Değerli araştırmacı gazeteci Erkin Öncan’ın gündeme getirdiği ABD’nin yeni Lefkoşa Büyükelçisi John Breslow’un açıklamaları Ankara’da çok dikkatli okunmalıdır.
Sorun 1 Ekim törenlerinde Amerikalı denizcilerin yer alması veya Amerikan savaş gemisinin Limasol’a uğraması değildir.
ABD, GKRY’nin siyasi, diplomatik, ekonomik ve artık giderek artan biçimde askeri olarak yanında olduğunu attığı somut adımlarla gösteriyor.
Güney Kıbrıs’a bugüne kadar uygulanan tüm ambargoların kaldırılmış olması ve silah satışına izin verilmesi ;
2024–2029 Savunma İşbirliği Yol Haritası; Baf’taki askeri altyapının geliştirilmesi; CYCLOPS (ABD /Güney Kıbrıs kara,deniz ve liman güvenliği merkezi); ortak eğitim ve tatbikatlar; Amerikan askeri satışlarının başlaması ve daha fazla ABD savaş gemisinin adaya geleceğinin açıklanması tesadüf değildir.
Bu gelişmelere İsrail boyutunu da eklemek gerekir.
İsrail-GKRY ilişkileri savunma, güvenlik ve enerji alanlarında stratejik ortaklığa dönüşürken İsrailli sermayenin Güney Kıbrıs’taki gayrimenkul, arazi ve yatırımlardaki ağırlığı da hızla artıyor.
ABD ile İsrail arasındaki stratejik ve simbiyotik bağ düşünüldüğünde ortaya çok daha büyük bir jeopolitik resim çıkmaktadır.
Washington küresel önceliğini Çin ile Pasifik rekabetine kaydırırken Doğu Akdeniz’de İsrail’in güvenliği, enerji yolları ve deniz ulaştırma hatları açısından son derece değerli olan Güney Kıbrıs’ı ileri bir siyasi-askeri dayanak noktasına dönüştürüyor.
Türkiye açısından asıl jeopolitik sorun adada karşımızda sadece Avrupa birliği değil artık ABD ve İsrail de vardır.
Ankara bugün, sadece içinde bulunduğunuz ekonomik krize bağlı olarak değil devlet baskanlari arasındaki yakın ilişkinin de bir sonucu olarak Kafkasya’dan Batı Asya’ya, Orta Asya’dan Kuzey Afrika’ya kadar her yerde Washington’ın taleplerini uyum içinde karşılamaktayken ABD Türkiye’nin en hassas jeopolitik alanlarından birinde GKRY ile askeri bütünleşmesini gözümüze önünde derinleştiriyor.
Büyükelçi Breslow daha da ileri giderek ABD’nin gelecekte “Kıbrıs’ı koruyacağını” söylüyor.
Kime karşı koruyacaksınız?
Adada 1974’ten beri barışı sağlayan Türkiye’ye karşı mı? KKTC’ye karşı mı? Türk askerine karşı mı? Yoksa Mavi Vatan’daki Türk deniz yetki alanlarına karşı mı?
Bu sorunun cevabı istenmelidir.
Çünkü Doğu Akdeniz’de ABD-GKRY-İsrail ekseninde oluşan askeri ve jeopolitik mimari Türkiye açısından tali bir diplomasi konusu değil, doğrudan ciddi bir jeopolitik meydan okumadır.
NATO üyeliğinin Türkiye’yi otomatik olarak koruduğunu düşünenler de Güney Kıbrıs’ta kurulmakta olan bu tabloya dikkatle bakmalıdır.
Şişli Cami Şerifi Vakfı görevlisi iki gündür kapılarına bıraktığı yemeklerin alınmadığını görünce apartman yönetimine, onlar da polise haber verdi. Şişli, Hanımefendi Sokak’taki dairenin kapısı çilingir vasıtasıyla açıldı ve karşılarına bu manzara çıktı.
Yerde baygın yatan kişi 90 yaşındaki Nail Kesova, nam-ı diğer Nail Dede Kesova, koltukta sorulara yanıt vermeye çalışan ise eşi Melike Kosava.
“Nail Kesova kim ki, paylaştın bu videosunu?” diyen soranlar olabilir.
Kesova’nın ilk evliliğinden olan ve Adana’da yaşayan bir oğlu var, ama çiftin belli ki İstanbul’da başka kimsesi yok.
