Ali Haydar Fırat, yaptığı açıklamada Baba Ocağı isimli internet sitesine Özgür Özel döneminde CHP Genel Merkezi tarafından her ay 5.000.000 TL ödeme yapıldığını söyledi.
Ben de bunun üzerine internet sitesini; yayın içeriği, yazar kadrosu ve genel yayın faaliyetleri bakımından inceledim.
İncelemem sırasında, CHP Genel Başkanlığının vekâlet ilişkisini sonlandırdığı Avukat Çağlar Çağlayan’ın sitenin yazar kadrosunda yer aldığını, ancak sadece 6 Aralık 2025 tarihinde yayımlanmış tek bir yazısının bulunduğunu gördüm.
Sitenin Genel Yayın Yönetmeni ise Cihan Güner. Güner, daha önce Esenyurt Belediyesi’nde Ahmet Özer’in basın danışmanı olarak görev yapmış, daha sonra kayyum yönetimi döneminde görevinden ayrılmıştı.
Açıkçası, yaptığım inceleme sonucunda aylık 5.000.000 TL olduğu iddia edilen ödemenin hangi hizmet karşılığında yapıldığını anlayamadım.
Bu ödemenin kapsamını ve karşılığında hangi hizmetin verildiğini somut olarak açıklayabilecek ya da bu ödemeyi anlamlandırabilecek biri varsa, bizi de bilgilendirirse memnun olurum.
Ancak şu hususun altını çizmek gerekir: Söz konusu ödeme iddiası, Ali Haydar Fırat’ın açıklamasına göre Özgür Özel dönemine ilişkin. Dolayısıyla bu iddia hakkında kamuoyunu tatmin edecek açıklamayı yapması gereken de o dönemin sözde CHP Genel Merkezi yönetimidir.
Çünkü aylık 5 milyon TL gibi çok ciddi bir ödeme iddiası söz konusuysa, bunun hangi hizmet karşılığında yapıldığının ve bu ödemenin gerekçesinin şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşılması gerekir.
@alihaydarfirat@herkesicinCHP@kilicdarogluk@eczozgurozel@imamoglu_int@chpgencistanbul@istanbulorgutu@CHPankarailbsk@chpizmiril@chpadanail@bursaililetisim
İşte benim tahammül edemediğim olay bu !
Sayın Kılıçdaroğlu bunların hepsini makam sahibi yaptı!
Bana da çok ciddi haksızlıklar yaptı! Ama , ona rağmen bugün ben onu savunmak zorunda kalıyorum !
Neden mi ?
Çünkü , ben her zaman doğrunun yanında olmaya çalışıyorum! Yalakalık yapmıyorum !
🚨Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Haşim Kılıç, CHP'deki "mutlak butlan" kararını Özgür Özel lehine çevirmek için devreye girdi!
🔻Aydınlık'ın bilgi aldığı kaynaklar, üç ismin mutlak butlanın kaldırılması için Yargıtay'a baskı yaptığını aktardı.
🔻AK Partili ve CHP'li isimler ne demişti?
🗨️@mkulunk: “AK Parti içerisinde Londra-Tel Aviv hattından beslenen bir akıl, ‘mutlak butlan’ kararından sonra Özgür Özel’e CHP’yi teslim etmek için ilgili kurumlara müdahale ediyor.”
🗨️@mkulunk: “Abdullah Gül’ün konuştuğu her yerde Kraliyet’in izlerini arayacaksın.”
🗨️@SavciSayan: “Yeni parti projesine AK Parti’de görevde olan ve AK Parti’den ayrılan bazı insanlar destek veriyor.”
🗨️@gurseltekin34: “Partideki İngiliz elini kırıp bitireceğiz.”
🔻Bülent Arınç, mutlak butlan sonrası Yargıtay'a iki kez çağrı yaparak tedbir kararınının kaldırılmasını istemişti.
🔻Haşim Kılıç da “Yargıtay onarsa ciddi sorun çıkar.” demişti.
🔻Abdullah Gül kararla ilgili henüz sessiz olsa da İmamoğlu'na operasyonları "endişeyle takip ediyorum" diyerek haksızlık yapıldığını söylemişti.
👇👇👇
Claude Code yüzünden altı ay boyunca boş yere token harcamışım.
Bugün Jesse Vincent tarafından geliştirilen ve 8 ayda GitHub’da 208 bin yıldıza ulaşan Superpowers adlı ücretsiz bir eklentiyi keşfettim.
