Üniversitelerde fakülte sınırlarını yeniden düşünmenin zamanı geldi mi?
University of Birmingham, 2027’den itibaren akademik yapısını üç büyük Fakülte altında yeniden örgütlemeye hazırlanıyor: Arts, Humanities & Social Sciences; Health, Medicine & Life Sciences; Science & Engineering.
İlk bakışta mesele idari görünüyor: Çok sayıda akademik birimi üç büyük çatı altında toplamak. Fakat bence asıl tartışılması gereken dekanlık sayısından ziyade “disiplinlerarasılık”.
Çünkü günümüzün temel araştırma problemleri artık fakülte sınırlarına uymuyor.
İklim değişikliği yalnızca çevre bilimlerinin; enerji güvenliği yalnızca mühendisliğin; göç yalnızca sosyal bilimlerin; yapay zekâ yalnızca bilgisayar mühendisliğinin konusu değil. Bunların her biri sosyal bilimlerden mühendisliğe, hukuktan ekonomiye, sağlık bilimlerinden veri bilimine uzanan araştırma problemleri.
Buna karşılık üniversitelerimizi hâlâ büyük ölçüde disiplin → bölüm → fakülte mantığıyla örgütlüyoruz. Bu yapı akademik uzmanlaşmayı koruyor; fakat aynı zamanda disiplinler arasında kurumsal duvarlar inşa ediyor.
O halde Birmingham örneğinden hareketle Türkiye için sorulması gereken soru belki de “12 fakülteyi 3 fakülteye indirelim mi?” yerine “Fakülte ve bölüm sınırlarının disiplinlerarası araştırmanın önünde engel oluşturmasını nasıl önleyebiliriz?” olmalı.
Belki de geleceğin araştırma üniversitesinde iki organizasyon aynı anda çalışmalı:
Dikey yapı: Disiplin → Bölüm → Fakülte
Yatay yapı: Sorun/Problem → Araştırma Kümesi → Araştırma Enstitüsü
Böylece bir akademisyenin eğitimdeki kurumsal bağı Uluslararası İlişkiler Bölümü olabilirken; araştırmada iklim güvenliği, enerji, göç, yapay zekâ yönetişimi veya Karadeniz çalışmaları gibi disiplinlerarası bir araştırma kümesinin parçası olabilir.
Bu durumda büyük Fakülte yapılanmasının amacı daha az sayıda dekan olmasından ziyade; disiplinler arasındaki duvarları daha geçirgen hale getirmek olur.
Türkiye’deki üniversiteler açısından tartışmaya değer asıl mesele de bence burada:
Üniversitelerimizi disiplinlere göre mi, yoksa çözmeye çalıştığımız problemlere göre mi örgütlemeliyiz?
Belki de cevap, her ikisini aynı anda mümkün kılan yeni bir akademik mimaridir.
She is both a psychopath and a manipulator. How could she do something like this to her own daughter? 💔
It will break your heart to find out that this movie was inspired by terrifying true life events... 🎬🎥
“Allah kâinatı 13 milyar yıl önce yarattı, sonra din göndermek için bekledi” deniyor. Zamanı yaratan Allah için “beklemek” ne anlama gelir? Görelilikte zaman mutlak değildir; ışığın öz-zamanı sıfırdır. İslam teolojisinde de Allah zaman ve mekândan münezzehtir. #zamandanmünezzeh
TÜBİTAK ULAKBİM, üniversite e-posta hesabına sahip tüm araştırmacılar ve akademisyenler için veri güvenliğini merkeze alan iki yeni yerli hizmeti kullanıma sundu.
Özellikle araştırma çıktıları, büyük veri setleri ve telif/gizlilik içeren akademik belgelerle çalışan herkesin iş akışını doğrudan kolaylaştıracak bu iki aracı özetlemek gerekirse:
🔹 1. ULAKPaylaş (https://t.co/wp6KDjKJ4N)
Büyük Dosya Paylaşımı: E-posta kotalarına takılmadan yüksek boyutlu verileri, hesaplama ve analiz çıktılarını güvenli bir ulusal altyapı üzerinden paylaşma imkânı.
Kurumsal Erişim: Üniversite kurumsal hesaplarıyla doğrudan ve kontrollü erişim.
