#Adalet#Yasalar#ToplumsalDüzen#AdaletinÖnemi#HukukunÜstünlüğü#ToplumsalÇöküş#BireyselHak#Temel#AdaletMülkünTemelidir#Adil#Hak
Adaletin Sağlanması: Toplumun Temeli
Yasaların ihlal edilmesine karşı yeterli cezalandırma yapılmadığında, toplumda adalet duygusu zayıflar ve güvensizlik yayılır. Adaletin bozulması, toplumsal düzenin ve güvenin temelini sarsar. Böyle bir durumda, bireyler kendi çıkarlarını ön plana çıkararak bencillik ve nankörlük gibi olumsuz davranışları benimserler. Bu süreç, toplumun değerlerinin yitirilmesine ve ahlaki çöküntüye yol açar.
İnsan doğası gereği adalete ihtiyaç duyar. Adalet, bireylerin haklarının korunması, haksızlıkların giderilmesi ve toplumsal düzenin sağlanması için vazgeçilmezdir. Eğer yasalar uygulanmaz ve ihlaller cezasız kalırsa, insanlar arasında güven kaybolur ve toplumsal bağlar zayıflar. Bu durumda, bireyler kendi çıkarları peşinde koşarken, toplumun genel iyiliği göz ardı edilir.
Adaletin olmadığı bir toplumda, güçlü olanlar zayıfları ezer, haksızlıklar normalleşir ve toplumsal barış zedelenir. Bu da bireyler arasında güvenin kaybolmasına ve toplumsal bağların zayıflamasına neden olur. Hoşgörünün azalması ve önyargıların artması, sosyal bağların zayıflamasına ve çatışmaların artmasına yol açar. Bu, toplumun bir bütün olarak hareket edebilme kapasitesini zayıflatır ve toplumun bir yığın haline gelmesine neden olur. Toplumun bu şekilde parçalanması, sonunda yıkılmasına ve nihayetinde yok olmasına yol açar.
Adaletin sağlanması ve yasaların etkin bir şekilde uygulanması, sağlıklı ve sürdürülebilir bir toplum için vazgeçilmezdir. Yasaları ihlal edenlerin uygun şekilde cezalandırılması, toplumsal düzenin ve adaletin korunması için hayati bir öneme sahiptir. Adaletin olmadığı bir yerde, huzur ve güven de olmaz. Bu nedenle, adaletin tesis edilmesi ve korunması, toplumsal değerlerin korunması için elzemdir.
Adaletin bozulduğu, hoşgörünün azaldığı ve önyargıların arttığı bir toplumda, bencilik ve nankörlük meziyet haline gelir. Toplumsal değerler yitirilir ve ahlaki çöküntü baş gösterir. Bu durum, toplumun zamanla bir yığın haline gelmesine ve nihayetinde yıkılmasına yol açar. Toplumun çöküşü, adaletin ve yasaların ihmal edilmesinin doğrudan bir sonucudur.
Bu bağlamda, adaletin korunması ve yasaların etkin bir şekilde uygulanması, sadece bireysel hakların korunması için değil, aynı zamanda toplumsal düzenin ve değerlerin devamı için de hayati öneme sahiptir. Adaletin bozulduğu bir toplum, önce yığın olur, sonra yıkılır ve nihayetinde yok olur. Bu nedenle, adaletin ve yasaların korunması, toplumsal huzur ve güvenin teminatıdır.
Ve Rüstem Paşa bu serveti rüşvetle yapmıştır :) o kayıtlardaki mücevherat falan komple rüşvet. Hepsi rüşvet. Bakın Osmanlı’nın en iyi dönemi başta Kanuni var, en başarılı vezirlerinden biri (dizide sinsi yılan gibi gösterilse de aslında başarılı bi vezir), devasa boyutlarda rüşvet alan bir ortam var. Sonraki dönemleri sen düşün, baştaki böyle çalıyorsa alttakileri sen hesap et. Sonra da gel ders kitaplarındaki anlatıya inan Celalilere kız. Patrona’ya kız serseri falan de avam de aşağıla.