Bu eklenti, kod yazmadan önce plan yapıyor
Peki nasıl çalışıyor bu eklenti :
İşte Superpowers’ın 7 aşamalı çalışma prensibi:
1. Beyin Fırtınası: Özellikleri netleştirmek için size sorular sorar ve tasarım netleşene kadar hiçbir şeyi kilitlemez.
2. Çalışma Dalları: İş için izole bir dal oluşturur ve test tabanının temiz olduğunu doğrular.
3. Planı Yaz: İşi 2 ila 5 dakikalık görevlere böler ve her görev için tam dosya yollarını ve adımları listeler.
4. Alt Ajan: Her görevi taze bir yardımcı ajana gönderir; önce özellikleri, sonra kod kalitesini inceler.
5. TDD Çalıştır: Kırmızı, yeşil, yeniden düzenle (test, kod, sonra temizlik) döngüsünü uygular ve testten önce gönderilen kodu siler.
6. Kod İncelemesi: Her değişikliği plana karşı kontrol eder ve kritik sorunlarda ilerlemeyi engeller.
7. Gönder: Test paketini çalıştırır ve geçtiğini doğruladıktan sonra bir PR açar veya Codu birleştirir ve temizler.
Sonuç olarak, Claude Code artık daha verimli hale geldi .
Tek satırda yüklemek için:
/plugin install superpowers@claude-plugins-official
Ücretsiz repo →
https://t.co/cZqqymdnei
Görmesini istediğiniz kişiler için yeniden paylaşabilirsiniz.
Eğer;
* YSK araştıramıyorsa,
* İlçe Seçim Kurulu araştıramıyorsa,
* SPK özel mekanizma kurmamışsa,
o zaman:
“Delege satın alındı.”
iddiası hukuken nasıl ispatlanacak?
Bu soruya:
“YSK araştırsın”
cevabı verilemiyor.
Çünkü yetki ve araçları yok.
Bu nedenle Türk hukukunda bu tür iddiaların fiilen araştırılabileceği iki kurum kalıyor:
1. Cumhuriyet Savcılığı
2. Genel görevli mahkemeler (Asliye Hukuk)
Zaten son yıllarda siyasi parti kurultaylarına ilişkin görev tartışmalarının merkezinde de bu soru var:
“Araştırma yapma kapasitesi olmayan bir seçim yargısı mı?”
yoksa
“Araştırma yapabilen genel mahkeme mi?”
BİZ KRİMİNAL TİP DEĞİLİZ,
VİCDAN SAHİBİ İNSANLARIZ
Manisa Milletvekili Sayın Özgür Özel’in, CHP Genel Merkezi önünde yaşanan süreçle ilgili yaptığı açıklamada kullandığı “kriminal tipler” ifadesi; yalnızca orada bulunan insanlara yönelik talihsiz bir söz değil, aynı zamanda partinin vicdanına, emeğine ve yıllardır onuruyla mücadele eden binlerce parti emekçisine karşı büyük bir haksızlıktır.
Öncelikle açık ve net ifade etmek isterim:
Ben Kadir Polat olarak, hayatının önemli bir bölümünü bu ülkenin çocuklarına, gençlerine ve geleceğine katkı sunmaya adamış bir toplum gönüllüsüyüm.
Ülkemizin yaklaşık 70 şehrini eğitime destek olmak amacıyla dolaşmış, 500 bin kilometreyi aşan yollar kat etmiş, dağ bayır demeden Türkiye’nin en ücra köy okullarına ulaşarak çocuklara umut olmaya çalışmış bir yurttaşım. Hiçbir çıkar beklemeden, hiçbir makam hesabı yapmadan; yalnızca vicdani sorumluluk duygusuyla ailesiyle birlikte yıllardır eğitime destek vermeye çalışan bir insanım.
Aynı zamanda parti aidiyetim ve Cumhuriyetimizin kurucu değerlerine duyduğum saygı gereği; özellikle son 10 yıldır aidatını her ay düzenli ödeyen, insan faydasına, toplum yararına ve ülkemiz menfaatine yönelik özellikle eğitim odaklı onlarca proje üretip pratiğe taşıyan, bunları yaparken hiçbir kurum ve kuruluştan destek almadan tamamen kendi imkânlarıyla mücadele eden bir CHP üyesiyim.
Şimdi soruyorum:
Ben mi kriminal tipim?
Çocukların üşümemesi için mont ve bot taşıyanlar mı kriminal?
