Miçotakis, kendi basını tarafından eleştirilince bugünkü toplantıya bir omzu düşük şekilde giriş yapmak istedi.
Miçotakis’in yürüyüşü, Kemal Sunal’ın “Sahte Kabadayı” filmindeki rolüne benzetildi.
🇹🇷 Kıbrıs Girit Olmasın
Dr. Cihat Yaycı:
“Bugün herkesin hafızasına kazınması gereken bir tarihî ders vardır: Kıbrıs, Girit olmasın.
Neden bunu söylüyorum?
Çünkü 1890’lı yıllarda Yunanistan, Girit’te isyanlar çıkardı. Ardından 1897 yılında Girit’e asker çıkardı.
Bunun üzerine Sultan II. Abdülhamid, Osmanlı Ordusu’nu harekete geçirdi. 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nda ordumuz Yunan kuvvetlerini ezip geçti ve Atina kapılarına kadar ulaştı. Askerî bakımdan tartışmasız bir zafer kazanıldı. Hatta birçok tarihçiye göre Osmanlı Devleti’nin son dönemindeki en kesin askerî zaferlerden biridir.
İşte tarihimizi çok iyi bilmek zorundayız.
Peki sonra ne oldu?
Fransa, İngiltere, Rusya, Almanya, İtalya ve Avusturya-Macaristan devreye girdi. Büyük devletlerin baskısıyla Osmanlı ile Yunanistan masaya oturtuldu ve 1897 İstanbul Antlaşması yapıldı.
Savaş neden yapılmıştı?
Girit’in özerkleşmesini önlemek için.
Ama masada ne oldu?
Zafer kazanan Osmanlı Devleti, Girit’e özerklik verilmesini kabul etmek zorunda bırakıldı. Böylece Muhtar Girit Devleti kuruldu. Başına da Yunan Kralı’nın oğlu Prens George getirildi.
Sonuç ne oldu?
1913 Balkan Savaşı’nın ardından Girit tamamen Yunanistan’a bırakıldı.
Yani savaş meydanında kazandığımız Girit’i, diplomasi masasında kaybettik.
İşte bu yüzden diyorum ki:
Kıbrıs, Girit olmasın.
Bugün yaşanan gelişmelere dikkat edin.
18 Haziran’da Avrupa Parlamentosu raporu yayımlandı.
Ardından Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs konusunda yeni çözüm arayışları gündeme geldi.
Hemen sonrasında Amerikan Kongresi’nde Michael Rubin konuştu.
Dikkat edin…
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti demiyor.
“Kuzey Kıbrıs” bile demiyor.
Sürekli “Occupied Cyprus” (İşgal Altındaki Kıbrıs) ifadesini kullanıyor.
Geçen yıl söylemiştim.
“Kıbrıs’ta bir karışıklık çıkarmaya çalışacaklar.” demiştim.
Şimdi de NATO Zirvesi’ni işaret ederek, “Kıbrıs meselesini NATO gündemine taşıyın.” çağrısı yapıyor.
Bir taraftan Birleşmiş Milletler üzerinden NATO’nun garantörlüğü tartışılıyor.
Diğer taraftan Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’taki askerî varlığı hedef gösteriliyor ve meşru varlığımız gayrimeşru gösterilmeye çalışılıyor.
Aynı dönemde İsrail hükümeti adına yapılan açıklamalarda, “Kuzey Kıbrıs sadece Yunanistan’ın ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin değil, bizim de meselemizdir.” deniliyor.
Yetmiyor…
PKK elebaşlarından Duran Kalkan da “Dana’nın kuyruğu Kıbrıs’ta kopacak.” ifadesini kullanıyor.
Şimdi bütün bu gelişmeleri yan yana koyun.
Avrupa Parlamentosu…
Birleşmiş Milletler…
NATO tartışmaları…
Amerikan Kongresi…
İsrail’in açıklamaları…
PKK’nın söylemleri…
Bunların hiçbirini birbirinden bağımsız değerlendiremezsiniz.
Bunların hepsi aynı büyük resmin parçalarıdır.
Onun için tarih bize sadece geçmişi anlatmaz.