Bence o insanlar kahramanmış. Direkt kelle gidebilecek ortamda bunlara isyan etmişler. Hapis mapis vız gelirdi onlara. Saygıyı hak ediyorlar.
Bazı Yunan tarihçileri diyor ki "Osmanlı'yı Rumlar, yahudiler ve Ermeniler yönetirdi. Dışişleri Bakanlarının, sadrazamların, Bakanların, paşaların, zenginlerin çoğu Rum, Yahudi ve Ermenilerdi. Para ve ekonomi onlardaydı... İstanbul Boğazı'nın iki yakasındaki yalılarda onlar otururdu, üstelik askere de gitmezlerdi. Türkler yoksuldu, İstanbul'a izinle ve 2 kefil imzası ile girerdi, hamallık ve uzun askerlik yapardı, savaşlarda ölürdü. Osmanlıya isyan edip yıkmakla en büyük aptallığı yaptık vb..."
**
Gün gelecek DEMLİLER, onlarla birlikte DEMLENENLER,
AHMET TÜRK'LER de diyecek ki "Türkiye'yi biz yönetiyorduk, her birimizin 25-30 köyü ve binlerce dönüm toprağı vardı, Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Bakanlar, milletvekilleri, belediye başkanları, sanatçılar, generaller, büyük işadamları çıkarıyorduk. En güzel yerlerde otellerimiz, yazlıklarımız, vardı.
Güneydoğu bizimdi, Batıda da herşeye ortaktık.En büyük Barajlar, en güzel yollar bizdeydi.Dilimizi serbestçe konuşurduk. Çocuklarımız en iyi okullarda okurdu. Kendi dilimizde okul açabilirdik, radyo, TV kurabilir, gazete yayınlayabilir, Banka, fabrika sahibi olabilirdik. Vergi vermezdik, elektriği bile kaçak kullanırdık. Ama rahatlık bize battı ve yönettiğimiz bu devleti yıkmaya kalktık, herşeyimizi kaybettik. Çok büyük aptallık ve salaklık yaptık, bedelini ağır ödedik vb...
Tarihten ders alın, aklınızı başınıza toplayın, son pişmanlık fayda etmez!
Halkatan yana kamucu ekonomiye halk karşı sorun orada. Türk halkı zenginden yanadır. Bu bir ironi değil realite. Aydınlara kötü davranır sevmez cahilleri tebcil eder.
💭Bu insanlar ne içiyorsa aynısından istiyorum. Türkiye'de çalışan insanların yarısı açlık sınırının %20 altındaki ücretle yaşam mücadelesi veriyor, gençlerin üçte biri işsiz, beyler Afrika'daki sorunların üstüne para dökme telaşında! Yuh artık! @fbirol
Güzellik veya yakışıklılık Allah vergisi özelliklerdir.
Bunlar çaba ile kazanılamaz
Bir mülki idare amiri için mesleki bilgi, beceri ve ehliyetin yanında gerekli olan şey; temsil ettiği görevin ağırlığına ve sorumluluğuna uygun giyim kuşam ve davranıştır.
Bunlar çaba, dikkat ve itina ile elde edilebilir.
Kaymakamımızın zarafeti artı bir özelliktir.
Ama mesleği başarıyla yerine getirebilmek için öne çıkması ve takdir edilmesi gereken özellikler; kişinin çabasına bağlı olarak geliştirilebilen karakter sağlamlığı ve mesleğin sorumluluğuna uygun tutum ve davranışlar olmalıdır.
“Düzgün karakterli, normal görünümlü ve başarılı bir kaymakam,” “düzgün karakterli, güzel/yakışıklı ve başarılı bir kaymakamdan” daha az “takdir edilesi…” değildir.
Bir kişi eğer garantili bir kadroya atanırsa, yani zorunlu emeklilik yaşına kadar çok istisnai durumlar hariç işten çıkarılması söz konusu olmayacak bir kamu pozisyonuna alınırsa;
-O kişiyi çalıştıramazsınız.
-Görevini isteksiz ve şevksiz, ayak sürüyerek ve çok düşük bir performansla yerine getirir.
-Sergilediği düşük verimlilik yüzünden ihtiyacın gereği gibi karşılanamaması nedeniyle, aslında tek başına rahatlıkla yapabileceği iş için 3-4, hatta çok daha fazla sayıda kişi işe alınır.
