Aynı şeyi mi hissediyoruz?
Zirve Türkiye'de yapılınca sanki NATO bi "hoş oldu". Aklandı, paklandı, kanlı sicilinden kurtuldu. Gazze'yi cehenneme çeviren NATO'nun patronu Trump değildi, olamazdı!
NATO'nun kanlı geçmişini aklayabileceği bir istasyon olarak her 20 yılda bir Türkiye'ye uğraması, çalışma takvimi belirlenirken dikkate alınması zekice olur. İngiltere eski başbakanı Cameron'un dediği gibi, Türkiye'den başka hiçbir NATO ülkesi, İslam'a ve müslümanlara karşı savaşımızın, terörizme karşı bir savaş olduğu yönünde bir mesaj veremez!
Medya ve sosyal medyayı kaplayan o güzelleşmeler..
Müslümanlık mı?
Müslümanlık artık ceketin astarında kaybedilmiş marka adı.
Müslümanlık siyaset ve diplomat ceketi giyilince astarında kaybedilen bir kimlik?
Vakıamızı en güzel şekilde yansıtan ve resmeden bu kıymetli çalışmayı ortaya koyan kıymetli kardeşlerime emekleri ve gayretleri için teşekkür ederim.
#natosansürü#DijitalKelepçeyeHayır
Köklü Değişim Bağlar Temsilciliğimizde bu hafta, Mehmet Karakoyun’nun sunumuyla “Cennet Yolcusunun Azığı ‘’Mutlu Olmanın Sırrı’’” başlıklı bir program gerçekleştirildi.
Programımıza iştirak eden tüm kardeşlerimizden Allah razı olsun.
Hizb-ut Tahrir Türkiye:
"NATO'nun silah tedarikçisi olmak, askerlerimizi onların hizmetine sunmak övünülecek bir şey mi?
Türkiye'nin yapması gereken haçlı ittifakının karakolu olmak değil, tarihte olduğu gibi hilafet ile Müslümanlara liderlik etmektir"
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NATO Ankara Zirvesi konuşması: “En büyük kara ordusuna sahip ülke olarak, yeteneklerimizi ihtiyaç duyulan aşamada, ittifakın hizmetine sunmanın gayretindeyiz.”
Müslümanlar için, Gazze için gönderilmeyen ordular, NATO için kirli ittifak için hazırmış, hatta bunun gayreti içindeymişler!
7 ekim Aksa Tufanı harekatının hemen sonrasında, yüzbinlerce Müslüman meydanlara inerek Mehmetçik Gazze’ye, Ordular Aksa’ya çağrısı yaptı. Hatta hatırlarsanız, Erdoğan gelen tepkileri sübvanse etmek için, yeni kapı meydanında miting düzenlemişti. İşte o miting sırasında bir grup “Mehmetçik Gazze’ye” diye seslenince duymazdan gelmişti.
Bu şiddetli çağrıyı duymazdan/görmezden gelen başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidar çevresi hadi ordan diye tepki gösterdi. 3 yıl boyunca hem Gazze’li, hemde Türkiye’li Müslümanlar kandırıldı.
Henüz zamanı değil, bilmediğiniz şeyler var, her doğru her yerde söylenmez sloganları ile geçiştirildi. Daha sonra hızını alamayan iktidar, Gazze’de olduğunu iddia etti. Hatta utanmadan, haya etmeden, Allah’tan korkmadan, saraya yakın duran belamlara, bu yalanını doğrulattı.
İşte “meşruiyet” krizi tam olarak budur.
Dostu Amerika olanın, düşmanı kimdir?
Trump’ın Dostu Şara, Parfümden Sonra İmzalı Belgeyi Sevinçle Paylaştı
📌Trump'ın isteklerine itaatkâr ve sadık Şara'ya yeni ödül
📌Mektubun içeriği paylaşıldı
https://t.co/kiwWaftIhY @KokluDegisim aracılığıyla
Bu çalışmamızda; küresel dengelerin, bürokratik kaygıların ve çifte standartların gölgesinde şekillendirilmeye çalışılan bir "sansür" merkezinin absürt ama bir o kadar da düşündürücü gerçeklerine şahitlik ediyoruz.
Batı merkezli değerlerin el üstünde tutulduğu, toplumun asıl yaralarının ise birer "istatistik" olarak görüldüğü bu çarpık düzende, en çok da hakikati haykıran tevhid ehlinin ve mazlumların sesinin kısılmaya çalışılması tesadüf değildir.
Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan
Epstein sapığı, pedofili suçlusu, milyonlarca Müslümanın katili, Gazze’yi cehenneme çeviren, küstah Trump’ın kanlı elini sıkarken hiç mi “ar” etmediniz? Hiç mi Allah’tan korkmadınız?
Ebu Gureyb hapishanesinde, işkenceyle tecavüze uğrayan kadınların çığlıkları hiç mi aklınıza gelmedi?
Unuttuysanız belki hatırlamanıza yardımcı olur:
Fatma Nur bacı Ebu Gureyb cezaevinde yazdığı mektubunda şöyle yakarıyordu:
“Benimle birlikte burada 13 bekar kız daha var ve her birimize her gün herkesin önünde çığlıklar arasında tecavüz ediliyor. Elbise ve namaz elbisesi giymemizi yasakladılar. Bir kardeşimiz, Amerikan köpeği tarafından tecavüze uğrayıp şiddetli bir şekilde işkenceye maruz kaldıktan sonra kafasını duvara vurarak intihar etti.
