Timur Soykan: "Şimdi yeni ihraç dalgasının geldiği söyleniyor. Hatta bugün çok önemli isimlerin ihraç edileceği yönünde bilgiler kulağımıza geliyor. Bana gören bilgilere göre bugün alacakları ihraç kararında Özgür Özel de var.
Gerçekten çok dramatik değil mi? 13 tane seçim kaybetmiş, referandumlar kaybetmiş, mühürsüz oyları kabul edip rejimin değişmesine ön ayaklık etmiş, 2023'teki seçimleri kaybederek Türkiye'nin tarihini tamamen bir karanlığa sürüklemiş Kemal Kılıçdaroğlu, genel başkan olarak girdiği ilk seçimde AKP'yi yenerek partisini birinci parti yapan genel başkanı ihraç edecek..."
Okul müdüründen tokat yedığı için şikayetçi olması sebebiyle cezalandırılan ve 180 km uzakta bir yere sürülen her gün 3000 TL taksi parası veren, ve sonunda intihara sürüklenen annesinin tek başına büyüttüğü bir yetimin hakkını savunmak zorundayız #Irmaköğretmeniçinadalet
Denizli ' de çocukların gözü önünde çekiç ile vurarak on kg bile gelmeyen masum can Patron 'u vahşice öldüren Dr Ahmet Çatak, köpeği korumaya çalışan 13 yaşındaki çocuğun da elini kırmış ve yardıma gelmek isteyen başka çocuğa " yaklaşma seni de öldürürüm" diye tehdit etmiştir
Köpeğin sahibi olan 13 yaşındaki çocuk psikolojik tramva geçirmekte olup, psikolojik tedaviye de alındı Patron isimli köpeğin kimseye saldırmadigi ve mahalleli tarafından sevildiği de yine mahalle sakinlerinin basın açıklaması ile kamuya duyurulmustur
@mustafaciftcitr@TC_icisleri@abakingurlek@adalet_bakanlik@ikalin1@EmineErdogan@ucimorgtr@tcbestepe@RTErdogan
TV'lerde yine CHP'nin yasal durumu tartışılıyor. Benim kıt aklım almıyor. Bu mesele bitti kardeşim. Ne İBB davaları kaldı, ne Butlan davası.
Bugün Kılıçdaroğlu açıkladı: Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetenler, ABD ile anlaşıp; 31 Ekim 1922 tarihine dönme kararı almış.
Fatoş Pınar Türker, operasyon sürecini ve Vatan Emniyet’te yaşadıklarını anlattı. Türker, Mali Şube’nin operasyonu yürütmesine rağmen evine Cinayet Şube polisleri geldiğini, çocuklarına su verilmesine bile izin verilmediğini söyledi.
Vatan Emniyet’te polis tarafından çıplak aramaya maruz bırakıldıklarını anlatan Pınar Türker, yaşadıklarını aktarırken göz yaşı döktü.
Türker şunları anlattı:
“Allah’tan avukatımı arayabilmiştim. Çünkü eve girince polisler hemen telefonumu aldılar. ‘Hiçbir şeye dokunmayın’ dediler.
Çocuklarım ağlıyor. ‘Bir su vereyim’ diyorum. ‘Hayır’ diyorlar. Küçük kızım okula gidecek. ‘Hayır, kimse kıpırdamasın. Delil karartmayın’ diyorlar sürekli.
Komiserdi herhalde. Onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı. En son o da kızlarımla birlikte ağlıyordu.
‘Kaşe var mı?’ dedi.
‘Ne kaşesi?’ dedim.
‘Şirket kaşesi’ dedi.
‘Yok’ dedim. ‘Ben şirketin genel müdürüyüm, kaşeyi ne yapayım?’
‘Arayın bulun’ dedi.
Neyse, evi arıyorlar falan. ‘Kimse yerinden kıpırdamasın’ diyorlar. Biz de salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da ağlıyor. Bana sarılmak istiyorlar.
‘Kimse elini kimseye dokundurmasın’ dediler.
Ben de dedim ki:
‘Siz mali suçlar için gelmediniz mi? Biz neyi delil karartacağız?’
