7 yaş ve üzeri için telefon, tablet veya pc uyumlu bir program islami kelime avı.
Sıralamada birinci olmak için hayırda yarışın yarıştırın.
*Play store da hikmetavcısı olarak yayında*
https://t.co/JuKAKhj76u
"Filanın perçemi/kâkülü ancak filanın elindedir" denirken "filan filana itaat etmektedir ve onun emrinde yaşamaktadır" kast edilir.
"Bütün canlıların perçemi Allah'ın elindedir."
Bu ayetiyle Rabbimiz aslında şöyle demektedir: "Sizin boyun eğeceğiniz tek ilah Benim, Benden başkasının egemenliğini asla kabul etmeyeceksiniz..."
Peki bugünkü yöneticilerin perçemi kimin elinde?
İslâm’ın azılı düşmanı olan Haçlı İttifakı #NATO ile diplomasi safsatası adı altında dostluk ve stratejik işbirliği yapan yöneticilerin perçemleri, Allah’ın değil sömürgeci kâfirlerin elindedir.
Ey gözlerine gaflet perdesi inmiş, Rabbini ve Rabbinin kudretini unutmuş yöneticiler!
Çok geç olmadan;
Bu dünyada razı etmeniz gerekenin Amerika başta olmak üzere sömürgeci kafirler değil sadece Allah Azze ve Celle olduğunu hatırlayın.
NATO 3.0 konuşuluyor.
Bu yeni misyonun ne olduğunu konuşmadan önce 1. ve 2. versiyonlarının ne olduğunu bilmemiz gerektiğini düşünüyorum.
#NATO 1.0 Sovyetler Birliği’ne karşı kurulmuş gibi görünse de aslında sadece bir devlete karşı kurulmadı. Doğu Bloğu dedikleri bir cepheye karşı Batı Bloğu’nu birleştirmek adına kurulmuş bir yapıydı. Doğu Bloğu diye tanımladıkları yapı ise devletleri değil bir ideolojiyi işaret ediyordu; Komünizm.
NATO 2.0 ise Sovyetler Birliği’nin dağılması ile başlamış gibi görünebilir ancak yeni misyon inşaası bir devlet yıkıldığı için değil Komünizm ideolojisi Kapitalizm ideolojisi karşısında yenildiği için başladı.
Eski İngiltere Başbakanı Thatcher’ın tarihe kazınan sözleri ise bu inşaanın yeni hedefinin ne olduğunu açıkça ortaya koymaktadır:
“Düşmanı olmayan ideoloji yaşayamaz. NATO’nun yaşayabilmesi için mutlaka bir düşmanımızın olması lazımdır. Sovyetler Birliği dağıldı ve düşman olmaktan çıktı. Onun yerine yeni bir düşman koymamız gerekiyor. Bu yeni düşman İslam’dır”
İşte Türkiye’nin de dahil olduğu NATO 2.0 misyonu budur; İslam ideolojisine karşı savaştır.
Peki NATO 3.0’ın misyonu ne olacak?
Şu sabiteleri yeniden zikredelim:
- NATO Amerika’nın kontrolündedir, onun menfaatine çalışır.
- NATO’nun düşmanı yalnızca İslam’dır. Amacı İslam’ın bir ideoloji olarak İslamî bir devlet tarafından var edilmesini engellemektir.
- Amerika askeri, siyasi ve ekonomik olarak (bir birinci devletin olması gereken konumdan) gerilemekten olan bir devlettir.
Tüm bunlar göz önüne alındığında NATO’nun 3.0 misyonunun ABD’yi bu çöküşten kurtarmak olacağını düşünüyorum.
Bu çöküşten kurtulmanın yolu ise İslam topraklarının tamamında sadece ABD’nin sözünün geçmesinin sağlanmasıdır.
Bu topraklar yeraltı zenginlikleri, insan kaynakları, ticaret ve enerji geçiş yolları açısından dünyanın kalbidir ve en değerli coğrafyasıdır.
