Bağcılar’da Öğrencilerden 15 Temmuz Müzemize Anlamlı Ziyaret.
Bağcılar İlçe Müftülüğü koordinesinde yürütülen ÇEDES Projesi kapsamında, öğrencilerin milli ve manevi değerleri yerinde tanımalarına yönelik Hafıza 15 Temmuz müzemize anlamlı bir ziyaret gerçekleştirdiler.
Din Hizmetleri Uzmanı Recep Tombaş, Yed'i Beyza Camii Müezzin Kayyımı Ömer Gümüştaş ve Firuzan Sadıkoğlu Ortaokulu öğretmeni Sümeyye Şahin rehberliğinde gerçekleştirilen programda, Firuzan Sadıkoğlu Ortaokulu öğrencileri 15 Temmuz Şehitliği’ni ziyaret etti.
Ziyaret kapsamında öğrencilere, 15 Temmuz hain darbe girişimi sırasında vatan uğruna canlarını feda eden şehitlerin kahramanlıkları anlatıldı. Öğrenciler, şehit kabirlerini ziyaret ederek dualar etti ve milli birlik, beraberlik ve vatan sevgisinin önemi hakkında bilgilendirdik.
Dilan Çıtak.
Bodrum’da ‘dur’ ihtarına uymuyor.
Aracını polisin üzerine sürüyor.
Polis havaya ateş açarak durdurmak zorunda kalıyor.
Uzun süre araçtan çıkmıyor.
Hanımefendiye göre, şöhretli olduğu için polis öyle davranmış, eşi emniyet müdürüne ulaşmış, hesap soracakmış falan filan.
Bir şımarık bir şımarık.
Şöhreti nerden geliyor diye baktım, İbrahim Tatlıses’in kızıymış.
Şöhreti babasıymış.
Kim olursa olsun, suç işleme imtiyazı yoktur, Dilan da hesabını verecektir.
Polis kardeşlerime de şunu söyleyim:
Görevinizi yaptınız, yanınızdayız.
İstanbul Anadolu 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde önemli bir duruşma vardı. Mattia Ahmet Minguzzi’nin alışveriş için gittiği bit pazarında, sebepsiz ve yamyamca bir şekilde uğradığı bıçaklı saldırı sonucu yaşamını yitirdiği, üstelik masum çocuk katillerce tekmelendiği ve dahi ailesinin telefonlarla tehdit edildiği; çocuğun mezarının tahribine yeltenildiği bu olayın Türkiye’de görülmemiş bir sapkınlık olduğu hepimizin malûmudur.
Baba Andrea Minguzzi ve anne Yasemin Akıncılar Minguzzi’nin oğlunun acısı duruşma salonunda devam etti. 24 yıla kadar hapis cezası istenen iki sanık, üçüncü kez hâkim karşısına çıktı. Duruşma yargıcı E.S.’nin çocuğun ailesine karşı haşin davranışları dikkati çekiyor. Mağdur anne ve babanın tüm taleplerine karşı çıktığı gibi sanıklara yönlendirmeli sorular soruyor, savunma istese de duruşmayı kayda almıyor, keşif ve tanık dinletme taleplerini reddediyor. Açıkçası bir çocuk mahkemesinde, yargıcın ne empati ne de şefkat taşıyan bir görünümü var; adalet duygularını da rencide ediyor.
Ailenin avukatı Rezan Epözdemir, yargıç hanımefendinin usule uygun olmayan yargılamasını protesto ediyor. Adalet duygularının zedelendiğini, müvekkillerinin bu şartlarda yargılamaya itimat edemeyeceklerini belirterek reddi hâkim talebinde bulunuyorlar. Mahkeme heyeti müzakereye çekiliyor ve ardından davanın hâkimi çekilme kararını açıklıyor. Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK), bu karardan sonra mahkeme hâkimesini tenzili rütbe ile düz üye olarak istinaf mahkemesine gönderiyor. Bu karardan ötürü kurulu tebrik etmek herkesin vazifesidir.
Cumhuriyetin ilan edildiği ve Kanun-u Medenî’nin yürürlüğe girdiği yıllarda, Hukuk fakültelerinden mezun olan genç kadın hukukçuları savcı ve hâkim olarak tayin ettik. Bir Almanca kitapta bu hukukçu hanımlar fotoğraflarıyla birlikte tanıtılıyordu. Savcı ve hâkimin ikisi de “kadın” başlığıyla takdirle karşılanıyordu.
Bugün gelinen noktada hukuk eğitimimizin ne dereceye düştüğü ortadadır. Öğrenilecek şeyleri artık öğretemiyoruz. Övündüğümüz inkılabın ortaya çıkardığı hâkime portresi ne hâldedir; hüzün duymamak elde değil.
Adaletin tecellisi ve gerçeğin ortaya çıkması için bu davayı herkesin sonuna kadar takip etmesi gerekir.
Mehtap dokunur geceye
Yakamoz selamlar matemimi
Dalgalar, ah dalgalar
Hüznüme selam der geçer giderler
Masum türkü dudaklarımda potpori semahında
Udinin hüzzamı kulaklarımda,
Neyzen çağırır gönlümdeki boşluğa
Koş be rüyalarım!
Bu dünyanın olmadığı uzak bir yere
Beni de götür
Bıçak yarası yaktı içimi
Hangi yöne koşsam bilemiyorum
Bir tas su giderecek susuzluğumu
Kim verir, kimden istesem bilemiyorum
Rengimi çaldılar, beyazı kutsadılar
Karanlığın karasını düşman yazdılar
Gece mi iyi, siyah mı?
Hangi gölge derdimi anlar bilemiyorum
Dargın bakıyorsun dünyaya
Karanlık ufkun kıyısında düşlerin
Yıkık minarenin gölgesinde kalmış
Hayalin sırlarına sahipsin,
Boğaza düğümlenmiş hikmetin,
Kelimeleri kaldırmaz sözlerini
Yoksun, yokluğun bir mülahaza
Varlığın, yalnız bir düş...
Cennet öyle bir şey
Kırık dökük aşkların kucağı
Zor emeklerin mükafat sancağı
Çocukların oyuncağı,
Gençlerin müstakbel hayali
Mahcup yolların rüyası
Cennet öyle bir şey...
Ufukta grup şafağı
2-Sabah açan çiçeğe selam olsun
Güne bakan çiçekçiye
Balıkçıya, uskumruya, çiroza
Bunca yükü sırtında taşıyan denize
Salına salına,
Olmadıysa gün ağartan geceye
Yalnız uçan muhabbete
Çaya, simite