Basın Açıklaması- 07.07.2026
NATO’ya, Savaşa, Sınırlara Karşı Yaşamdaşlığı Savunuyoruz!
7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO toplantısı, egemenlerin şiddeti, sömürüyü, fosil yakıt bağımlılığını, savaş ekonomisini kurumsallaştırma girişimidir. NATO; militarizmin, sınır rejimlerinin, müştereklerimizi yutan güvenlikçi düzenin adıdır.
Her savaş Pirus Savaşıdır!
Savaşın kazananı olmaz. Savaş; toprağı, suyu, havayı, geleceği, tüm canlılığı hedef alan yıkım rejimidir.
Modern savaş makinesi fosil yakıtlarla işler. Orduların devasa karbon ayak izi iklim krizini derinleştirirken, krizin yarattığı kıtlık, göç ve güvencesizlik yeni çatışmaların bahanesine dönüştürülür. Savaş, hem iklim krizinin faili hem de krizden beslenen güvenlikçi politikaların kalkanıdır.
Tahakküm aracı olarak NATO
İnsanmerkezci kapitalist dünya görüşü, gücü konsolide etmek için yaşamı nesneleştirir. Ürettiği asimetri piramidiyle doğa sömürülecek kaynağa, insan işgücüne, yoksul halklar ise militarizmin taşıyıcısına dönüştürülür. Böylece ölümcül kısır döngü yaratılır: Güç asimetrisinden sömürü, sömürüden çatışma, çatışmadan militarizm doğar. NATO, tam da bu ekolojik ve toplumsal yıkım döngüsünü sürdüren küresel aygıtların en büyüğüdür.
Pozitif barış ve yaşamdaşlık
Bizim güvenlik anlayışımız silahların gölgesinde değil, yaşamın sürdürülebilirliğindedir.
NATO’nun güvenlik anlayışı; askerî kapasite, tahakküm, nükleer caydırıcılık ve stratejik üstünlüktür. Bizim güvenliğimiz ise temiz su, sağlıklı gıda, enerji adaleti, toplumsal eşitlik, ekolojik onarım ve bütün canlıların yaşam hakkıdır.
Barış, yalnızca silahların yeniden patlamak için geçici olarak sustuğu negatif barış değildir; adaletin, hakikatin, güvenin ve eşitliğin tesis edildiği pozitif barış iklimidir. Bu iklimi kurmanın yolu, insanın kendini yaşam ağının efendisi değil, eşit bir parçası olarak gördüğü yaşamdaşlık bilincinden geçer.
Çağrımızdır: Bir başka yaşam anlatısı mümkün!
Ankara’da toplanan savaş aygıtına karşı tüm halkları, emekçileri, kadınları, gençleri, vicdani retçileri, ekoloji hareketlerini ve tüm yaşamdaşları yaşamı savunmaya çağırıyoruz:
Savaş sanayine değil; ekolojik onarıma bütçe! Adil bölüşüm hakkı!
NATO’nun güvenlik illüzyonuna karşı; doğanın, halkların ve tüm canlıların müşterek güvenliği!
Şiddetsiz bir dünya, silahsız bir siyaset, fosilsiz bir yaşam ve yaşamdaş bir gezegen için:
NATO’ya, militarizme, fosil yakıt bağımlılığına hayır!
Yaşama, barışa ve iklim adaletine evet!
Uluslararası Kamuoyuna, Ulusüstü Kurumlara ve Devletlere Çağrımızdır
Bugün Türkiye’de en az 11 ilde sokakta yürümek, bir araya gelmek, basın açıklaması yapmak, kamusal alanda söz söylemek fiilen yasaklanmış durumdadır. Yasaklar her geçen gün genişlemektedir. Ankara’da ve farklı kentlerde evlerin kapıları kırılarak yapılan operasyonlarda en az 200 kişi gözaltına alınmış, önemli bir kısmı tutuklanmış durumda. Bu sayının artmasından ciddi biçimde endişe ediyoruz.
Zirve öncesinde yalnızca insanlar değil, kentlerin bütün canlı yaşamı da güvenlik adı altında hedef alınmıştır. Sokak hayvanlarının toplatıldığına dair bilgiler alıyoruz. Bu hayvanların nereye götürüldüğünü, nasıl koşullarda tutulduğunu, akıbetlerinin ne olduğunu bilmiyoruz.