Bu toprakların tam teslimiyet ile ABD kontrolünde olması hem İslam ile savaşında, hem de Çin ile olan ekonomi savaşında ABD’ye can suyu olacaktır. Can suyundan ziyade belki de tek kurtuluş yoludur.
Türkiye ise -maalesef- burda ABD için vazgeçilmez bir kaynaktır. Türkiye’nin gerek tarihi gerekse şu anki konumu sayesinde bölgede ve genel anlamda İslam coğrafyasında, hem halklar hem de devletler nezdinde güvenilirliği yüksektir. ABD bu güvenilirliği sonuna kadar suistimal etmek istemektedir ve bu önemli NATO zirvesinin Ankara’da olması bunun en büyük kanıtıdır.
Erdoğan hükümeti ise bu konumlarının farkındadır, tüm hizmetlerini bu zalim ve katillerin emrine sunarak ABD’nin bu misyonunda ana aktör olmak istemektedir. Erdoğan’ın şahsen Trump’ı çağırması da bunu göstermektedir.
İşte halkı Müslüman olan, işte halkı bizler olan Türkiye’nin desteklediği, içinde bulunduğu ve ana ayaklarından olduğu şer planı budur. Hala sessiz mi kalacaksınız?
#NATOyaVETO
ASIRLIK NİSYAN
Mihnet çektirir, belayı severler
Şerli, mendebur ve karanlık tipler
Gece gibi günümüze çöktüler
Dünü ve bugünü ifsat ettiler
Kimi beri yandan kimi öteden
Kimi Avrupan kimi Amerikan
Kuzey Atlantik'e cânı gönülden
El pençe divanda biat ettiler
Şatafat biçilmiş köhneliklere
Albeni bezeli art niyetlere
Âdi ve itaatkâr derebeylere
"Bin yıllık Sultan"ı hâdim ettiler
Azâmet sırlı aynada aksini
Heyulalar korkutan heybetini
İzzetin çağlayan geçmişini
Asırlık nisyana kurban ettiler
(7 Temmuz 2026)
#NATOyaVETO
Anlaşılan 2028 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Türkiye-ABD ilişkilerinde pürüze yol açan Halk Bankası davasından sonra F-35 ve CAATSA yaptırımları gibi pürüzler de, Türkiye'nin ABD politikaları ile uyumlu hareket etmesi karşılığında giderilmeye çalışılıyor.
#NATOSummit
HÜDA PAR’ın bu erdemli tepkisi takdire şayandır. Ancak ne yazık ki milyonlarca takipçi olan tasavvuf camiası tarikatlar, cemaatler, vakıf ve dernekler aynı erdemli ve onurlu tepkiyi göstermekten imtina etti.
Daha dün, Yusuf Ziya Gümüşel hocanın uğradığı zulme karşı hakkı haykıran Müslümanlar bugün sistemin aynı zulmüne uğrayınca, başta Yusuf hocanın camiası olmak üzere tasavvuf camiası, sırf kendilerinden olmadıkları için o Müslümanların uğradıkları zulme karşı üç maymunu oynamayı tercih ettiler!..
*Mü'minlerin kalbi NATO zirvesi dolayısıyla inciniyor. Epstein dosyalarında yer alan Trump'ın ülkemizde üst düzeyde karşılanmasını ve memnun edilmesini istemiyor insanlar. Herkes bunun farkında. Tam da bu nedenlerle ülke içinde birçok şehirde çeşitli tedbirler alınıyor. Hatta NATO için İslami dernek ve vakıfların bir kısmı haksız yere kapatılıp Müslümanlar haksız yere gözaltı ve tutuklamaya uğruyor.
**Oysa geçtiğimiz günlerde CHP'den AK Parti'ye geçen bazı kimlikler yüzünden yitirilen itibarı yenilemek için "Bu parti ümmetin umududur" diyerek halka aynı yerde duruyoruz algısı yapmak zorunda kalmıştı Erdoğan.
