AK Parti’nin İslam dünyasına ve dindarlara vurduğu asıl darbe; seküler bir iktidarın asla yapamayacağı şeyleri dindarların reflekslerini felç ederek yapmasıdır.
Siyasette buna "temsiliyet zırhı" denir:
Başka bir iktidar döneminde içki tüketimi 1 milyar litreyi aşsa, şans oyunları 4 katına çıksa ya da zina suç olmaktan çıkarılsa muhafazakar camia meydanları inletirdi. Ama bunu "alnı secdeye gelenler" yapınca, taban derin bir suskunluğa ve mecburi rızaya hapsedildi.
Irak’ı ezecek ABD askerleri için tezkereyi sol bir parti getirseydi "emperyalizme uşaklık" diye kıyamet kopardı; Suriye politikası bölgeyi ateşe atıp İsrail’in önünü açtığında, gerçeği söyleyen samimi Müslümanlar bizzat "dava adına" susturuldu.
Yolsuzluk, torpil ve faiz sarmalı dindarlık ambalajıyla meşrulaştırıldığı için; koca bir nesil sadece iktidardan değil, bizzat dinin kendisinden ve ahlakından soğudu.
80 yıllık laik vesayetin dindarlara asla kabul ettiremediği dünyevileşmeyi ve tahribatı, "bizden olanlar" 20 yılda muhafazakar kitleye alkışlatıp helalleştirerek sindirdi.
Müslümanın Müslümana verdiği asıl zarar; hakkı haykırma refleksini ve vicdanını rehin almaktır.
AKPMüslümanlara ZararVerdi
Sen beni her yerde ağlattın. İşte ağladım, odamda ağladım, duşta ağladım, balkonda ağladım. Doktora anlatırken ağladım. Adını andıklarında ağladım. Sokakta banka çöküp ağladım. En kötüsü de ailemle yemek yerken ağlamaktı... en sessizi. Boğazımda düğüm kaldı yediğim. Yiyemedim.
İnsan bazen hayatının en güzel dönemini, en tepede yaşarken farkında olmayabilir. Sofrasında huzurlu oturuyordur, başını yastığına rahatça koyup uyuyordur, bir bardak çayını içiyordur; küçücük şeylerin içinde hayatının en güzel dönemindedir.
Ama devamlı mutluluğu büyük şeylerde aradığı için sahip olduklarının değerini anlamadan hayat sessizce yanından geçip gidiyordur.
Ulaşmaya çalıştıklarına ulaşınca bu defa “Ağzımın tadı, tuzu yok.” der. Sonra geçmişi aramaya başlar; “En azından bu yoktu ama şöyleydim...” diye iç çekişleri başlar.
İnsan bazen sahip olamadıklarının peşinde koşarken, sahip olduklarının kıymetini fark etmeden hayatının en güzel günlerini tüketir,kendisi bile bundan bihaber ömür çürütür.
insanların hikayelerinde kötü karakter olmaktan korkmayın. sınır koyduğunuz, hayır dediğiniz ya da artık kendinizi feda etmediğiniz için biri sizi kötü ilan edebilir. herkes sizi kendi gördüğü yerden anlatır. karakterinizden emin olun; herkesin hikayesindeki rolünüzden değil
İnsanların kalpleri dalgalı bir deniz gibidir. Bugün sana yaklaşan, yarın senden uzaklaşabilir. Dün el üstünde tutulurken bugün yabancı kalabilirsin. Çünkü kalpler Allah'ın elindedir; dilediğini yaklaştırır, dilediğini uzaklaştırır.
Bu yüzden insanların sevgisine fazla güvenme, senden yüz çevirdiklerinde de kendini kahretme. Bir insanın gözünde değerini kaybetmen, Allah katında değerini kaybettiğin anlamına gelmez.
Gönlünü insanlara bağlayan, onların her değişiminde sarsılır. Kalbini Allah'a bağlayan ise insanlar değişse de ayakta kalır. Sen kalplere değil, kalplerin sahibine bak.
Bazı insanlar hayatınızın belli bir
döneminde yolculuğunuza eşlik ederler. Ve bir vesile ile hayatınızdan çıkarlar. Sonra o insanlardan nasibiniz kesilir. İnsan bu bağı ömürlük sanır ve hiç gitmeyecek gibi bağlanır ama onunla yürünecek yol, oraya kadardır. Ötesi yoktur. Vazifesini tamamlamış, çıkıp gitmiştir. Zaten mevla razı gelseydi, fıtratlarınız uyuşsaydı ve hayırlısı olsaydı kalırdı. ama kalmadı. Bu yüzden hayatınızdan çıkan insanlar için endişe etmeyin, çünkü allah sizi hak etmeyenleri sizden uzaklaştırır.