Köy okullarındaki çocukların hayallerini gerçekleştirmek için yazdıkları mektuplardaki istekleri yerine ulaştıranlar mı kriminal?
Yıllardır partisine aidat ödeyip emeğiyle, alın teriyle mücadele eden insanlar mı kriminal?
Üstelik biz CHP Genel Merkezi önünde beklerken; orada bulunan insanlara yönelik taşlar ve şişeler atılırken, gerginliği büyüten saldırgan tavırlar sergilenirken; asıl vahim tablo günün ilerleyen saatlerinde ortaya çıkmıştır.
Kamuoyunun da gördüğü üzere, gecenin üçünde parti üyesi olup olmadıkları dahi bilinmeyen yüzlerce kişi tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisinin genel merkezi işgal edilerek bina adeta savaş alanına çevrilmiştir.
Yangın tüpleriyle saldırılar yapılmış, camlar çerçeveler kırılmış, odaların duvarları çirkin sloganlarla kirletilmiş, deterjanlar yerlere dökülmüş, yangın hortumları açılarak bina içi kullanılamaz hale getirilmiş, koltuklar, sandalyeler ve ahşap malzemeler parçalanmış, her taraf bilinçli şekilde tahrip edilmiştir. Devlet kurmuş bir partinin genel merkezi; öfkenin, kontrolsüzlüğün ve vandalizmin merkezi haline dönüştürülmüştür.
Şimdi tekrar sormak gerekir:
Sayın Özgür Özel’in “kriminal tipler” diyerek hedef gösterdiği insanlar kimlerdir?
Yıllardır partisine aidat ödeyen, demokratik hakkını kullanarak orada bulunan insanlar mı?
Yoksa genel merkezi savaş alanına çeviren, kamu malına zarar veren, saldırganlık ve provokasyonla hareket eden kişiler mi?
Biz orada vicdanımızla, siyasi duruşumuzla ve demokratik hakkımızla bulunuyorduk.
Hiç kimsenin malına zarar vermedik.
Hiç kimseye saldırmadık.
Hiçbir vandallığın parçası olmadık.
Ama bugün gelinen noktada; saldırıya uğrayan, ötekileştirilen ve suçlanan taraf yine biz oluyoruz.
İşte itirazımız tam da bunadır.
Çünkü bugün CHP içerisinde farklı düşünen, vicdanıyla hareket eden ve özellikle Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik yürütülen sistematik itibarsızlaştırma kampanyalarına karşı çıkan insanlar; bilinçli şekilde ötekileştirilmeye çalıştırılıp yoğun bir saldırı ve hakarete maruz kalmaktadır.
Oysa biz kimsenin düşmanı değiliz.
Biz; ahlakın, emeğin, vefanın ve siyasi nezaketin tamamen yok edilmesine itiraz ediyoruz.
Çünkü son dönemde siyaset; fikir yarıştırma zemini olmaktan çıkarılmış, linç kültürünün ve itibarsızlaştırma operasyonlarının alanına dönüştürülmüştür.
Kemal Kılıçdaroğlu hakkında yıllardır sürdürülen organize saldırılar yalnızca bir siyasi eleştiri değildir. Bu süreç; bir insanı sistematik biçimde yalnızlaştırma, değersizleştirme ve hafızalardan silmeye dönük ağır bir algı operasyonuna dönüşmüştür.
Oysa unutulmamalıdır ki:
Bugün bu partide özgürce konuşabilen herkes, geçmişte büyük bedeller ödeyen insanların mücadelesi sayesinde bunu yapabilmektedir.
Sayın @kilicdarogluk ; linçlere, tehditlere, saldırılara rağmen geri adım atmayan bir siyaset yürütmüştür. Adalet Yürüyüşü’yle milyonların vicdanına dokunmuş, helalleşme çağrısıyla bu ülkenin kutuplaşmış fay hatlarını onarmaya çalışmıştır.
Bizim bugün yanında durduğumuz şey; bir koltuk değil, bir vicdan meselesidir.
İşte tam da bu nedenle; sırf Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında duruyor diye insanları “kriminal tip” gibi ifadelerle hedef göstermek kabul edilemez.
Bu dil; birleştirici değil ayrıştırıcıdır.
Bu yaklaşım; demokratik değil dışlayıcıdır.
Bu söylem; siyasi olgunluk değil, öfke dilidir.
