Oğuzhan Uğur'un gözaltına alınma videosunun da, saç protezi olmadan görüntülendiği videosunun da basına servis edilmesi ne komik, ne de hak edilmiş bir durum. Hem özel hayatın gizliliğine hem de bedensel mahremiyete saldırı. Kişileri bakılabilir ve gülünebilir bir nesne haline sokma gündemdeki tayt konusundan da belli ki her an herkesin başına gelebilecek bir teşhir cezası. Makbul bulunmayan bireyin susturulduğu, teşhir edildiği, cezalandırıldığı, ötelendiği korkunç günler bunlar.
Genç arkadaş röportajında fotoğraf çetirmek istemedim, hızlıca sahneden inmek istedim diyor. 2 ay sonra alırsın o zaman diplomanı dedi, korktum diyor. Yani sahnede ısrar edip diplomasını almak için uğraşmasa, bu olaydan haberimiz olmasa bir bahane ile diplomasını da iptal etmeye çalışırlar mıydı? Takdir sizin. Bu gençler bu düzende iş ve geçim derdine girecekler şimdi. Bu sadece diploma fotoğraf meselesi değil.
Fit biriyseniz, kilonuzla dalga geçilse "Ne diyo bu salak" deyip hayatınıza devam edersiniz. Başkaları da gülmez zaten, esprinin ne olduğunu anlamazlar.
Ama gerçekten kilonuzu takıyor ve bundan dolayı beğenilmediğinizi düşünüyorsanız, işler değişir.
Politik mizah da o hesap.
A woman asked an elderly man, "How much do you sell these eggs for?"
The old man replied, "50 cents per egg, lady."
The woman said, "I’ll take 6 eggs for $2.50, or I won’t buy any."
The old seller answered, "You can pay whatever you want. It’s fine. I haven’t sold a single egg today, and I need to sell everything to feed my family."
She bought the eggs at her price, feeling like she had won.
Later, she got into her nice car and went to a fancy restaurant with her boyfriend. They ordered what they wanted, ate a little, and left most of it.
The bill came to €180, and the woman left €200, telling the owner it was a tip.
For the chef of a luxury restaurant, this might seem normal, but for the egg seller, it seems unfair.
The question is:
Why do we always feel the need to show power over a poor seller when we buy from them, yet we are so generous to those who don’t need our help?
I once read something that stayed with me:
“My father would buy goods from the poor at high prices, even when he didn’t need them. He would sometimes pay more than the asking price. I asked him why, and he said, ‘This is charity wrapped in dignity, my daughter.’”
I know most of you might not share this story, but if you’re one of the few who took the time to read it, please consider sharing it. Maybe you’re planting a good seed for someone to see.
“Söylenecek söz yok” yok mu? Milli Eğitim Bakan yardımcısı olarak söyleyecek bir şeyiniz yoksa o zaman istifa etmeniz gerekmez mi? Söyleyecek sözü, yapacak işi olan otursun o makama.
Yazmayayım, ne nedir belli, işime gücüme bakayım diyorum ama gönlüm razı gelmiyor.
Komplo teorileri ne yazık ki gerçeği bulandırıyor, gerçek ve yaygın, her gün burnumuzun dibinde olan kötülük ile mücadeleyi zorlaştırıyor.
Olayların arkasında şeytan, ritüel, ayin komplo falan aramanıza gerek yok.
Dünyanın başarılı, zengin, ayrıcalıklı, nüfuzlu kesiminden bir sürü insanın kendi çıkarları ve keyifleri uğruna binlerce çocuğu ve kadını istismar etmiş olmaları, ya da bu yapılırken önemsememiş olmaları yeterince kötü. Bu yeterince kötü.
Epstein’ın 2006-2007’de çocuklara ve kadınlara cinsel saldırıdan hüküm giymiş ve hapse girmiş çıkmış biri olduğunu bildikleri halde (bu ilk soruşturmada 34 çocuğun saldırıya uğradığına dair somut bilgi var) bu adamla işe, güce, ahbaplığa devam etmiş “saygın, elit, güçlü” insanların olması yeterince kötü değil mi?
Epstein 90 lı yıllardan beri binlerce çocuğu, kadını istismar etmiş ve bunu bilen ve durdurabilecek güçte yüzlerce, binlerce insan varmış ve hiçbiri durdurmamış. Aksine çıkar ve güç ilişkileri içinde durumu idare etmiş, göz yummuş, yeri gelmiş onlar da istismar etmiş.
Epstein para ve iş konuşmak, birilerini zengin etmek, birilerine karşı bilgi toplamak, biri adına casusluk yapmak, birilerini birilerine bağlamak, insider info, manipülasyon vb. gibi en klasik iş ve derin devlet dünyası aracılık işlerini yaparken insanları etkilemek için partiler, davetler, bağışlar, etkinlikler, şovlar, lüks, ihtişam gibi en klasik pazarlama araçlarını kullanmış ve bütün bu sistemin yapıştırıcısı olarak da çocuk ve kadın istismarını kullanmış. Akıllı, nüfuzlu, güçlü, makam mevki sahibi insanlar da buna iştirak etmiş.
Bu yeterince kötü. Komplo teorisiz yeterince kötü.
Gerçek yeterince basit ve kötü. Bazı insanlar kötüdür, bazıları kötülüğe meyillidir, güç ve kendi arzu doyumları uğruna başkalarını önemsemezler, grup dinamikleri bunu kolaylaştırır, yanlış kolayca normalleşir, kanıksanır, sistemde fren olmak zorundadır. O fren de sensin, benim.
Bir vatandaşın, “put seveni sevmeyiz” diyen şahısa verdiği cevap:
“Ben şahsen Anıtkabir’e gidip bez bağlayan ev, araba, eş, okul isteyen birini görmedim. O yüzden put değil anıttır, ışıktır, bilimdir, dehadır.
Tapmayız anarız.”
O kadar doğru anlatmış ki ağzına yüreğine sağlık kardeşim.
Storytelling’de, yani hikaye anlatıcılığında retoriğin üç bileşeni var: ethos, pathos, logos. Ethos anlatıcının kredibilitesi, pathos duygulara ve duyulara hitap etmesi, logos ise bilgi aktarımı.
Bu çalışmada Alperen Şengün’ün kredibilitesine İstanbul’un yeme içme kültür dünyasına dair bilgiler duygu ve duyusal imgeler ile ancak böylesine güçlü bir şekilde anlatılabilirdi. Hikaye anlatıcılığı ve kültür temsilciliği de tam olarak budur, İstanbul da budur, bütün ideolojik yapılandırma çalışmalarınıza rağmen İstanbul’un kültür dünyası budur.
Bütün renkleri ve karmaşıklığı ile “tarrakası meşhur” canım İstanbul’um ya 🥹 Alperen Şengün de çok sempatik, çok izlenesi 😍 Tebrikler, nefis iş 😌🌱
Önemli Not: İstanbul’un 3 kere seçilmiş meşru başkanı İmamoğlu’nu serbest bırakın.
İtalya’nın Ascoli Piceno kasabasında 1529'da yazılmış, Latince bir duvar yazısı.
• Yapabilen istemiyor,
• İsteyen yapamıyor,
• Bilen yapmıyor,
• Yapan bilmiyor ve
• Dünya böyle kötüye gidiyor.