Kaldırıldığı Okmeydanı Devlet Hastanesi’nde kalça kemiği kırığı tespit edildiği için ameliyata alınacak Nail Kesova, Türk iş insanı, musikişinas, ebru sanatçısı ve Galata Mevlevihanesi'nin eski postnişini (dedesi/şeyhi) olan bir Mevlevi büyüklerinden biri.
Kesova için Kültür ve Turizm Bakanlığı Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nin internet sitesinden yazılanlar ise şunlar:
“Yüksek tahsilini İstanbul Üniversitelerinde yapmıştır. İngilizce, İtalyanca, Arapça bilir, Farsça, Fransızca ve Almanca’ya aşinadır. Genç yaşlarında semazen, bilahare semazenbaşı olmuştur. Sema’ı Postnişin Ahmet Bican Kasaboğlu’ndan meşk etmiştir. 1994'te Postnişin olmuştur. Annesi tanınmış bir Hafız/Mevlithan’dı.
Nail Kesova şiir yazmıştır, bestecidir, Ebruzendir.
Elli civarında tasavvufi bestesi vardır. Ebru ve beste yarışmalarında ödüller almıştır.
Birçok CD, kaset, mistik film çalışmaları olmuştur.
Başkanı olduğu Galata Mevlevi Musikisi ve Sema Topluluğu ile Avrupa, Hindistan, Pakistan ve Azerbaycan’da Sema Gösterileri, Tasavvuf Müziği konserleri, sempozyumlar, atölye çalışmaları gerçekleştirmiştir.
Ömer Şerif’in başrolünü oynadığı “MOMO, Kur’ân Çiçekleri” filminde bir Sema Töreni icra etmiştir.”
ÖNEMLİ NOT:
Bu videoyu çifte birileri sahip çıksın diye paylaştım. Kimse bana 45 yıldır yaptığım haberciliği öğretme hadsizliğine kalkmasın.
34 yıl önce, 1 Ekim’i 2 Ekim 1992’ye bağlayan gece, Ege’de NATO Display Determination-92 tatbikatına katılan TCG MUAVENET, ABD uçak gemisi USS SARATOGA’dan ateşlenen iki Sea Sparrow füzesiyle vuruldu.
Gemi Komutanı Kurmay Yarbay Kudret Güngör, Teğmen Alper Tunga Akan, Telsiz Astsubayı Serkan Aktepe, İkmal Çavuş Mustafa Kılınç ve Topçu Er Recep Akan şehit düştü. 22 denizcimiz yaralandı.
Bu bir kaza değildi. 34 yıldır söylediğimizi tekrar edelim:
Türk donanmasında da kullanılan ve iyi bilinen hava savunma füzesi Sea Sparrow un ateşlenmesinde hedefin belirlenmesi, radar ile aydınlatılması, füze sisteminin hazırlanması ve ateşleme zincirindeki birbirini tamamlayan işlemler Saratoga’da nasıl oldu da kaza olasılığını yok edecek seviyede peş peşe ve bilinçli olarak gerçekleşti ve Türk savaş gemisine iki füze gönderildi?
ABD soruşturması olayı “kaza” olarak kapattı. Ancak iki füzenin ateşlenmesini mümkün kılan komuta, kontrol ve silah sistemi prosedürleri üzerindeki kuşkular hiçbir zaman giderilemedi.
Muavenet, ABD’nin Türk Deniz Kuvvetlerine karşı gerçekleştirdiği ve gerçek nedenleri bugüne kadar tam olarak aydınlatılmamış son derece ağır bir saldırı olarak tarihimizdeki yerini koruyor. “Kaza” açıklaması ise 34 yıldır vicdanları tatmin etmiyor.
Muavenet’i unutmadık. Unutturmayacağız.
Şehitlerimizin ruhları şad olsun. Hepsine rahmet, ailelerine ve sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum.
"Fon Vurgunu" evrildiği yer, kaynaklandığı merkez, ve açığa çıkarmaya başladığı çirkin menfaat ağları itibarı ile artık münferit bir "suç" değil, ya da birkaç arsızın yolsuzun yediği haltlardan ibaret değil, çok açık bir ulusal güvenlik meselesidir artık.
Herkesin de bu açıdan olayları değerlendirmesinin ya da bu bilinçle adım atmasının yerinde olacağı kanaatindeyim.
Bu vurguna bulaşmış bir takım siyasi figürlerin görevlerinden İstifa etmelerinin de o nedenle hiç bir kıymeti harbiyesi yoktur.
