Genel Başkanlıktan halk kahramanlığına dönüşme fırsatı… Yeter ki alışıldık siyaset tarzından vazgeçilsin. Uzlaşma değil, mücadele. Elitler değil, halk. Kurumlar değil, meydanlar. Mevcut meşru zemine sıkışmak değil, kendi meşruiyetini inşa etmek.
* Yapay zekanın ne kadar yıkıcı (düzen değiştirici) olacağını düşünüyorsunuz?
Şimdiye kadar konuştuğumuz her şey bilginin kıtlığına dayanıyordu. Avukatlara neden çok ödeme yapılır? Bilgi kıtlığı yüzünden. Mevcut sistem ya bilgi kıtlığına ya da sermaye kıtlığına dayanır; sadece bu iki şey.
Bilgi artık sıfır değerindedir. Çoğu insan bunu henüz göremiyor ama değeri sıfıra inecek. Bu su gibi (her yerde bulunan ve ucuz) bir şey olacak. Bu durum, tüm ekonomik modeli iyi ya da kötü yönde altüst edecek. Toplumun nasıl işlediğine, insanların ne yaptığına dair anlayışımızı ve hatta insan olmanın ne anlama geldiğine dair algımızı kökten değiştirecek.
Birini idealize ettiğimizde, onu sevmiyoruz aslında —
kendi eksikliğimizin yansımasını seviyoruz.
İdealizasyon, arzu nesnesini “tam” kılar; ama tamlık zaten bir yanılsamadır.
Gerçek sevgi, o yanılsamadan vazgeçebildiğimiz anda başlar.
Olgun insan, başladığı gibi bitirir.
Tatil yaptığı yeri enkaza çeviren biri, sevdiklerinden ayrılırken de geride bir enkaz bırakır. Bir kişi mekânlara, nesnelere ne yapıyorsa sevdiklerine de onu yapacaktır. Çöpünü toplamayan insandan sevgili olmaz.
Nasıl başladıysak öyle bitsin!
Kapı zili çaldığında, komşunun gülüşünde, bir an için hüzünlü bir hakikat belirir içimizde: Hepimiz eksik, hepimiz arayıştayız.
Bayram, belki de zihnimizdeki taş duvarlar gibi, geçmişle bugünü birleştiren bir köprü.
Kim, kapitalizmden şikayetçi değil? Yakın zamanda bir holding patronu kapitalizmin çok kötü bir şey olduğuna dair kitap yazmış, konuşmalar yapmıştı. Hayat!
Kim, ben inanmıyorum diyerek dini bayramlarda verilen tatilleri reddediyor. Rastlayan beri gelsin!
Dini bayramlarda verilen tatillere kitlesel bir itiraz geldiğini hiç duymadım. Çoğunluk anti-kapitalist ve dindar.
Demek ki harika bir bayram yaşayacağız.
Ve bugün bayram.
Žižek’in fısıldadığı gibi, bu neşe, kapitalin sahte maskesi mi? Yoksa Eco’nun semiyotik labirentinde, kayıp bir anlamın izi mi? Her ne halse!
Madem çoğunluk anti-kapitalist: Çay bardaklarının tınısında, baklavanın tatlı ağırlığında, kendi yalnızlığımızın kucağında, birbirimize sarılalım.
Ama lütfen, fazla tatlı yemeyin, et hiç yemeyin: Doymadan kalkın! Zira her tat, bir sonraki hüznün gölgesidir. Başka deyişle oburluk, daha açık ifade edecek olursam açgözlülük kapitalizmin en tatlı günahıdır! Varın dindeki karşılığını siz düşünün!
İyi bayramlar dilerim…
Sevmekte, karşımızdakinin iyiliğini istemek, kötülüğünü istememek vardır. Bu anlamda sevmek, "kıyamamaktır". Bizi sevdiğini söyleyen bir insanın gönlü bize acı vermeye kolayca razı geliyorsa, bu insan söz ve davranışlarıyla bize rahatlıkla "kıyıyorsa", ortadaki sevgi değildir.