**Unutulmamalıdır ki halk olarak, ümmet olarak kâfirlerle yapılan iş birliğini kabul etmiyoruz. Tutuklama ve engellemelerle sadece dünyada bir şeyler elde edebilirsiniz.
***ANCAK mazlumların duası ve Allah'ın tuzakları ile dünyada ve ahirette kaybedersiniz. Bu nedenle tercih yapmak zorundasınız:
***Ya ümmet ya NATO.***
***Ya dünya menfaati ya ahiret saadeti.***
#tercihsizin #nato
#GazzeSoykırımı1000Gün
Herkes N A T O ile ilgili yazıp çiziyor. Daha önce de belirttiğim gibi bizim ahali hipermetrop gerçekten. Uzağı görüyor ama yakını hiç görmek istemiyor.
N A T O kötü ama N A T O ile ittifak halindeki hükümet iyi. Hiç olmazsa yapılan açıklamalarda kitabın ortasından olmasa da kıyısından köşesinden bir kaç kelam edin yahu!
Köklü Değişim Aydın Temsilciliği, Aydın’da husumetli olan iki büyük ailenin kavgasına son vermiş, toplumsal bir şiddeti önlemiştir. Bu tutuklama ile ne demek istiyorsunuz? Bırakın toplumda şiddet artsın mı demek istiyorsunuz? Adalet Bakanı’na ve İçişleri Bakanı'na sesleniyoruz: Halk nazarında itibarınıza gölge düşürecek bu tür tutuklamalara dikkat edin. @abakingurlek@mustafaciftcitr
Haber metni aşağıdadır;
https://t.co/P4fwdgVh7Q
Mahkeme'nin verdiği mutlak butlan kararı sonrasında CHP'de yaşanan olaylara ilişkin şunlar söylenebilir:
1- Yaşananlar göstermektedir ki memlekette siyaset sadece şahsi ve bencil menfaatler için yapılmaktadır. İlke, fikir ve erdemli bir duruş, tüm siyasi partilerden varestedir.
2- Siyaseti yargı ile dizayn etmeyi en iyi bilen parti CHP'dir. Çünkü Cumhuriyetin kuruluşu hile ve desileler ile doludur. Ancak bu kadar geçmişe gitmeye gerek kalmayacak en bariz örnek, 367 kararı yani Sabih Kanadoğlu vakıasıdır. Bugün mahkeme kararını eleştiren CHP'liler o gün görev başında olmayan eski bir başsavcnın gazete yazısında yaptığı bir yorum ile bu ülkede CB seçimini yaptırmamıştır.
3- "Men dakka dukka" misali devlette muktedir olanlar rakiplerini yargı sopası ile hızaya sokmaktadır. Bugün yaşananlar bu bağlamda değerlendirilmelidir. Zira asıl yaşanan İngiltere ve Amerika arasındaki hegemonya mücadelesidir.
4- AK Parti'nin 24 yıl sonunda topluma vereceği bir şey kalmamıştır. Göreve geldiklerinde "3 Y" ile mücadele sloganını ortaya atanlar; bugün yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar ile anılır olmuştur. Toplumda adalet, refah ve güven ortamı eskisini aratmayacak derecededir. Bu tabloyu iyi okuyan CB Erdoğan ise sadece seçimi kazanma odaklı hamleler yapmaktadır. Zira diğer türlü kazanma imkânı yoktur.
5- Durum o kadar vahimdir ki terörist Öcalan'a dahi umut bağlanmış, en güçlü rakip Ekrem İmamoğlu cezaevine atılmış, şimdi de CHP Kılıçdaroğlu'nun ihtirası ile etkisizleştirilmek istenmiştir. Ancak bilinmelidir ki toplumun ikna olmadığı bu türden uygulamalar sadece kısa süreli kazanımlar sağlar ve bazen siyaseti yargı ile dizayn etme girişimleri ters tepebilir.