Türk milleti olarak görevimiz sadece ve sadece Devletimize, Devletin kurumsal ahlakına ve geleneğine sahip çıkmaktır.
Hiç bir partinin kişinin ya da makam sahibinin itibarının, menfaatinin, ya da çıkar ilişkilerinin denetimden ve hesap sormaktan muaf olmayacağında ittifak etmektir.
Hükumetler gelir gider, aslolan ilelebet payidar olacak olan Türkiye Cumhuriyeti Devletidir.
Bu nedenle, mutlak denetim ve soruşturma tepeden tırnağa kadar Devletin istikbali için yapılmadıkça nazarımda bir aldatmacadan, bir tiyatrodan ibaret olacaktır.
Benim için "fon vurgunu" bu sınırların içinde tartışma dışıdır.
Gereği neyse mutlaka eller titremeden yapılmalıdır.
O nedenle herkesi vicdanı, inancı ile baş başa bırakıyorum.
Nihayet 6 günlük Dünya... Elbet hepimiz toprak olacağız.
insan sormalı kendine..
TARİH BENİ NASIL ANACAK?
Aziz Romalılar, naçizane bir şey demek istiyorum. Fatma Betül Sayan meselesi mühim, evet. Dün gece apar topar verilen o istifa, savcılığın aile boyu koyduğu jet tedbir kararları, 4 ayda 63 milyondan 2.1 milyar liraya fırlayan o akıl almaz Özata Denizcilik kârları elbette manşetleri süsleyecek.
Fakat unutulan çok basit bir aritmetik var: Masanın üzerinde buharlaşan para 20 milyar dolar.
2 milyar Türk Lirası dediğiniz meblağ, bu 20 milyar dolarlık devasa enkazın yanında devede kulak bile değil; yüzde yarım bile etmiyor. Şahı ve kaleleri kaybetmemek için piyon feda etmek en klasik, en kadim satranç taktiğidir. Bu iş, hükümet içinde ve bürokrasi koridorlarında Fatma Betül’den çok daha derine, çok daha karanlık odalara gidiyor.
Siz gerçekten bir genel başkan yardımcısının, kendi kişisel zekâsı ve piyasa öngörüsüyle Nisan ayında tek bir tahtaya 63 milyon lira gömüp, Eylül başında baskından 48 saat önce hisseleri 4.400 liralardan Tera ve Pusula’nın serbest fonlarına devrederek 2 milyar lirayı tek başına nakde çevirdiğine inanıyor musunuz?
Bu çapta bir operasyon; sadece bir genel başkan yardımcısının nüfuzuyla yapılamaz. Bu tezgâh;
Hangi hissenin ne zaman tavan serisine sokulacağını,
SPK teftiş kurulunun ne kadar süre kör, sağır ve dilsiz taklidi yapacağını,
MASAK’ın kırmızı alarm algoritmalarının hangi gün, hangi saatte kapatılıp açılacağını bilen,
Ve en önemlisi, çıkış kapısının hangi saniyede kilitleneceğinin emrini veren "merkezi bir siyasi-bürokratik komuta kademesini" gerektirir.
Fatma Betül ve ailesi, bu piramidin tepesindeki akıl değil; o havuza para park edip komisyonunu alan, içeriden sufleyle zenginleşen "seçkin katılımcılardan" sadece biridir. Bugün aslanların önüne atılmasının tek sebebi, kamuoyundaki infial barajı patlamak üzereyken Saray’ın "Bakın, kendi bakanımıza bile acımıyoruz" vitrinine acil bir kurban gerekmesidir.
Daha birkaç gün önce ne demiştik? Bu topraklarda sermaye piyasası hiçbir zaman serbest piyasa olmadı; iktidar blokları arasındaki örtülü rantın tahsilat ve aklama veznesi oldu.
Buradaki asıl kavga, "yüzde 20 masasının" devrilmesidir.
İddiaların, dekontların ve hisse virmanlarının doğrudan dışarıya, firari veya muhalif kanallara sızdırılması bir tesadüf mü?
Asla. Bu, iktidar bloku içindeki "Küçük Ortak" ile "Büyük Ortak" veya parti içindeki fraksiyonlar arasındaki açık bir iç savaştır.
Bir kanat, diğer kanadın Londra-İstanbul-Ankara üçgeninde kurduğu o devasa gölge finans borusunu patlattı. Tera’nın, Pusula’nın ve Katılımevim’in içine doldurulan yüz binlerce tasarrufçunun parası, bu iç savaşın cephe hattındaki mayın tarlasına dönüştürüldü.