Gelecekte yapılacak hataları da önceden gösterir.
Girit’in hikâyesi tekrar yaşanmamalıdır.
Kıbrıs, Girit olmamalıdır.
Tutuklu yargılanan Ekrem İmamoğlu, Mahkeme başkanının 9 Temmuz’un mahkeme için son tarih demesi sonrasında:
• "Neden 9 Temmuz ısrarı? Bu ani kararın sebebi ne? 3 eylemi olan sanıklar bir tam gün savunma yaparken, 142 eylemden suçladıkları Ekrem İmamoğlu’nun savunması neden kısıtlanıyor? Bu soruların yanıtı yok. 9 Temmuz sonrası Türkiye’de ne olacak?
• 6 Temmuz Pazartesi günü hem sözde casusluk hem de diploma davasında iki ayrı mahkemede yargılamam var. İBB Davası’nın hakimi ise aynı gün benim İBB Davası’nda savunma yapmamı istiyor.
• Üstelik daha önce en son savunma yapmamı kabul ettiği halde. Bir insan aynı gün 3 ayrı mahkemede savunmaya zorlanmasının insani bir yönü yok. 110 gündür süren dava sürecinin sonlarına gelmişken Mahkeme Başkanı'nın 9 Temmuz’da duruşmayı sonlandırma ısrarı düşündürücüdür.
Timur Soykan: "Mansur Yavaş'ın projeleri onaylanmadı değil mi? Mansur Yavaş'ın bütün başvurularına bir imza atılmadı ki projesini uygulayabilsin.
Mansur Yavaş sürekli hedef alındı değil mi? Erdoğan tarafından, iktidar tarafından.
Şimdi Mansur Yavaş bir açıklama yaptı, diyor ki 'yıllardır özlemini çektiğimiz koordinasyonla çalıştık'
Niye? Trump gelecek Mansur Başkan lazım.
Trump geleceği zaman 'aman başkan yetiş' derler. O zaman koordinasyon kuralım derler, birlikte çalışalım derler. Halk için yapmazlar halkın ne önemi var ya biz onları paravanla örtüyoruz zaten"
Ahmet Minguzziyi öldüren 4 Kürt katilden ikisine Kürt Kökenli Karslı Avukat tarafından engelli raporu alındı. Katillerden ikisi ceza almıyor. Diğer iki katil sözde 24 yıl alıyor. Sonra bu süre düşüyor. Kimseyi öldürmeyen Arda ise 75 yıl ceza alıyor. Çünkü arkası yok ve Türk
Ağaç kovuğundan çıkmadık, gökten zembille inmedik.
Tesadüfen olmadık, toplamayla oluşmadık.
Tarihte Türk’tük, halde Türk’üz, istikbalde de Türk olacağız.
🇹🇷 Cihat Yaycı:
Avrupa Parlamentosu raporunun özeti şudur:
Türkiye’ye “Bağımsız bir devlet gibi davranmayacaksın.” diyorlar.
İç hukukuna, yargına, güvenlik politikanıza, Kıbrıs’a, Mavi Vatan’a, Libya Mutabakatı’na, Patrikhane’ye, Ruhban Okulu’na, Ayasofya’ya karışıyorlar.
Ama Batı Trakya’ya gelince:
“Bu benim iç işim, sen karışamazsın.”
Yani kendilerine gelince iç işlerine müdahale yok; Türkiye’ye gelince her şeye müdahale var.
Bu rapor sıradan bir ilerleme raporu değil; AB’nin nasıl bir Türkiye istediğini gösteren siyasi bir belgedir.
Yayının tümü👇
https://t.co/W84gpdUCKK
Ümit Özdağ, ‘KKTC’de Rumlara taviz verirsek AB bize vize verir.’ diyenlere seslendi:
• Vize kolaylığı falan istemiyoruz kardeşim. Vizeniz de sizin olsun!
• Biz, Kıbrıs’ta bir Türk devletinin var olmaya devam etmesini istiyoruz.
• KKTC’den vazgeçen, Mavi Vatan’dan vazgeçer. Mavi Vatan’dan vazgeçen, vatandan vazgeçer.