Nitekim İzmir mitinginde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik atılan ahlak dışı sloganlar karşısında ortaya konulamayan net tavır da bu kırılmanın ne kadar derinleştiğini göstermektedir. Çünkü bir siyasi mücadele, eleştiri sınırları içerisinde yürütülebilir; ancak bir insana yönelik aşağılayıcı, itibarsızlaştırıcı ve nefret dili içeren sloganların normalleştirilmesi ne siyasi ahlakla ne de Cumhuriyet Halk Partisi’nin köklü kültürüyle bağdaşır. Sessiz kalınan her hakaret, toplumsal çürümeyi biraz daha büyütmektedir.
Cumhuriyet Halk Partisi; farklı düşünen insanların birbirine hakaret ettiği değil, fikirlerin özgürce konuşulduğu bir demokratik mücadele alanı olmak zorundadır.
Kimse; yıllarını bu partiye, bu ülkeye ve toplum yararına çalışmalara vermiş insanları aşağılayamaz.
Kimse bize “kriminal tip” diyemez.
Buradan Sayın Özgür Özel’e açık çağrımdır:
Bu kırıcı ve ayrıştırıcı ifadeden dolayı kamuoyu önünde özür dilemelidir.
Çünkü siyaset; insanları yaftalama değil, toplumu bir arada tutabilme sanatıdır.
Ve unutulmamalıdır:
Vicdan sahibi insanları susturmaya çalışanlar olabilir…
Ama vicdanın sesi sustuğu gün, siyasetin ruhu da çöker.
Son söz
Cumhuriyetin çınarı; nefretle değil, toplumsal vicdan ve emekle büyür.
Saygıyla
28.05.2026
Kadir POLAT
Orada olun! orada olacağız…
Olacağız ve CHP’yi bu hale getirenleri, yolsuzluğun sıradanlaştığı hırsızlığın suç sayılmadığı bir anlayışı el birliğiyle CHP’den söküp atacağız.
Yurttaşlarımıza söz veriyoruz!
Önümüzdeki ilk seçimlerde “iktidar olacağız” diyip, arka kapıda iktidar mensuplarına “olur efendim böyle şeyler” gibi yapmayacağız.
Ön tarafta CHP vekilleri dayak yerken, arka tarafta börek çörek yiyenlerden olmayacağız.
Ne iktidara ne de onlara benzemeye çalışanlara bu memleketin umutlarını mahkum etmeyeceğiz.
Biz kazanacağız!
CHP GENEL BAŞKANI Sayın Kemal kılıçdaroğlu bombayı patlattı..
📌 Bilmedikleriniz var, anlatacağım diyor.
📌 Özgür Özel’i ve suç ortaklarını anlaşılan zor günler bekliyor..
Anlaşılar; Geliyor gelmekte olan 🔍
Kılıçdaroğlu, bahçede basın mensuplarına konuştu
"Orası kimsenin babasının malı değildir, orası halkındır halka aittir.."
"Adnan Bekir'in orada ne işi var, Adnan Beker'in otobüsünün orada ne işi var, Adnan Beker'in militanlarının orada ne işi var ya.."
"Bir akıl var ya akıl. Bunların orada ne işi var. Bunların çoğu partili değil. Taş atmak için mi, olay çıkarmak için mi CHP'yi yaralamak için mi.."
@herkesicinCHP
KURULTAYIN iptal edilmesine yol açan ifadeleri veren Levent Çelik, CHP Pendik Üyesi ve Büyük Kurultay Delegesi idi.
Çelik, savcılığa verdiği ifadede “Kurultayda Özgür Özel’e oy verdim. Değişimciydim. Ama kurultaya hile karıştırıldığını görünce yaşadıklarımı anlatmak istedim” dedi.
Kurultayın iptal edilmesini sağlayan bir diğer tanık ise CHP Bitlis eski İl Başkanı “Değişimci” Veysi Uyanık’tı.
Uyanık, kendisine verilen paralar ile gıda kartlarını tek tek anlattı. Diğer tanıklar da benzer ifadeler kullandı.
Kurultay böyle iptal edildi.
Sözde muhalif medya bu gerçekleri halktan gizlediği için, kurultay sanki kendi kedine iptal edilmiş gibi bir hava yayıyorlar.
İmamoğlu’nu kongre sürecinde çok uyardım ve “Kamu gücünü kullanarak partiyi dizayn etmeye çalışma…” dedim.