Biz bu güvenlikçi düzeni kabul etmiyoruz.
Devletler, halkların iradesine dayanarak varlık kazandıklarını hatırlamak zorundadır. Toplum sözleşmesi halkların rızasıyla kurulmuşsa, devletlerin sınırlarını da halkların iradesi belirler. Bizim adımıza savaş kararları almayı, bizim adımıza güvenlik doktrinleri üretmeyi, bizim adımıza hayatlarımızı yönetmeyi bırakın.
Gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılmalı. Toplantı ve gösteri hakkına yönelik yasaklar kaldırılmalı. Sokak hayvanlarının akıbeti açıklanmalı. NATO Zirvesi bahanesiyle kurulan bu olağanüstü güvenlik rejimine son verilmeli.
İktidarın ablukasına, adı konulmamış sıkıyönetime, baskılara, gözaltılara ve tutuklamalara karşı İstanbul’da NATO karşıtı eylemdeyiz.
#NATOyaHayır#NATO
Çıktığında daha büyük bir gösteri planlaması için Deniz’e mektup yazarak destek oluyor, materyal toplaması için teşvik ediyoruz.✌🏼✌🏼#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
Dear friends,
Although we had to postpone the Peace Summit partially due to
restrictions on the right to assembly in Ankara, we are still hosting an
Anti-NATO Peace Conference on July 5, Sunday, before the NATO Summit.
Please fill out the form if you haven't done it yet, so that we can
share the Zoom link with you:
https://t.co/Yh5i8uHNC9
Please contact us at [email protected] if you can not
access Cryptpad.
We will share the Zoom link from this Friday.
Stay tuned for further announcements about Anti-NATO events and the call
to action for international solidarity!
Peoples' Climate Summit '26
#DenizGöktaş ters kelepçeyle götürülüyor.
Bu uygulamada hukuk adına gördüğümüz tek şey, iktidarın halka ve konuşan herkese karşı uyguladığı düşman hukukudur.
Bu görüntüler, iktidarın demokrasiye ne kadar uzak olduğunu; iflah olmaz bir otoriterlik ve baskı düzeni kurmak istediğini bir kez daha göstermektedir.
O kelepçe Deniz'in itibarını asla düşürmez ama bir devlet için utanç sayfasına atılan imza olarak tarihe geçer!
Bir komedyeni gözaltına almak, toplumsal eleştiri hakkını hedef almaktır. Mizahı kriminalize eden, düşünceyi yargılayan tutum, baskıcı, otoriter ve faşizan bir yönetim anlayışının ürünüdür.
Baskıyı hukuk, korkuyu düzen olarak gören bu anlayış, her geçen gün Türkiye'yi özgürlüklerden, demokrasiden ve adaletten biraz daha uzaklaştırıyor. İfade özgürlüğü polis ve savcılık eliyle kuşatılıyor.
Deniz Göktaş'a yöneltilen soruşturma ve yapılan gözaltı, farklı düşünen, konuşan, üreten herkese verilmek istenen bir gözdağıdır. Türkiye halkları bu tehdit siyasetine boyun eğmeyecek.
İktidar, eleştiriye katlanmayı öğrenmelidir.
#DenizGöktaş derhal serbest bırakılmalı; düşünce ve ifade özgürlüğünü hedef alan uygulamalara son verilmelidir.
Sivas Katliamı'nı Unutmadık, Unutturmayacağız!
33 yıl önce Madımak'ta katledilenleri saygı, özlem ve mücadele sözüyle anıyoruz.
Sivas Katliamı, nefretin, ayrımcılığın ve cezasızlığın ağır sonuçlarını gösteren, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Aradan geçen yıllara rağmen adalet tam anlamıyla sağlanmamış, katliamın gerçek boyutu tüm yönleriyle ortaya çıkarılmamış, toplumsal yüzleşme gerçekleştirilememiştir.
Gerçek bir demokrasi, farklılıkların hedef gösterilmediği; inancı, kimliği, düşüncesi ve yaşam tarzı nedeniyle hiç kimsenin ayrımcılığa uğramadığı, eşit ve özgür yurttaşlar olarak bir arada yaşayabildiğimiz bir düzenle mümkündür.