Polis dedi ki:
‘Biz cinayet masadan geliyoruz.’
Öyle olunca benim kızlarım aval aval ağlamaya başladılar.
Ben de dedim ki:
‘Ne cinayeti?’
‘Hayır’ dedi. ‘Şu an operasyon oluyor. Polis kalmadı, biz geldik.’
Yani delil karartma meselesi… Çocuğuma bir bardak su bile veremedim gerçekten. O kadar tiyatro mu desem, kabus mu desem… Ama polisin gözlerindeki o ifadeyi hiç unutamayacağım.
Ama çok insani davranan bir polis memuru daha vardı. Hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde, başına bir şey gelmeyecekse annemi aradı. İki kere benim konuşmama izin verdi.
‘Kızınız iyi’ dedi.
Sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden.
Ben o şekilde çıktım evden. Küçük kızımla son kez okuluna uğramış oldum. O, akşam döneceğimi düşündü tabii. Aradan 15 ay geçti.
Vatan’a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağımı düşündüm.
Sonra nezarete girdim. Asistanım vardı.
‘Sen niye buradasın Canan?’ dedim.
Gene ağladılar. Pınar Hanım da ağladı.
Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı. Fatoş geldi. Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi.
Sonra artık orada… Muhtemelen hiç görmemişsinizdir, görmeyin de inşallah, nezarethaneyi. Ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz. Çünkü bodrum katta olduğu için hiç cam pencere yok. Müthiş bir ışık var her tarafta. Artık kaçıncı gün, hangi saatteyiz bilmiyorum.
Bir kadın memur geldi.
‘Arama yapacağız’ dedi.
Sırayla götürüyorlar bizi, sonra geri getiriyorlar.
Benimle birlikte gitti. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı beni.
‘Soyun’ dedi.
‘Nasıl yani?’ dedim.
Eldiven taktı eline. Arkada klasörler var. Çok küçük bir oda.
O memuru da nerede görsem asla unutmam. Odayı da nerede görsem asla unutmam.
‘Üstünü çıkar’ dedi.
Üstümü çıkardım.
Ama üstümü çıkarmanın… Zaten çıplağım, ne kontrolü yapacaksın?
Yine de kontrol yaptı.
‘Tamam, üstünü giyebilirsin’ dedi.
‘Peki, gidebilir miyim?’ dedim.
‘Hayır’ dedi. ‘Eşofmanını da indir.’
İndirdim.
‘Çamaşırını da.’
‘Nasıl yani?’ dedim.
‘İndireceksin’ dedi.
Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim.
‘Şimdi yere çömel’ dedi.
Ondan sonra da:
‘Burada utanan varsa çıkabilir’ dedi.
Ben utanmıyorum. Ama insanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın. Ben utanmıyorum.
‘Cinsel organını aç’ dedi.
‘Bacaklarını aç, arkanı dön, eğil…’
Sonra:
‘Tamam’ dedi.
Halbuki biz ne olduğunu anlamıyoruz.
Bu arada ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Diğer arkadaşlarımızda farklı polis memurları vardı, daha farklı uygulamalar olmuş olabilir. Ben kendi deneyimimi anlatıyorum.
Bir de bunun ne olduğunu anlamamıştık. Eldiven taktı ya eline… Eldiveni kullanmadığı için mutlu olduk. Çünkü ben jinekolojik muayene gibi bir şey olacak zannetmiştim. Eldiven takınca sevindik hatta nezarette.
Sonra tutuklandıktan sonra Fatoş’un çığlıklarıyla yaşananları hiç unutmuyorum.
Çünkü biz tutuklandık. Her şey film gibi.
O an bir avukatın telefonundan annemi aradım. Kızlarımla konuştum. Hepsi ağlıyorlardı.”
Bilmiyorum ki Ferdi, iyi mi oldu kardeşim…
Öyle zor değil kelimeleri arka arkaya dizip bir şeyler anlatmak, boğazımıza dizilenlerin söylemenin yanında, boğazına bıçak saplananların yanında… Yüreği sızlar insanın her acıda da kalbi de tertemiz insanlar değiliz bakmayın.