Dinlemediler…
Hukuk, ATATÜRK’ün koltuğunun parayla satın alınmasına ve Atatürk’ün emanetinin kirletilmesine izin vermedi. CHP temizliği kendi içinde yapamayınca devreye yargı girdi ve adalet yerini buldu.
Meselenin özeti budur.
Bu konuşmayı iyi dinleyin…
CHP milletvekilleri ve eski PM üyeleri CHP genel merkezinin kapısına kadar geliyorlar. Kendi seçildikleri partilerine, arkadaşlarıyla görüşmek istediklerini ileterek girmek istiyorlar.
Heyet geldiğinde o alanda 20 tane polis yoktu. Sadece içeri girmek isteyenler CHP’li vekillerimizdi. (Söyledikleri gibi kalabalık bir grup falan da yoktu)
Özgür Özel ve arkadaşları CHP’li vekillerimizle görüşüp krizi çözmek yerine, içişleri bakanını arayarak adeta krizi daha da derinleştirdiler. (Videoda Murat Emir bunu zaten açıklıyor) Bunu yapmalarında ki amaç CHP’ye polisin saldırması ve burada çıkacak olumsuz görüntüleri bir mağdur edebiyatı ile CHP’li tabana yaymaktı. Bu yaptıkları baştan sona planlı, baştan sona kurgulanmıştı.
AKP’li bakanı arayıp, “Bizi kurtarın” demek yerine, CHP’li vekilleri kabul edip görüşselerdi. O gün ne onlar Genel merkezden o görüntüler eşliğinde dışarı çıkmak zorunda kalacaklardı. Ne de parti bu görüntülerle anılacaktı.
Amaçları “Kılıçdaroğlu CHP’ye polis zoruyla girdi” demekti. Nihai hedefleri buydu.
Kamuoyunun bunu bilmesi elzemdir.
GENEL BAŞKAN SAYIN KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN BU SABAHKİ BASIN SOHBETİNE DAİR…
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nun sabah evinin bahçesinde basın mensuplarıyla yaptığı sohbeti dikkatle dinledim. Açık konuşayım; orada söylenen bazı şeyler, yaşanan sürece dair çok ciddi soruları yeniden gündeme getirdi.
Birincisi; sabahın erken saatlerinde CHP’nin Kemal Bey’e yakın milletvekilleri neden genel merkez binasına alınmadı? Genel merkez dediğiniz yer bir siyasi partinin evidir; halka açık, partililere açık bir yerdir. Kim, hangi hakla kendi partisinin milletvekillerinin önüne barikat kurdu?
İkincisi; hepimizin izlediği görüntülerde genel merkeze gelen insanların üzerine taş atıldığı açıkça görülüyor. Bu taşları kim attı? Neden attı? Bu saldırının sorumluları kim?
Üçüncüsü; Özgür Özel’i savunan isimlerin kendi beyanlarına göre oraya gelen bazı insanların ellerinde silah olduğu iddia edildi. Peki bu iddiaya ilişkin tek bir görüntü, tek bir kamera kaydı, tek bir fotoğraf var mı? Varsa açıklayın. Yoksa toplumu manipüle etmeyi bırakın.
Daha düne kadar “Ben orayı kilitlerim, kilidi de yutarım” diyenler vardı. Veli Ağbaba da benzer şeyler söylüyordu, Ali Mahir Başarır da… Peki ne oldu? Madem mesele üç dakikada tahliye edilecek bir meseleydi, neden insanlara bir “direniş” tiyatrosu izlettiniz? Neden partilileri kutuplaştıracak bir atmosfer oluşturdunuz?
Gerçekten amaç neydi? Bir kargaşa çıksın, sonra da o kargaşanın içinden “direnen kahraman” algısı mı üretelim istediniz? Ardından meclise yürüyüp TOMA’nın üzerine çıkarak PR çalışmasını tamamlamak mıydı hedef?
Siyaset dediğiniz şey tiyatro değildir. Hele ki kendi partililerine nefret pompalayarak yapılan bir algı operasyonu hiç değildir.
Bugün sağda solda insanlara “Hain Kılıçdaroğlu” diye slogan attırıyorsunuz. Peki yarın bir gün başka bir grup da çıkıp “Hırsız Özgür” diye bağırırsa ne olacak? Hoşunuza mı gidecek?
Kusura bakmayın ama bu dilin sonu iyi bir yere çıkmaz. Dün mahkeme kararını meşru görenler, bugün aynı mahkeme işlerine gelmeyince “darbe” demeye başladı. Oysa Ankara’da ilk derece mahkemesi Özgür Özel lehine karar verdiğinde, o koltukta mahkeme kararıyla oturuluyordu.