Sivas'ı unutmayacağız. Geçmişle yüzleşmeden ve katliamların hesabı sorulmadan gerçek bir demokrasi inşa edilemeyeceği bilinciyle; hakikatin açığa çıkması, adaletin eksiksiz sağlanması ve bir daha hiçbir katliamın yaşanmayacağı bir ülke için eşitlik, özgürlük, barış ve demokrasi mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
#SivasMadımakKatliamı #SivasKatliamı #madımakkatliamı #UnutmadımAklımda
Türkiye’de hukuk devleti yok. Bırakın hukuk devletini, hukukun H’si bile yok. Hukukun yerini keyfilik, adaletin yerini zorbalık almış durumda. Anayasa da yasalar da temel hak ve özgürlükler de iktidarın günlük siyasi hesaplarına göre uygulanıyor ya da askıya alınıyor.
Emperyalist savaş örgütü NATO’nun 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştireceği zirve yaklaşırken başkentte fiilen sıkıyönetim uygulanıyor. Ankara, Ankaralılara yasaklanıyor. Toplantı ve gösteri hakkı fiilen ortadan kaldırılıyor, kent polis ablukasına çevriliyor.
Ülke tarihinin en ağır yoksulluk krizlerinden birini yaşarken; emekliler açlığa, işçiler sefalete, gençler geleceksizliğe mahkûm edilirken iktidar, NATO liderlerini ağırlamak için milyarlarca lirayı gözünü kırpmadan harcıyor. Halk için “kaynak yok” diyenler, emperyalist savaş siyasetinin temsilcileri için devletin bütün imkânlarını seferber ediyor.
Yetmiyor. NATO karşıtı olduğu bilinen sosyalistler, devrimciler, sendikacılar, gazeteciler, akademisyenler ve demokratlar sabahın köründe evleri koçbaşlarıyla kırılarak gözaltına alınıyor. Ters kelepçeler, polis şiddeti ve servis edilen görüntülerle bütün topluma açık bir gözdağı veriliyor.
Öyle bir hukuk garabeti yaratıldı ki; gazeteci Yıldız Tar, Emel Memiş ve diğer tutuklamaya sevk edilenler hakkında ileri sürülen gerekçe bile hukuk adına bir utanç vesikasıdır: “Türkiye’nin terörle anılan bir ülke olması gayreti içinde terör eylemi gerçekleştirebilirler.”
İş bununla da bitmiyor. Kuş gözlemi yapmak üzere geziye çıkan TEMA gönüllüleri, yol üzerinde madencilere selam verdikleri için terörle ilişkilendirilebiliyor. Bu anlayış için artık çevre mücadelesi de, dayanışma da, demokratik itiraz da suç kapsamına sokulabiliyor.
Suç yok. Delil yok. Somut fiil yok. Sadece siyasi talimat var. O talimatları karara dönüştürmek üzere yargı mekanizması içinde konumlandırılmış isimler var.
NATO zirvesi bahanedir. Asıl amaç, NATO karşıtı toplumsal muhalefeti susturmak, demokratik siyaseti kriminalize etmek, topluma korku salmak ve hukuksuzluğu kalıcı bir yönetim biçimine dönüştürmektir.
Bu hukuksuzluğa da, bu zorbalığa da, bu korku düzenine de boyun eğmeyeceğiz. Emperyalist savaş politikalarına da onların gölgesinde kurulan baskı rejimine de teslim olmayacağız. Hukuku ayaklar altına alanlar, toplumu korkutarak teslim alabileceklerini sanıyor olabilir. Yanılıyorlar. Bu ülkenin demokrasi güçleri dün olduğu gibi bugün de hukuku, özgürlüğü ve adaleti savunmaya devam edecek.
#NATOyaHayır
NATO zirvesi uğruna Türkiye'de hukuk, özgürlükler ve insan onuru ayaklar altına alınıyor.
Bu halka hizmet etmekle görevli kurumlar, NATO şeflerinin gözüne girebilmek için yurttaşlara açıkça işkence yapıyor.
