Filistin Konvoyu Irak hükümetinin izin vermemesi nedeniyle geri döndü. Niyeti salih olan Müslümanlardan Allah razı olsun.
Şu bir hakikatki Gazze ve Filistin için bu minvalde yapılan tüm eylemler maalesef amacına ulaşamadı.
Çünkü fertlerin karşısında devletler var. Mütekalibiyet esasına göre böyle bir mücadele sonuç vermeyecektir. O halde kalbi Gazze ve Kudüs için atan Müslümanların bir devletlerinin olması gerekir.
Ama öyle kınama mesajları yayınlayan, Trump ile iş tutup Gazze edebiyatı yapan bir devlet değil! Allah'ın pak ve güzide nizamına göre kurulan bir İslâm Devleti.
Ulus devlet anlayışına göre milli değil, Müminler ancak kardeştir fermanına göre bizi yeniden Ümmet yapacak bir devlet.
İşte öyle bir devletimiz olmadıkça gücün karşısına güç, demirin karşsına demiri koyamadıkça işgalci varlığa bir şey yapılamaz.
Öyleyse bunun için çalışmalı ve hedefin tam ortasına bunu koymalıyız.
لِمِثْلِ هٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ "Çalışanlar, işte böyle bir başarıya ulaşmak için çalışsınlar!" [Saffat 61]
Kaddafi ve Devrim Konseyi üyeleri gerçekleştirdikleri askeri darbeyi savunmak ve Arap Sosyalizm fikrini yaygınlaştırmak için üniversitelerde “Devrimci Düşünce Seminerleri” düzenliyorlardı. Sıra Trablus Mühendislik Fakültesine geldiğinde hiç beklemedikleri bir şeyle karşılaştılar. Açık oturum esnasında Hizb-u Tahrir üyesi Muhammed Mühezzib Haffaf, Devrim Konseyi’nin 12 üyesinden olan Ömer el-Muhayşi ve Beşir el-Havâdî’ye karşı söz istedi ve öne sürdükleri fikirleri çok güçlü bir şekilde çürüttü. İslam’ın milliyetçiliğe bakış açısını ortaya koydu. Sosyalizmin bozukluğundan bahsetti. Soğuk bir rüzgar esti. Herkes nefesini tutmuştu. Askeri darbeyle iktidara gelen konsey üyeleri büyük bir şok yaşadı.
Elbette el Haffaf tutuklandı. Önce 15 yıla mahkûm edildi. Kaddafi cezayı yeterli bulmadı, müebbet hapis cezasına çevrildi. Bu da yetmedi! 10 yıllık cezaevi sürecinden sonra 7 Nisan 1983 tarihinde münazarayı gerçekleştirdiği üniversite avlusunda idam edildi. Bir arkadaşı o günü şöyle anlattı:
Muhammed Mühezzib Haffaf, uğursuz bir gün olan 7 Nisan 1983'te Trablus Mühendislik Fakültesi avlusunda asılarak şehit edildi. Onun idam suçuna; onu ihbar edenler, tutuklayanlar, işkence edenler, idam kararını verenler ve bu suçu sözle ya da fiille destekleyen herkes ortaktır.
O gün fakülteye girdiğimizde darağacını gördük. Olay yerinden uzaklaştık. Öğle namazı sularında bir arkadaşım gelip sevgili dostum Muhammed'in idam edildiğini haber verdi. Onu beş yıl boyunca tanıdım. Bana hep Allah'ı hatırlatan, sözünde dürüst, cesur ve hak uğrunda kınanmaktan korkmayan bir adamdı. Namazlarına çok dikkat eder, öğrenci yurtlarında sık sık imamlık yapardı.
O, inandığı değerler için "Kim partileşirse haindir" (Kaddafi'nin meşhur sloganı) sözünü eleştirir, "Bu insanları yönetecek bir kanun olması için bir ayet mi yoksa hadis mi?" diye sorardı. 1967 Arap hezimetinden sonra İslami çizgiye yönelmiş ve Hizb ut-Tahrir'e katılmıştı.
İdam edildiği gün sabah saat 7'den önce onu Kaddafi ile yüzleştirdiler. Diktatör ona, "Hala tövbe etmedin mi?" diye sordu. O ise, "İçimizde Allah'ın kitabına karşı çıkan tövbe etsin" diye cevap verdi.
Meydana çıkarıldığında kalabalığa baktı, tanıdık bir yüz aradı ama sadece kudurmuş köpekler gibi bağıran karga yüzleri gördü. Gözlüğünü çıkarıp yere attı; artık ona ihtiyacı olmayacağını biliyordu. Saatini de çıkarıp attı; çünkü zamanın da bir önemi kalmamıştı.
Sakin bir şekilde, rüzgârda sarsılmayan, boyun eğmeyen bir palmiye ağacı gibi dimdik durdu. Kan köpekleri "El-Fatih! El-Fatih!" diye bağırırken boynuna ilmeği geçirdiler. Hayata veda ederken yalnızdı, ancak onu cennete götürecek melekler yanındaydı. O darağacında sallanırken, hastalıklı ruhlardan biri (El-Meşay denen kişi) gömleği yırtılana kadar karnına yumruk attı. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. O günün tek kazananı, şehadet mertebesine ulaşan Haffaf'tı.