6- Ülkenin içinde bulunduğu kötü tablo daha fazla sürdürülemez. Bunu gören Amerika ve CB Erdoğan, alternatif olabilecek tüm siyasi rakipleri ekarte ederek toplumu alternatifsiz bırakıp kendine bağlamaktadır. Süreç içerisinde Süleyman Soylu, Numan Kurtulmuş, Meral Akşener ve Devlet Bahçeli farklı şekillerde ekarte edilmişlerdir.
7- Beş ay sonra iktidarında 24 yılı dolduracak olan AK Parti, yola çıktığı paradigmadan çok uzaklaşmış, değiştirmek isterken kendini değiştirmiştir. Daha fazla genişleyip kitle partisi olayım derken, din düşmanlarını dahi bünyesine katmaktan gurur duyar hale gelmiştir. Geçmiş ile bugün arasındaki çelişkili söylem ve uygulamalar ise bunun bariz bir göstergesidir.
Velhasıl; 103 yıldır yaşananlar demokrasinin bir ��topya olduğunu göstermektedir. Türkiye AK Parti'ye kadar İngiltere'nin AK Parti ile de Amerika'nın tabi devletidir. Kimin parti kuracağı, kimin kazanacağı, hangi partiye ne rol verileceği onlar tarafından belirlenmektedir. Ülkede kritik her siyasi manevradan önce tabisi olunan devlet ile kurulan temaslar bunu desteklemektedir.
Bizim nazarımızda asıl mutlak butlan; Allah'ın hükmünü yok sayan laik, demokratik düzeninin ta kendisidir! Allah’ın dinini hayattan, eğitimden, hukuktan, içtimai hayattan kovan laikliktir. Egemenliği Allah’tan alıp millete veren cumhuriyet nizamı, İslam akidesi nazarında esastan batıldır, yok hükmündedir.
Bize düşen bütün batılları hükümsüz kılacak yegâne güce, “Mutlak Hakka” teslim olmaktır. Zira Hak geldiğinde, batılın her türlüsü esastan ve mutlak olarak butlana mahkûmdur.
İslâm dışı her türlü fikri ve düşünceyi mutlak butlan sayarak sadece Allah'ın rızası için mücadele verenlere selam olsun…
Malumunuz olduğu üzere seçim yaklaşırken toplumda bir hareketlenme, siyasi liderlerde ise bir vaad yarışı başladı. İktidar ve muhalefet, türlü oyunlar ve söylemlerle kendini ispatlamaya çalışıyor.
Özellikle iktidarın son seçimlerde birçok büyük şehri kaybetmesi genişçe tartışıldı. Gazze sürecinin etkisinin yanı sıra, Sumud Filosu’na yapılan saldırıya karşı net bir tavır ortaya koyamaması da iktidarın gözden düşüşünü hızlandırıyor. Konuya bir de Atatürk ile ve inkılaplarına aykırı yayın yapılmasının yasaklanması ile ilgili kanun teklifi girdi. Demek ki sistem hâlâ aynı yerde duruyor. Zaten demokrasilerde asıl mesele seçimi kimin kazandığı değil, seçime katılım oranıdır. Demokrasinin gücü ve meşruiyeti buna bağlıdır.
Eleştirilerin bu denli yoğunlaştığı bir dönemde, İslâmî camiadaki stk'ların hocaların ve kanaat önderlerinin önümüzdeki seçimlerde “oy vermeme” kampanyası başlatması çok anlamlı ve etkili olur diye düşünüyorum.
Zira geçmişten günümüze, koltuğa hangi kesimden kim gelirse gelsin, sistemin kuklası olmaktan öteye gidemediği delilleri ortadadır.Bu deliller ışığında yapılacak bir oy vermeme kampanyası ya da geçmişte olduğu gibi oy pusulası yırtma eylemleri, sisteme olan güvenin zedelendiğini güçlü bir şekilde gösterir.
