve taşınmaza İİK 150/c şerhi konuldu.
Takibin durdurulmasına ilişkin tensip zaptı ancak 21 Haziran'da düzenlendi. Oysaki, itirazın dosyaya girmesiyle takip kendiliğinden durmuş olur.
5/ Dosyada para olmasına rağmen, Banka'ya takibe itirazın tebliğ edilmediğini öğrenmem üzerine 3 Temmuz 2019'da masraflarını karşılayarak itirazlarımın bankaya tebliğini sağladım.
Buna rağmen banka vekili, 2020'de açtığı itirazın iptali davasında itirazımdan ancak Eylül 2020'de tesadüfen haberdar olduğunu ileri sürdü.
6/ Daha dikkat çekici olanı ise şu:
2018'de bana gönderilen, başka bir kişinin adını taşıyan ödeme emri yerine, icra dosyasının UYAP kayıtlarında Eylül 2020'de kaydedilmiş ve tarihi de o döneme ait, benim adıma düzenlenmiş farklı bir ödeme emri bulunuyordu.
Bu belge ne zaman, kim tarafından ve hangi işlemle oluşturuldu?
2018 tarihli asıl ödeme emri neden dosyada yoktu?
Ve neden ödeme emrinin tebligat zarfının fotokopisi vardı?
7/ Ankara 5. ve 12. İcra Müdürlükleri, Ankara 13.Tüketici Mahkemesi'ne itirazların bankaya tebliğine ilişkin belge bulunmadığını bildirdi.
Belgeleri sunmam üzerine ise her iki müdürlük de önceki resmî cevaplarının sehven hatalı olduğunu açıkladılar.
Banka vekilinin beyanlarıyla örtüşen iki hatalı resmî cevap!
8/ Ankara 13. Tüketici Mahkemesi, bir yıllık sürenin geçtiği gerekçesiyle bankanın davasını usülden reddetti. Ankara BAM 3. Hukuk Dairesi ise anlam verilemez şekilde kaldırdı.
Hakimi değişen Ankara 13.Tüketici Mahkemesi'nde yeniden görülen davada bilirkişinin Garanti Bankası'nın emekli şube müdürü olduğunu öğrendim.
İtirazlarıma rağmen banka lehine karar verildi; aleyhime icra inkâr tazminatına hükmedildi.
Ankara BAM 3. Hukuk Dairesi istinaf başvurumu da reddetti.
Sanki, dosyanın en başından itibaren mevcut olan hukuksuzlukları, bilgi ve belgeleri görmedikleri gibi mevzuattan da bihaber gibilerdi.
9/ Garanti Bankası aleyhine açtığım tazminat davası altıncı yılına yaklaşıyor. Bu paylaşımda yazdıklarım hususları inceleyecek her hukukçu, çok sayıda kusurlu işlem olduğunu görecek ve nasıl bu şekilde kararlar verilebildiğine şaşıracaklardır.
İşin esası, kanaatimce, birileri, açtığım tazminat davasının red ile sonuçlandırılmasını ve o davaya dayanak teşkil edebilecek bir başka kesin delilin oluşmasını engellemeye çalışıyor.
O dosyada da 3 yıllık süre içerisinde ve sürekli uzatmalarla üç farklı bilirkişi raporu hazırlandı ve Ankara 3.Tüketici Mahkemesi'nin Hakimesi'nin basireti ve dosyaya hakim olması sayesinde sonuca gidemediler. Bilirkişiler kim mi? Bir bilirkişilik derneğinin yönetim kurulunda ve denetim kurulunda yer aldığını açık kaynaklardan öğrendiğim isimler.
3 yıl önce Adalet Bakanlığı'ndan bir Hakimi atadırlar ve duruşmadan duruşmaya itirazın iptali davasının kesinleşip kesinleşmediğini sorarak zaman geçiriyorlar.
İcra personeli hakkındaki suç duyurumda ise şikâyet konusu müdürlüğün cevabına dayanılarak takipsizlik kararı verildi.
10/ SORUYORUM:
Muacceliyet koşulları, iade edilen ihtarname, farklı ödeme emirleri, UYAP kayıtları, sonradan düzeltilen resmî yazılar ve bilirkişinin geçmişteki banka görevi neden birlikte araştırılmıyor?
Bankaların taraf olduğu icra dosyalarınd
a, banka vekilleri, icra personeli ve bilirkişiler, hakimler arasında hukuka aykırı ilişkiler veya organize bir yapı bulunup bulunmadığı bağımsız biçimde incelenmelidir.
Bu bir suçluluk hükmü değil; belgelerle ortaya konulan çelişkilerin etkili biçimde soruşturulması talebidir.
HUKUK GÜVENLİĞİ YOKSA, HİÇBİR YURTTAŞ GÜVENDE DEĞİLDİR! @abakingurlek@adalet_bakanlik@HSKKurumsal@AbdullhAydgdu@HMYGrubu
@fatihza45781026 Hem Karpuzcu Hem de KARAKTERLİ olmak önemlidir.
FETÖ elebaşısı, takiyyeci ve inkarcı vatan haini Fetullah Gülen’in “Adil Öksüz’ü tanımıyorum, bilmiyorum” diye örgüt üyelerine gösterdiği KARAKTERSİZ OLUN öğretisinden mütevellit sizleri anlıyoruz.