20 Milyar Dolar Nereye Gitti?
İşte savcılıkların ve Saray sözcülerinin asla cevap vermeyeceği soru budur. Eğer ortada 20 milyar dolarlık bir tasfiye ve batık varsa;
Bu paranın ne kadarı kamu bankalarının (başta Emlak Katılım) "görev zararı" kılıfıyla yüzdürdüğü batık inşaat holdinglerine aktarıldı?
Ne kadarı offshore hesaplara, Londra gayrimenkul piyasasına ve Dubai fonlarına kaçırıldı?
Hangi siyasi vakıfların, hangi cemaat ağlarının ve hangi "dokunulmaz" patronların bilançoları bu fonlar üzerinden temizlendi?
Fatma Betül’ün 2 milyar lirasını konuşurken, arka kapıdan çoktan tahliye edilmiş olan 19.9 milyar doları gözden kaçırıyorsanız; tezgâh tam da kurucularının istediği gibi çalışıyor demektir.
1982 Bankerler Krizinde Kastelli bavulları toplayıp İsviçre’ye kaçtığında, arkasında faturayı ödeyen yüz binlerce pul olmuş tasarrufçu ve istifa ettirilen birkaç bakan kalmıştı. Sistem, kendi yarattığı canavarı birkaç kelle vererek kurban etmiş, ama o sermaye birikim modeline dokunmamıştı.
Bugün de sahnelenen piyes aynıdır. Fatma Betül Sayan Kaya, arenada seyirciler tezahürat yapsın diye gladyatörlerin önüne fırlatılan ilk figürandır.
Piyon düştü diye oyunu kazandık sanmayın; vezirler, kaleler ve şahlar Ankara’nın plazalarında, korunaklı sitelerinde ve lüks otel lobilerinde bir sonraki vurgunun taksimatını yapmaya devam ediyor.
bir yanda da rüşvet suçlamasıyla tutuklandığı sırada banka kredisiyle 75 metrekarelik evinin borçlarını ödemeye çalışan, yapılan aramada evinde yalnızca 1 adet çeyrek altın ve 100 dolar bulunan Ramazan Gülten var.
⚠️ 139 KM hızla yaya geçidine dalıp 4 kuzeni öldüren sürücü, olayın ardından “Arabam yeniydi” deyip ağlamış!
Mersin'in Akdeniz ilçesinde yaya geçidinde bekleyen 4 kuzen hayatını kaybetti.
Aracı kullanan uzman psikolog M.K. hakkında açılan davanın ikinci duruşması 29 Eylül’de görülecek. Gözü yaşlı aileler sürücünün “kasten öldürme” suçundan cezalandırılmasını talep etti.
Serdil Atak’ın babası Veysel Atak şöyle konuştu:
“Çocuklarımız orta refüjde yeşil ışığın yanmasını beklerken bir cani tarafından hayattan koparıldı.
Sürücü 30 kilometre ile gitmesi gereken bir noktada 149 kilometre ile orta refüje çıkarak çocuklarımızın hayatına kast etmiştir.”
Anne Hatice Güney Atak ise şunları söyledi:
“Bu kişi kazadan sonra ‘Arabam yeniydi’ diye sayıklayıp duruyormuş. Çocuklarımız yerde yatarken ‘arabam yeniydi’ diye ağlayan bir sanık var karşımızda. En ağır ceza verilsin.”
28 yaşındaki fon vurguncusu Muhammed Yarız’ın özel uçağıyla hacca gidip… Mahkemede defalarca çürütülen İmamoğlu’na özel uçak yalanını savurmak. Fatma Betül Kayan Saya’nın arşivinden…
Fatma bu oyuna nasıl inandı da 163 milyonluk aile servetini dandik bir firma hissesine yatırdı?
Onu şuna inandırdılar. Sen bugünkü fiyattan Özata Denizcilik hissesi al, hisse 4000 tl ye şişecek, o zaman satacaksın?
Kim alır 4000 tl den sürekli zarar eden hisseyi?
Merak etmeyin Tera fon alacak ve 2 milyar 163 milyon tl nizi ödeyecek.
Fon’un parası kimin?
Hevesli 500 bin yatırımcının. Fatma ailesi, fona inanmış küçük yatırımcıyı söğüşledi, fon yöneticileri de aracı oldu.