Rabbim şehadetini kabul etsin.
🗣️ İlahiyatçı Prof. Dr. Ebubekir Sifil:
“Müslümanları bir arada tutacak merkezi bir yapı yok
Hilafeti bu yüzden kaldırdılar
Dile getirmemiz gereken en temel boşluk budur”
Bu uygulama ile şiddet ve kaos yöntemini kullanarak Müslümanlara ve İslam'a zarar veren IŞİD zihniyeti
cezalandırılmış olmuyor, aksine İslami kimlik cezalandırılıyor. Özellikle kadınlara yönelik bu uygulama ne İslam ne örf ne de hukuk açısından kabul edilemez. Terörle mücadele İslami kimlik ve değerlerle mücadeleye dönüşmemelidir.
Çocuk yoğun bakımına giden arkadaşım hep tesettürlü insanların kapı da beklediğini söylemişti.
Kadınlarımız peçeleri ile hastaneye gidince genel olarak sıkıntı yaşıyorlar. Buna Malatya'da da şahit oldum.
Küfür'de zirveye ulaşan bu yaratıklara karşı net ve dik tavır gereklidir
🔻 Diyarbakır’ın Kayapınar ilçesinde yaşayan Sansarkan ailesi, rutin kontrollerini yaptırdıkları özel hastanede doğum sırasında ciddi ihmaller yaşadı.
🔻 Ailenin iddiasına göre; doğumun ilk saatlerinden taburcu oldukları güne kadar hem doktor hem de hastane personeli gerekli ilgiyi göstermedi; anne doğum sırasında uzun süre yalnız bırakıldı ve personelin uygunsuz davranışlarda bulunduğu belirtildi.
🔻 Bebek doğumda oksijensiz kaldı, yoğun bakıma alındı ve birkaç gün içinde enfeksiyon değeri sıfırdan 240’a yükseldi. Ayrıca hastanede MR cihazı olmadığı için bebek başka bir hastaneye götürüldü ve beyninde üç noktada hasar tespit edildi.
🔻 Baba Veysel Karani Sansarkan, tüm bu sonuçların raporlarla sabit olduğunu, ve başka ailelerinde bunu yaşamaması için gereğinin yapılmasını istiyor.
“Gazze’de Ateş Sönmüyor, Zulüm Bitmiyor” başlıklı basın açıklamamızı İstanbul'da Beyazıt Meydanı'nda gerçekleştirdik. Konuşmaların ardından dua ile program sona erdi. #GazzedeAteşSönmüyor
Bu sancak Hilafet sancağıdır.
Bu bayrak, Kelime-i Tevhid bayrağıdır.
Bu sancağın altında gölgelenmek şereftir.
Dünya İslam nizamına muhtaç!
#Gazze#GazzedeAteşSönmüyor
Bu ülkede Batı’dan ithal edilmiş her türlü ifsat edici düşüncelerle toplumu ahlaksızlaştırabilirsiniz…
Her türlü iğrençliği temsil eden simgelerle halkı zehirleyebilirsiniz.
Hak ve özgürlükler safsatası adı altında münkerat propagandası yapabilirsiniz.
Çağdaş(!) bir ülke olmanın gereği olarak canınız nasıl istediyse öyle yaşayabilirsiniz.
Ve dahi bu kadim İslam toprağında gasıp Yahudi varlığının paçavrasını dalgalandırabilirsiniz.
Ne var ki “Kelime-i Tevhid” bayrağını dalgalandıramıyorsunuz!
Ne kadar hazin değil mi?
Asırlar boyunca bir nizam olarak bu topraklarda tatbik edilen, sancak olarak gökyüzünde dalgalanan Kelime-i Tevhid; bez parçasına işlenmiş basit bir yazı olarak görülüyor.!?
Ama zannettiğiniz gibi değil...
Kelime-i Tevhid;
Hayat nizamıdır. Allah'ın sözüdür. Ve O'nun üstünde söz yoktur.
Biz ise O'nunla yaşamaya, O'nu yüceltmeye devam edeceğiz...
🗣İbrahim Kaya Hoca:
"Dinler arası diyalog ile bilinenler ile papayı seyyiduna Muhammed s.a.v için okunan bir ilahi ile karşılayanlar aynı düşüncenin ürünü mü? Yoksa bu cehaletle mi yapıldı? Rezalet bir durum. Müşrik bir adamı memnun etmek için değer miydi? İzzet ve dik durmaktan ödün vermeye değer miydi? Yineliyorum; hilafet, nizam ve adaleti partiler değil, azınlık ihlaslı genç müslümanlar getirecektir. Kendimizi kandırmayalım"
Sadece İslami davet çalışmaları yapan, bütün söylemleri ile şeffaf bir şekilde ortada olan, terörün her türlüsüne karşı olduğunu açıkça ifade eden ve toplumca maruf ve tanınan hocaların şafak operasyonları ile alınması 28 Şubat'ın hâlâ devam ettiğini göstermektedir.
Sağcısı solcusu, Kemalisti faşisti ile ağızlarından cüruf akanlar ve toplumu ateş çukuruna yuvarlayanlar ortalıkta cirit atarken, insanların İslam ile islahını dert edinenlere yönelik bu muameleler asla kabul edilemez.