Milli Mücadele sırasında çıkan isyanlar. Bunların çoğu saray tarafından desteklendi ve pek çok askerin şehit olmasına sebep oldu.
Yani saltanat yıkılırken Türk askerinin kanını döktü ve kurtuluşu en az bir yıl geciktirdi.
TÜRK NEREDE?!
Gazeteci Banu Avar:
"-Ön plandaki siyasetçiler "Ben Türk değilim" diyor.
-Ön plandaki sanatçılar "Ben Türk değilim" diyor.
-Ön plandaki iş adamları ve zenginler Türk olmadıklarını açıklıyorlar.
Üstelik bu alanlar Türkler'e kapatılmış durumda.
*Siyasetçi olmaya kalksa engellenir!
*Sanatçı olsa kimse adını anmaz.
*İş insanıı olsa batırılır.
Peki Türk nerede?
-Türk oy veriyor.
-Türk asker olup ölüyor.
-Türk polis olup ölüyor.
-Türk tarlada ürünüyle aç kalıyor.
-Türk fabrikada işçi,
-Türk dairede memur.
Aynı Osmanlı'ya dönmüşüz!
Sonra biz bunları söyleyip "Uyan Türk!" deyince "Türkçüler ırkçı" diyorlar!
Oysa Türk olmayanların ırkçılığından, Türkçüler'e ırkçılık yapma imkanı kalmamış ki, Türk ırkçılık yapsın!
Bütün köşe başları tutulmuş. Türkiye'de asıl ırkçılığı Türk olmayanlar yapıyor!"
NATO Zirvesi öncesinde Türkiye’ye yönelik emrivakiler peş peşe geliyor. Önce Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun eylül ayında açılacağı haberi Yunan basınında yer aldı. Günlerce tartışıldı, büyük yankı uyandırdı ancak Ankara’dan tatmin edici bir açıklama gelmedi.
Şimdi ise Kıbrıs’ta yeni bir çözüm süreci hazırlığının işaretlerini yine Rum basınından öğreniyoruz. Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Politis gazetesinde yer alan haberlere göre BM Genel Sekreteri Guterres ve temsilcisi Holguin, 2017 Crans Montana sonrasında üçüncü kez adayı federasyon eksenine sürükleyecek yeni bir formül üzerinde çalışıyor.
Asıl dikkat çekici olan ise zamanlamadır. ABD, İsrail, Yunanistan ve GKRY son yıllarda Doğu Akdeniz’de Türkiye aleyhine askeri, diplomatik ve enerji merkezli girişimlerini kesintisiz sürdürürken, tam da böyle bir dönemde yeni bir 5+1 formülünün gündeme gelmesi tesadüfle açıklanamaz. Daha da önemlisi, eğer doğruysa, Ankara’nın bu girişime kapalı olmadığı yönündeki haberlerin yine Rum ve Yunan medyasında yer almasıdır.
Ne yazık ki son dönemde Türkiye’yi ilgilendiren birçok kritik gelişmeyi kendi devlet kurumlarımızdan değil, Atina ve Lefkoşa basınından öğrenir hâle geldik. (2017 Crans Montana zirvesinde Ankara'nın adadan asker çekmeyi kabul ettiğini de Rum basınından öğrenmiştik.)
28 Şubat 2026’da başlayan İran-İsrail-ABD savaşında yaşananlardan ders almayanlar, 2004 Annan Planı ve 2017 Crans Montana süreçlerinde yapılan hataları tekrarlamaya çalışanlar, kısa vadeli çıkarlar uğruna geleceğimizi karanlığa gömmek isteyenlerdir. Bunun adı diplomasi veya müzakere değildir.
Bu süreç, Türkiye’nin son yıllarda AB, NATO ve ABD ile ilişkilerinde izlediği politikalardan bağımsız da değerlendirilemez. Ankara, jeopolitik açıdan son derece önemli bazı konularda karşı taraftan somut ve bağlayıcı kazanımlar elde etmeden sürekli yeni beklentiler üretmektedir.