Ne gerekli?
Anında tutuklama!
Plan belli.
Suç işlemişler.
Neden olmadı bu saate kadar gözaltı?
Başka kimlerle oynandı bu oyun? Açıklayın yeni Fatmaları
Adamlar YSK başkanını gönderip Amerika'da yetkililerle "elektronik seçim yapsak bize yüzde kaçla MEŞRUİYET verirsiniz"i görüşüyor, eczacı hâlâ sandığı getirin diyor.
Timur Soykan: "Şimdi burada sormuyorlar bu fon ilk kurulduğunda içinde olan 12 kişi kim? Sormuyorlar. Niye sormuyor savcılık? Bu soruşturmayı yürütenler niye sormuyor ya?
Bunlar da yanıt vermiyorlar. Yanıt vermek yerine ne yapıyor? Diyor ki, "SPK raporu gelince," diyor, "oraya çıkar," diyor. "Kimler almış, kimler satmış anlaşılır" diyor.
Ona güveniyor. Neden ona güveniyor biliyor musun? Açıklanmayacağını düşünüyor. Çünkü orada siyasetçilerin, bürokratların olduğu iddia ediliyor. Orada siyasetçilerle, bürokratlarla, bazı bakanlarla ilişkili kişilerin olduğu iddia ediliyor."
@TC_Disisleri Meclisin bunu soykırım olarak ilan etmesi ve tüm dünyaya yayması gerekir. Ayrıca her yıl milli yaş ilan edilmeli ve bayraklar ongün yarıya indirilmeli. Yunan milli marşında katliamla ilgili bölümler müfredata girmeli. Bu soykırımı kimse bilmiyor. Ben de yakın zaman önce öğrendim
@dunyasavaslarii o kadar okul okuduk tarih dersi gördük, bize bu olnlra dahil tek bir söz bile edlmdi. 93 harbinde 250 bin Türk katledldi, 1912–1913 balkan savaşlarında 600 bin Türk katledldi, 1919–1922 batı anadolu ve izmir işgalinde 100 bin Türk katldildi. 1914–1920 500-800 bin Türk katldildi
Onbinlerce sivil Türk katledildi orada!
Tek bir anıt diktik mi anılarına?
Onlar işinde, gücünde sivil insanlardı. Tek suçları Yunan olmamaktı! Yunan, hem de henüz devletini kurmadan, bölgede etnik temizliğe girişti! Çoluk, çocuk, yaşlı ayırtetmeksizin.
Saygı, rahmet ve dua ile anıyorum canlarımızı!
Osmanlı devleti, o zaman kendi egemenliği altındaki bu topraklarda aciz kaldı!
Sonuç, Yunan devleti bu kanlı soykırım üzerine kuruldu!
Bu anlamda bu kanlı soykırımı hatırlamayan, olmamış gibi davranan tüm yöneticileri eleştiriyorum...
Bari bundan sonra bu tür soykırımları unutturmayalım. Anıt dikelim ve analım!
Soykırım yapanları unuttuğumuzda, yapanlar yavuz hırsız ev sahibini bastırır hikayesi, bizi soykırımcılıkla suçluyor!
Bizim itirazımız bizatihi verginin varlığına değildir. Verginin kimlerden alındığına ve kimlere nasıl harcandığınadır.
Verginin nelerden, nasıl toplandığı ile toplanan bu vergilerin kimlere, nerelere ve nasıl harcandığı konusunda vergi bilinci yüksek olan toplumlarda hak arama bilinci de o denli yüksek olur. Bu bilinç ve farkındalık ise gerçek demokrasinin ülkede gelişmesi ve olgunlaşması için vazgeçilmezse vazgeçilmezdir.
Aksi halde, ödediği verginin hesabını sormayan bir toplumla gerçek demokrasiye ulaşmak pek mümkün değildir.
Gülsen Tuncer Şişli Camii’nde son yolculuğuna uğurlanırken, cami yönetimi tarafından çağdaş yaşamı destekleme derneği bağış standı, cami avlusuna alınmıyor, aynı şekilde çağdaş yaşamı destekleme derneğinin Çelenkleri cami avlusuna alınmıyor. Diğer dernek ve vakıfların stantları ve Çelenkleri cami avlusunun içine alınırken sadece çağdaş yaşamı destekleme derneğinin çelengi alınmıyor, standı alınmıyor görevliye sorduğumuzda cami yönetiminin kararı olduğu iletildi. @CagdasYasamDD
23 EYLÜL 1821
Tripoliçe şehir düştü. On binlerce Türk vahşice katledildi.