FETÖ’den ihraç edilip sosyal medyada 'Siz hiç karpuzcu hâkim gördünüz mü?' akımıyla sempati toplamaya, mağdur rolü oynamaya çalışanlara tek soru:
Peki siz hiç bu FETÖ’nün kumpaslarıyla, soru hırsızlıklarıyla hakkı yenen, SAHTE RAPORLARLA kurulan tuzaklarla hayatı karartılan milyonlarca vatan evlatlarını gördünüz mü?
Aynı aileden isimlerin hâkim, savcı, zabıt katibi, polis yapılıp devletin kılcal kadrolarına örgüt stratejisiyle yerleştirildiği gerçeği ortadayken; kamu vicdanı bu organize algı oyunlarını değil, gerçek mağdurları unutmaz !
#adalet #kumpas #asırlıkgece
YAZDIKLARININ SUÇ OLDUĞUNU DAHİ BİLMEYENLERİ, KARPUZCULARI VAKTİ ZAMANINDA AĞIR CEZA HAKİMİ YAPMIŞLAR…
Mehmet KÖROĞLU, FETÖ’den ihraç karpuzcu eski bir hakim…
Yargıtay tarafından onanan ve kesinleşen 6 yıl 8 ay hapis cezasıyla “FETÖ silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan mahkûm olan Almanya’ya firar eden Eyüp Sarı’yı övüyor.
Karpuzcu Eski Hakim Köroğlu’nun kendi postunda kullandığı dil nettir.
Bu cümleler eleştiri değil; kesinleşmiş mahkûmiyeti olan, cezasını tamamlamadan kaçmış birini “zeki ve seviyeli” diye övme, eleştirileri kıskançlığa indirgeme ve firar sonrası yoluna devam etmesini teşvik etme çabasıdır.
FETÖ üyeliğinden kesin hüküm giymiş bir firariye hâlâ “hakim bey” demesi ve zekâsını övmesi, o hükmü tanımadığını ve firariyi yücelttiğini gösterir.
Şu an yurtdışında bulunan bu firariye eski unvanıyla hitap etmek, “zekâ ve seviyesini” yüceltmek, eleştirenleri “kıskanıyor” diye küçümsemek ve “bildiğin yolda yürü” diye moral vermek; firari bir terör örgütü üyesini övmektir.
@adalet_bakanlik@TEMDairesi@iletisim@burhanduran@abakingurlek@mustafaciftcitr
Çobanlık Yapacak Adamları Hâkim Yapmışlar : Eyüp SARI
15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından yargıdan temizlenen FETÖ, devleti ele geçirmek için sistematik bir liyakat katliamı yapmıştı.
Örgüt üyesi eski hâkim Eyüp Sarı örneği bu tabloyu net şekilde ortaya koyuyor.
Adaleti dağıtmak ve hukuku korumak gibi en hassas görevler; cemaat referansından başka vasfı olmayan, çobanlık yapabilecek kapasitedeki isimlere teslim edildi.
Örgütün hücre evlerinde yetiştirilen, çalınan sorularla hak etmedikleri koltuklara oturtulan bu militanlar, Türk milletinin adalet duygusunu yıllarca hançerledi.
Meslek hayatları boyunca hukuka değil, Pensilvanya’dan gelen talimatlara biat ettiler.
Eyüp Sarı gibiler maskeleri düşüp
ihraç edildiğinde “Bizim için bir rüyaydı, uyandık” diyen militan, aslında “Biz çoban olacak adamlardık, hâkim olduk” demiş oluyor.
Videoda ise “Eve gittim, kurbanlık koyun gibi polisi bekledim” diyerek masumiyet imajı çizmeye çalışıyor.
Suçunu bilen herkesin kaçması gerekmez; bazıları delillerin yetersiz kalacağına güvenerek beklemeyi tercih eder. Ancak bu cümle de, “rüyadan uyandık” sözü gibi, örgütün klasik mağdur edebiyatı taktiklerinden başka bir şey değildir.
2 yıl Cezaevinde hapis sonrası Mersin/Mut’ta köyüne dönerek hayvancılığa başlaması da, örgütün liyakati nasıl ayaklar altına aldığını ve kimleri kritik makamlara getirdiğini göstermesi bakımından çarpıcıdır.
Somut itirafçı beyanları ve örgütsel bağları ortaya koyan delillerle yargılanan Eyüp Sarı’ya 6 yıl 8 ay hapis cezası verildi. Karar Yargıtay tarafından onanarak kesinleşti.
“FETÖ silahlı terör örgütü üyesi” olduğu hukuken tescillendi ve cezasının infazı için tekrar cezaevine girdi.
DEVLET, terör örgütü referansıyla kürsüye çıkanların elinden mührü geri aldı ve gasp ettikleri makamların hesabını sordu.
#asırlıkgece
@turkopol1282 Adamların örgüt kibri devam ediyor, kendilerini halen hakim, savcı, polis zannediyor.
Tenhada fırsat bulduklarında hepinizi tutuklayacağız, yargılayacağız diye tehdit ediyor.
@RasimOzan_K ROK kardeş, algı yapmayı bırak .
Sanki kendin aramış, rahatça konuşmuş, sorular sormuş gibi anlatman yazının sonuna da T.A. yazman gerçekten çok ilginç olmuş…