Çorlu Cezaevi’nde Deniz Göktaş ile görüştüm. Romanlardan, şairlerden özellikle daha önce okuyup yeniden okumaya ihtiyaç duyduğumuz eserlerden söz ettik. Örneğin, Karamazov Kardeşler’i uzun süre önce okuduğunu şimdi tekrar okuma ihtiyacı hissettiğini anlattı. İnsanların romana, şiire, sanata duyduğu ihtiyaç biter mi diye birbirimize sorduk. Sanatı insanın hayatından bitirmeye çalışsalar da bitiremezler dedik. Aradan bunca yıl geçmesine rağmen William Shakespeare’i okuma ihtiyacı duyuyorsak bitmez dedik. Bitirmeye çalışsalar da bitmez dedik. Sığındığımız bir şeylerin bitmeyecek olmasından kendimize umut çıkardık.
Ardından Üsküdar Belediye Başkanı’mız Sinem Dedetaş ile görüştüm. Onunla da Üsküdar’ı konuştuk. Canını sıkmamak için ne belediyedeki seçimleri ne de son dönemde yaşanan haksızlıklardan söz ettim. Üsküdar’ın tarihi dokusundan, sokaklarının güzelliğinden, sakinlerinin çeşitliliğinin kültürel zenginliğinden konuştuk. Üsküdar sözcüğünün geçtiği her cümlede Sinem Başkanımın gözlerinin içi sevgiyle parladı, kısacık görev süresinde hiçbir ayırım yapmadan yaptığı hizmetleri anlattı. İkimiz de günün sonunda yaptığımız işlerde hiç kimseye zararımız dokunmamış ise vicdanımız rahattır dedik. Vicdanı olmayanlar, düşünsün.
#DenizGöktaşaÖzgürlük #SinemDedetaşSerbestBırakılsın
Tony Gatlif: "Film yaparken ilk yapmanız gereken şey sıradan insanlar için filmler çekmektir. ‘Yıldız’ değiliz, öyle olmak hiç ilgimizi çekmiyor. Film yapmamızın tek nedeni, filmleri seven insanları sevmemiz."
Çatıya çıkan bir gencin düşündürdükleriyle başlayıp, yine aynı çatı altında biten dairesel bir kurguyla örülü bu metin; Aynştayn Adnan’dan Werther’e, Beşir Fuad’dan Bergen'e, Güler öğretmenden Enes Kara'ya dek uğradığı duraklarla okuduğum en dokunaklı Josef Kılçıksız yazısı🍂
Ankara halkı senden bıktı! Köpeklerimiz o leş barınağında hayatlarınu kaybetti, doğayı talan ettin, şimdi öğrencilerin üzerine iş makineleri sürüyorsun! Birazcık onurun varsa istifa edersin! Seni şehrimizde istemiyoruz! @mansuryavas06
Size yazmak için bahane üretiyor gibi olacak ama son tweetten sonra 2 kere daha tutuklandım. Bazen hücrede zimmetli çakmağı kaybedince ya da kütüphaneden aldığım kitaba bir şey olunca dışarıdaki refleksimle çok geriliyorum ama sonra “napacaklar bir daha hapse atamazlar ya” diye kendimi rahatlatıyordum. Atabiliyorlarmış.
Neyse, Moby Dick bitti. İddianame hazır.
Duruşma tarihi 28 Eylül.
Görüşmek üzere.
deniz göktaş hakkında iddianame hazırlandı. 3 ayrı suçtan 11 yıl 2 aya kadar hapis cezası isteniyor.
cumhurbaşkanı erdoğan dosyada müşteki olarak yer alıyor.
🎬 Filistin yanlısı açıklamalarıyla tanınan dünyaca ünlü oyuncu Mark Ruffalo, Paramount şirketini ve İsrail ordusuna teknoloji sağlayan finansörlerini eleştirdiği için Yahudi karşıtlığıyla itham edilmişti.
📜 Hollywood'da geniş yankı uyandıran bu suçlamanın ardından 170'ten fazla Yahudi sinemacı, yapımcı ve oyuncu ortak bir bildiri yayımlayarak Mark Ruffalo'ya destek verdi. Aralarında Joel Coen ve Todd Haynes gibi dev isimlerin de yer aldığı gruptan yapılan açıklamada, İsrail hükümetini ve askeri teknolojileri eleştirmenin Yahudi düşmanlığı olarak nitelendirilemeyeceği vurgulandı.
https://t.co/b2NZEnt6RV
Ulus Baker, Kum Güzeli:
En elde edilmemiş şiirdin sen. Kuşluk vakti yazılanlardan... Bıkkın bir rahibin, bir sabah, yorgun bir vezirin akşamın alacakaranlığında muhtemelen yazacağı... Masadan doymadan kalkmış gibi okunmalı... güzelsin...
Uzaktan zor seçilebilir bir harf... Hayır hayır! Şimdi anlıyorum... Gizli bir rakam, Kabala'dan... kumun üzerine çizilen...
Çöldeyiz ve başka bir yerde değiliz... ama güzelsin...
Dansederken göğüsleri sallanan kadınlardan, karadelikleri saatlerce uçuşup duranlardan, sessiz sitemleri kargaşada bile belli olanlardan tırsma öyle kolay kolay... Öyleyse bu bir nasihat... çünkü güzelsin...
Onlar bitecekler: Çizgi roman gibi kolayca, tatile çıkarken boşanan yağmur gibi apansız, menemen pişirmek gibi aceleyle... hâlâ güzelsin...