Ve katliam, şehir düştüğü anda bitmedi. Tam tersine günlerce sürdü. Kadınlar. Çocuklar. Bebekler. Yaşlılar.
Yunan isyancıları ve Filhelen destekçileri tarafından Tripoliçe’deki Türklerin tamamı vahşice katledildi. Tarihçiler kesin bir rakam veremiyor ama kaynaklar onbinlerce insandan söz ediyor.
Kolokotronis kendi anlatımında, şehre girdiğinde atının yere basmadığını, heryerin katledilen Türklerin cesetlerle kaplı olduğunu söyler. İngiliz tarihçi William St Clair ise Mora’daki kıyımın, öldürülecek Türk kalmayınca sona erdiğini yazar. Ama iş insanları öldürmekle bitmedi.
Mezarlıklar yıkıldı.
Camiler yok edildi.
Evler, eserler, iz bırakan her şey silindi.
Sanki orada hiçbir Türk hiç yaşamamış gibi.
Bir halk, hafızadan da silinmeye çalışıldı.
23 Eylül.
1821’de Tripoliçe’de öldürülen sivilleri hatırlamak için bir gün.
Tarih, yalnızca taç giyenleri değil, mezarı bile bırakılmayanları da anlatmak zorundadır.
Tripoliçe’nin kadınlarını, çocuklarını, bebeklerini, yaşlılarını ve şehirde vahşice katledilen onbinlerce insanı unutmayalım.
23 Eylül 1821
Tripoliçe Katliamı.
Unutmak tarih değildir.
Hatırlamak, intikam değil hafızadır.
@tcbestepe@MFATurkiye
23 Eylül 1821 - Tripoliçe Soykırımı Ulusal Anma Günü ilan edilsin!
Refah toplumu Almanya bile Ukrayna Savaşı’ndan ders çıkarıyor. Günde 1.000 yaralı senaryosuna hazırlanıyor, 5 askerî hastanesinin yetmeyeceğini hesaplıyor, sivil hastaneleri sisteme dahil ediyor, Soğuk Savaş döneminden kalan yeraltı hastanesini yeniden açmayı düşünüyor.
Biz ise 2016 sonrasında yüzlerce yıllık Türk askerî hekimliği geleneğini tasfiye ettik, GATA’yı kapadık. Tüm askerî hastaneleri kapattık.
Karadeniz’de ve güneyimizde iki savaşın arasında, ateş çemberinin ortasındayız. Büyük bir deprem felaketi yaşadık. Buna rağmen askerî hastanelerimiz hâlâ yok, hastane gemimiz yok.
Büyük savaş veya doğal afette deniz köprüsü kurma, yaralı tahliyesi ve askerî hastane entegrasyonunu müştereken tatbik etmiyoruz.
Bloomberg’in Almanya haberi umarım karar vericilerimiz için ciddi bir uyarı olur.
🔴 ROJİN KABAİŞ'İN BABASI, BİLAL ERDOĞAN'DAN DESTEK İSTEDİ
Van'da 2024 yılında kaybolduktan sonra şüpheli şekilde ölü bulunan Rojin Kabaiş'in babası Nizamettin Kabaiş, Bilal Erdoğan'a seslenerek, kızının ölümünün aydınlatılması için destek talebinde bulundu.
🗣️ Bilal Erdoğan: "Ateş düştüğü yeri yakar. İnşallah yargı işini yapar, hiç merak etmeyin."
Türk Milleti öyle büyük travmatik acılar, soykırımlar yaşamıştır ki, bunları anımsamak istemez!
Rahatsız edicidir çünkü!
Sadece elbette şanlı ve büyük olan, başarılarıyla övünç duyarlar!
Tarih, toplumların belleğidir. Bu anlamda tarih, anılmasından gurur duyulan günler kadar, elem dolu günlerin, yenilgilerin de bilinmesi durumunda gerçek anlamda bellek demektir!
Ancak o zaman ondan ders alınabilir!
Ders kitaplarında, Mora'da bir gecede onbinlerce evet onbinlerce, işinde gücünde silahsız Türk'ün katledilişini okumadık.
Adlarına bir taş bile dikmedik!
Belleğimizin bir tarafı eksik maalesef!
Katledilen canlarımızı rahmetle anıyorum...