🔹 2. ULAKPDF (https://t.co/GuHQAbh4BO)
Sıfır Sunucu Yüklemesi: PDF birleştirme, bölme ve sıkıştırma işlemleri tamamen tarayıcı üzerinde (istemci tarafında) gerçekleştiriliyor.
Maksimum Veri Güvenliği: Belgeler üçüncü taraf harici sunuculara yüklenmediği için hakemlik taslakları, patent metinleri, sözleşmeler ve kişisel veriler tamamen yerel ortamınızda güvende kalıyor.
Akademik ekosistemde üçüncü taraf araçların yarattığı veri gizliliği risklerine karşı yerli ve güvenilir bir kurumsal alternatif olması açısından oldukça kıymetli bir adım.
Emeği geçen tüm TÜBİTAK ULAKBİM ekibine teşekkürler.
#TÜBİTAK #ULAKBİM #Akademi #Araştırma #VeriGüvenliği #Yükseköğretim #Bilim
Şebnem Ferah’a verilen reaksiyonu sadece ‘müzik zevki’ sanıyorsanız mevzuyu kaçırıyorsunuz.
İnsanlar sadece bir rock sanatçısına bilet almıyor. Kendi gençliğine, kaybettiği ülkeye, artık var olmayan bir atmosfere dokunmaya çalışıyor.
Bir dönem üniversite şenlikleri vardı bu ülkede. Gerçekten vardı. Öğrenci dediğin şey AVM’de story çekip kahve zincirinde oturan bir müşteri profili değildi sadece. Çimlerde saatlerce oturulurdu. Vega çıkardı. Şebnem Ferah çıkardı. Mor ve Ötesi çıkardı. İnsanlar birbirine benzemeden aynı yerde durabiliyordu.
Ve en önemlisi, herkes bu kadar öfkeli değildi.
Şimdi daha çok Z kuşağı, ‘Şebnem kim ya’, ‘vasat rockstar’ falan yazıyor. Yazabilir. Zevk meselesi. Kimse herkes aynı şeyi sevsin demiyor zaten. Ama bazı yorumlarda korkunç bir tarih yoksunluğu var. İnsan kendi yaşamadığı dönemin duygusunu küçümsememeli. Çünkü bazen cehalet, fikir sahibi olmak değil; bağlamdan habersiz özgüven oluyor.
Arkadaşlar, muhtemelen çoğunuz müziğe Spotify algoritmasıyla doğdunuz. Biz bir şarkının klibini görmek için saatlerce power, mtv falan açık bekliyorduk. Siz her şeye sınırsız erişimle büyüdünüz ama hiçbir şeye tam bağlanamadan büyüdünüz. Aradaki fark bu.
Bir de şu var. O dönem insanlar birbirini sürekli politik kimlik etiketiyle tartmıyordu. Şimdi bir sanatçının söylediği bir selam, ettiği bir cümle yüzünden komple insan silmeye çalışılıyor. Herkes birbirine savcı gibi davranıyor. Sürekli bir linç mahkemesi kuruluyor. Bu konuda bile ve bu çok yoruuc maalesef:)
Bu yüzden Şebnem Ferah’a olan ilgi sadece nostalji değil. İnsanların ‘normal’ hissedebildiği son dönemlerden birine duyduğu özlem. Tıpkıı Çilekeş'de olduğu gibi. Ama tabi ki ve tabi ki Şebnem'in sesini, müziğini, performansını, hep bi ağızdan o şarkıları söylemeyi özledik. Mevzuyu basitleştirmeyim :)
Ama kötü haber de şu ki, bazı şeyler geri gelmiyor. Mesele sadece bir konser hiçbir zaman değil. Ülkenin ruh hali değişti. Kampüs kültürü gitti. Ucuz konserler gitti. Bir arada yaşama refleksi gitti. Genç olmanın o hafif yanı gitti.
Şimdi geriye dönüp bunu anlatınca bazı insanların anlamaması çok normal. Çünkü insan hiç yaşamadığı bir kaybın yasını tutamaz. 🥲
@BorsaSwap @Drmbatsever @adem_b123@Saruhanmufit Neden zorunlu olsun? Benim çalıştığım üniversitede alanımda yüksek lisans ya da doktora yok nasıl yapacağım. Ben şöyle bir durumdayken kadroda olmayanlar nasıl yapsın bunu.