Gencecik hekim adaylarının hevesle okuluna başladıkları, mesleği sahiplenecekleri böyle sembolik bir törene de bu kadar nefret kusmazsın be
Ya da
Ok boomer
Tıp Fakültelerinde yeni bir icat daha var bir süredir devam eden.
"Beyaz Önlük giyme töreni"
Bu kadar saçma,
Bu kadar boş bir uygulama daha yok bence.
Gösteriş meraklısı bir topluma "ver coşkuyu"
Ee artık giydiniz beyaz önlüğü de..
Daha yeni üniversite sınavından çıkmış,
Tıp fakültesine yeni başlamış,
"Beyaz Önlük giyme töreni".
Ne biliyor bu çocuklar Tıp hakkında..
Ne öğrendiler Tıp etiği hakkında..Deontoloji hakkında..
Ne kadar büyük bilgi ve erdeme ulaştılar da "Beyaz Önlük" giydiriyorsunuz?
Stajları başlamamış (ki 4.sınıfta başlar ve StajyerDoktor olunur),
Hasta nasıl değerlendirilir, muayene edilir, Hastalık nedir? Hastalıklar ve tanı yöntemleri nelerdir?
gibi Hekimliğin ilkeleri öğrenilmemiş..
Giy önlüğü, artık tamam.
Zaten Yapay zeka uygulamalarına sorar öğrenir..
Herşeye olduğundan daha büyük anlam yükleme hastalığı..
Yazık be.
Gençlere Yazık
Ailelerine Yazık
...
YAZIK İŞTE..
IF YOU HAVE ADHD, PLEASE LEARN ABOUT REJECTION SENSITIVE DYSPHORIA. It can silently destroy your relationships, your career, and your self-concept — and most people with ADHD have never heard the term.
Rahmi Koç:
“Yeni Zelanda’da teknenin bakımını yaptırırken bize dediler ki buralarda çok korsan var.”
“Bazı bölgelere geldiğinizde teknenin bütün seyir lambalarını ve ışıklarını kapatın, karanlıkta yolunuza devam edin.”
“Biz de bunu yapmayı düşündük.
Ama tam o bölgelere geldiğimizde ayın 15’i.
Ay pırıl pırıl.
Işıkları kapatsak da tekne zaten ortada.”
Sonra Endonezya taraflarında tekrar düşündük.
Bu sefer de o kadar yoğun balıkçı ve gemi trafiği vardı ki seyir lambalarını kapatırsak başka bir tekneyle çarpışmamız mümkün.
Korsandan kaçarken başka gemiye çarpma ihtimaliniz var.
Singapur’da önümüzde 61 metrelik büyük bir tekne vardı.
Kaptanı 15 yıldır o sularda geziyormuş.
Bizimkilere korsanları anlatmış.
“Korsanlar çok sessiz bir sürat motoruyla arkadan yaklaşırlar. Fark etmeden tekneye tırmanırlar. Gece yarısı başınızı çevirirsiniz, yanınızda silahlı bir adam görürsünüz demiş.”
O bölgede arkadaşlarımız iki gece boyunca sabaha kadar nöbet tuttu.
Neyse ki başımıza bir şey gelmedi.
Yeni Kaledonya’ya geldik, bütün gümrük işlemlerimizi yaptık.
Tamamdır, çıkabilirsiniz dediler.
Ertesi gün tekneye döndüğümüzde baktık, 6 tane gümrükçü tekneyi harıl harıl arıyor.
Daha önce köpekle gelmişler, köpek kaptan kamarasının bulunduğu bölgeye havlamış.
Orada gizli bir kasa varmış.
Ben kasanın varlığını bile bilmiyordum.
Bu kasayı açacağız dediler.
Anahtarı yok, şifresini bilmiyoruz.
Akşam oldu, kasa açılamadı.
Sonra iki gümrükçüyü teknenin içinde bıraktılar.
Biri uyuyacak, biri sabaha kadar kasanın başında nöbet tutacakmış.
Biz de bütün gece ya bu kasanın içinden bizim haberimiz olmayan bir şey çıkarsa diye düşündük.
Sabah gümrükçüler kasa açan bir adamla geldiler.
Adam uğraştı, uğraştı, açamadı.
Sonra başka birini getirdiler.
Bu sefer elektrikli testereyle kasanın kapısını kestiler.
Hepimiz hâliyle merak içindeyiz.
Kasayı açtılar.
İçinden çıka çıka küçücük bir not kağıdı çıktı.
Başka hiçbir şey yok.
Sonra gümrükçüler dönüp bizden özür dilediler.
Ben de sordum:
Bizi niçin bu kadar detaylı aradınız
Bana verdikleri cevap şuydu:
Burada uyuşturucu işlerine karışan Türkler olmuş. Siz de Türk bir tekneyle geldiniz, o yüzden kontrol etmek zorundaydık.
Bize de bunu açıkça söylediler.
Hatta özür dilediler ama kontrol etmek mecburiyetindeyiz dediler.
Yurt dışında birkaç kişinin yaptığı yanlışın bazen hiç tanımadığı başka insanların önüne nasıl çıktığını orada bir kez daha görmüş olduk.