the uk has revoked my visa as well. all at the behest of israel. the west is betraying "liberal values" for a genocidal fascist foreign government. soon we will all become israel.
Devletin koca üç bakanlığı garantörüm deyip işçileri kandırdı. Talancı ve hırsız bir patrona laf geçiremeyen devletin bakanlıkları , arsız bir patron devletin ve ülkenin kaynaklarına çöktüğü gibi işçilerin haklarına da çöksün diye uğraşıyor.
Patronun arsızlığına, hırsızlığına göz yumanlar, işçiler Ankara’ya gelmesin, anayasal haklarını kullanmasın, patronu rahatsız etmesin diye uğraşıyor.
Utangaç itiraflarla dolu bu acayip röportajın en ilginç tarafı Kuşoğlu'nun dönüp dolaşıp Mahcupyan'ın "Yeni İttihatçılık" argümanına dayanması. Ekonomi-politiği umursamayan, devlet ve bürokrasiyi bir ideal taşıyıcısına indirgeyen (ya da yükselten) idealist bir çöp yığınına yani.
🗨️ Kılıçdaroğlu’nun 45 yıllık yol arkadaşı Kuşoğlu: Devlet aklı bir şeyler kurguluyor; adayımız Mansur Bey de Özgür Bey de olabilir
✍️ Cansu Çamlıbel'in söyleşisi...
https://t.co/9ug8zrEzS0
@cansucamlibel@bkusoglu
Tutuklu gazeteci İsmail Arı'dan çağrı var:
"5 Haziran'daki duruşmama hazırlanıyorum. O gün haber alma hakkınıza sahip çıkmak için beni yalnız bırakmayın. Aynı zamanda gazeteciliği savunacağım."
Tamamı: https://t.co/ZzWAot7t6k
Bu tweete özel olarak destek olmanızı istiyorum. Çünkü minik kızı babasını çok özledi.
Ekrem İmamoğlu’nun avukatı, meslektaşım, dostum Mehmet Pehlivan tam 345 gündür hukuksuzca cezaevinde tutuklu!
AKP’liler hakkında aynı işlem uygulanmazken; Mehmet Pehlivan kendi ayağıyla gidip ifade vermesine rağmen tutuklanarak cezaevine konuldu.
Yeter artık!
Adalet istiyoruz!
Mesela bu bey neden her dönem vekil? Esbabı mucibesi nedir beyefendiye aralıksız maaş ödememizin? Ne işe yaramıştır, hangi meseleye derman olmuştur?
İşte bunlar hep siyasetsizlik. Siyaset esnafından, profesyonelinden illallah ettik.
Dün Ankara’da, tam aynı saatlerde iki büyük CHP toplantısı yapıldı.
Bunlardan birisi CHP Genel Merkezi önünde Sayın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı toplantıydı.
Diğeri de Sayın Özgür Özel’in sadece 5 km uzaklıkta Güven Park önünde yaptığı toplantıydı.
Her iki toplantı da, kendi taraftarlarını tatmin eden olgunluk ve sayıda toplantılar oldu.
Bu durum hem partili insanlar, hem tarafsız gözlemcilerde, “acaba ne oluyor, bu yolun sonunda parti bölünüyor mu” endişesinin yayıldığını hissettim.
Eğer böyle bir endişe varsa, ki ben de bu endişeyi hissedenlerden birisiyim; bölünme günü ve saatine kadar, bıkmadan usanmadan, bölünmemek için uğraşılması gerektiğine inanıyorum.
Bu aşamada bu görev en cok Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’ndadır.
Madem ki hukuken genel baskan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’dur; o zaman partinin bölünmemesi gayreti, çabası da birinci derecede Kemal Kılıçdaroğlu’ndan gelmelidir.
Elbette Sayın Özgür Özel ve arkadasları da bu istikamette bir gayret ve çaba içinde olmalıdırlar.
Parti bölünmeleri, çeşitli zamanlar ve şartlarda gördüğümüz bir durumdur.
Ben şahsen, bugüne kadar yaşanılan parti bölünmelerinin hiçbirisin iyi bir sonuç verdiğine şahit olmadım.
Ne bölünen ana parti bakından, ne de bölen parti bakımından.
Cumhuriyet siyasi tarihimizin en büyük ve en etkili parti bölünmesi 1970 yılında Adalet Partisi’nden ayrılarak Demokratik Parti’nin kurulmasi ve Adalet Partisi’nin bölünmesi olayıdır.
O tarihte Adalet Partisi’nin oyu yüzde 50’lerdeydi ve tek basina iktidardı.
Bölünmeden sonra Adalet Partisi tek bir kere bile yüzde 50 oyun yarısını bile bulamamıştır.
Adalet Partisinin en güçlü isimleri Sadettin Bilgiç, Ferruh Bozbeyli Mehmet Turgut gibi isimler ve 50 civarinda parlamenter eski Cumhurbaskanımız rahmetli Celal Bayar’ın da tam desteğiyle Demokratik Partiyi kurdular.
Girdikleri ilk genel secimde (1973) ancak yüzde 13 oy alabildiler.
Hatirlatmak isterim ki, bu % 13 oy, % 50 lik bir pastadan bir dilimdir. Yani bölünen partinin ancak dörtte biri kadar olmuştur.
Adalet Partisi Genel Baskanı ve Basbakan Süleyman Demirel, bölünmeden 7 sene sonra tüm Demokratik Partilileri Adalet Partisi’nde tekrar toplamis olmasina ragmen,
Adalet Partisi ve sonraki devamı mahiyetinde olan partiler bir daha ve asla Adalet Partisi oylarının yarısını bile alamamış ve bir daha siyaseten gün yüzü görmemistir.