Bu yüzden biraz aklıselim, biraz siyasi ahlak, biraz da samimiyet lazım. Kağıttan kaplanlıkla değil; sağduyulu siyasetle yol yürünür.
Türkiye Cumhuriyeti, bilimsel aklın yolunda kimseyi ötekileştirmeyen, liyakate dayalı yeni bir kamu istihdam politikasını benimsemiş, çağdaş eğitimin tüm gereklerini yerine getirmiş, parlamenter demokrasisini güçlendirmiş, özgürlükçü, toplumsal barışını sağlamış, hukukun üstünlüğü çerçevesinde yargı bağımsızlığını kalıcılaştırmış, gelir dağılımı eşitsizliğini çözmüş, yoksulluğu yenmiş, hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği, neşesi elinden alınan halkımızın daha mutlu olduğu, laik Cumhuriyetimizin tehdit altında olmadığı bayram gibi bayramlarda buluşmak dileğiyle Kurban Bayramınızı yürekten kutluyorum.
“Belediye başkanlarını üyelerle seçmezsem namussuz şerefsizim” diyordunuz. Sonra biz bunu sorunca “fazla zamanımız yok” diyerek hem söylediğiniz sözü yediniz, hem de üyeyi by-pass ettiniz.
Şimdi, “Genel Başkanı üyeler seçsin” diyorsunuz.
Belediye seçimlerinde üyelerin bir önemi yok, ama genel başkanlık koltuğu elden gidince “Canım üyem” yok öyle yağma!
Bizler Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun şahsı üzerinden; kimliğine, mezhebine, ailesine, eşine, çocuklarına, geçmişine ve anılarına kadar uzanan o insanlık dışı saldırılar karşısında sessiz kalmadık.
“Yapmayın” dedik…
“Bu nefret dili hepimizi kirletir” dedik…
“Bu parti, ülkeyi savaş meydanlarında kuranların partisi; buranın mayasında kin değil kardeşlik vardır, yoldaşlık vardır ” dedik…
“CHP’nin kurumsal kimliğini bu kadar hoyratça örselemeyin, kardeşi kardeşe kırdırmayın” diye haykırdık, çığlık attık.
Ama dinlemediler…
Birer kana susamış öfke seli gibi saldırdılar.
İnsafı unuttular, vicdanı susturdular, ahlakı bir kenara bıraktılar.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu itibarsızlaştırmak uğruna; onun ailesini, geçmişini, anılarını bile hedef alacak kadar gözlerini kararttılar.
Başlangıçta bu kadar büyük nefretin sebebini anlamakta zorlanıyorduk.
“Bir insana neden bu kadar acımasız olunur?” diye kendi kendimize soruyorduk.
Çünkü aklımızda hala vicdan vardı.
Çünkü bizim kalbimiz hala insan kalbiydi.
Şimdi sis perdesi yavaş yavaş aralandı.
Şimdi her şey daha net görünüyor.
Meğer o çığlıkların ardında gerçekleri bastırma telaşı varmış.
Meğer o öfkenin altında korku saklıymış.
Meğer o organize linçlerin sebebi, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun dik duruşundan, temiz siyaset anlayışından ve halkın gönlündeki yerinden duyulan rahatsızlık varmış.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, edilen her hakaretin aslında gerçeklerden kaçış olduğunu görüyoruz.
Atılan her iftiranın, kirli hesapların, kirli işler ve kirli ilişkilerin üzerini örtme telaşı olduğunu anlıyoruz.
Ve biz bugün, dün olduğundan daha büyük bir inançla şunu söylemeye devam ediyoruz;
Gerçekler gecikir ama asla kaybolmaz.
Yürekler susar gibi olur ama asla ölmez.
İftira büyür gibi görünür ama en sonunda hayatın gerçeklerinin karşısında paramparça olur.
Bir kez daha yaşarak gördük ki; kinle saldıranlar kaybeder, onurlu duruşunu koruyanlar ise kazanır.
Ve biz biliyoruz ki Sayın Kemal Kılıçdaroğlu maruz kaldığı zulme rağmen taşıdığı onurlu ve sabırlı duruşuyla büyümüştür.
Günün sonunda insan vicdanıyla baş başa kalır.
Ve biz, vicdanımızı hiç kaybetmedik.
Saygılarımla...