-Bir kişinin tek başına yapacağı işi 3-4 kişi yapıyor göründüğünde, daha da hantallaşırlar ve iş iyice ortada kalır.
İş verimliliğinin tek anahtarı vardır:
“Görevini gereği gibi yerine getirmediğinde işinden atılma korkusu…”
SİVİL SİYASET TASFİYE OLUYOR!
"Egemenlik millete ait" diye kendimizi kandıralım.
Rejimin görünür ve görünmez aktörlerinin koalisyonundan ibaret olan bu müsamerenin görünmez unsurları, artık büyük ortaklığa bile razı değiller.
Sivil siyaseti figüranlık rolü dışında istemiyorlar.
Rus kadınları, Türk kadınlarını delirtiyor.
Gündüz evde çocuk bakıp paspas yaparken, akşam eşinin kolunda ve profesyonel manken görünümünde ortamlara akan bir kadın tipini kim sever ki...
Türkiye'de bunlardan yalnızca biri olunabilir.
📢Gelin size nasıl sömürge olunur ve kapitülasyonlar getirilir canlı gösterelim. Bugün yüz yirmi bir yıllık bir şirket Tirebolu 42 iflas etti. Şirketin geçmişi Türkiye'de çayın geçmişinden daha köklü. Çay şirketleri birbiri ardına iflas ettiğinde ne olacak söyleyeyim.
📍Çayınızı yabancı şirketlere satacaksınız. (Zaten Doğadan, Of Çay gibi markalar ABD'li Coca Cola ve küresel kahve devi Jacobs tarafından satın alındı. İngiliz Lipton ise 39 yıl sonra Türkiye'den çekildi.)
📍Şu an itibarıyla zaten belli sektörlerde yabancılar neredeyse tekel durumunda. Milli firmalar bir bir düşüyor, kepenk kapatıyor.
📍Nasıl Osmanlı'nın son dönemlerinde tütünü, buğdayı çiftçiden direkt alan yabancı şirketler varsa o noktaya doğru son hız gidiyoruz.
Örneğin
📍Fındık üreten üretici bunu İtalyan alıcılara satmak zorunda. (İtalyan Ferrero, Türkiye'nin en büyük fındık alıcısı ve ihracatçısı konumunda. Rekabet Kurulu, piyasayı domine ettiği gerekçesiyle soruşturma açmıştı.)
📍Tohumluk patates üreten çiftçi yabancı tohum şirketlerine bağımlı. (Türkiye'de tescilli 109 patates çeşidinden sadece biri yerli. Tohumluk üretimi neredeyse tamamen yabancı çeşitlere bağımlı.)
📍Mısır üreten üretici yabancı yem ve nişasta sanayisine satmak zorunda.
📍Süt üreten üretici yabancı ortaklı gıda devlerinin fiyatını kabul etmek zorunda. (Türkiye'nin en bilinen süt markaları İçim Süt ve Dost Süt Ürünleri, Fransız küresel gıda tekeli Lactalis'e satıldı.)
📍İlaç kullanan vatandaş yabancı ilaç şirketlerinin ürünlerine mahkûm. (Türkiye ilaç sanayinin hemen tamamı dışa bağımlı. İlaç hammaddesinin neredeyse tamamı ithal ediliyor.)
📍Çayı da aynı noktaya getirirseniz, yarın fiyatı da alıcısı da siz değil onlar belirler.
⚡Tarımda bağımsızlığını kaybeden ülke, sadece ürününü değil pazarlık gücünü de kaybeder.
⚡Abdülhamid'i diriltemediler belki ama istibdat ve kapitülasyonları kesinlikle getirdiler. Dedelerinin kapıdan kovduğu kapitülasyonları şimdi kırmızı halıyla karşılıyor oldular.
⚡Ve üstelik Gazi Paşa'ya "ayyaş" diyenler sözüm ona "ayık kafayla" yapıyor tüm bunları.
⚡Son not: Tirebolu, başkanlık referendumu'nda %62 oy vermişti ve ekonomisi çay ve fındığa bağlı.