SAFE, Gümrük Birliği, vize serbestisi, üyelik perspektifi ve savunma iş birliği başlıkları sürekli gündemde tutulurken Türkiye’den yeni tavizler talep edilmektedir. Bu arada 7 Haziran 2026 tarihinde Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen küstah Türkiye Raporu’nda Mavi Vatan ve KKTC’nin ağır eleştirilerle hedef tahtasına oturtulduğunu; aynı günlerde Türkiye aleyhinde Amerikan Kongresinden de Doğu Akdeniz ve Kıbrıs'ı IMEC'in (Hindistan, Oratdoğu Avrupa Ekonomik Koridoru) deniz kapısı hâline getiren ABD-Yunanistan-GKRY-İsrail ortaklığını kalıcılaştıran Türkiye'nin deniz jeopolitiğini hedef alan Eastern Mediterranean Gateway yasa tasarısının da onaylandığını hatırlatalım.
Finansal baskı altında bulunan, her geçen gün büyüyen dış borç stokunu yeni borçlarla çevirmeye çalışan ve ekonomik kırılganlık yaşayan ülkemizin, masada vermeyeceği tavizleri vermeye zorlanabildiğine dair örnekler tarihimizde mevcuttur.
Rum basınına yansıyan bilgiler doğruysa masadaki teklif son derece tehlikelidir. Maraş, Güzelyurt ve Mesarya’nın bir bölümünün verilmesi, Türk askerinin zaman içinde çekilmesi, etkin ve fiilî garantörlüğün aşındırılması, adanın NATO şemsiyesi altında yeniden yapılandırılması ve Türkiye’nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması gibi başlıklar konuşulmaktadır. Buna karşılık siyasi eşitlik, etkin katılım, ortak devlet, doğrudan ticaret ve benzeri vaatler sunulmaktadır.
40 köyün, bir ilçenin ve üç belediyenin Rumlara verilerek en az 100 bin insanımızın yurdundan edilmesine, KKTC topraklarının beşte birinin ve daha da önemlisi sulu tarım yapılan en verimli arazilerin, ayrıca yer altı su kaynaklarının büyük bölümünün Rum yönetimine bırakılmasına kim evet diyebilir?
Daha da önemlisi mesele yalnızca KKTC’nin kendisi değildir. Türkiye’nin deniz jeopolitiğinin ileri kalesi KKTC’dir. Doğu Akdeniz Mavi Vatan’ın amiral gemisi ise onun amiral karargâhı da KKTC’dir. Adadaki varlığımız, donanmamızın yarattığı caydırıcılığa eşdeğer stratejik bir caydırıcılık üretmektedir. KKTC’nin bağımsız varlığına halel getirecek, adadaki Türk askerinin geri çekilmesine yol açacak girişimler müzakere konusu değil, gündem konusu dahi olmamalıdır. KKTC’nin yalnızca Türkiye tarafından tanınması, bu tür süreçleri savunanların gerekçesi olamaz. Zira bunun anlamı, Anadolu’nun güneyden çevrelenmesine kendi irademizle onay vermektir.
KKTC yalnızca bir ada parçası değil, Türk dünyasının tek ada devleti, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki ileri karakolu, güvenlik kuşağı ve stratejik derinliğidir. Kuzey Kıbrıs olmadan Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de kalıcı jeopolitik üstünlük kurması, deniz yetki alanlarını koruması, Kızıldeniz ve ötesine güç aktarımı yapması ve Mavi Vatan doktrinini sürdürülebilir kılması mümkün değildir.
KKTC’nin bağımsız egemen varlığı ve adadaki Türk askeri mevcudiyeti, Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı ve deniz yetki alanlarımızın korunmasının yanı sıra bölgedeki ticaret yollarının güvenliği ve Anadolu’nun güneyden savunulması açısından da kritik önemdedir.
KKTC, Türkiye için yalnızca bir dış politika konusu değil, doğrudan ulusal güvenlik, deniz jeopolitiği ve stratejik derinlik önceliğidir.