Yüzlerce kişinin gözaltına alınması yetmezmiş gibi, avukatların görevlerini yapmalarının engellendiği, gözaltındaki kişilere ve avukatlara yönelik darp edildiği bir tabloyla karşı karşıyayız.
İktidar, NATO liderlerine güvenlik ve konfor sağlamak adına yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini askıya almış durumdadır. Toplantı ve gösteri hakkı, ifade özgürlüğü, kişi özgürlüğü ve savunma hakkı, hiçbir diplomatik ziyaret, hiçbir uluslararası zirve ve hiçbir siyasi hesap uğruna çiğnenemez.
Ankara'yı olağanüstü hal rejimiyle yönetmeye çalışanlar bilmelidir ki bu ülkenin sahibi NATO şefleri değil, halktır. Devletin görevi uluslararası güç merkezlerinin beklentilerini karşılamak değil, yurttaşların haklarını korumaktır.
Hukukçularla ve gözaltındaki herkesle dayanışma içindeyiz. Savunma hakkını, temel hak ve özgürlükleri ve demokratik değerleri savunmaya devam edeceğiz.
Savaşa da baskıya da boyun eğmeyeceğiz!
@chdgenelmrkz1
🌈Onur Haftası, insanların kimliğinden, yöneliminden ya da varoluş biçimlerinden dolayı korkmadan yaşayabildiği bir ülke talebinin adıdır.
🌈Bugün iktidar, hayatın kendisini yasaklamaya çalışıyor. Meydanlar bariyerlerle kapatılıyor, yollar ablukaya alınıyor, kentlerdeki yaşam polis zoruyla durduruluyor.
🌈İnsanların nasıl yaşayacağına, kimi seveceğine, kimliğini nasıl ifade edeceğine devlet de iktidar da karar veremez. Kamusal otoritenin görevi, yaşam tarzlarını denetlemek değildir. Devletin görevi herkesin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına almaktır.
🌈Topluma zorla "makbul ahlak" elbisesi giydirmeye çalışan anlayış, farklı olanı hedef göstererek nefreti körüklüyor, ayrımcılığı meşrulaştırıyor ve şiddetin zeminini hazırlıyor. Ahlak söylemini baskının, yasakların ve nefret siyasetinin kılıfına dönüştüren bu zihniyet, yalnızca LGBTİ+’ları değil, herkesin özgürlüğünü ve var oluşunu hedef alıyor.
🌈İktidarın kentleri ve meydanları ablukaya alarak polis zoruyla uyguladığı yasakçı zihniyete, nefret siyasetine karşı eşitliği, özgürlüğü ve insan onurunu savunuyoruz.
#OnurHaftası
Hükümetin BTK eliyle yürüttüğü sansür dalgası, bu kez LGBTİ+ derneklerini, feminist örgütleri ve hak savunucularını hedef aldı!
Aralarında GALADER, SPoD, Pembe Hayat, Mor Çatı ve İHD’nin de bulunduğu onlarca insan hakları örgütünün X hesabı erişime engellendi.
Ayırımcı politikalarınıza, karşı yükselen sesleri sansürle, baskıyla, yasaklarla susturamazsınız. Hak ve özgürlük mücadelesi fiziksel ya da dijital her türlü barikatı aşacak güçtedir.
Nefrete karşı yaşamı, sansüre karşı hakikati, eşitliği, dayanışmayı ve insan haklarını savunmaya devam edeceğiz! 🏳️🌈 el ele, omuz omuza!
#SansüreGeçitYok #LGBTİHaklarıİnsanHaklarıdır
Nefret söylemi ve nefret suçları; yalnızca bireyleri hedef almamakta, demokratik toplum düzeninin gereklerinden biri olan eşitlik ilkesine yönelik de tehdit oluşturmaktadır.
Ayrıştıran dile karşı müşterek yaşamı savun, Ortak mücadeleye katıl!
Bugün itibariyle Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası'na üye oldum. Öğretmenlerin insanca çalışma ve güvenli bir gelecek mücadelesini destekliyorum.
Direnişin yanında olmanın en sağlam yolu direnişin içinde olmaktır. Özel okul ve üniversitelerde çalışan herkesi de @ogretmensendika ya üye olmaya davet ediyorum.
Haydi elden ele!