Demir kapı gıcırdayarak açılmıştı, gencecik mahkumlar girmişti içeri, ellerinde siyah çöp torbasına doldurdukları kıyafetleriyle. Koğuşumuzun başkanı gürlemişti yine “Ooo doktor bak yeni müşteriler geldi”, “Geldiler başkan gencecik çocuklar baksana.”
Başkan bir yudum almıştı günde 10 bardak içtiği ikisi bir ara kahvesinden: “Gençler iyidir doktor gençler gelsin. Personel lazım, koğuşta kim çalışacak yoksa?”
Düzen böyledir hapishanede, gençsen çalışırsın, çalışırsan sevilirsin, sevilirsen yatar çıkarsın. Yatar çıkarsın da dışarıda yatırır mı hiç hayat?
Koğuşun taze mahkum gençlerine teker teker iş verilmişti. Kimi başkana ve bölmesindekilere çay, kahve servisi yapıyor kimi mutfakta bulaşık yıkıyor kimi avluyu günde iki kere yıkıyor. 20’li yaşın başındaki gençler harıl harıl çalışıyor koşturuyordu. Bilemiyorlardı ki hapishane öyle yatıp raconu yaşayacağın yer değil. Tuvalet temizlersin, bulaşık yıkarsın, silah tutan elin boku püsürüğü tutar hapishanede. Kendine yediremezsen o hapishanede bir daha tutuklanırsın işte. İlk açık görüşün gelmesini, ailesini, sevdiğini görmek için can atmaya başlarsın. Memleketimin garibanlığı bitmez ki…
O gençlerden biri de Ferdi kardeşimizdi. Güzel çocuktu Ferdi, “Ağğbi kahve”, “Başkan kahve getiriyim mi” diye girerdi bölmeye. O kadar sık gelip “Bir isteğin var mı” diye sorardı ki… Başkan en sor gürlemiş sonrasında da kahkahayı basmıştı, “Oğlum ölecem kahveden sıktınız lan beni” diye.
Açık görüş haftası geldiğinde Ferdi gelmişti yanıma utana sıkıla. Çok utangaç biri değildi semt çocuğuydu ne de olsa. Ama burası hapishaneydi, koğuşun eskilerinden birinin yanına öyle güle oynaya gelemezdin. “Abi sevgilim gelecek”, “Oğlum bir gömlek giy lan bari yok mu gömleğin”, “Yok ağbi…” Ortodoks Aslan ve Eser, Ferdi’yi güzelce giydirmişti. Hapishaneye her düşenin yanında keşke Ortodoks Aslan, Eser olsa…
Hızlı adımlarla karşıma dikilmişti Ferdi, elleriyle gömleğine utana sıkıla heyecanla dokunuyordu. “Ağğbi nasıl omuşum”, “Çok yakışıklı olmuşsun kardeşim bak gömlekli görsün seni sevgilin, çıkınca da düzgün bir iş bul evlen oğlum”, “Ağbi saçlarım kötü duruyor ama”, “Dur hallederiz.”
Açık görüşler için hazırladığım limon suyu karışımlı şişemi dolaptan çıkarmıştım. “Gel Ferdi, gel kardeşim bak sana şimdi güzel bir saç yapacağım” deyip ufak tarağımla limon suyunu sürüp saçlarını taramıştım. “Ağğbi valla iyi oldu sağ olasın”, “İyi oldu tabi oğlum.”
Ferdi semt çocuğuydu da bir o kadar utangaç çocuktu. Sevgilisiyle açık görüşte görüştükten sonra yanıma gelmiş “Ağbi çıkayım şuradan da evleneceğim valla” demişti. Çıktı da Ferdi. Hapishane ya burası elbet çıkarsın ya ölü ya diri. Ya dışarı hapishanesi, nasıl çıkarız dışarı hapishanesinden?
Eser bir haber gönderdi: “Beylikdüzü Metrobüsü’nde ‘yan bakma’ tartışması cinayetle sonuçlandı.” Bir fotoğraf vardı paylaşımda, saçlarını limon suyuyla taradığımız Ferdi bıçaklanarak öldürülmüş.