İskemle hasır ve ayaklarında yatay, ayaklarını dizlerini böğrüne çekmeye razı olarak basabileceğin yatay tahta çubuklar... Rahatına düşkün keyiften uzak Osmanlı "effendi"sinin (ephendi?) garip kahvehane illeti bu iskemleler... Otur o illete gerçekten, çekinmeden, sereserpe... orada güzelsin...
Yılgın geçilir sokaklardan, kuş gibi değil, işportacı kertenkeleler gibi de değil... Ağır aksak, akşam dörtten sonra yaz günü... Akşam mı? O kayıtsızdır... Bildiği gibi değişir, geçer, gider... güzelsin...
Kes kulakları, geçir bir sicime... Ama kaybetme... Başka ne göstereceksin savaşa dair? Kara delikler işitmiş bu öyküyü... Islanarak... Ama güzeller...
Kalp kalbe karşı... Bir arkadaşın evinde... Çiçekmiş... Hemen uzmanı geçindim. Ah! O güneş ister. Ah! Bol su asla olmaz. Oysa hiç anlamam çiçekten... Devetabanını pazı sanabilirim... Neden yaptım bunu?
Çiçeğin adı sardı beni... Çünkü güzelsin...
Sözlerine delik kulağım... Özürlere sağır... Kör bir kuyu olacağım... Sen ise, güzelsin...
Güzel sözcüğünü senden başkasına lâyık göremem... Ama bir önceki cümlede görmüş olabilirim... Aldırma, güzelsin...
Mikroskop mucidi Leeuwenkoek dostu ressam Vermeer'e "su böyle işte ve başka türlü değil" demiş... Bir öpüş damlasında milyarlarca gözle görülmez yaratık...
Ressamın tarafını tutuyorum... Çünkü, güzelsin...
Birkaç tel beyaz... Bizi gazlamaz... Sakınmazsın görüntünü, biliyorum... Çünkü güzelsin...
Mikroskopun mucidi Leeuvvenhoek, aynı günde doğdukları, hep komşuluk yaşadıkları dostu ressam Vermeer'e bir su damlası gösterip, "su işte böyle ve değil başka türlü" demiş... Bir öpüş damlasında kanyuvarları... Mucidin tarafım tutsam da... Sen güzelsin...
Teleskopla bulamadım... Mikroskopla bulacağım... Ayın yüzeyinin de bir dokusu var elbet... Gözenekler, sivilceler... Onlarla çok güzelsin...
Neo-liberalizm, ruhçuluk, tarikat, entelektüel, ordu, çok-insansız şirketler, öykü yazarları, kestaneyi çizdirenler, uzaktan bakanlar, Şemdinliler, tavşan falcıları, kurban sömürgenleri, onmaz kuşkuculuk, araba tamircileri, taksitle alın tutkumu, hadi... Kazık ve pazarlık... Ama son kumarım sensin... Sen, güzelsin...
Sen, güzelsin... Kuraldışı... Bastıbacak... Minicik... Ama sen, güzelsin...
Kapımın eşiği, gözümün bakışı, son ruhsal tatil, duruşum, bozuluşumsun... Pazarlık etmem... Markette yoksun... Reklamın yok! Gerçekten... Güzelsin...
Kedi sakladım senden, öykü sakladım, belki bunu da saklayacağım... İhanet... Ama sen, güzelsin...
Ruhumu saran sacayağı, gözümün bağı, son ruhsal kaatil, ölümüm, mahvoluşumsun...
Cazgırlık etmem... Gönlünde yokum... Aşkımız, yok! Gerçekten... Güzeldin...
Girne deniz kazasının sorumluları, sırası ile.
1. O gemiye gerekli sertifikasyonu olmadan seyir izni veren iki ülkenin bakanlıkları
2. 2 ülkenin liman idareleri
3. Gemi sahibi
4. Gemi kaptanı ve personeli.
Hiç lafı dolandırmayın. Tutuklama olacaksa hepsi de tutuklanmalı.
#SONDAKİKA
Gülistan Doku soruşturmasında dalgıç tutuklandı
Başsavcılık, aynı soruşturma kapsamında iki kişi hakkında verilen adli kontrol kararlarına ise itiraz etti
https://t.co/2k535jDwUt
Babam depremden beri Hatay'da durumu kötü olan hanelerde okuyan kız çocukları varsa benim numaramı veriyor kızım sana burs bağlasın diye. Bu sabah yine biri aradı "annemin ineği var ben de yardım ediyorum süt satıp geçiniyoruz, babam engelli çalışamıyor" dedi. 3,5 yıl geçti babamın yönlendirdiği her öğrenci için buradan paylaşım yaptım sayenizde yüzlerce öğrenciye burs bağladık. Mezun olan öğrencilerden işe başlayıp başka öğrencilere burs verenler bile oldu. Bir dönem bu platformaki toksiklik beni bunalıma sokmuştu, bir de durmadan ifadeye çağrılıyordum twitlerim yüzünden, X hesabımı kapatmayı çok düşündüm sadece bu nedenden vazgeçtim. İyi ki vazgeçmişim. Zeyno'ya burs vermek isterseniz bana yazın lütfen. Ve iyi ki varsınız.💓
Ps:Sayenizde köye heykelimi dikecekler😀
“İki yolu vardır acı çekmemenin: Birincisi pek çok kişiye kolay gelir: cehennemi kabullenmek ve onu göremeyecek kadar onunla bütünleşmek. İkinci yol riskli: sürekli bir dikkat ve eğitim istiyor; cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne varsa, onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek, onu yaşatmak, ona fırsat vermek.”
Salacak İskelesi’nden Sirkeci Garı’na süzülen Kocataş Vapuru; Agatha Christie imzalı o büyük hikayenin İstanbul’daki ilk durağı.
Murder on the Orient Express (Sidney Lumet, 1974)