Bu nedenle bir yandan Mavi Vatan tatbikatları ve Mavi Vatan Teknofest gösterileri yapıp diğer yandan Mavi Vatan’ın merkezindeki en kritik jeopolitik mevziyi yeniden müzakere masasına koymak ciddi bir çelişki yaratmaktadır. Annan Planı sürecinde de, 2017 Crans Montana görüşmelerinde de benzer tablolar yaşandı. Eğer bugün Rum basınında çıkan haberler doğruysa, üçüncü kez aynı tezgâha dönülmek istenmesi anlaşılır değildir.
Üstelik hem Türkiye hem de KKTC son yıllarda egemen eşitlik ve iki devletli çözüm konusunda son derece net açıklamalar yapmışken, federasyon eksenli yeni formüllerin yeniden gündeme taşınması ayrıca sorgulanmalıdır.
KKTC, Mavi Vatan’ın ayrılmaz bir parçasıdır. KKTC’nin zayıflatıldığı veya tasfiye edildiği bir senaryoda Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki jeopolitik konumunu koruması da mümkün olmayacaktır. Tekrar hatırlatalım, Beşparmak Dağları’ndan KKTC ve Türk bayrakları indiğinde Ankara’da kimse rahat uyuyamaz.
NATO’nun yaklaşan 7-8 Temmuz Ankara zirvesinde Trump’ın hükümetimize yönelteceği iltifat bombardımanlarının karşılığında tani taviz taleplerine karşı da şimdiden hazırlıklı olmak durumundayız.
Bu notumuzu merhum Rauf Denktaş'ın sözleri ile tamamlayalım.
TÜRKİYEM DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ? ÖZGÜRLÜK DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ? BAĞIMSIZLIK DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ? DEVLETİM DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ?
Vargas için "Devşirme ne işi var Türkiye'de" diyen Yobazlara ithafen cevabı:
"3.600.000 oy kullanan
devşirme vatandaştan çok daha verimli iş yapıyorum.
Ben bir Türk kızıyım"
diye verdiği kapak gibi yanıtını yürekten
alkışlıyorum. 👏👏
"Vargas'ın yanındayım" diyenler el kaldırsın?
#FileninSultanları
12 şehit verdiğimiz gün dalga geçen Amedspor’un köprüdeki paçavrası indirilmesin diye başına polis koyuldu.
İhanetin büyüklüğü, Türk milletinin canını yakıyor.
Bahar Feyzan: (Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması hazırlıkları hk.)
• Normalde böyle bir olay CHP iktidarında yapılsaydı herhalde sağ siyaset kıyameti koparırdı.
• ‘Ruhban okulu açılıyor, ekümenik faaliyetler başladı ülke elden gidiyor’ diye.
• Bir kere hiç haberini bile neredeyse görmüyoruz.
🔴Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı:
▪️Bunlar öyle faşist ki, “Doğu bizim, Batı hepimizin” diyorlar.
▪️Ahlat’a yerleştirilen 52 Ahıska Türkü ailenin tamamının oradan çıkarılmasını istiyorlar.
▪️Burası Türkiye değil mi? O zaman sen de buralardan defol.
Milliyetçi Türkiye Partisi Lideri Ahmet Yılmaz:
🔻''Türk milliyetçisiyim'' dediği için benim çocuğum İstanbul'da dans etmeyecek, Antalya'da, Marmaris'te, Bodrum'da eğlenemeyecek; gidecek Hakkari’de, Şırnak’ta, El-Bab’da ölecek.
🔻Bu yalanlarla bu çocukları kandırdınız.
🔻Vatan, millet, devlet, Allah, kitap… Yok öyle Türk milliyetçiliği!
🔻Antalyada kim denize giriyorsa; Marmaris'te, Bodrum'da kim eğleniyorsa, El-Bab’ta da o şehit olacak.
🔻Ölmeye gelince benim çocuklarım ölecek; devleti yönetmeye gelince, rantı paylaşmaya gelince senin çocukların eğlenecek!
🔻Vatan için kim can veriyorsa, devleti o yönetecek!
Attıkları slogan şu:
k*rdistan faşizme mezar olacak. Yazıda da Urfa'da Türk yürüyüşüne izin yok diyor. Yani Türklüğü faşizm olarak görüyor ve bulundukları bölgede yaşayan Türklere bölgenin mezar olacağını ifade ediyor.
Şimdi bu, ifade özgürlüğü mü?