Kalp barışmak isterken, zihin adalet arar.
Affetme isteği sevginin devamıdır;
ama “neden?” sorusu cevapsız kaldığında, zihin teslim olmaz.
Çünkü anlamlandırılmayan acı, kapanmaz.
Bu yüzden affetmek her zaman iyileştirici olmaz.
Bazen önce şunu bilmek gerekir:
Bu bana neden oldu, hangi sınır ihlal edildi, hangi gerçek görmezden gelindi?
Kırgınlık, affedememek değildir.
Kırgınlık, henüz yerini bulamamış bir adalet ihtiyacıdır.
Bakın, mesele aslında çok basit. Eskiden (ki o eski güzel günler de tamamen bir şehir efsanesidir ya, neyse) evlilik dediğin şey neydi? Birbirinin her haline gıcık kapmana rağmen aynı evde yaşama sanatıydı.
Lacan’ın o meşhur 'Cinsel ilişki diye bir şey yoktur' lafı tam da buradan çıkıyor işte. Niye yok? Çünkü karşındaki canlı insan, senin kafanda kurduğun o muazzam fanteziye asla uymaz, uyamaz.
Eskiler bunu gayet iyi biliyordu. Kadın adam için Bizimki biraz öküzdür ama ne yapacaksın, en azından kışın odun kırıyor der geçerdi. Yani hayalle gerçek arasındaki o devasa uçurum baştan kabul edilirdi, kimse mucize beklemezdi.
Peki şimdi ne oluyor? Kapitalizm tepemize dikilmiş, sürekli kulağımıza fısıldıyor. Kendini gerçekleştir. En iyi versiyonun ol. Hep daha mutlu ol.
Şeytanlık tam olarak burada başlıyor işte. Evlilik artık bir hayat ortaklığı değil, bir tür bireysel gelişim projesi haline geldi.
Eşin olacak kişiden beklentiye bak. Aynı anda hem yoga eğitmenin olacak, hem psikoloğun, hem finans danışmanın, hem de yatakta alev alev yanan tutkulu aşığın.
Adam günün sonunda pestili çıkmış halde eve gelip koltuğa devrilip televizyon açınca da sistem hemen devreye giriyor. Görüyor musun? Bu adam senin potansiyelini baskılıyor. Sen çok daha iyilerine layıksın, hemen değiştir bunu.
Herkes sanıyor ki sorun karşı tarafın karakterinde. Yanlış kişiyi seçmişin diyorlar. Hayır efendim, yanlış olan karşı taraf değil; senin o zavallı insana yüklediğin Benim ruh ikizim olacak, beni tamamlayacak fantezin.
Sosyal medya da bu yangına körükle gidiyor tabii. Tinder’a, Instagram’a bir giriyorsun; maşallah herkes kusursuz, herkes çok eğlenceli, herkes henüz keşfedilmemiş bir cevher. Tam bir avm kafası. Mağazada o kadar çok ayakkabı seçeneği var ki, beğendiğini alıp dükkandan çıktığın an pişman oluyorsun. Acaba vitrindeki siyahı mı alsaydım, bu sanki ayağımı vurdu...
İşte boşanma patlaması dediğimiz şey bireysel özgürleşme falan değil, tüketim toplumunun ilişkileri de kullan-at mendile çevirme başarısı.
Yani uzun lafın kısası.
İnsanlar sabırsız veya tahammülsüz oldukları için boşanmıyorlar. Aksine. Hiç var olmayan, o hayali, kusursuz ilişki fantezisine öyle bir köle gibi bağlılar ki, gerçek hayatın o hafif sıkıcı, insanı idare etmece hallerini kendilerine yapılmış büyük bir haksızlık sayıyorlar.
Neresinden bakarsan bak, ne kadar vicdanını rahatlatırsan rahatlat. Hayatıma, gençliğime, hayallerime, geleceğime, sağlığıma verdiğin zararı ömrünün sonuna kadar ödeyemeyeceksin.Kulun kulda hakkı kalmaz, ödeşmeden ömür bitmez.