Sözünü tutmuştu Ferdi, hapishaneden çıktığında nişanlanmış, evlenecekti. Evlilik hazırlığı yapıyordu nişanlısıyla, tatlı telaşların arasında İstanbul’u geziyorlardı. Semt çocuğudur ya Ferdi, delikanlı çocuktur, nişanlısını korumak en büyük vazifedir. Metrobüs yolculuğu sırasında nişanlısına baktığını gördüğü kişilerle tartışmış. Ferdi’yi takip eden “baba-oğul” metrobüsten inen Ferdi’yi bıçaklayıp öldürmüş.
Han kapısından girdiği hapishanenin iğne deliğinden diri çıktı da Ferdi, dışarı hapishanenin kalleşliğinde can verdi. Saçlarını taradıktan sonra “Ağğbi valla iyi oldu sağ olasın” demişti Ferdi. Bilmiyorum ki Ferdi, iyi mi oldu kardeşim…
Crazy that this is getting barely any coverage. This year’s European Press Prize was just awarded to an investigative report by the Dutch newspaper De Volkskrant. It is entitled “What the Wounds Tell” and in it the journalists Maud Effting and Willem Feenstra document the cases of 114 children in Gaza under the age of 15 who were struck by a single bullet to the head or chest. Almost all of them died or were left severely disabled. They chose to document only the cases of boys and girls under the age of 15 (though often much younger: aged 3, 4 or 7) because these are children who can be immediately identified as such. “A single bullet in these parts of the body is a clear indication that these children were deliberately targeted“, the two journalists write.
This is the article: https://t.co/YkZrpqBWBQ
Bölünme büyük olur korkusuyla büyük toplumsal tepki, verildi. Etkinizin çok düşük olduğu fark edilince, doğal olarak, yüzler ana gövde "seçilmiş genel başkan ve ekibine" döndü.
RTE-Saray'ın CHP'li Kapıkulları olarak yok sayılıyorsunuz.
@muslimsarichp
BÖLÜM-4
Sodyum: Klor ve Beher!
Sodyum (Na) : Suyla temas ederse patlayan, gümüşi metal
Klor (Cl): Zehirli gaz
Sofra Tuzu (NaCl): İkisi birleştiğinde çıkan madde
Beher (Beherglas): İki maddenin reaksiyona girdiği cam malzeme.
MetroPOLL-Daktilo1984-Medyascope= RTE-Saray
Gazeteci İsmail Arı'nın, hukuksuzca 75 gün boyunca tutuklu kaldıktan sonra ilk duruşmasında tahliye edilmesi, Türkiye'de yargının ve basın özgürlüğünün içinde bulunduğu tabloyu bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Ceza bile alınmayacak bir suç isnadıyla, yalnızca 58 satırlık bir iddianameye dayanılarak bir gazetecinin 75 gün özgürlüğünden mahrum bırakılması kabul edilemez.
Bu durum, tutuklamanın bir istisna tedbiri olmaktan çıkarılıp cezalandırma aracına dönüştürüldüğünün açık göstergesidir.
Öte yandan gözaltı sürecinde telefonuna hakim kararı olmaksızın el konulduğuna ve kendisine çıplak arama dayatıldığına ilişkin iddialar son derece vahimdir. Bu iddialar etkili, bağımsız ve şeffaf biçimde soruşturulmadır. Hiç kimse, hangi gerekçeyle olursa olsun, insan onurunu zedeleyen muamelelere maruz bırakılamaz.
İsmail Arı'nın tahliyesi doğru bir karardır. Ancak asıl mesele, bir gazetecinin neden 75 gün boyunca özgürlüğünden mahrum bırakıldığı sorusunun cevapsız kalmamasıdır. Türkiye'nin ihtiyacı, gazetecilerin cezaevinde değil haber peşinde olduğu, hukukun siyasetin değil adaletin hizmetinde olduğu bir düzendir.
#İsmailArı
@abakingurlek@adalet_bakanlik Sayın Adalet Bakanı Benim Oğlumunda KATİLLERİ belli, 15 yıldır CİNAYET Örtbas edilmeye çalışılıyor ❗ Bizde ADALET istiyoruz ⚖️