Bir dip dalga yaşanıyor, Türkiye'nin her yerine emekçiler sırtındaki yükleri boşaltmaya başladı. Son derece enteresan görüntüler, işçiler "Sendika istifa" diyerek sarı sendikacıları işyerinden kovalıyor...
Mühim olan para pul hiçbir maddi çıkar bulunmadan beraber bulunabileceğiniz insanlarla birlikte olmanız gerekir bu imkansız gibi gözükse de eskiden çoğu arkadaşlık ve evlilik bağı bunun üzerine inşa edilirdi.
Şimdi bu insanlara acayip geliyor ve insanlar hayat yaşamanın villalarda kalmak instaya gönderi hikaye atabilecekleri ülkelere gidip paylaşım yapmak lüks araçlara binmekten ibaret bir ticari ilişki olarak görüyorlar lakin önemli olan bunlar olmadığında bir araya gelmek olursa sapıtmamaktır aksi halde paranız varken yanınıza üşüşenler akbabalardır.
Ve Trump, El Şara’yı ABD’nin getirdiğini itiraf etti:
-“Suriye’de çok büyük sorumluluk üstlendim. Suriye'yi yöneten adam (El Şara) diğer bazılarıyla birlikte oraya koyduğum bir kişi.
-El Şara bir melek değil ama ülkeyi toparlama konusunda harika bir iş çıkardı. Hizbullah konusunda çok iyi. Onları sevmiyor..
-İsrail'e Hizbullah'ın ilini Suriye'ye bırakmasını önerdim. Çünkü Suriye’nin daha iyi yapacağını düşünüyorum.
-Suriye ülkeyi hızlı bir şekilde toparladı… İstediğim her şeyi korudu.
-Eğer İsrail bu işi başaramıyorsa, Suriye bu işi yapacaktır.
El Şara’yı kim getirmiş? ABD.
Ne için getirmiş? İsrail’in önünü açmak için. Bazıları, İsrail’in önünün açılmasına “devrim” dediler. Suriye’nin ABD ve İsrail’in ön bahçesi olmasına “devrim” dediler.”
"Kendi doğrularına bağlı kalmaya
çalışan bir kişi, dürüst olmayan yollara başvurabilen birine oranla yaşam savaşında daha ağır koşullarla karşı karşıyadır."
—Engin Geçtan
Gıda, barınma ve insanca yaşayabilecek geçimini sağlama insan hakkıdır. En zengininden en fakirine bu sorunu tamamen çözebilmiş ülke var mıdır? Hepsinin anayasasında da bunlar temel hak olarak yer almasına rağmen. Hepsinde de servetlerin aşırı olarak yer aldığı bir zengin güruh vardır. Demek ki mesele servetlerin elde edilmesi değil dağıtımıdır. Devlet, servet dağıtım mekanizması demektir. Servetlerin sadece zengin bir azınlık arasında devlet kılındığı bir çağda yaşıyoruz.
Esas, devletin aynı iş için verdiği maaşın 3’te 1’i maaşla piyasada çalıştırılan emekçiler için patronlardan ek zam talep edin.
Sendikacılığınızı o zaman görelim.
Devlete karşı sendikacılık yapmak kolay…
“Bir toplumda bir grup insan için yağma bir yaşam biçimi haline geldiğinde, zamanla bunu meşrulaştıran bir hukuk sistemi ve bunu yücelten bir ahlak kodu yaratırlar.”
- Frédéric Bastiat
Dünyada siyaset, ABD’de olduğu gibi sermaye ve belirli kurumlar tarafından yönlendirilir.ABD’de Demokrat Parti daha çok küresel/Anglo-Sakson sermaye çevrelerinin çıkarlarıyla,Cumhuriyetçi Parti ise ağırlıklı olarak Amerikan iç sermayesi ve ulusal çıkar bloklarıyla şekillenmiştir.
Bunun yansımasını pek çok ülkede görürsünüz. Bu sermaye gruplarından ve güç merkezlerinden destek almadan mevcut düzende ilerleme şansınız oldukça zordur. Ancak çok farklı şartların oluşması ve halkın kendi içinden çıkacak insanları seçmesiyle bu denklem bozulabilir;