Tabii bu kampanya, alternatif olarak Rabbimizin vaadi ve Rasûlullah’ın (s.a.v.) müjdesi olan Raşidî Hilâfet’in vurgusu da yapılarak yürütülmelidir.
**** Ayrıca hile ve hurda üzerine yapılan bir kurultay, durum tespiti sonrasında mutlak butlana götürüyorsa… 100 yıllık Cumhuriyet rejimi de aynı şekilde mutlak butlan hükmünü gerektirmez mi? Batıl ve hatalı bir temel üzerine, Müslümanların iradesi dışında, baskı ve korkuyla dayatılan laik sistem, mutlak butlan hükmüyle birebir örtüşmüyor mu? Evet, örtüşüyor. İslam’a göre mutlak butlan olan laik, demokratik, Kemalist sistem ve onun üzerine kurulu olan her şey, ona dayandırılan her fikir, her kurum ve her parti MUTLAK BUTLANDIR! (Alıntı)
Gayret bizden, başarı Allah’tandır.
#insan #hayat #i̇slam
Biz "anne" olduk da, siz ne yazık ki "Devlet Baba" olamadınız.
Binbir zorlukla evlenip evimizi şenlendirsin diye evlat sahibi oluyoruz. Onları koklamaya kıyamadan, büyük bir özenle büyütüyoruz. Zihinlerine ve kalplerine tertemiz fikirleri, Allah korkusunu ve sevgisini nakış nakış işliyoruz. Peygamberlerin ve sahabelerin kahramanlıklarını öğreterek, evlatlarımızı tertemiz bir fıtratla yetiştiriyoruz.
Sonra 5-6 yaşlarına geldiklerinde, "zorunlu eğitim" adı altında onları elimizden alıyorsunuz. "Biraz da biz eğitelim" diyorsunuz; bizler de el mahkûm, emanet ediyoruz ellerinize...
Ardından "millî bayram" başlığı altında, ülkeyi kurtarıp kurtarmadığı tarihçiler arasında hâlâ tartışılan sözde kahramanlarla tanıştırılıyorlar. Yaşantısı Anadolu insanına ve çocuklarımıza yabancı olan bu kimlikleri, evlatlarımız zihinlerinde nereye koyacaklarını bilemiyorlar.
Yaşları büyüdüğünde ise kız-erkek karışık ortamlara mecbur bırakılıyorlar. Evde mahremiyet hassasiyetle korunurken, okullarda bu gözetilmiyor; çocuklarımızın zihni yine bulanıyor. Sosyal medyada ve dizilerde ise —sırf vergisini verdiği için— her türlü ahlaksızlığa göz yumuluyor. Bu durum, evlatlarımızın kendi değerleriyle çatışma yaşamasına neden oluyor.Bütün bunların yanında bir de üniversiteyi bitirdikten sonra bir meslek sahibi bile olamıyorlar. Böylece evlatlarımız hem dünyalarını hem ahiretlerini kaybediyor.
Sonuç olarak; topluma ayak uydurmak adına adı Müslüman, yaşantısı ise seküler bir nesil türedi. Yavrularımız hiç istemediğimiz hallere bürünüyor; biz üzülüyoruz, onları kurtarmak için çabalıyoruz. Bazen kazansak da, maalesef kaybettiklerimiz çok daha fazla oluyor.
Şimdi kalkmış bizim Anneler Günü’müzü kutluyorsunuz; teşekkür ederiz. Biz anne olduk olmasına da, siz yönetim şeklinizi bizim kimliğimiz ve fıtratımızla uyumlu olan İslam’dan almak yerine Batı’dan aldığınız için "Devlet Baba" olamadınız. Ve sonunda, ne yazık ki kaybeden hepimiz olduk.
Şimdi kutlayın, neyi kutlayabiliyorsanız.
#AnnelerGünü