Ta ki, aradan tam 20 sene geçtikten sonra, 1991 secimlerinde DYP olarak ancak % 27 oy alabilmistir.
Elbette tek başına iktidar olamamış ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) ile bir Koalisyon Hükümeti ancak kurabilmistir.
Bölünme döneminin Adalet Partisi Genel Başkanı Sayın Süleyman Demirel siyasi hayatının son donemlerinde şu çok önemli itirafta bulunmustur:
“İnişli çıkışlı 40 yıllık siyasi hayatımda yaptığım en büyük hata Demokratik Parti’nin kurulmasını engellememem olmuştur.
“Ne yapıp yapıp bu bölünmeyi engellemeliydim.
“Gerekli çabayı göstermis olsam engellerdim de.” demiştir.
Buradan günümüze gelelim.
CHP hicbir şekilde bölünmemelidir.
Sayın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu elden gelen her çabayı göstermeli ve muhtemel bir bölünmeye ortam ve meydan bırakmamalıdır.
Her durumda ayrılmalar ve bölünmeler kolaydır.
Zor olan, ama hem memlekete hem de tüm taraflara yararlı ve faydalı olan tek durum “bir ve beraber olmaktır.”
Bu istikamette gösterilecek olan her gayret ve çaba bugünün en saygıdeğer davranışı olacaktır.
#CHP
Devrin tarihi bu adamın biyografisi üzerinden yazılabilir. İktidarın her kırılımında bizzat faaldi. Alengirli, oyuncu, sürekli minik siyasi hesaplarla ucuz satrançta ve her zaman muktedirin gölgesinde ferahta. Kendi çapında minnak bir Fouché.
Özgür Özel ve arkadaşları tüm tuşlara basıyor.
Korsan toplantıda grup başkanı seçtiler.
Alternatif bayram mitingi yaptılar.
Butlan MYK’yı topladılar.
Salı günü alternatif grubu topluyorlar.
Şimdi de kurultay için delege imzası toplayacaklarmış.
Oysa mutlak butlan kararı kesinleşmeden istedikleri kadar imzaya ulaşsınlar kurultay toplanamıyor.
Bunu bildikleri halde gerginlikten medet umuyorlar.
Bir AK Partili olarak umurumda değil, ne yaparlarsa yapsınlar ama her hamleleri bir vesileyle kamu kurumları veya yargının görev alanına giriyor, bu sefer ‘saray’ diye bağırıyorlar.
TBMM devreye girerse sorun.
Polis müdahale ederse sorun.
Mahkeme karar verirse sorun.
Fatura iktidara.
Bizden uzak durun, ne haliniz varsa görün.
Özgür Özel ve ekibinin kurultay için 800’den fazla imza topladığı haberleri üzerine, Saray’ın atadığı CHP yönetimi kurultay konusunda yan çizmeye başladı. Neymiş, “delegelerin meşruiyeti” tartışmalıymış.
Kemal Bey üstüne alınmasın lütfen, bu kişisel bir mesele değil.
BirGün koltuk sevdalılarıyla, siyaset esnaflarıyla, rant müptelalarıyla, kurnaz işbirlikçilerle, medet umduğu kapılar yüzüne kapandıktan sonra kendi ikbali için ağız değiştiren hokkabazlarla eskiden beri hiç iyi anlaşamıyor.
Dün küfür yedikleriyle bugün kol kola girenleri, seçilemediği yere atanmayı içine sindirenleri, kendi evine hırsız gibi girenleri, zalimle kavga etmek yerine onu alt edenlere saldıracak kadar gözü dönen riyakâr muhalifleri hiç ama hiç sevemedi bu gazete...
BirGün tüm pirüpaklığıyla, güvenilirliğiyle ve tutarlılığıyla her zaman halkın onurlu mücadelesinin yanında oldu. Bu yüzden de sevildi, benimsendi. Patronsuz olmasına rağmen asla sahipsiz kalmadı.
Huyu kurusun, böyle bir gazete işte.
O nedenle Kemal Bey ve butlancı şürekâsı TGRT-TV 100’den gözünü ayırmasın. F. Uğur’u ve C. Küçük’ü pusula gibi takip etsin. Nasıl olsa “derin üzüntü” duyulacak tek şeyin kendi acıklı hikâyeleri olduğunu idrak edebilecek noktayı çoktan geçmişler.
Rant bulaştırmadıkları hiç alan kalmadı. Vize serbestisine yönelik basit adımların atılmamasının arkasında bu ranttan olmama motivasyonu var herhalde!
Siyasi alanın olabildiğince millete kapatılmasının, butlan ve diğer tüm hukuksuzlukların arkasında bu haksız kazanç imkânlarının bırakılmaması arzusu olduğunu biliyoruz.
Türlü düzenleme ile milleti kendi kurdukları tekellere mahkum edip, insanların elindeki üç kuruşa göz diken bu kara düzen muhakkak değişmek zorunda.
Canan Coşkun'un yazı dizisi👇
https://t.co/VWjU0g8Beq
https://t.co/EPeOLzyXKK
https://t.co/U7n1teF2CA
Balyoz davası sürerken Kılıçdaroğlu’na mektup yazarak davanın darbe davası olmadığını, demokrasinin tehlikede olduğunu yazdım. Cevap vermedi. Elini taşın altına sokmadı. Şimdi kalkmış ÖÖ’ye FETÖ iması yapıyor oysa ÖÖ o dönem yardım için çırpınanlardandı. Doğruya doğru! Ayıptır!
Güvenpark'a giderken bindiğim takside taksici, "Chp genel merkezine mi abi?" diye sordu.
"Yok Genel Merkez, Söğütözü'nde" diye hatırlatınca itiraz etti, "Orası artık Akp/ Ek Bina, biz öyle diyoruz" dedi!