Ben Allah yolundaki kardeşiniz Fatıma; size diyorum ki, Allah’tan korkun! Dışarıdaki tanklarını, uçaklarını bir tarafa bırakın ve bize, Ebu Greyb Hapishanesi’ne yönelin.
Bizleri onlarla beraber öldürün, yerle bir edin. Bizleri onlara bırakmayın. Bizi öldürün ki, belki rahatlarız. Bizi öldürün ki belki rahata kavuşuruz.”
#NATOsummit
Günün anlam ve önemine dair…
Rivayet edilir ki: Mesrûk bin el-Ecdâ’nın bir zimmî ile aynı binaya girmesi istendiğinde geri durur ve şöyle der:
“Onunla aynı kapıdan girmem; zira bu, zâhirde küçük ama bâtında büyük bir yakınlıktır.” [İbn Ebî’d-Dünyâ, Kitâbü’l-Verâ]
Sahabe ve tâbiîn, selef alimlerimiz zımmi kâfirle yan yana görünmekten bile sakınıyorlardı. Yan yana görünmeyi zül sayıyorlardı.
Bugünkü yöneticiler ise Müslümanların katilleriyle aynı kadraja girmeyi, protokol yolunda onları törenle ağırlamayı, onları veli edinmeyi büyük bir başarı ve diplomatik başarı addediyorlar.
İslam’da diplomasinin sınırları siyasi menfaat ve kazanımlar ile değil; Kur’an ve Sünnet ile korunmuştur. Nitekim Mekke’nin ‘diplomat’ kılıklı müşrikleri, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e gelerek müdahene teklifinde bulunmuşlardı. Müdahane; siyasi ve fıkhi literatürde; “dünyevi bir menfaat veya koltuk uğruna, inancından, ilkelerinden ve şer'i ölçülerinden taviz vermek” demektir.
Müşriklerin taviz koparmak adına yaptıkları diplomatik manevralarına karşı Rabbimiz, kıyamete kadar tüm diplomatlara ve devlet adamlarına ibret olacak şu ayeti indirmişti:
“Onlar istediler ki sen (dininden) taviz veresin, onlar da sana taviz versinler.” [Kalem Suresi 9]
Velhasıl, ibret alın ey yöneticiler! Kur'an ayetlerden, kevni ayetlerden, sizden önceki tiranların hüsran dolu akıbetlerinden ibret alın…
Şu da bilinsin;
Tarih İslam’ın kutsallarından vazgeçmektense vücudunun lime lime doğranmasını yeğleyen diplomasi piri yöneticileri yazdığı gibi, İslam’ın kutsallarını şer zirvelerinde, masa başlarında kâfirlere peşkeş çeken yöneticileri de yazacak…
Ha bir de ihanetlerini diplomasi maskesiyle örtbas eden yöneticileri alkışlayanlar var… Onlar da elbet tarihin kara listesinde yerini alacaktır.
Ne Trump Ne NATO
Kafirle İşbirliğine VETO!
NATO başında ABD’nin olduğu bir haçlı ittifakıdır ve Müslümanlara karşı küfür tek millettir.
İslam ümmetinin yegâne ihtiyacı olan ve Batı'yı kortkutan tek güç, Müslümanları birleştirecek Raşidi Hilafet Devletidir.
Türkiye'nin yapması gereken, şer ittifakında bir uç karakolu olmak değil tarihte olduğu gibi Hilafet ile yeniden İslam ümmetine liderlik etmektir.
#NATOyaVETO
#NATOsummit
Ne Trump Ne NATO
Kafirle İşbirliğine VETO!
Türkiye, askeri gücünü, nüfusunu, stratejik konumunu ve savunma sanayi alanındaki başarısını, Batılı kafirleri korumak için değil! Müslümanlara ve İslam coğrafyasına liderlik etmek için kullanmalıdır.
#NATOyaVETO
Köklü Değişim Kayapınar Temsilciliğimizde bu hafta, Burhan Ercan’ın sunumuyla "Haçlı Ordusu NATO'ya Sadakat, Müminlere İhanettir" başlıklı bir program gerçekleştirildi.
Programımıza iştirak eden tüm kardeşlerimizden Allah razı olsun.
"Filanın perçemi/kâkülü ancak filanın elindedir" denirken "filan filana itaat etmektedir ve onun emrinde yaşamaktadır" kast edilir.
"Bütün canlıların perçemi Allah'ın elindedir."
Bu ayetiyle Rabbimiz aslında şöyle demektedir: "Sizin boyun eğeceğiniz tek ilah Benim, Benden başkasının egemenliğini asla kabul etmeyeceksiniz..."
Peki bugünkü yöneticilerin perçemi kimin elinde?
İslâm’ın azılı düşmanı olan Haçlı İttifakı #NATO ile diplomasi safsatası adı altında dostluk ve stratejik işbirliği yapan yöneticilerin perçemleri, Allah’ın değil sömürgeci kâfirlerin elindedir.
Ey gözlerine gaflet perdesi inmiş, Rabbini ve Rabbinin kudretini unutmuş yöneticiler!
Çok geç olmadan;
Bu dünyada razı etmeniz gerekenin Amerika başta olmak üzere sömürgeci kafirler değil sadece Allah Azze ve Celle olduğunu hatırlayın.